Escinsel evlilige izin verilmeli mi?

🟢 Konu yazarı şu anda aktif
Tedavisi vardır eşcinsellik doğuştan gelen bir durum değildir.
Öyleyse lisede eşcinsel olan bir arkadaşımın suan iki evladı olmazdı. Dolayısıyla hormonların etkisi oldugu kadar psikolojik bir travmadır , atlatılabilir.
Herkes istediği gibi yasasın ama tüm dünyada toplumsal çıkarlar ve normlar bireylerin üstünde kabul edilirken kimse azınlığın sapkın isteklerini normal karşılamasın.
 
Yahu karar verin.
Doğuştanmı derken, demek istediğim şu; insanın elinde olan bir durummu?
 
katiyen iğrenç bir konu Lafı bile olmaz Hollanda'da serbest Özel kasabalar inşaa edildi sırf rahat yaşasınlar diye eğer bu hastalıksa zina yapmasınlar hadim olsunlar hem topum hem işimi göreyim olmaz ahlaksızlıktan başka birşey değil toplum herseyi anlayışla karşıladığı sürece ilerde kendilerine sapıkça yada çocuklarına cinsel istismar olursa cani bir nevi HAKLI duruma geliyor o zaman niye kızalım onunda yapma arzusu var hastalık anormal demeyelim ozaman sapıklığın her türlüsü doğaya insanlığa aykırıysa engellenmeli !
 
Tedavisi vardır eşcinsellik doğuştan gelen bir durum değildir.
Öyleyse lisede eşcinsel olan bir arkadaşımın suan iki evladı olmazdı. Dolayısıyla hormonların etkisi oldugu kadar psikolojik bir travmadır , atlatılabilir.
Herkes istediği gibi yasasın ama tüm dünyada toplumsal çıkarlar ve normlar bireylerin üstünde kabul edilirken kimse azınlığın sapkın isteklerini normal karşılamasın.

Yanlış senin Dediğin Hollanda da araştırmaya göre 25 bin hemcinsiyle ilişki yaşayan Türk var çoğuda evli çocuklu çifte hayat yaşıyor
 
Izin verilse dahi olmaz, olamaz. Insanimiz bunu kaldiramaz.
Nikahsiz yasayanlara dahi baski yapan insanlar, onlari sittin sene barindirmaz.
 
Tedavisi vardır eşcinsellik doğuştan gelen bir durum değildir.
Öyleyse lisede eşcinsel olan bir arkadaşımın suan iki evladı olmazdı. Dolayısıyla hormonların etkisi oldugu kadar psikolojik bir travmadır , atlatılabilir.
Herkes istediği gibi yasasın ama tüm dünyada toplumsal çıkarlar ve normlar bireylerin üstünde kabul edilirken kimse azınlığın sapkın isteklerini normal karşılamasın.
Tedavisi yoktur...
Arkadaşın muhtemelen mahalle baskılardan kurtulmak için evlenmiştir...
Tedavisini sorsan söyleyemez...
Belki bir kaç hormon preparatlarla bazı hormonları baskılıyordur ama uzun vadeli yararı olmayacaktır... çünkü baskın olan vücutun kendisi...

Eğer o çocuğu görürsen bir konuş... Bence dünyanın en mutsuz heriftir...
Bu yazıktır günahtır bence...

Yahu karar verin.
Doğuştanmı derken, demek istediğim şu; insanın elinde olan bir durummu?
İnsanın elinde olmayan birşey...
Ayıp bulmamalıyız... Normal mış gibi karşılamalıyız...

