Eleştiri ne değildir?

Konu sahibi son olarak 783 gün önce görüldü
Merhaba, sayin Qasem.
Elestiri, bazen elestirdigimiz kisiye azap olur. Hatta, elestiriyi asla kabul etmez.
Bunun olcusu var midiır.?
Eslestiri, dogruya yonelik olmalidir degil mi.
Peki, kime ve neye dogru.?
 
Sevgili Damla hayatta herşeyin bir ölçüsü vardır...
Katılıyorum size...

Eleştiri eğer yapılacak kişiye bir şey katıyorsa, yada bir ilerleme kat edip iki tarafında bundan fayda görmesini sağlıyorsa yapılır...

At gözlüğü takmış, kendi doğrusundan başka doğru kabul etmeyen, doğruyu bulma çabasında olmayan, eleşyiriye açık olmayan kişi eleştirilmez. Lakin sözü güzel bir uslup ile eleştiriye açıktır...

Hiç kimse eleştirilmez değildir. Lakin eğer eleştirilecek kişi hayata bakışı at gözlüğü takmışsa Vahy burada bize çok güzel bir yöntem öğretiyor....
Eleştirimizin hedefinde kişilerden ziyade onların hal hareket ve tavırları olması gerektiğini öğretiyor...
Eleştirilmek genelde insanın nefsine ağır gelir. Hepimiz öyleyiz. Ama kişi bizi değilde yanlış hareketi eleştirinin konusu yaparsa bu bizim olaya daha doğru bakmamızı sağlar. Mesela vahy şu hırsız bu hırsız demez, hırsızlığın kötü bir eylem olduğunu söyler.
Düşünsene herkesin içinde murat sen böylesin şöylesin diye başldığını, ne kadar haklı olursanız olun sizi sustururum... Çünkü Nefse ağır gelir. Ama davranışı, fikri rleştirdiğinizde ozaman payıma düşeni almış olurum...

Saygılar efendim.
 
Eleştiri sadece olumsuz yönleri olan bir kavram değildir. Yerine göre anlatıldığında ve anlaşıldığında kişiye kendi eksiklerini görüp düzeltme imkanı sunar. Ancak en güzeli herkesin önce özeleştiri yapmayı becerebilmesidir.

Emeğinize sağlık yazılarınızı yeni okumaya başladım açıklarken düşündürüyor. :)
 
Şu sıralar etimoloji denen meret oldukça ilgimi çekiyor. Özellikle bunu mukayeseli bir şekilde ele almanın oldukça faydalı olduğunu birkaç kere deneyimledim. Dil ve kültürün, karşılıklı bir devinim içinde, nesiller boyunca süregelen düşünce dünyasını oluşturduğuna hepimiz vakıfızdır muhakkak. Bakalım atalarımız, toplumsal varoluşumuzun temelinde yatan kültürü nasıl inşa edip sürdürmüşler.

Öncelikle günümüz düşünce dünyasının dominant temeli olan Kıta Avrupası'na bakalım. Başta İngilizce olmak üzere (bkz. critic) tüm Batı dilleri, "eleştiri" kelimesini 14. yy Fransa entelejansı vasıtasıyla öğreniyor. Fransızlar "critique", Latinler "criticus" dese de; onlar da bu kelimeyi Grekler'den ödünç almışlar. Türkçe'de de benzer bir karşılığı bulunan fakat her ne hikmetse kullanımı pek de tercih edilmeyen "kritik" kelimesine Grekler "kritikos" diyorlar. Bilinen köken bu. Peki nedir bu kritikos?

Kritikos'un Grek dilinde iki anlamı var. Biri yargılamak (en. judge), muhakeme etmek; diğeri ise filtrelemek, elekten geçirmek. Düşününce eleştiri gibi bir şeyi kavramlaştırmak istediğinizde aklınızda canlanacak şeyler bunlar zaten.

Bunun yanında dilin psikolojisini ve kelimelerin, insanın tahayyül dünyasında uyandırdığı pozitif veya negatif intibayı da aklımızda tutarak; Greklerin bu edimi vücuda erdirdikleri kelimeleri değerlendirmeyi size bırakıyorum.

Gelelim bize, aynı değerlendirmeyi bir de yerli ve milli "eleştiri" kelimesi için yapmaya çalışalım. Eleştiri, yapısından da anlaşılacağı üzere Öz Türkçe olmamakla birlikte, Anadolu Türkçesi dahlinde bir kelimedir. Köken olarak didiklemek anlamına geliyormuş. Yerli ve milli olmasa da, eleştiri mefhumunu karşılayan, yine dilimize yerleşmiş ve çokça kullanılan bir kelime daha var: Tenkit. Bu kelime, gariptir ki, eleştirmek kelimesinden daha sonra, 19. yy'da Türkçe'ye geçmiştir. Dönem olarak bilhassa siyasi çalkantıların olduğu ve İttihatçıların peşi sıra darbe fırsatı kolladıkları ve bunun edebiyattan, dış ilişkilere kadar çeşitli alanlarda kendini hissettirdiği bir zamana denk geliyor. Arapça kökenli bu kelimenin intibası biraz vahim. Köken olarak tenkit kelimesini araştırdığımızda şu bilgiye ulaşıyoruz.

