Duygyusal şiirler arşivi

A
  • Kullanıcı aXi
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Şiirler
Anneciğim…

Bu hastalık öldürmez, üzülme anneciğim!
Hem daha askere gideceğim,
Ellerinden öpüp sana veda edeceğim!
Mürüvvetimi göreceksin, evleneceğim
Eşim anne derken sana sevineceğim!

Ağrılarıma aldırma,
Ağladığıma kanma,
Vazomdaki gülden daha güzelsin anneciğim
Bağırdığıma yanma!

Varsay ki, gece korkmuşum…
Başımı omzuna koymuşum!
Gözyaşlarına dayanamayıp,
Sevginle yeniden doğmuşum!
Ninni sesine benzer fısıldarken anneciğim,
Uykuyla yatağıma konmuşum…

Ne olur yanımdan git anneciğim,
Senin halin ağrımdan beter zindan,
Gündüz gözyaşından gece kahrından
Anlar geçmiyor etti bin perişan…

Ah… Deliniyor böğürlerim,
Her an ağrımla sözlenirim!
Galiba askerlik te, evlilik te,
Acımın içinde ölecek anneciğim…

Affet beni anneciğim,
Üzerim seni yaşarken felaketimi…
Umutlarım senin yüreğini terletti,
Ecel provası canımı mahvetti!

Git ne olur… Git yanımdan!
Git anneciğim…
 
Arabesk...

Seni hissediyorum, deniz kokusu teninde...
Martılar uçuyor cennet sevdası gözlerinde
Kalbimde düden şelalesi mahzunluğu
Ve serin serin dokunuyor uzaklık...
Güneş yakma!
Ay neredesin?
Bengisu aksın damarımda,
Sonsuz yaşamı ezberlesin!
Kalmasın yürek yalnız yollar yalnız
Sensiz ve sessiz...
:
Özlem...perişan etmesin hayallerimde,
Ekinler gibi sapsarı,
Biçilmeye hazır başağı!
Yağmur yağmasın hem artık,
Kurtaramaz hasarını!
 
Arena’da Nefsim...

Nefsim boğa, rakibi matador
Arenada hayli kaybettim efor!
Her yediğim mızrak acılardan kor
Burun deliklerim alevden duman...

Renge aldanmakta, güçsüz kalmakta
Aklı yönetecek yol aramakta,
Her anı tükeniş, ruh dayanmakta
Güçsüz güçlenmekte, seyirci şeytan!

Son hamleyle seçer cüz-i irade,
Renk yerine atar boynuzu ete,
Kan revan fırlatır nihai sete...
Şerli heves ölür, nefiste aman!

Boğa yuvasına kahraman döner,
Huy almıştır dersi kulluğa kanar,
Seyirci üzgündür vaktine yanar
Başka güreşlere yapar bin plan!
 
Arı ve Gül...

Çölde bir gül
Etrafında dolanır arı “su...su! ” diye!
Bulutlara,
Umutlarına,
Dualarında,
Yalvarır Halil İbrahim(a.s.) ’dan beri Hacer dilinde!

Dünya bir geçici kondu,
Çöl yakar bulamayınca suyu...
Kur’an sünnetsiz acı dolu,
Beyinde bilgi yaşama yansımazsa
Sigara gibi boğar soluğu...
Gül hemen ölür arı dönmekten mecnun
Çöller ezberler Leyla Mecnun yolu!

Döner güneş sistemi,
Ölenleri gibi...
Kıyamet sur’a emanet
Sabırla bekler İsrafil’i...
Gül Kur’an arı sünnet
Suyu yaşatır çöldekileri...

Safet Kuramaz
 
Arı…

Karıdan
Ve
Arıdan
Sokmadıkça korkma…

Işıltısı
Ve
Vızıltısı
Okşadıkça ürkme…

Süzmede
Ve
Petekte
Bandıkça kaşıkla…

Yareni
Ve
Kovanı
Sevdikçe bırakma…
 
Arındım...

Cuma ya eriştim yine çok şükür,
Şerrin tekeline bin defa tükür!
Binasına girdim, yurdum tefekkür
Elimde tespihim dilimde zikir...

Hu diyerek döndüm ruhumda huzur,
Bedenden kurtuldum, manada nazar!
Halikına teslim, ebediyen hür
Temizlendi ruhum, aşkla aktı kir...

Miracına şahit, her dua elmas!
İzinde nağmeler, sihirli temas...
Mutluluk bambaşka, o aleme has
Bulantı son buldu, yaşlandı fikir...

Kurtuluşa erdim nefsim arındı,
Heveslerim tarih, Kur’an yarındı!
Yeni bir güneş,ay... Hoşça bakındı
O alemde zengin, dünyada fakir!
 
Arkadaş Olmak…

Gençsin, doğalsın, cıvıl cıvılsın
Ruhuna biri sızmadan önce
Hak edip etmediğini sorgulamalı o insan.
Eğer zenginlik katacaksa
Gözlerindeki huzurun ruhundan geldiğini hesaplayacaksa
Amazon ırmağında yunmaya hazırsa
Güneş gibi yüzünü de aydınlatmaya
Buyursun içeriye!

