Duygyusal şiirler arşivi

A
  • Kullanıcı aXi
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Şiirler
Aşkın Öyle Ki…

Hâkimim sevdim suçum,
Kalmadı aklım, gücüm!
Allaha aşkım tacım,
Her yerden yol ararım…

Kıyamda ayaklarım,
Secdede sayıklarım…
Tefekkür peteklerim,
Yüreğimden sararım!

Aşkımı suçla, gücenmem!
İdam etsen acınmam!
Ölümümden kaçınmam,
Kavuşmak tek kararım!

Asıl bu aşk olmadan,
Evine yön bulmadan,
Yaşayamam bilmeden,
“Hiç” arzına akarım…
 
Aşkınla Ölseydim....

Yürekte öldü kötülük,
Günahta ısrarda öldük, öldük
Yeniden dirildik, nefsin ateşini söndürdük!
Sevgiyi öğrendik, sevmek için döndük!
Mevlana’nın “Şeb-i Arus”unda,
Yeniden, yine yeniden doğduk!

Sur'a üflense,
“Kıyamet” dedikleri gelse,
Kimse kimseyi tanımasa mahşerde,
Gam yemem bu coşku varken içimde…
Sen gel ey sevgili, sırdaş ol, su-ekmek gibi aş…
Aş dağları düş ovalara koş bana koş!

Sen canıma eşsin,
Güldeki koku sensin,
Gönüldeki yolu bilensin…
Suyumsun, gizlimsin-saklımsın,
Salkım, salkım üzümdeki tatsın,
Yedikçe helali, hazla yedirensin!
Hedef seçtim ufkuma gel desem gelir misin?
Tüten özlem çubuğunu ruhumda, kırar mısın?
Düşlerimden çıkıp ezberletir misin gerçeğini? ..
Muştum olur, bengisuyuma girer misin?

Seherde güneşim olur,
Gözlerim kamaşır yüreğim kor…
Açlık nedir, arsızlık nedir, ya isyankarlık bilir miyim ki,
Ben değişirim, başka hale geçerim,
Un gibi elenirim, toz-toprak gibi ufalanırım,
Olmuş elma gibi dalımdan düşerim,
Yerçekimim olursun toprağıma!
Davetinin gücüne nasıl dayanabilirim ki...

Beni solmadan hisset, al gönlüne şimdi yar,
Yar ölmekten değil, sevgisizliğinden bu hırçınlığım!
Korkularım dört duvara sıkıştırdı seninle yar,
Ey Yar, düşünmekten değil hırçınlık, aşkını yitirme korkusundan…
Seni keşfimin doyumsuzluğuna köle et beni,
Köle et Yaradanın’a silerken göz yaşımı,
Cebel-i Rahme’de tükensin formül,
Kainatının keşfine yönelt gayretimi…

Kabe’de tavafla, dönsün, başım dönsün
Ravza’da, kabrini görsün
Işınlansın gerçek gibi mesela Bedir’e…
Sahabenin gömleğinde,
Aşkınla savaşan kılıcın gölgesinde,
Nurunla yıkansam, ışısam gözlerinde,
Atların zafer çığlığıyla yerinden fırlar göğsüm…
Cennet kokusu tütsülenir sonsuzluğum.

Başka alemde sanki, melaike sağımda-solumda,
Aşkında erisin, açsın kar içinde çiğdemim,
Sana armağan vereceğim, çünkü o tek elimdeki hazinem
Yanımda kalan aczim ve fakrım…
Umurumda olabilir mi sen oldukça?
Anasız-babasız, kardeşsiz gelmişim Mekke’den
Sendin anam-babam, kardeşim…
Her sözün beynimde güle güle yerleşir,
Demircinin ateşinde döve döve şekillenir,
Ne küsmek bilir ne de üzüntü, hoşgörü filizlenir!
Böylece, seninle doğum günüm başladı,
Şeytanım uzaklaştı, şerden azade oldum…

Bedir’de Haydar gibiydim,
Toprak şahidim, dağ-taş şahidim, böcek şahidim…
Yağmur gibiydim,
Yağarken, toprağa karışıp filizlenmek üzere…
Balçık gibiydim,
Çamurdan çömleğe, döne döne şekilleniyordum!

