d. Friglerde Ölü Gömme Geleneği
Frig beyleri ölülerini ya kayalara oyulmuş mezarlara ya da tümülüslere gömerlerdi. Kaya mezarlarının çoğu soyulmuş oldukları için mimari dışında fazla bilgi vermezler. Buna karşın tümülüsler, yani yığma mezar tipleri Frig ölü gömme geleneğini öğrenmemizde önemli rol oynarlar. MÖ 8. yüzyıl başlarından MÖ 6. yüzyıl ortalarına kadar kullanıldıkları sanılan tümülüslerin büyük bölümü Gordion’dadır. Bu yığma toprak mezarları kentin sırtlarında yer alır ve sayısı 100’e yaklaşır.
Bu türde ölü gömme tekniği gelişmiş olarak birden ortaya çıkar. Bu durum tümülüs mezarlarının Frigya’ya dışarıdan gelmiş olduğuna işaret eder. Gerçekten de Arnavutluk ve Makedonya’da soylu kişileri gömmek amacıyla tümülüs mezarların MÖ 1800-1500’den itibaren kullanıldığı bilinmektedir.
Frigya tümülüslerindeki mezar odalarının ahşap yapısı çok ileri bir tekniğin eseridir. Ölüler önceleri yakılmadan ahşap sedirler üzerine uzatılmış, MÖ 7. yüzyılın sonlarından itibaren de, Yunanistan’dan gelen etkilerle yakılmaya başlamıştır. Ahşap mezar odasına ölü ve ölü armağanlarının bırakılmasından ve ahşap çatının kapatılmasından sonra, odanın üzeri büyük bir yığma tepeyle örtülmüştür.
Toprak yığınının ahşap mezar odasına yapacağı baskıyı en aza indirmek için mezar şu şekilde yapılırdı: Ahşap mezar odasının üstü moloz taşlarla kaplanmış, bunun üzerine kalitesi ve direnci fazla olan, sulandırılarak bulamaç haline getirilmiş kil serilmiş , sonra da kuru kilden tepe yığılmıştı. Toprak kümesi, altındaki nemli kilin iyice kurumasından sonra yığılmış olmalıdır; çünkü ıslak kil kuruyunca mukavemeti artıyordu.
Tümülüslerin yüksekliği gömülen kişinin önemine göre 2-3 ile 60-70 metre arasında değişmektedir.
Frig tümülüslerini, Lidya ve Yunan mezarlarından ayıran; mezar odaları yapımında taş yerine tahta kullanılması, yığma tepe toprağının çevreye yayılmasını önlemeye yarayan krepis duvarı ve mezar odasına geçit veren dromos kullanılmamasıdır.
Toprak yığını altında kalan mezar odalarının yeri büyük boy tümülüslerde ortada, alçak tümülüslerde ise mezar soyguncularına karşı alınan önlemle merkezden uzak yerlerde olurdu.
Soylular için kentlerin dışında görkemli yığma mezarlar yapılırken, geniş halk kütleleri için gösterişsiz mezarlar kullanılmıştır. Pazarlı halkı, ölülerini kalenin içindeki basit mezarlara, sırt üstü yatırarak gömmüşlerdi. Boğazköy halkı ölülerini yakıp, küllerini küpler içine koyarak gömmüşlerdi. Ayrıca Boğazköy’de çocuk mezarı olarak kullanılan bir vazo bulunmuştur.
Bu Boğazköy ve Pazarlı’daki ölü külleriyle iskeletlerin tümü geç Frig dönemine aittir ve sürekli kent içine gömülmüşlerdir. Ancak Ankara’da yakılmış ölülerin küpler içinde gömüldüğü kent dışı mezarlar da bulunmuştur. Bu Ankara’da bugünkü Hacıbayram Camisi çevresindeki Frig kentinde yaşayan farklı halk sınıflarının varlığını gösterir.
Gordion, 85 kadar tümülüsle, bugüne kadar bu tip mezarların en yoğun olarak bulunduğu yerleşme yeri. Tümülüsler soylulara özgü bir mezar türü ve Anadolu’ya Phrygler’le birlikte girdiği düşünülüyor. Bunlar, yığma toprak tepelerin altındaki ahşap mezar odalarından oluşuyor. Kazılan 35 tümülüs arasında Büyük Tümülüs, Lydia Kralı Alyattes’in Bin Tepeler’deki tümülüsünden sonra Anadolu’da bilinen ikinci büyük tümülüs: Çapı 300, yüksekliği ise 53 metre.