Eğer bir tedavisi olsaydı Zeki Müren ve Bülent Ersoylar olurmuydu...
Önce bunlar kendini tedavi ederdi... Yada kuşum Aydın veya Fatih Yürek...
 
neden olamıyor kardeşim?
ağzını açınca herkes özgürlükten bahsediyor konuya gelince bir ünlem işaretiyle kapatıyor.
herkesin kendine ait bir yaşantısı var bunu sorgulamak kime düşer?
bence izin verilebilir.
at gözlüklerini çıkarın.

taş ocağında veya mağarada değiliz !
ulan insanoğlu ki zihinsel hasta olan hemcinslerini odaya kapatık ayaklarına zincir vurmuştur !

düzen böyle gitmez

bknz; “oysa Musa en çok
halkı buzağıya taparken Musa'ydı
İsa en çok çarmıhta İsa”
 
Tedavisi yoktur...
Arkadaşın muhtemelen mahalle baskılardan kurtulmak için evlenmiştir...
Tedavisini sorsan söyleyemez...
Belki bir kaç hormon preparatlarla bazı hormonları baskılıyordur ama uzun vadeli yararı olmayacaktır... çünkü baskın olan vücutun kendisi...

Eğer o çocuğu görürsen bir konuş... Bence dünyanın en mutsuz heriftir...
Bu yazıktır günahtır bence...


İnsanın elinde olmayan birşey...
Ayıp bulmamalıyız... Normal mış gibi karşılamalıyız...

Eğer bir tedavisi olsaydı Zeki Müren ve Bülent Ersoylar olurmuydu...
Önce bunlar kendini tedavi ederdi... Yada kuşum Aydın veya Fatih Yürek...

Heh tamam teşekkür ederim sağolasın :)
 
Bülent ersoyun yeni Albümü çıkmış dönmez olaydım
 
Bizim ülkemizde kaos olur.
Bi kere yatak odasını hangi taraf alacak? beyaz eşyayı hangi taraf alacak? 5'i bi yerde kimin hakkı? önce bunlar açıklığa kavuşsun sonra izin verilsin.
 
Olur. 28 haziran da lgbt eyleminde görürsünüz :))))

destekliyorum. Velev ki dönmeyiz yazan o şirin pankartlar çok manidar:))))
 
Tabi ki hayır .. Eşcinsellik genetik bir hastalık değildir .. Psikolojik bir travmadır ve böylesi travmaları toplumun gözüne normalmiş gibi sokamazsınız .. Özel hayatlarında özellerini yaşasınlar ama genelin ahlaki kurallarına da saygılı olsunlar ..

Ya zaten ozelinde yasiyorsa, bu kisilerin evlenilmesine izin verilmemesi sacma degil mi? Ayrica psikolojik bir travma olduguna dair bilimsel belgeleri gormek isterim, eger biliyorsan : ))
 
Benden uzak Allah'a yakın olsunlar.

Sevmiyorum abi ama hiç kimseye karışamam , karşı çıkmam destek olmam açıkçası umursamıyorum..
 


Ya zaten ozelinde yasiyorsa, bu kisilerin evlenilmesine izin verilmemesi sacma degil mi? Ayrica psikolojik bir travma olduguna dair bilimsel belgeleri gormek isterim, eger biliyorsan : ))

Kardeşim .. Evlilik genele topluma bir ilandır özelde evlilik diye bir şey olmaz .. Eşcinsellere bakışı Cenab-ı ALLAH Kuran'da açık bir şekilde ifade etmiştir .. Sırf bir toplumu eşcinselliği yüzünden helak etmiştir .. Eşcinselliğin ruhsal bir travma olduğunu da şu yazılardan anlayabilirsin ..



Eşcinselliğin Nedenleri
KATGORI: EŞCINSELLIK|MAKALELER
8Ağu2011



Eşcinselliğin nedenleri hakkında yaygın iki görüş vardır. Birinci görüş; eşcinselliğin biyolojik kaynaklı olduğudur ve insanların doğuştan eşcinsel olduğu savunulur, fakat bilimsel araştırmalar bunu doğrulamamakla birlikte eşcinsellik üzerine çalışan araştırmacılar birçok faktörün eşcinselliği etkilediğini söylüyor. İkinci görüş ise; eşcinselliğin bir tercih olduğunu savunur. İnsanlar davranışlarını seçebilirler fakat arzularını ve atraksiyonlarını (çekicilik/çekim gücü) seçemezler. Bu sebeple kişilerin eşcinsel duygular beslemelerini bir tercih olarak savunmak doğru değildir. Tıpkı duygu gibi arzu ve çekim gücü de içten gelir ve bilinçli bir tercihle oluşmaz. Peki, bu yaklaşımların ikisi de doğru değil ise eşcinsellik nereden kaynaklanıyor?
Eşcinsellik gelişimsel süreci olan bir durumdur. İnsan gelişimi çok karmaşık bir süreç olmakla beraber gelişim sürecini etkileyen birçok sayıda etken vardır. Kabaca eşcinselliği etkileyen faktörler şöyle sıralanabilir:

Cinsel kimlik kişinin kendi cinsel kimliğini nasıl algıladığıdır. Yani davranışlarının kadınlık ya da erkeklikle ilgili ruhsal yönleridir. Peki, sağlıklı bir cinsel kimlik nasıl oluşur veya sağlıksız bir cinsel kimliğin eşcinsellik üzerindeki etkisi nedir? Öncelikle erkek cinsel kimliğinden bahsedersek; yeni doğmuş bir bebek ilk aylarda kendini ve annesini bir bütün olarak görür. Daha sonra ayrı bir birey olduğunu fark eder ve yaklaşık 1,5 yaşında cinsel kimlik ayrımı hakkında bir fikri oluşmaya başlar. Küçük erkek çocuğu etrafındaki bireylerin farklı cinsiyetlerde olduğunu fark eder. Anne kız, baba erkek olarak algılanır. 2,5 yaşına geldiğinde ise erkek çocuk annesi ile arasındaki bağlanmayı keserek (ayrışarak), babası ile bağlanma sürecine girmenin mücadelesini yaşamaya başlar. Bu süreç baba ile kurulan ilişki aracılığıyla çocuğun cinsel kimliğini geliştirdiği süreçtir. Çocuk babasına çeşitli sorular sorarak erkeklerin neler yaptığını, nasıl konuştuklarını, nasıl yürüdüklerini öğrenmeye çalışır ve kendini sorgulamaya başlar. Bu 2,5 yaş ve 4 yaş arasında bilinçdışı gelişen bir süreçtir. Babanın yaklaşımı çocuğa zaman ayırarak onun soruları ile ilgilenmek, merak ettiği konuları önemsemek ve cevap verirken özellikle sözsel olarak da merakını onayladığını, onunla gurur duyduğunu, onu çok cesur ve güçlü bulduğunu belirtmek yönünde olmalıdır. Ayrıca bu iletişim sırasında fiziksel temasta bulunmak (sarılmak, tutmak, birlikte araba yıkamak, top oynamak, bir şeyler tamir etmek, vb.) da önemlidir. Özellikle fiziksel teması gerektiren oyunlar oynamak da (basketbol, futbol gibi) çocuğun erkeksi kimliğinin oluşumuna katkı sağlar.
5-6 yaşlarına geldiğinde ise çocuk için yeni bir süreç başlar. Bu süreçte genellikle okula giden çocuklar diğer erkekler ile kendini kıyaslayarak kendi erkeklik kimliğini sorgulamaya başlar. Etrafındaki diğer erkek çocukları tarafından kabul edilme, onaylanma ve aralarına kabul edilme ihtiyacı duyar. Bir süre kendi cinsinden olan bu erkek çocukları ile bağ kurmaya çalışır, karşı cins ile ilgilenmezler. Bu doğal bir süreçtir. Kişi kendi cinsel kimliğini tam anlamıyla anlamadan karşı cins ile ilgilenmeye başlamaz.
Çocuklarda ergenlik başlangıcı ile birlikte (10-12 yaş) cinsel kimlik oturur ve artık karşı cinse ilgi ve merak başlar. Eşcinsel eğilimi olan kişilerde ergenlik dönemindeki karşı cinse olan merak süreci görülmez. Bu kişiler genellikle anneden ayrışma baba ile bağlanma sürecinde (2,5 yaş civarında) bir takım engeller yaşarlar. Baba figürünün yok olması, yani bağlanma yaşayacak bir babanın fiziksel olarak bulunmaması durumunda veya babanın fiziksel olarak olmasına rağmen çocuğa kendini güvende ve istenilir hissettiremeyen bir baba eşcinsel eğilimin temelinde yatan faktörlerden biridir. Bu süreçte tam olarak ne olduğundan çok çocuğun durumu nasıl algıladığı önemlidir. Eğer erkek çocuk babasın tarafından kabul gördüğünü, istendiğini, önemsendiğini ve bağ kurmaya çalıştığını algılayamıyor ise baba ile bağlanma sürecinin kurulması zorlaşır. Algılayışımız mizacımızla ilgilidir. Örneğin hassas mizaçlı bir çocuk söylenenleri kolaylıkla kişisel algılayabilir. Genellikle eşcinsel eğilimleri olan kişilerin hassas mizaçlı oldukları ve dolayısı ile birçok şeyi kişisel algıladıkları görülür. Ayrıca bu kişilerin genellikle zeki ve güçlü sezgilere sahip oldukları görülür. Bu çocuklar her türlü detaya dikkat ederler ve ne olduğunu en ince ayrıntısına kadar fark ederler.