Arapça "nkd" kökünden gelen yazılı örneği bulunmayan tankd sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük, Arapça nakd "gagalama" sözcüğünün tef'îl vezni mastarıdır.
Arapça bilen arkadaşların teyit veya tekzibine açıktır.

Doğu kültüründe eleştiri mefhumunun topyekun olmadığını söylemek imkansız muhakkak, fakat eleştiriye ve eleştirilmeye çok da iyi gözle bakmadığımız da aşikar. Hemen her alandaki ikircikli tavrımızdan, kültürel kodumuz da nasibini almış. Eleştiriyi, bir yandan böyle negatif hissiyatla yüklü kelimelerle özdeşleştirirken, bir yandan da "Dost acı söyler." veya "İğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır." gibi günümüz Türkiye toplumunu çok da yansıtmayan atasözlerinde göreceğimiz üzere eleştiriyi kucaklayan bir tavırdan besleniyoruz.

Velhasıl, özünden başlayan eleştiri, her daim her ferde fayda getirir. Ufuk açıcıdır, peşin hükümleri bertaraf eder, algıladığınız dünyaya yaklaşımınızı ve belki de nihayetinde algınızı değiştirir.

Eleştirinin, doğası gereği insanın varoluşuna aykırı bir şey olduğunu düşünsem de, şahsım adına olabildiğince kabullenmeye çalıştığımı söyleyebilirim. İnsan gibi, hayatta kalma becerilerinin neredeyse tümü dünyayı anlama ve şahsi veya fikri kıymetini sergileme üzerine kurulu bir varlığın herhangi bir şeyi yanlış veya eksik biliyor/anlıyor olması ihtimalinin o kişi için dehşetini hepimiz hayal edebiliriz. Eleştirildiğimizde ya da fikir mukayeselerinde, tartışmalarda ilk ve aynı zamanda ilkel refleksimizin devreye girip mutlak bir savunmaya geçmemiz bu sebeptendir. Aklın devreye girdiği noktada ise kendini tartma ve kendini bilme ihtiyacı hasıl olur, kimimiz buna vicdan der. Bu noktada Cenap Şehabettin'e kulak vermek gerekir: ”Herkes benim düşünceme katılırsa, yanılmış olmaktan korkarım.” Yahut Jean Paul Sartre'a: "Aklın yolu bir olduğunda, yalnız olmakla yanlış olmak aynı şeydir."

Eleştirinin gerekliliği hususunda kıymetli dostum HosgeldinHarunAbi 'ye katılmakla birlikte, eleştirinin en faydalı olduğu zamanın en yakındakine yöneltildiği zaman olduğunu düşünüyorum. Bu eşiniz/dostunuz, hocanız/öğrenciniz, astınız/üstünüz, dahil olduğunuz bir organizasyon, yakın bulduğunuz politik tutumlar, dini inancınız, inandığınız Tanrı yahut benliğiniz olabilir. Tabi yazının başında ve bazılarınızın yorumlarında anlatmaya çalıştığımız eleştirinin ne olduğu hususu da mühim. Şahsen eleştirinin, yapıcı veya yıkıcı gibi iyi-kötü dikatomisine sahip olduğunu düşünmüyorum. Eleştiri, en nihayetinde, kişiye yanlış gelen şeyin izahı; takdir ettiği şeyin ilanıdır. Burada eleştiriyi laf kalabalığından ayırt etmek için Murat Belge'den bir alıntı yapmak istiyorum: "Eleştiri; bir sistematiğin sonucu, ironi ise bir sistematiğin yokluğudur." Tam da Sayın Belge'nin dikkat çektiği üzere; eleştiri, sunulan şeyi düşünce dünyanızda işleyip içselleştirip çeşitli yön ve şekillerde sunduğunuz bir çıktı, bir dönüttür. Bu geribildirim hali, kompleks bir sistematiğin ürünüdür.