Bu gizemli yığma tepe ilk kez 20. yüzyılın başında Gordion’daki kazılar sırasında Korte Kardeşler’in dikkatini çekti. Ancak onlar, dönemin teknolojik yetersizliği karşısında umutlarını yitirerek Büyük Tümülüs’ün kazısından vazgeçse de, 1956’da şans, Amerikalı arkeolog R. Young’a güldü. Young, “Tümülüs başlı başına bir anıt mezar olduğu için, onu üstten kazarak tahrip etmek istemedim” diyor.1955 yılının sonbahar aylarında küçük bir sondaj makinesi ile kazıya başlayan Young, —ancak yüz kadar sondajın sonunda- 1956 yazında yığma tepenin altındaki mezar odasının yerini belirledi.
Tümülüs’te açılan tünel çalışmasında Zonguldak Kömür İşletmesi’nden gelen, maden galerisi açmada yetkin mühendis ve işçiler görev aldı. Ancak mezar odasına ulaşmak üzereyken bir sürprizle karşılaştılar.
Odanın çevre duvarına açılan oyuktan, iri moloz taşlar akmaya başlamıştı. Young, mezar odasının üzerine yığılmış, bu koruyucu moloz dolgunun vagonlarla dışarıya taşınmasının bir hafta sürdüğünü anlatıyor. “Bu engeli aştığımızı düşünürken, yaklaşık 2 metre sonra bu kez koca kütüklerden meydana gelen bir başka engelle karşılaştık. Bu kütüklerin arkasında 1 metre kalınlığında gene bir moiçeri dolan havanın etkisiyle çözülmeye başlayan, oyma ve kakmalarla süslü ahşap mobilyalardan geliyordu.
Ahşap eşyalar büyük bir titizlikle odadan çıkarıldı. İçinde en az dokuz tane üç ayaklı masa, iki servis sehpası ve üç de iskemle vardı. Hepsi de Elizabeth Simpson’ın hünerli ellerinde büyük bir sabırla yıllar süren çalışmalar sonucunda restore edildi ve bugün Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nin seçkin eserleri arasında sergileniyor.
Ahşap mobilyaların çökmesiyle yerlere saçılmış olan 200 kadar tunç kap, demirden üç ayaklar üzerinde duran üç tunç kazan Phryg maden endüstrisinin ulaştığı yüksek düzeyi yansıtıyor. Bazı tunç kaplarda yer alan balmumu bantlar üzerindeki yazılar ise, bilinen en eski Phrygçe yazı örnekleri.
Mezar odasının bulunmasıyla sona eren gizemli yolculuk, bu kez yerini henüz kesin yanıtı bulunamamış bir başka gizeme bıraktı. Tümülüsün anıtsal ölçekteki boyutu ve mezar odasının zengin buluntuları, burada gömülenin bir kral olduğunu gösteriyordu. Young’a göre bu kişi Kral Midas olmalıydı. Ancak mezar odasının dış duvarında kullanılan kütüklerin yaşının, dendrokronoloji (ağaç halkalarına bakılarak tarihleme) yöntemiyle, İÖ 740 tarihini göstermesi, başka olasılıkları da gündeme getirdi. Yeni tarihlendirmeye göre bu kral, İÖ 709 yılında hâlâ Phryg tahtında hüküm süren Midas değil, atalarından biri, belki de babası Gordios olabilirdi…
Ancak Kral Gordios’un ne zaman, nerede ve nasıl öldüğü de şimdilik bilinmiyor.
Gordios’tan sonra, Phryg tahtına oğlu Midas geçmişti. Kral Midas, Assur kaynaklarında “Muşki” adıyla anılan Phrygler’in kralı olup, “Muşkili Mita” adı ile tarihi bir kimliğe sahip.
Kral Mita-Midas’ın, Assur yazılı belgelerine göre, İÖ 717-709 yılları arasında Doğu, Güney ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde Geç Hitit Beylikleri’nden Kargamışlı Pişiriş, Taballi Ambaris, Atunalı Matti ve Urartu Kralı I. Rusa ile yakın ilişkiler kurduğu anlaşılıyor.