Aslında çocukları ile iletişim kurmak isteyen onları gerçekten seven bazı babalar doğru davranış ve yaklaşım yöntemlerini bilmediklerinden çocukları tarafından farklı algılanabilmektedirler. Özellikle sert mizaçlı babalar küçük çocuklarına seslerini yükselttiklerinde canavar olarak algılanabilmektedir. Bu durumda çocuk anne ile ayrışıp bir canavar ile yakınlık kurmaktan kaçınabilmektedir. Yine bazı babalar aslında çocuklarına yardım etmeye çalışırken onların cinsel kimliklerini zedeleyici bazı benzetmeler yaparak (anne kuzusu olmakla suçlamak, kız gibi davranmakla suçlamak gibi) da çocuk ile baba arasında oluşabilecek sağlıklı bağlanmayı engelleyebilmektedirler. Bu ve benzer nedenlerle çocuk ile baba arasında bir bağ oluşmaz, fakat çocuk her şeye rağmen bu bağın oluşması için, doğası itibari ile içten gelen bir arzu içerisindedir. Çocuk bu bağın oluşması için birçok deneme yapar ve eğer reddedilir ve başarısız olursa birkaç denemeden sonra bu çabasından vazgeçebilir. Bu durumda babadan içsel bir ayrışma yaşanır ve anne ile bağlanma süreci devam eder. Baba figürü erkekliği temsil ettiğinden çocuk kadın kimliğini erkek kimliğine tercih eder. Genellikle cinsel eğilimi olan kişilerin çocuklukları daha fazla kadınlar arasında geçenlerdir. En az bir kız kardeş, anne ve büyükanne ile büyütülmüşlerdir. Bu süreçte kadınlar hakkında birçok şey öğrenirler ve kadınsı özellikleri benimserler. Fakat bir yandan da erkekler hakkında bilgi edinme arzusu içindedir, fakat edinme fırsatı bulamaz. Bu sebeple genellikle erkeklerle iletişim kurmakta zorlanırlar. Çünkü diğer erkekler tarafından korkutuluyor veya kadınsı davranışlarından dolayı dışlanıyor olabilecekleri gibi, kızların yanında kendilerini daha iyi hissedebilirler de. Farkında olmadan erkek arkadaştan çok kız arkadaş edinmeye başlarlar. Ergenlik çağına geldiklerinde hala diğer erkekler tarafından kabul görme ve onlara dâhil olma arzusu içerisindedirler. Kendi cinsiyetinden çok karşı cinse ait bilgiye sahiptiler ve artık onlara ilgi duyma ihtiyacı kalmamıştır. Tek merak ettiği erkeklik ve erkeklerdir. Doğası itibarı ile sahip olunan dürtüler, ihtiyaçlar doyurulmadığı takdirde ortadan yok olmazlar aksine daha da şiddetlenebilir veya form değiştirirler. Kendi cinsi ile bağlanma ihtiyacı doyurulmayan bir ergenin bu dürtüleri ortadan kalkmaz. Ergenlik ile birlikte vücutta oluşan fiziksel değişimler olur, cinsel arzular gelişir ve kendi cinsine olan merak cinsel merakla birleşir. Aslında bireyin kendi cinsinden olan bir başkasından arzuladığı romantik ve cinsellik içeren bir ilişki değil sağlıklı, duygusal anlamda derin ve cinsellik içermeyen bir ilişki kurabilmektir. Fakat bu durum cinsel bir ihtiyaç ve romantik bir ilişki ihtiyacı olarak ortaya çıkar. Bu duyguların ne kadar güçlü olabileceğini bilmek çok önemlidir. Bu kişileri yanlış tercih yapmakla suçlamak, onları bu durumun gerçekten bir tercih olduğuna inandırır. Bu kişiler eşcinsel eğilimlerinden kurtulmak için dua ederler. Fakat doğaları itibarı ile sahip olunan ihtiyaçlar doğru şekilde karşılanmadıkları sürece yok olup gitmezler. Bu süreçte değişimin mümkün olduğu ve diğer erkeklerle cinsellik içermeyen sağlıklı bir ilişki seçeneğinin olduğunu bilmek önemlidir.
Kadın eşcinselliğinin (lezbiyenlik) gelişimini tetikleyen birçok neden olmakla beraber bilinen en temel 4 neden şöyle sıralanabilir.
-Birincisi erkeklerde olduğu gibi bağlanma süreçleri ile ilgili. Kız çocuğun anne ile bağlanma süreçlerinde sorun yaşaması, kendi cinsine uzak kalmasına, daha çok karşı cins ile yakınlaşma içine girmesine, onları tanımasına ve dolayısı ile ergenlik döneminde kendi cinsine olan merakına cinsel dürtülerin eklenmesine yol açar.
-İkinci neden anne sevgisi arayışıdır. Anne ile kız çocuk arasındaki sağlıklı bir bağ kurulmuş olmasına rağmen öncesinde yaşanan herhangi bir kopukluk (annenin veya çocuğun hastanede kalması ve birbirlerinden ayrı vakit geçirmeleri gibi), kız çocuğunda bu açlığa ve dolayısı ile lezbiyenliğe sebep olabilir.
Üçüncü neden ise; kadının karşı cins tarafından zarara uğramış olmasıdır. Bu kişiler için lezbiyenlik bir şekilde gelecekteki olası zararlardan korunma yöntemi olabilmektedir.
Dördüncü faktör ise; duygusal bağımlılıktır. Eşcinsel olmayan iki kadının birbirlerinin duygularına aşırı duyarlı olmaları, birbirlerini duygusal olarak tatmin etme arzusu içerisinde olmaları sağlıksız bir ilişki şeklidir. Bu ilişki zamanla cinsel birlikteliğe dönme potansiyeline sahiptir.