O gün şehidlerden biri olsaydım, ölseydim...yine ölseydim...
Zerresinde acı olmazdı canımın...
Kula değil, köle hiç değil, Allah’a dönseydim!
Bu dünyada ismim varmış, anılırmış, anıtlarım dikilirmiş
Yüceltilirmiş putlar, varsın ‘ene’ kırılsın, benler unutulsun!
Aşkınla doğsaydım, şehit olarak ölseydim, yine ölseydim!
Elest meclisindeki sözüme dönseydim
Dönseydim verdiğim sözümle dünyaya yeniden,
Bendeki aşkınla dirilmeğe,
Ölseydim!
!
 
Avrupa ve Biz...

Kalemimiz hakim Avrupalı,
Ruhumuzda eser şark rüzgarı,
Severiz bel altı muhabbetleri,
Anlı şanlı Türk erkeğiyiz...

Avrupalı evliyken metres edinir,
Çocuk yapmaz kedi köpek besler...
Türk erkeği imam nikahla dirilir,
Çocuklar boy boy aç aç sokakta gezer...

İnanç sistemi her insanı yönlendirir,
Özgürlük dedikçe Avrupa’lı körelir,
Ayıplar geri kalmış topluma özgüdür,
Mahrem içimizde ahlak, aşktır sevgidir!

Cahillik ancak ilim yaşandıkça ölür,
Beden aynalara köleyse ruh körleşir,
Makyaj bedende giz gerçek ruhta dehliz
İnanma her söze yalancı tanrılar söyletir!

Kıyas insana değil Allah’a varan aşktır,
Gerisi şıpsevdi aşktır yaşananda şirktir
Avrupa’nın disiplindir refahı ve şaşırtıcıdır,
Bizde ise inanç ve nefis arası ikilem...
 
Aynılar-Aynalar...

İçimde bir çocuk uyanıyor sabahları,
Hem şımarık hemde oldukça sevecen,
Tembel kıvranışımda yansır semahları,
Bohçalanır baharıma pürüzsüz heyecan!

Çalar saat yine, her anım çalınırcasına!
Yüzümü su kaplar mazim çınlarcasına!
Midem benzer sanki Afrika’nın açlarına...
Başlar depresyon, ayaklarımda heyelan!

Yemeliyim, çalışmalıyım çaremde yok!
Hastalıkta, parasızlıkta tutmuyor tok!
Aynılar yansır yine aynaya, derdim çok...
Şunu bunu yaptım, elde avuçtaki yalan!

Eğer bedenden ruha bir mesaj varsa,
Yaşam ağacımı dört mevsim sararsa,
Amaç Allah’a kulluk iman safi ayarsa,
Araç manalıdır ancak, telli duvaklı gelin!
 
Ayrılık…

Ihlamur ağacını hatırlıyor musun?
Ellerimde çiçekler oturduğumuz köşesinde!
Antalya’ya gidecektin gecesinde,
Ankara’ya gelmen zordu kor sesinde…
Askerdim izin problem,
Sana gelsem baban problem,
Bizimkileri ikna, zaten problem!

Ah, o uzaklık… Ihlamur kokusu nefesimde!
Yapmıştık bir resim amblemi,
Her anı gözyaşı, titrek bir sızı derinde!
Sıcaklığın,
Sarılışın,
Dalışın…
Her sayfa canlandı tebessümle!