Ama en büyük düşmanı Assurlu çağdaşı Kral II. Sargon olmalı (İÖ 721-705). II. Sargon’un, başkent Khorsabad’daki (Dur-Sarru-ken) sarayının duvarlarına yazdırdığı yıllıklar bu siyasi ilişkilerin somut tanıkları:
“Saltanatımın beşinci ) yılında Kargamışlı Pişiriş, yüce tanrılara verdiği yemine karşı günah işledi ve Muşki ülkesinden Mita’ya, Assur’a karşı düşmanca davranması için mesajlar gönderdi… Taballi Ambaris, babasının sınırları dışında olan ve sınırlarını genişleten Hilakku ülkesi ile birlikte Urartulu Ursa (Rusa) ve Muşkili Mita’ya benim topraklarımı ele geçirmek teklifinde bulunmak için bir haberci gönderdi…”
Tyana’da (Niğde-Kemerhisar) bulunan bazalt taş ve üzerindeki Eski Phrygçe (Phryg dilinde ve Phryg alfabesi ile yazılmış) yazıttaki Midas adı da, onun Kilikya Torosları’ndaki faaliyetlerinin bir göstergesi.
Gordion’da saray alanında ve bazı tümülüslerde gün ışığına çıkarılan doğu kökenli arkeolojik buluntular ise, Phrygler’in İÖ 9. yüzyıldan itibaren Geç Hitit Beylikleri’nin ana yayılım alanı Güney ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri ile ilişkide olduğunu gösteriyor. Ancak söz konusu ilişkilerin yazılı belgelerinden şimdilik yoksunuz.
Kral Mita-Midas, doğudan ilerleyen Kimmer tehlikesini II. Sargon ile bir dostluk anlaşması ile atlatmayı düşünüyordu. Bunun için Assur sarayına iyi niyet elçileri ve hediyeler göndermesi bir anlamda Assur’un gücüne boyun eğişiydi. II. Sargon Phryg kralının barış talebini övünerek anlatıyordu:
“… memurum Que (Kilikya) yöneticisi, Muşki ülkesinin Mita’sı ve onun üç bölgesine bir akın düzenledi. Onun şehirlerini tahrip etti, yıktı ve yaktı. Çok sayıda ganimet aldı. Ve benden önceki krallara boyun eğmeyen Muşkili Mita düşüncesini değiştirmeden güneşin doğduğu denize, bana destek, haraç ve hediyeler getirme teklifinde bulunan habercisini gönderdi.”
II. Sargon bu övüncünü, sarayının duvarlarını süsleyen kabartmalardan birinde, kralın huzuruna çıkmak için sırtında taşıdığı armağanı ile bekleyen fibulalı (büyük çengelli iğne) Phryg elçisi betimi ile de perçinleyecekti.
II. Sargon ile Midas arasında yapılan barış anlaşması çerçevesinde Phryg sarayında sürekli bir Assur elçisinin bulundurulduğu anlaşılıyor: “…ben sana Muşkiler’in huzurundan habercinin ilişkisini kesmemesini söylemek için yazıyorum…” Ama bu tarihten sonra Assur kaynaklarında Muşkili Mita ya da Phrygli Midas ile ilgili herhangi bir bilgi yok…
Assurlular bu yazıtları hazırlarken, Midas’a büyük bir iyilik yaptıklarının farkında değillerdi. Çünkü onların bıraktığı kaynaklar olmasaydı Phrygler ve Midas hakkında bu kadar çok şey bilmemiz olanaksızdı.
Midas hakkında tarihî bilgiler içeren antik Batı kaynakları ise onun egemenliğinden birkaç yüzyıl sonrasına ait.
Bu kaynaklarda, Kral Midas’ın Orta Yunanistan’daki Delphoi kehanet merkezine, “üzerinde oturup adalet dağıttığı, görülmeye değer güzellikteki” tahtını yollayarak Yunanistan ile iyi ilişkiler kurduğu; bir Aiol kenti olan Kyme’nin (Aliağa-Namurt Limanı) prensesi ile evlenerek Batı Anadolu sahillerindeki Yunanlı yöneticilerin güvenini kazandığı yazılı.
Midas, bir yandan Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Urartu, Kuzey Suriye ve Assur ile, diğer yandan Batı Anadolu sahilleri ve Yunanistan ile ilişkiye giren, Anadolu’nun ilk Demir Çağı kralı olarak haklı bir üne sahipti.