Eşcinselliğin nedenleri nelerdir? PDF Yazdır e-Posta


Yüzyıllardır toplum tarafından kabullenemeyen eşcinsellik hakkında yapılan anket ortaya kondu.

Dünya kadar eski olan eşcinselliğin kişinin cinsel olarak kendi cinsine ilgi duyması olarak tanımlanabileceğini söyleyen Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) Genel Sekreteri Cinsel Psikolojik Danışman Psk.Gülüm Bacanak eşcinselliği, erkek veya kadın olarak bir insanın libido yönelimi ve doyumu itibariyle yine kendi cinsine sevgi ve cinsel ilişki arzusu ile dönme olarak tanımlarken,

“Eşcinsellik bir ruhsal bozukluk mudur?” sorusunun genel hekimlik uygulamasında önemli bir sorun olduğunun altını çizen CİSED Başkanı Cinsel Psikolojik Danışman Dr.A.Cem Keçe, ise “Çünkü ruhsal bozukluk veya anormal davranış, göreceli kavramlardır.

Zira öncelikle normalin tarif edilmesi gerekir. Yaşadığı toplumdaki kişilerin çoğunluğunun değer yargılarını benimseyen ve toplumun geneline uygun davranan birey normal, aykırı hareket eden birey ise anormal olarak adlandırılabilir.