Vermiştin telefon numaranı hatırlıyor musun?
Ne sevinmiştim, arayacaktım ya seni…
Mektup yazmak için almıştım adresini,
Yinede gitmeni istemiyordum olsa da teselli,
Yanındaydım ama yaşıyordum sevgisizliği…
Bakışların,
Nefes alışın,
Gözyaşın,
Çaresiz kalışım yapıyordu deli…

Otobüs giderken beni hatırlıyor musun?
Sana yetişmeye çalıştım,
Ölmekteydi o anlarda savaşım,
Oturmuştum kaldırıma elimde başım…
Bir gün gelecektim,
Nişan düğün görecektim,
Aile olup gülecektim,
O an Bilal’ın taşı karnımda, amazon döktü gözyaşım!
 
Bağışla…

Suç işlenmişse hata herkestedir!
Kasıt yoksa
Yanıt çoksa…
O anlık kurtuluş, eller makastadır!
Kanıt ökse,
Ağıt dökse…

Atar çığlık ağızlar,
Sinir harbi temmuz yazlar,
Haram lokma ruhta hazlar…
Bulut yoksa
Umut sükse!

Hacet dükse,
Bilad yükse,
Heyecan rahmetli
Heyelan kasvetli…
Hayâdan emanetli
Suret nükse!

Çalışan,
Paylaşan,
Eyleşen,
Hatada-günahta işler kusursuzca…
Sanat baksa
Dehşet yaksa!

Dert ramaksa,
Dürt kucakla,
Yaşamdaki mana, zamana hanedir…
Salt sanmaksa,
Ant adaksa,
Hakkıyla bağışla, huzura manidir!
 
Bahar Gelmiş…

Sanki doğa cenazesi,
Yeşil örtüye bürünmüş!
Dışı cennet yelpazesi,
İçi toprağa örtünmüş…

Her yaprak başka dans eder,
Her çiçek üşenmeden biter,
Yüreklere sevinç katar,
Kınalı, taze gelinmiş…

Kara bulutlar şimşekle,
Akar gözyaşı fişekle,
Taze oksijen aldıkça,
Yürek nefesle arınmış…

Çatlamış toprak, umutlar!
Bozkıra inmiş aç kurtlar…
Cemrelerden sonra yurtlar,
Sulara, coşkuya kanmış…

Yel eser, güneş ısıtır
Böceği, kuşu kırıtır
Piknik yerleri donatır
Misafir gelen sultanmış…
 
Bahçede...

Her ağacında ayet,
Her meyvesinde sünnet,
Her gölgesinde rahmet,
Tefekkür bahçesinde!

Duvarsız odacıklar,
Sınırsız oturanlar,
Kıbleye döner yollar,
Üs’tür Kâbe Bahçede!

Burada geçmiş yoktur,
İmanı kâmil yoldur,
Mahşere provadır,
Huzur hâkim bahçede!
 
Bakmak var, bakılmak…

Sevgi ağacında çiçek olsaydım,
Yaprakları süsler ışık salardım…
Her şey gibi fani, niyetim baki!
Fırsat verselerdi, sonsuz kalırdım…

Bu yüzden hayaller verir teselli,
Gölgeler izinde istenir deli…
Paralar dökülür yapar tiryaki,
Görüntüye âşık, ruhsuz temelli…

Bakmak var, bakılmak… Kurumuş dala,
Çiçeğe yaprağa okunsa sela!
Sabır ister aşklar, mecnunsan dahi…
Bağlanır dualar, ağlar kurdele!
 
Bakmalı...

Dede korkut şaman adetleri,
Ağaca çaput bağlama geleneği,
İnsanın şeytanla bitmeyen dansı,
Ruhta sır asırların kötü kaderi!

Medet umarız ölmüş cansız eşyadan,
Birkaç dakikadan yoksun dua tembeli!
İnançtan ayrılmış dil, ne yapsın mehteran?
Ucuz kabule,
Alışmış kalp şikâyet etmeye,
Keyif sarmış, sağlıksa garanti…
İlk zulüm sinmiş böylece kendi etine!
Feryatlar figanlar uzayda ağır yük,
Uzaylı Osmanlı şamarı atar gelen sinyale!