Soruya gelince, eleştirmeli miyiz, pek tabii. Bu sorunun kendisi abesle iştigal gibi geliyor bana, affedin. Bana kalırsa asıl mühim olan, eleştirebiliyor muyuz? Hem yetkinlik olarak, bu sistematiği veya mekanizmayı kullanabiliyor muyuz, buna vakıf mıyız hem de eleştirmemiz gerçek anlamıyla kendimiz dahil belli kuvvetler tarafından engelleniyor mu? Neyi, kimi, ne zaman ve nerede eleştirdiğimiz, eleştirebildiğimiz ve eleştiremediğimiz yahut bunu yapabilsek bile toplumsal, siyasal, hukuki veya psikolojik bir baskı ile karşılaşma ihtimalimiz var mı? Varsa, bu ihtimaller deryası bizi otosansür illetine maruz bırakıyor mu? Hepsinin nihayetinde, bu konuda kendimize karşı dürüst davranabiliyor muyuz? Bunları tartışmak isterim.

Noktalarken, son bir alıntı daha. Bu kez Voltaire'den:

Size kimin hükmettiğini öğrenmek istiyorsanız, kimi eleştirme izniniz olmadığını bulun.

Sevgiler.
 
Son düzenleme:
Sevgili Yazgı kessinlikle...
Lakin önce eleştiriyor olabilmemiz gerekiyor. Doğru ve sağlıklı düşünmek için hayata eleşgirel bakmak ve kritize etmek herşeyi yeniden yeniden ele almak gerek...

Sevgi ve saygılarımla
 
Sevgili Dostum Arpes...

Yazımı 10 ayrı başlıkta hepsinde farklı açılarla kısa yazarak meramımı anlatmaya çalışmayı uygun gördüm. Ama sen gel hepsini bir çırpıda konuşalım diyosun. Dur. Yaf forum yavaş yavaş alışsın bize yoksa ilk eleştiri yazımızda banlanırız.

Dediklerine harfiyen katılıyorum. Zemahşeri tefsitinin türkçeye çevirisinin yapıldığı kurulda yer alan biri olarak Arap gramerine az çok hakimim. Nakede (nkd) sulasiyul muccerred fiili hakkındaki tesbitin doğrudur...

Bu sorularını ayrı ayrı başlıklara halinde konu olarak açacağım ama kısa ve net sorularına cevapta vermek istiyorum. Ve o sorular altında ciddi tartışmalara ihtiyacımız var...

Bana kalırsa asıl mühim olan, eleştirebiliyor muyuz? Hem yetkinlik olarak, bu sistematiği veya mekanizmayı kullanabiliyor muyuz, buna vakıf mıyız hem de eleştirmemiz gerçek anlamıyla kendimiz dahil belli kuvvetler tarafından engelleniyor mu? Neyi, kimi, ne zaman ve nerede eleştirdiğimiz, eleştirebildiğimiz ve eleştiremediğimiz yahut bunu yapabilsek bile toplumsal, siyasal, hukuki veya psikolojik bir baskı ile karşılaşma ihtimalimiz var mı? Varsa, bu ihtimaller deryası bizi otosansür illetine maruz bırakıyor mu? Hepsinin nihayetinde, bu konuda kendimize karşı dürüst davranabiliyor muyuz? Bunları tartışmak isterim.

Hayır maalesef eleştiremiyoruz...
Hemen eleştirmemiz gereken herşey bir şekilde koruma altına alınmış... Herşey eleştiriye kapalı... Siyasi tarihimiz, dinimiz, inançlarımız, örfümüz, yönetim biçimimiz, kavramlatımız, aklına gelecek herşeyimiz maalesef eleştiriye kapatılmış... Ama bu prangaları kıramazsaak ideal bir toplumda ortaya koyamayacağımızı biliyoruz...

Maalesef eleştiri mekanizmasını doğru şekilde işletilmesi bir yana yanlış bile işleyemiyoruz. Tamamen herşeyin eleşye kapalı olduğu bir toplumda eleştiri kültüründen bahsetmek imkansız olduğundan yetkin bireylerin yetişmeside çok nadir olur... Ve maalesef kendimiz dahil olmak üzere belli mekanizmalar tarafından eleştrmemiz gerzaman algılarla, spekülasyon ve manipülasyonlarla yada başka şekillerde engelleniyor.

Kimseyi eleştiremiyoruz ki...
Sosyal siyasal psikolojik ve hukuki mekanşzmalar ensemizden hemenceciz yakalayı veriyorlar. İnan senlem burada resmi tarihi 2 dk konuşsak üçüncü dk da banlanır ve hukuki sürece maruz kalırız yada İnanç sistemimizi...

Ve maalesef kendimize karşı çokta dürüst sayılmayız diyerek kısaca değinmiş olayım.

Bu ilk yazıydı.
İkincisi eleştiri ne değildi.
Üçüncüyüde yoğunluğum az geçsin kalrme alıcam. Müsait olduğunda özellikle son konu olacak eleştiri konusunda hemen hemen herşeyi masaya yatıralım. Banlanmak uğruna bile olsa konuşmak gerek...
 
Eleştiri ; Bizim gibi düşünmeyenleri karalamak, dezenfarmasyonlara girişmek, yalan ve iftiralar atmak değildir...

