Gece Yarısı Notları

🕒 Konu sahibi 1 saat önce aktifti
886a6a.jpg


Özgür olmayan insan nedir ? Söyle bana Mariana.. Söyle seni nasıl sevebilirim.. Özgür olamazsam.
Sana kalbimi nasıl açabilirim..
Bu yürek benim değilse ?

(Ünlü ispanyol şair Federico Garcia Lorca, İspanyol iç savaşında, Ağustos 1936 yılında faşistlerce kurşuna dizilmeden önce son şiirini okuyor.)
 
aXRpZ7.jpg


Kalbinde çözülmeden kalan her şey için sabırlı ol. Cevapları şimdi arama. Şu anda cevaplar sana verilmez, çünkü sen henüz onlarla yaşayamazsın. Bu, her şeyi o an yaşama meselesidir. Şu anda soruyu yaşaman gerekiyor. Belki daha ileride, farkına bile varmadan, günün birinde kendini cevabı yaşarken bulacaksın. (Rilke)

Ve bir de şarkı :

[YOUTUBE]X5AFhh5xcL8[/YOUTUBE]
 
surreal_landscape_by_sergioklemtz.jpg


Bu resme de bu şarkı...

[YOUTUBE]4O_YMLDvvnw[/YOUTUBE]

Ne muazzam ikili durdular böyle benim için...
 
9gPlBZ.jpg


" " insan en az üç kişidir "

kendisi, olmak istediği kişi ve bu ikisi arada gidip gelirken uçurumdan uçuruma düşen üçüncü kişi,
en sahicisi de bu üçüncüsüdür,

zira insan bir belkidir."
 
bkO5dj.jpg


Ve bu dünya, öyle insanların adım sesleriyle doludur ki, seni öpüyorken, kafalarında seni asacakları urganı örüyorlar...

(Furuğ Ferruhzad)
 
kbrmXy.jpg


Üşengeç değilsin, sadece mutsuzsun ve mutsuz insanlar yorgun olur, hiçbir şey yapmak istemezler. (Charles Bukowski)
 
ZZ11Go.jpg


Bir kuş uçmuş bu daldan
Çiçekte sesi kalmış

Üç yıl geçmiş aradan
Çiçek birden sararmış

Bir kız almış çiçeği
Koklayıp yaralanmış

Kız koşup dala gelmiş
Dal onu ağırlamış

Beklerken kuşu dalda
Yüreği rüzgârlanmış

Kuş duyunca rüzgârı
Usulca havalanmış

Uçup dönmüş o dala
Çiçekler şarkılanmış

O günden beri dallar
Rüzgârla arkadaşmış

- Rüzgâr benim de arkadaşım
(Nihat Behram)
 
Halep'te 70 yaşındaki Muhammed Anis, evinin yıkıntıları arasında gramofon dinleyip piposunu içerken.

Fotoğraf: joseph eid
P0PrJO.jpg
 
r3MMqa.jpg


"Palto giymeye üşenirken bu koca dünyayı sırtımda nasıl taşırım ben? İçinde bulunduğum durumu kimseye anlatamam. Sen de anlamazsın. Ben bile anlamıyorum ki başkasına nasıl anlatırım?"
 
Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
Ağaçlar bükmesinler n'olursun boyunlarını
Neden akşam oluyorum tren kalkınca
Kırlangıçlar birdenbire çekip gidince
Mendiller sallanınca neden tıkanıyorum
Öyle çok acımasız ki, öyle birdenbire ki
Az önceki çiçekler nasıl da diken diken
Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç.

O sularda çimdik, bitti; köprüleri geçtik, bitti
O elmanın tadı orda, o kuş çoktan öttü, bitti
Artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz
Günler devlet alacağı, yıllar bir kadehçik buzlu rakı
Oyunlar oyuncaksı, oyuncaklar eski şarkı
Kavaklara oklu yürek çizip duran o çakı
Nerde şimdi, nerde şimdi, nerde o kan sarhoşluğu
Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç.

Hasan Hüseyin Korkmazgil

Byad1L.jpg
 
Defolu umutların arasında yüzerken dinamitledim son kalan hayallerimi. Gerçekliğin duruluğu ve hayallerin tutkusu arasındaki zıtlığın çekişmesinde son perdeleri sabırla izledim. Beton zeminin içerisinden başını uzatan bir çiçeğin cılız sesinden başka bir şey işitemiyordum. En çok yara aldırtan en çok düşkün olduğumuz şeyler değil miydi zaten? Bir tutkuydu o cılız sesi işitmemi sağlayan. Güçlü kılabildiği gibi kendime karşı rezil de edebiliyordu. Yumuşak karnımdı, beni ayağımdan ağaca sallandıran yada bir lejyon hissi tattıran. Ne kadar çok tutulduysam o kadar çok soyundum. Ne kadar çok soyunduysam o kadar çok utandım.
"İki elim kanda olsa gelirim" diyen şairin iki eli kandadır artık. Gelir mi bilmem. Güneş açmayı unutmuş. Rüzgarın omzuna kokunu yükle de gönder. Saygı duruşunda tüm çiçekler. Kaç litre daha geçmesi gerekiyor boğazımdan, o çiçeğin sesini daha gür işitmek için?
 
Aradan nasıl bu kadar zaman geçti anlayamadım lakin bu sabah kendimi kardeşimin veli toplantısında veli olarak buldum. Gregor Samsa mı oldum acaba ben de bir anda? Bütün bunlar hayal miydi?