Ozon tabakası delinir elbette,
Bir onla kalsa ya…
Buzlar erir,
Mevsimler değişir!

Aç bırakılmış arenada azgın boğa,
Ole sesleri!
Şımarık, kendini bilmez matador Danimarka markalı
Seyirci uzaktan kumandalı…
Boğa kırmızıda çarpılmış çatlar kin damarı,
Öldürme hırsı!

Engelin arkasında havan topu patlar gibi,
Kıvranır acıyla matador,
Kana bürünür oturaklar,
Şeytanlar coşar
Seyircilerin ne kötüdür akıbeti…
Boğanınsa hep ölümdür son kaderi!

Düşünmek lazım,
Aynıları aynalara yansıtmamak lazım,
Körle alay ederken kör gibi yaşamamak lazım,
Yalnız değildir insan asla, bakmak lazım!
 
Balıkçı...

Sabah ezanıyla ayaktadır her gün.
Namazını kılar sıkıca giyinir,
Düşerdi iskele yoluna büsbütün.
Elinde ağ, peynir ekmek can dirilir!

Besmele dilinde atlar teknesine,
“Ya kısmet” der, nemli rüzgar ensesinde!
Uzaklaşır sonsuz dalga hücresinde,
Her dalga bir anı, gölgesi serilir!

Güneş ışıkları ile ağ açılır,
Motor susar, zaman durur, kor saçılır...
Beklemek sabırdır, yalnızlık acıdır!
Mahşer muhasebesi gibi hep bilinir...

Hasat anı gelir ağ bir bir alınır,
Her ağırlık umut şükür tekrarlanır,
Rızkı verende sır emek alkışlanır,
Tuzlanır, buzlanır, gurbete gelinir!

Maksat aş olsaydı balıkçı misali,
Yaradan verirdi Yahudi misali...
Deşifre etmeli Simurg’tan masalı,
Her anın ibadet, sahibine iner...
 
Balıklar Yaşasın...

Tüm tuvaller savaşa karşı barışı anlatır,
Her karesinde yeni kahramanlar aranır...
Fatih Sultan Mehmetler Atatürkler gibi!
Bakınca hayran hayran seyredilir...
Almak için dökülür paralar
Sanki vicdan satın alınır...

Yüreğimizdeki coşku paylaşılmalı,
İçe sinen her şey sanal kütüphaneden çıkmalı
Yoksa dolaşırız hamal kefemizle...
Kartal bakışlar kurşun izleri,
Eritsin sert yürekleri,
Gül dalında
Çocuk ana kucağında...
Sevgi ışıltısı gözlerden cennet sözler dökülsün şer dudağında
Bırakın balıklar yaşasın temiz kalan nehrimizde!

Gülmeli zirvelere çıkarken
İnmeli yağmura aldırmadan....
Akmalı toprakta yeşermek için...
Boy göstermeli kimseden sakınmadan!
 
Başı Gibi...

Herkes adi de bende kadı mıyım?
Kusur peşinde yoksa cadı mıyım?
Tek temiz kalmış melek adı mıyım?
Yalnız gezerim çıban başı gibi...

Mahrem delinmiş yüzüm astar ister,
Bin tür desenler, her köşede bastır!
Bedavada yer böylesi ne iştir,
Köşe dönerim rulet başı gibi...

Mahkum edilmem çalarım devasa,
Üzülme bilmem ben yaparım yasa,
Cennet bilirim elimde şer asa,
Racon keserim elebaşı gibi...

Balonda uçar vurulana kadar,
Parçalanırken her biri zıt uçar,
Benlerde ölür balonum gelir dar,
Yakıt taşırım Leheb başı gibi...
 
Başka Aşk Yok…

Nice sevgiler gördüm çiçekten baharda,
Uçarken havada,
Tadarken balda,
Oturduğum göl kenarında,
Bulamadım Mevla’nın aşkını bir yerde…
Anladım yalnızlık bitmiyor,
Tatsız-tuzsuz yaşamak başkasıyla!