Sosyal medyada yaşanan en büyük problem bu maalesef ve kendi gibi düşünmeyeni bir şekilde hedef tahtasına oturtup karalamaya çalışan bir kitle var.
 
Sosyal medyada yaşanan en büyük problem bu maalesef ve kendi gibi düşünmeyeni bir şekilde hedef tahtasına oturtup karalamaya çalışan bir kitle var.

Keşke sadece sosyal medyada olsa...
Hayatımızın her alanında hakim bir tavır bu.
Burda da çokça yapılıyor.
Forumda mesela hümanist ve özgürlükçü takılan, ifade özgürlüğünden dem vuran bir çok kişi söz konusu kendi ideolojileri yada liderleri olduğunda çokta despotik, bağnaz ve hakaretvari olabiliyorlar...
Oysa özgürlük ve özgünlük statükoculuğu kabul etmez barundırmaz...
Normal sıradan konuştuğunuz mahalleden bir arkadaşınız yada akrabanız oldukça hümanist, demokrat, özgürlükçü iken söz konusu eleştirilen kendi değer yargıları olunca tahammülsüzlük tavan yapar..

Bu yüzden analiz içeren yazılarda yazılan yorumlar kişinin gerçek kimliğini ortaya koyar...

İnsanlara ben sizin gibi düşünmüyorum, olaylara sizin baktığınız yerden bakmıyorum demek bile sanki onlara hançer saplamak gibi geliyor.

İşte bu yüzden eleştiremeyen ve eleştirinin ne olduğunu bikmeyen bir ülkeyiz.

Mesela burada İslam dininin siyer dediğimiz kısmı olan peygamberin yaşantısını analiz etsek yada islamın tarihini masaya yatırsak , veya Cımhuriyetin tarihini ele alıp resmi tarihi konuşmaya kalksak, tartışmaya açsak sonuç şu olur ; Vatan haini, din düşmanı, fetöcü, aterist şucu yada bucu... Hakaretin biri bin olur...

Yahu bırakalımda insanlar kendilerini hayatın her alanında ifade etsinler. Bizde okuyup geçelim. Alacağımızı alır, eleştireceğimizide uslubuyla eleştiririz. :)

İnsanlar bir garip maalesef...
 
Son düzenleme:
Keşke sadece sosyal medyada olsa...
Hayatımızın her alanında hakim bir tavır bu.
Burda da çokça yapılıyor.
Forumda mesela hümanist ve özgürlükçü takılan, ifade özgürlüğünden dem vuran bir çok kişi söz konusu kendi ideolojileri yada liderleri olduğunda çokta despotik, bağnaz ve hakaretvari olabiliyorlar...
Oysa özgürlük ve özgünlük statükoculuğu kabul etmez barundırmaz...
Normal sıradan konuştuğunuz mahalleden bir arkadaşınız yada akrabanız oldukça hümanist, demokrat, özgürlükçü iken söz konusu eleştirilen kendi değer yargıları olunca tahammülsüzlük tavan yapar..

Bu yüzden analiz içeren yazılarda yazılan yorumlar kişinin gerçek kimliğini ortaya koyar...

İnsanlara ben sizin gibi düşünmüyorum, olaylara sizin baktığınız yerden bakmıyorum demek bile sanki onlara hançer saplamak gibi geliyor.

İşte bu yüzden eleştiremeyen ve eleştirinin ne olduğunu bikmeyen bir ülkeyiz.

Mesela burada İslam dininin siyer dediğimiz kısmı olan peygamberin yaşantısını analiz etsek yada islamın tarihini masaya yatırsak , veya Cımhuriyetin tarihini ele alıp resmi tarihi konuşmaya kalksak, tartışmaya açsak sonuç şu olur ; Vatan haini, din düşmanı, fetöcü, aterist şucu yada bucu... Hakaretin biri bin olur...

Yahu bırakalımda insanlar kendilerini hayatın her alanında ifade etsinler. Bizde okuyup geçelim. Alacağımızı alır, eleştireceğimizide uslubuyla eleştiririz. :)

İnsanlar bir garip maalesef...

Katılıyorum ve bazıları bunu bilinçli yapıyorlar. İnsanlar da bu sebeple herhangi bir konuda görüş bildirmekten ya da konuşmaktan çekinir oldular. Çekinme sebepleri de o kişilerden korkmak değil elbette ancak laf anlatamamanın yoruculuğundan kaynaklanıyor.

Siz uzun zamandır yoktunuz ve aşağıdaki şekilde bir tartışma başlattık fakat zaman zaman aynı sorunlar yaşanıyor, yine de bir şekilde düzeleceğine inanmak istiyoruz.

Neden Tartışamıyoruz?
 
Geri