İnsan bir tuhaf hissediyor kendisini. Sanki bütün şeyler yerli yerinde ve her şey sabit kalmış da değişen sadece benmişim gibi çevremi tanımaya çalışıyorum. Sanki 40 yaşına gelmişim de bir tek kafamın ortasındaki saçların dökülüp kafamın iyice açılması, göbeğimin ortaya çıkması eksik kalmış gibi...

İnsanoğlu olarak en önemli yeteneklerimizden biri de bulunduğumuz ortama adaptasyon sağlayabiliyor olmamız. Ben de bu doğrultuda adaptasyonu sağlayabilmek adına, okulun bahçesinden okula girerken “öğrenci velisi yürüyüşü” yaptım. Karşıdan gelen eli tespihli, bıyıklı, şuayip kılıklı abiyi örnek aldım. Daha dik yürüdüm, kafamı iyice yukarı kaldırdım. Sesimi kalınlaştırarak “ofodorsonoz 10-F sonofo norodo ocobo” diye sordum önce. Böyle bir kalıptan “içiridi, üst kitti” gibi ipincecik bir ses çıkınca bir hayli hayal kırıklığı yaşadım doğrusunu isterseniz. Vazgeçtim veli modundan. Direkt merdivenlerden yukarı çıktım.

Whatsapp’dan gideceğim öğretmenlerin listesini kontrol ettim. Bir iki öğretmen ile görüştükten sonra fizik öğretmenine denk geldim. Yeni atanmış ve bir hayli güzel bir kadındı. Bunun üzerine ben de fizik dersine hayatın her alanında verdiğim önemden, toplumsal olarak ilerlemenin ve örnek nesiller oluşturmanın fizik dersini öğrenmekten geçtiğinden söz ettim. Yanımda diğer veliler de beni dinliyordu. Öğretmen hanım beni onaylarcasına güldü. Gülüştük. Diğer bir veli araya girince konuşmam yarım kaldı ve o ara İngilizce öğretmenine denk geldim. Ve ben de yine aynı şekilde; bu zamanda yabancı dil bilmenin çok gerekli olduğunu, öğrencilerin sadece mezun olmakla, bir üniversite bilmekle bir yere varamayacağını, yabancı dile dair ayrı bir hassasiyetimin olduğunu, benim de yabancı dil bildiğimi(Arapça biliyorum ama Arapça demedim. Yabancı dil biliyorum dedim) söz ettim. Ama çok uzatmamalıydım zira tekrar fiziğe dönmeliydim. Çünkü fizik öğretmeni ingilizce öğretmenine oranla daha alımlı daha coşkun bir insan evladıydı. Kardeşimin İngilizcesinin iyi olduğunu öğrenip fizik öğretmenimizin yanına gittim. Kendimin aynı zamanda mühendis olduğunu, kardeşimin fizik derslerinde yardımcı olabilmek adına kendimin de konu üzerinde hassasiyet ile duracağımdan söz ettim. Bazı konuların aklımda olduğunu, moment, momentum, yatay ve düşey atışlar gibi bir çok konuya bir göz atmamla ben de bir şeyler öğretebilirim dedim. Pek sevdi bu tutumumu. Tekrar gülümsedi. Ardından başka veliler gelince öğrencimize dair sohbetimiz orada sona erdi ve vedalaştık.

Eve gittim. Kız kardeşimi çağırdım. Getir bakiyim şu fizik kitabını dedim. İşaret ve baş parmağımı çeneme alıp 1-2 dakika göz gezdirdim. Ardından kitabı kenara aldım ve kardeşime “bak kardeşim, güzel yerlere gelmen için değil sadece, düşünce yapını da ilerletmen için fizik öğrenmen çok önemli. Bunu mühendislik yaşamımın en önemli anahtar kelimesi yahut manifestosu olarak görebilirsin” dedim. O da farkındaymış neyseki ve istediği mesleğe ulaşmasının yollarından birinin o dersi öğrenmek olduğunu kendisi söyledi. Sınav sonrası durumunu sormaya geleceğim dedim. İyi alırsa harçlığına %50 zam vaadettim. Hoşuna gitti. Sınavlara bir ay varmış. Bakalım o zaman . :nopsrn:
 
No Pasaran git burdan :sırıt:
Hepiniz aynısınız hjfkhs

Ama çok uzatmamalıydım zira tekrar fiziğe dönmeliydim. Çünkü fizik öğretmeni ingilizce öğretmenine oranla daha alımlı daha coşkun bir insan evladıydı.

:gamer: güldüm :parti:
 
Yarın öldüğümüz zaman birisi bize sorsa: 'Dünyada neler gördünüz?' dese herhalde verecek cevap bulamayız. Koşmaktan görmeye vaktimiz olmuyor ki...

Sabahattin Ali - Kırlangıçlar
 
"Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur, içten bir güçle kırılırsa yaşam başlar; Zira sahih dönüşümler hep içten gelir."

Yumurtayi kirip disari cikar kus. Yumurta dunyadir.
Dogmak isteyen dunyayi yikmak zorundadir, kus tanriya ucar, tanrinin adi "Abraxas"tir.
Embriyonik bir olu olmaktansa tanriya ucan bir kus olmak icin kirmak zorunda oldugumuz kabuklar oyle bir iki tane degil. Yumurtalar ic ice girmisler.
Icindeki besini tukenmis bir yumurtanin icinde kabugu zorladigim bir donem.
(Belki cok az kaldi, belki biraz daha beklemeliyim)
Boyle bir not almisim, bu postu gorunce cok sasirdim. Sasirinca cat kapi girmis bulundum kisisele. Cok pardon
 
Geri