Bu açıdan bakıldığında eşcinsellik anormal bir davranış olarak görülebilir. Ancak ruhsal bozukluk olup olmadığını belirleyen en önemli etken ise; kişinin kendini nasıl hissettiğidir.

Eşcinsellerin kendilerini suçlu, huzursuz, yalnız, depresif, sıkıntılı ve gergin hissetmeleri sık rastlanan bir durumdur. Yani ruhuna ve benliğine aykırı olduğu halde eşcinsel eylemlerini sürdürmek zorunda kalmak veya dürtüyü kontrol edememek kişide ruhsal sıkıntı yaratabilir. Bu açıdan baktığımızda da eşcinsellik bir ruhsal bozukluktur, bir cinsel eğilim bozukluğudur, bir cinsel kimlik bozukluğudur” diye konuştu.

TÜRKİYE’DE EŞCİNSELLİK ORANI YÜZDE 12

ABD’de yapılan araştırmalara göre, erkeklerin yüzde 20’nin, kadınların ise yüzde 18’nin eşcinsel eğilim göstermekte olduğunu ifade eden Dr. Keçe, “2004 yılından beri yaptığımız ve şu an itibarıyla 5000 kişiye ulaştığımız Eşcinsellik Anketi'mize göre ülkemizde eşcinsellik oranı yüzde 12 gibi gözükmektedir.

Ancak konunun hassasiyeti ve gizli eşcinsellerin sayısı göz önüne alındığında bu oranın daha fazla olması muhtemeldir” dedi.

Kişilerin, eşcinsel olduklarını genellikle ergenlik döneminde fark ettiklerinin altını çizen CİSED Genel Sekreteri Cinsel Psikolojik Danışman Psk.Gülüm Bacanak; “Bir kısım eşcinsel eğilimlerini çoğunlukla uzun süren ve çoğunlukla kendileri için tatmin edici olan heteroseksüel bir cinsel yaşam sonrası fark edebilir.

Bir kısmı da ömür boyunca bu kimliklerini gizli tutmakta ve eşcinsellikle ilgili düşünce ve duygularını eyleme geçirememektedir. Çünkü eşcinseller toplumda yaygın olan eşcinsellere yönelik kaygı, korku ya da nefret nedeniyle cinsel yönelimlerini bir süre ret ederler ve kendilerini heteroseksüel ilişki kurmaya veya karşı cinse ilgi duymaya zorlarlar.

Ama eşcinseller ilerleyen yıllarda, ekonomik ve toplumsal anlamda yer edindiklerinde, kendilerini daha rahat ifade edebilme yetisi kazandıklarında, sosyal konumları ve kişilikleri sağlamlaştıkça, kendilerine güvenleri arttığında, hayatlarını kendi istedikleri doğrultuda yaşama isteklerini eyleme dönüştürmeye ve eğilimlerini açığa vurmaya başlarlar” dedi.

Eşcinselliğin açık ve gizli olarak ikiye ayrılabileceğini ifadede eden Dr.A.Cem Keçe, “Açık eşcinselliği, gizli eşcinsellikten ayırt etmek gerekir. Açık eşcinsellikte kişi, eşcinsel duygu ve dürtülerinin bilincedir, cinsel yöneliminin nesnesi bellidir.

Toplumsal yargı ve baskılardan korksa da, bunalsa da ve bunu kendisi için sorun olarak kabul etse de; bu duygu ve dürtülerin doyurulmasını ister ve uygun eş bulunca kendisine haz veren cinsel eylemleri olur.

‘GİZLİ EŞCİNSELLER MAÇOLUK YAPARAK KENDİNİ KANITLAR’

Gizli Eşcinsellik (Latent Eşcinsellik) ise; dinamik bir kavramdır ve kişi, benliği tehdit eden ve benlik tarafından kabul edilemez olan eşcinsel dürtü ve eğilimlerinin bilincinde değildir.