Geç Antik Çağ kaynaklarında, Midas’ın ölüm yılı olarak İÖ 696 ya da 675-674 veriliyor. Ancak bu tarihlerin güvenilirliği hâlâ tartışmalı. Strabon, Midas döneminde Phrygler’in ülkesinin göçebe Kimmer boyları tarafından istila edildiğini ve Midas’ın bu felaket karşısında boğa kanı içerek yaşamına son verdiğini anlatıyor.
Phryg-Kimmer mücadelesi ile ilgili hiçbir yazılı belge olmaması ve radyokarbon sonuçlarının ardından Gordion’daki büyük yangının Kimmerler’e mal edilmemesi nedeniyle, babası Gordios gibi, efsanevi Kral Midas’ın akibeti de hâlâ tarihin sırlarla dolu sayfalarında gizli…
Phryg Krallığı’nın politik gücünün nasıl ve ne zaman sona erdiği de pek açık değil. Bilinen, Gordion’da yeni kurulan kentin, İÖ 4. yüzyılın ikinci yarısı ortalarına kadar Phrygler’e hizmet vermeye devam ettiği.
Arkeolojik buluntular, İÖ 7. yüzyılın sonlarında kentte istikrarın ve zenginliğin devam ettiği yönünde. Öyleyse Herodotos’un bildirdiği gibi Phryg Krallığı, Lydia kralı Alyattes’in (İÖ 610-560) İÖ 590 yılındaki Kızılırmak seferine kadar bağımsızlığını koruyordu.
Ancak, ne Doğu ne de Batı kaynaklarında Midas’ın halefleri hakkında açık bir kayıt yok. İÖ 585 yılında Medler ile Lydialılar arasında yapılan Kızılırmak Barışı’ndan sonra Phryg topraklarının Kızılırmak’ın doğusunda kalan kısmı Medler’in denetimi altına girmişti. Batıda kalan büyük kesim ise Lydia egemenliği altındaydı.
İÖ 547-46 yılında Lydia Krallığı’nın yıkılmasıyla birlikte Phrygia toprakları, iki yüz yılı aşkın bir süre Pers İmparatorluğu’nun bir parçası oldu; Kappadokia, Paphlagonia ve Hellespontos ile birlikte Büyük Phrygia satraplığına bağlandı.
Askerî ve idarî planda kalan Pers egemenliği boyunca yerli halk, büyük ölçüde geleneksel yaşam biçimi ve kültürünü sürdürdü, eski Phryg dili ve yazısı en azından İÖ 4. yüzyıl, hatta 3. yüzyıla kadar kullanıldı.
Köklü Phryg kültürünün etkileri bölgede Roma döneminin sonlarına, hatta Hristiyanlığın ortaya çıkışına kadar devam etti.
Bir zamanların ihtişamlı başkenti Gordion ise önemini yitirdi, giderek sonun başlangıcındaki köy niteliğine bürünerek sessiz bir şekilde unutuldu. Ta ki, yüzlerce yıl sonra 1923’te, bölgede yeni bir başkent yükselinceye kadar…
Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara, burada kuruldu. Eskiçağ yazarlarından Pausanias “… Bu şehri (Ankyra) eski zamanlarda Gordios’un oğlu Midas kurmuştu…” diyor. Buradaki Phryg dönemi yerleşmesi her geçen gün genişleyen modern kentin altında.
Hacıbayram Tepesi, Ulus, Çankırıkapı, Atatürk Orman Çiftliği ve ODTÜ kampus alanında yapılan arkeolojik çalışmalarda ele geçen buluntular Pausanias’ın sözlerinin somut kanıtı. Anıtkabir’in bulunduğu yerde, inşaat öncesinde kazısı yapılan Phryg soylularına ait tümülüsler ise anıt mezar yapımı için yer seçimi konusunda garip bir tarihsel rastlantıyı göz önüne seriyor.
Doğayla iç içe, mevsimlerin döngüsüne ayak uydurmuş, meşakkatli ama huzurlu ve basit bir yaşamı seçen Phryg toplumunun hâlâ bilinmeyen yönleri çok… Aile yapıları nasıldı? Belli bir hukuk sistemleri var mıydı? Halk nereye ve nasıl gömülüyordu?
Bunlar bir çırpıda akla gelen sorular… Gizemi çözmek üzere çalışmalar sürüyor ve belki de Phrygler’in düğümü toprağın sadece birkaç metre altında yüzlerce yıllık uykusundan uyanmayı bekliyor..