“Bir süredir, bir sorun kurcalıyor zihnimi: gerçekten de insanların, her gün sabahtan akşama dek çalışma alışkanlığını garip buluyorum. Sen bunu hiç düşünmedin mi? Nasıl söylemeli? Buradaki işim sadece hiyerarşideki üstümün emirlerini harfiyen yerine getirmekten ibaret. Düşünmeye hiç gerek yok. Pekâlâ gelirken beynimi emanete bırakabilir, çıkarken alırım. Günde yedi saatimi tezgâh başında, perukalara saç dikerek geçiriyorum ve herkes gibi yemekle, yıkanmakla ve tabii uyumakla geçirdiğim zamanı da sayarsam, gün içinde bana kalan özgürlük saatleri hemen hemen sıfıra indirgeniyor. Zaten, özgürlük saatleri konusunda, o denli yorgun oluyorum ki, onları daha çok, hiçbir şey yapmayarak geçiriyorum ve sakin sakin düşünme zamanım da hiç olmadığından, sonunda bu durum bana olağan görünüyor. Hafta sonu elbette özgürüm, ama çamaşırımı yıkamam, odamı temizlemem gerekiyor ve çıkıp kasabada bir dolaşsam bile zaman çılgın bir hızla geçip gidiyor. Bir defa, bir günlük tutmaya karar verdim, ancak bir haftanın sonunda bıraktım, çünkü yazacak hiçbir şeyim yoktu.”
Alıntı Şuradan
Zemberekkuşu'nun Güncesi
Haruki Murakami