Bu dürtülerin hem bilinçdışı güçlü bir etkinlik taşımaları, hem de benliğe yabancı olmalarından dolayı; kişi bir yanda, bilinçdışı yasak ve kabul edilemeyen dürtü ve eğilimler; öbür yanda benliğin bunları bilinçten uzak tutma ve bu dürtülerle savaşma gereksinimi arasında kalır.

Bu çatışma içinde kalan benlik kendisini homofobi, aşırı erkeklik çabaları, maçoluk, aşırı eşcinsellik düşmanlığı gibi değişik savunma düzenekleri ile savunmaya çalışır.

Burada amaç; bilinçdışı olarak, başkalarının kendisini eşcinselmiş gibi görecekleri korkusunu yenmek ve aşırı erkeksi davranışlarla eşcinsel olmadığını kanıtlamaktır” dedi.

EŞCİNSELLİĞİN NEDENLERİ NELERDİR?

Eşcinselliğin çoğunlukla zor ve acı dolu bir sürecin sonunda oluşan bir durum olduğuna dikkat çeken CİSED Genel Sekreteri Cinsel Psikolojik Danışman Psk.Gülüm Bacanak; “Eşcinselliğin nedenlerini anlamamız çok önemlidir. Çünkü önemli olan yaygınlaşmasının önlenmesidir. Eşcinselliğin nedenleri şunlardır:

Genetik yatkınlık, hormonsal bozukluklar, çocukluk döneminde şiddete maruz kalmak, tacize ve tecavüze uğramak, çocuklukta karşı cinsle ilgili yaşanmış kötü bir deneyim, ciddi aile sorunları, aşırı otoriter bir babanın varlığı, baba veya figürlerinin çocuğun hayatında olmaması, aşırı duygusal veya içine kapalı bir yapıya sahip olunması, erken boşalma, iktidarsızlık, vajinismus veya disparoni gibi cinsel işlev bozuklukları nedeniyle yaşanan başarısız ve aşırı sorunlu cinsel deneyimler, yanlış yetiştirilme yani erkek çocukların kız gibi, kız çocuklarında erkek gibi yetiştirilmesi, ebeveynler başta olmak üzere yakın çevrede eşcinsel eğilimleri olan kişi veya kişilerin modellenmesi, örnek alınması, kızların daha yumuşak tavırları olan erkekleri, erkeklerin ise daha erkeksi tavırları olan kızları aralarına alma eğilimleri, yazılı ve görsel medyanın eşcinselliği özendirici yayınları vb.”

TEDAVİ OLMAK İSTEYENLERİN SAYISI ARTIYOR

Eşcinselliğin heteroseksüelliğe yani karşı cinse ilgi duyulması durumuna dönüşme isteği ile ilgili bazı analitik ve varoluşsal yaklaşım, bilişsel ve davranışçı teknikleri içeren cinsel psikolojik danışmanlık metodlarıin mevcut olduğunun altını çizen Dr.A.Cem Keçe; “Cinsel eğilimleri hakkında akılları karışmış veya eğilimlerini değiştirmek istediklerinde iyileştirme araştıran bireylerin sayısı, son birkaç yıldır etkileyici bir şekilde artmaktadır.

Çünkü cinsel kimlik karmaşasının anlamı ülkemizde çok farklıdır ve bu nedenle kendini ifade etmiş lezbiyen, eşcinsel veya biseksüellerin, kendilerine ve diğerlerine, korku, utanç ve nefretle bakmaları sık rastlanan bir durumdur.

AİLELER RUHSAL BİR HASTALIK OLARAK BAKIYOR

Cinsel rolün cinsel kimliğe uygun olmadığını anlayan ailelerin hemen telaşa kapıldığını söyleyen Gülüm Bacanak, “Aileler eşcinselliği çok ağır ruhsal bir hastalık olarak görüyor.

Bu nedenle ailenin eğitim seviyesine göre çocuklarına yaklaşımları da farklı oluyor. İyi eğitimli bir aile soruna "yardım edin düzelsin" diye yaklaşırken; bir diğer grup ailede "düzeltin ya da biz düzeltelim" diye baskıcı yaklaşabiliyor.