Sevgilim oldu,
Aşkıyla soldurdu,
Çocuklarım yüreğimde doğdu, büyüdü…
Romantizm aktı her yağmurunda yunduğumda,
Olsa da her zaman kaybetme korkusu…
Yinede dolduramadı Mevla’nın aşkını ruhumda!

Seyahatler yaptım binlerce insanın içinde,
Her kültürde düşündüm, düştüm başka çekime,
Güneşin sıcaklığı ısıtır sandım, ay üşüttü gecesinde…
Mevlasız her an, ellerim kelepçeliydi!
Her kitabın kelimesinde,
Kur’an vardı mucizesinde…

Gözyaşlarım sevgiyi yaşadı,
Kâinatında üzerinde, ruh köşesinde…

Allah aşkı, her şeyi deldi geçti
Onca yıldır boşa geçmiş, aradığım gözelerde…

İçimden hazlar boşaldı,
Kaç bin km süratle uçtum özgürlüğe!

Ne olur Allah’ım sensiz bırakma nefsimi,
Aşkını gereği gibi anlasın, ver terbiyemi!
Anlık mutluluklar, umutlar, süsler bana göre değil…
Sen al, beni alacaksan!
Başkasına muhtaç etme beni…
 
Başlar eğilmiş...

Çiftçiler yağmur derdinde,
Esnaf azcık kar peşinde,
Memur aş yetiştirmede,
Başlar eğilmiş hep birden...

Umut Avrupa birliği,
Oda kopartmış dirliği,
Sevr gibi taviz yarlığı,
Taşlar dağılmış hep birden...

Her yönde ses, dinleyen yok!
Düğün-maç bahane, şer çok!
Kimsenin evinde mut yok!
Kaşlar çatılmış hep birden...

Ezilir fakir fukara,
Suçlayan tonla, yok çare!
Politika almış yara,
Düşler satılmış hep birden...

Suni bir terör cabası,
Yıllardır yaşar kabusu,
Şehit gönderir babası,
Yaşlar dökülmüş hep birden...

Hep tüketen yok üreten,
Hep konuşan yok düşünen,
Hep sürüngen yok üzülen,
Yaslar yapılmış hep birden...

Savaş mı kıtlık mı gördük?
Bunca derdi neden ördük?
Kendimize kaç kez sorduk?
Başlar eğilmiş hep birden...
 
Başlayan Kaderimi…

Selamın iyi bir öğleden sonra hediyesi,
Baharın ilk günlerinde hissettiğim sanki...
Hayatı gülerek yaşayan ruhuna yapışan neşeyi!
Sıcacık sarar kardan dışarı fırlayan çiğdem başı,
Eser yayla havası rengârenk tuvalinde yaratıcılığı,
Yenen tohumundaki damak tadı,
Sürükledi liseli yıllara, hissettim ergenlik utangaçlığı...
Yüzümde akşam müjdesi
Görünürken bulut grubundaki kırmızılığı,
Sergiledi gülücüklerinde yaşam sevdasına,
Bakarken masum ruhuna...

Umuttur samsun, Türkiye’nin ilk demi...
Yüreğinde cesaret demirledi limanında aşk gemisi!
Huzuru karanlığın gecesinde sabahlayan,
Güneşini gördü dudaklarındaki gülücükleri,
Kıvrıldı Amasya’ya doğru, Ankara istikbal...
Yıllarımı yaşadığım şimdi kalan düşleri-yakan külleri!
Çöl kumunda yılan kıvrımında yakarken sıcaklığı,
Ninemin nasihati kulaklarımda çınladı:
'Sakın üzme, üzülmezsin, ince nakışlı kınalı elleri...”
“Kırmızı duvağında teslim olmuş geleceği! ”
“İkindi yağmurun olur gökkuşağında renkleri...”
“Sakın üzme fidan boylu gelinimi! '

Seher yıldızı gülerek bakıyor,
Sabah yeli serinliğiyle sarıyor,
Horozlar Denizli’de uyanıyor...
Günebakan boynu bükük ilk müjdesiyle sevince hazır!
Dedemin nasırlı elleri dualar sıralıyor,
Toprak yeni misafirlerini kucaklıyor!