Biz bu aileleri; kişinin duygusal ve fiziksel olarak hangi cinsiyetten kişilere ilgi duyduğunun o kişinin cinsel yönelimiyle ilgili olduğunu ve cinsel yönelim kavramının fanteziler, duygusal bağlanma, cinsel davranış ve kendini tanımlama gibi birçok bileşeni olduğunu, bu nedenle insana saygı çerçevesinde yaklaşılmasını, birlikte yaşadığımız bu dünyayı yalnızca birbirimizi anlayarak güzelleştirebileceğimizi söyleyerek yatıştırmaya çalışıyoruz. Ama hastanın isterse değişebileceğine dair de umut veriyoruz” dedi.

EŞCİNSELLİK VE AİDS

Eşcinsellerin partner anlamında eşlerine daha sadık olduklarını ifade eden Dr.A.Cem Keçe, “Eşcinsellerin toplumun değer yargılarına uygun bir şekilde ve kapalı kapılar ardında özgürce cinsel tercihlerini ortaya koymalarında ve eşcinselliği saygın bir seçenek olarak yaşanmalarında bir sakınca yoktur.

Mesele sınırların aşılması sorunudur. Mesele topluma ve gençlerimize kötü örnek olacak şekilde eşcinsel yaşantının gözler önünde sergilenmesidir. Böylece toplumsal önyargılar oluşmakta ve eşcinseller tek gecelik ilişkilere zorlanmaktadır.

Bu durum, eşcinsellerin AIDS'in heteroseksüel nüfusa geçmesinden sorumlu kişiler olarak sıklıkla günah keçisi ilan edilmelerine ve AIDS görülme oranında artışlara yol açmaktadır.

AIDS'in ilk ortaya çıktığı yıllarda teşhis konan hastaların çoğu eşcinseldi. Fakat hastalığın belli bir süre sonra eşcinseller dışında da görülmesi hastalığı sadece eşcinsellerin taşıyabileceği tezini çürüttü.

Ancak eşcinseller dışında kalan toplum içinde bulunduğu bu riski kabullenmekte zorlandı ve bu da hastalığın yayılmasında çok büyük rol oynadı.” dedi.

ŞİDDET GÖREN EŞCİNSELLER MADDE BAĞIMLISI OLABİLİYOR

Eşcinsellerin cinsel yönelimlerinden dolayı dışlanma, damgalanma, utanma, şiddet görme, cinsel tacize uğrama gibi sorunları yaşadıklarına dikkat çeken Bacanak, “Cinsellik ve cinsel yaşam kişiye özeldir ve kişilerin bunu gönül rahatlığıyla yaşayabilmeleri gerekir.
Özel yaşam, karışılamaz bir insanlık hakkıdır.

Cinsel özgürlüğün ve cinsel yaşamın da bu alanda önemli bir yeri vardır. Bu nedenle cinsel tercihlerini toplum normlarında yaşayan eşcinsellerin dışlanmaları, şiddete maruz kalmaları ve yalnızlığa mahkum edilmeleri yanlış bir davranıştır.

Şiddet her ne sebeple olursa olsun kabul edilemez bir insanlık ayıbıdır. Bu ayıba maruz kalan eşcinsellerde alkol, madde bağımlılığı, intihar girişimi ve depresyon gibi sorunlar da sık görülebilmektedir.

Tüm dünyada şiddet ve her türlü fuhuş kötülenir ve cezalandırılır. Ancak asıl olan, insanın insana onurunu koruyacak şekilde davranmasıdır.” dedi.
 
Bizim insanimiz bununda cilkini çıkaracağı icin izin verilme düşüncesi bile tedirgin ediyor.
Fakat nasıl ki kadın erkek iliskisi normalse eşcinsellikte normal hepsi irademiz
dışında seyreden durumlardir..
 
Bunu normal karsilayanlarida agzim acik seyrederim lutfen Lut kavminden olanlar ulkeyi terketsin
 
o değilde asansörde ki amcalar vardı haberlerde çıkmışlardı onlar evlensinler boş asansör filan aramasınlar
 
bu tokuşlardan çok bunların destekçisinden korkarım her an potansiyel :)))))
 
Geri