Uyan ey nefsim geliyor nasibim emelim,
Çalıyor kurulmuş saatim rüzgâr cama vuruyor...
Uyanmış bahar, hazır masalsı yağmur, ekinler, çiçekler
Hazırım yaşamaya yeni kaderim...
 
Başörtülü Kadın…

Bacım, başörtünü atma
Dualı giysindir yırtma,
Besmelesiz adım atma,
Cennet bekçisi annedir…

İnancındır beynindeki,
Kuldur Hakk’a canındaki,
Siyaseti neylesin ki…
Ahlak direği kadındır!

Şehit evladın, duy gurur!
Yedi bin âleme duyur,
Tesettürün Kâbe’de nur
Sil onla, zemzem ağdındır…

Hesap Allah’adır dinen,
Ömür geçer gider, sönen
Hatice misali eğlen,
Eştir, annedir, insandır!
 
Bataklık Çekmeden…

Tartışalım yalnızlığımı,
Karşımdan görünen ıssızlığımı…
Eğer yansıtırsa ayna zahiri görüntü,
Kim eleştirebilir başsızlığımı…

Bakanda,
Bakılanda,
Su gibi akıyor…
Her bıraktığı yerde su başka, başka doğar dürtü!

Aynı sohbet gidiyor dönüyor, yok şaşıran!
Eleştiri boşuna, yok barışan!
Hele dokunsun, hele olsun karışan
Sadece yaşatıyor gerçek üzüntü…

Bakınca iyimser olmalı,
İyi huylar mutlaka var, bulmalı…
Belki sabır, belki saç baş yolmalı!
Yoksa yalnızlık denen illet olacak kefen-örtü…

Hep ben mi demek geliyor birden,
Hani egom ayağa kalkıp silkinirken,
Masum sözlerime ihanet dirilirken!
Kızgın lavlar, gurur, olur yüreğime duvar-tortu…

Yumruklar sıkılıyor,
Küfürler saçılıyor,
Bir dost daha rahmetli, ölüyor…
İçine çekiyor yalnızlık yurdumu!

Ne olacak halim böyle sevgisiz?
Mağaramda daralıyorum ezgisiz…
Haydi, kafaya takma kal kalabilirsen kaygısız!
Bulabilir miyim yeniden huzur lordumu?

Öğüt verme canım ya, sen örnek ol!
Yaşasın sözün, sahnende bol bol!
İnsana miras mı yalnızlık, tabu değil ya bu yol…
Değiştirmeliyim oynadığım kortumu!

Bataklık çekmeden,
Karanlık çökmeden,
Yarenlik çıkmadan,
Acele et bahtım, iyice sarmadan derdi...
 
Bayramda…

Kurban eti, kattım biraz baharat
Deniz manzaralı kebap, ye-ye tat
Sevdiklerimde haz şükür kanaat,
Bayramlaşma derken kuruldu huzur…

Baba ocağında üç beş gün kaldım,
Annemin kabrine dualar saldım,
Sıla-i rahimden dem nasip aldım,
Gönlüm nefes aldı ağzımda şeker…

Eşimle oğlumla bir can baş başa,
Dolaştık sahilde yorulduk hoşça,
Şehrin hamallığı uzaktı düşçe,
Kuşadası baldı, denk gelen kader!
 
Bedel…

Kum isteklerim,
Çimento nefsim,
Su kesin ısrarım…
Kürek canla başla sarılıyor,
Betonum karılıyor!
Şahlanan anlık güç dağılıyor,
Haz dorukta şahlanıyor,
Terk etmedikçe sertçe donuyor…
Onu kırmak artık ağır bedel, ömrüm sönüyor!
Her parçası başka şer, dağlanıyorum…
 
Geri