Haydi, arkadaş olalım demek
Başlangıçta çok güzel gibi görünse de,
Ruhumda sizden bir tanıdık yer var mı bakmak isterim ilk önce.
Her insanın harabeleri vardır geçmişten ruh köşelerinde
Yalnız kaldığı, bazen müzikle patladığı bir karanlığı da...
Eğer ortak ışıkları yaşam güneşinde keşfedebilirsek
Belki bir çay, belki de bir kahve tadında
Gözlerimizi aynı yöne çevirebilirsek
Yaşı ırkı cinsiyeti yok edebilirsek
Boş ver gerisini görüşmekte isterim mevsimin birinde...

Ben biz demek isteyebileceğim paylaşım istiyorum.
Sahiplenmek yerine kırılma noktalarında sevgiyle tutunalım diyorum
Eğer ben yoksam sizde olamayacaksınız
Çünkü ikimizde birer insanız!
 
Artık Uyan...

Hislerimi yazıyorum, yaşıyorum
Emin ol şu an çok yakınındayım
Seni seyrediyorum...
Klavyenin tıklanan harfleri,
Hislerine kabadayılık yaparken,
Arayışın, kıvranışın, duygularını frenlerken,
Geleceğin belirsizliği…
Sınavın dehşetine dem gözyaşlarını hissediyorum
Biraz önce yağmur yağıp, buğulanan pencerenden!

Yoğunlaşmak,
Gerçek gibi hissedebilmek,
Belki beyne hükmetmek demek,
En, boy, derinlik ve zaman derken,
Dünya fiziğinde dört boyut sancısından kurtulmak gerek...
Yaşamı mekanik bir akışa bırakmayalım isteyerek!

Belki de mühendis olmanın cezası benimkisi:
Hep sancı var yüreğimde,
Her an yeni şeylere açlıkta...
Bazen bulamadığımda kahroluyorum!
Koşuyorum doğanın içinde...
Güneşe sarılmak,
Ay gibi hissetmek gibisi yok inan dolunayda!
Değişimi doğanın her saniyesinde görüyorum...

Basit gibi görünen
Bitkinin yaratılıştaki genlerinin
Tefekkürü sarsıyor beni...
Onun mükemmelliğine karışmak var ya,
Mevla’nın aşkını,
Peygamber sünnetinde,
En usta fırçanın elinde,
Seyrediyorum!

Başka boyuttayım belki şu an,
Belki de sen beni göremezsin arasan,
Gel desem şimdi “Hangi araçla geleyim ki…” diye sorarsın!
Artık uyan, bak yanındayım!
 
Asırlar Yanıyor…

Denizin bittiği limandan,
Duman yükseliyor her yönden!
Sanki cennet cehenneme hamile,
Kıyamet ateşi,
Olimpiyat meşalesi…
Kıyım yapar Sırp cellâdı,
Helikopterden dur derken şelalesi…
Antalya yangın yeri,
Poyraza dayanamaz amelesi,
Üfürdükçe kaynar cadı kazanı!
Asırlar kül olur,
Silinir yeşilliğin ananesi…

Çökmüş körfeze pusu,
Açılmış çölün uykusu,
Dalgalar vuruyor
Vuruyor köpüklü, duru…
Kumlar savruluyor
Hiddetler sarıyor yurdu!

Kim bilir pet şişesi,
Yahut çok bedene girmiş içkisi,
Yamyam kılığında çakıyor kibriti…
Anlık zevk kulu,
Asmalı o hain kişiyi,
Şeytan kılığında elçisi…
 
Asker...

Şafak kaç asker “ altı ay...”
En çok neyi özledin say..
“Anam yalnız yaşar bensiz! ”
“Cahildir, ne yapar yarensiz! ”
“Onu özlerim, içimde yanar alay! ”

Kıtada neyi beklersin asker?
“Vatan, namus, iman...” der.
Senin için bunlar ne ifade eder,
Katlanırsın özlemine annensiz!

“Vatan, ecdadımın kanı...”
“Şehit dedemin anısı,”
“Geleceğim, özgürlük şanı”
“Koymasın Rabbim onsuz...”

“Namus, anamın-bacımın örtüsü”
“Sütçü imam ruhunda ölçüsü,”
“Mahremini beklerim doğrusu...”
“Umarım bir ****e kanmaz! ”

“İman, Mevla’ma kulluğumdur,”
“Ona tam itaat etmek varlığımdır,”
“Aşkına köle, günah arlığımdır...”
“Ondan izinsiz bir kıvılcım sönmez! ”

“Beklediğim vatana ihanet, çalan çalana”
“Namussuz mankenden, aleni alan alana”
“İman sözde, yaşamdan silen silene”
“Sivil buna neden benim gibi yanmaz! ”

“Emret komutanım, bunlar için öleyim,”
“Yeter ki sivilde ben gibi yansın, bileyim,”
“Anamın özlemini yüreğimde saklayım,”
“Peygamber ocağı, kalmaz destansız! ”
 
Askerimiz Irak’ta...

Irakta canlı savaş var,
Mehmetçik gazi-ölüyor!
Ne soğuk yari nede kar
Emre amade yol alıyor...

Haftanın maçı ekranda,
Eğlence aynen yayında,
Reytingler haber anında
Tek yürek olmuş soluyor!

Ateş tüm milleti yakar,
Bin teselli onur-vakar...
Cemre düşmüş cennet kokar
Düşmansız bahar geliyor!

Bu savaşta hayır var,
Geçti çıban-kangren terör!
Vuruldu zalime şamar
Asker tarihten siliyor!
 
Aşk Ağrısı...

Sessiz gemi,
Şarkılar kötürüm...
Eşsiz erdemi,
Yankılar ölürüm...
Güneş masum yasta,
Ay dolunayda!
Kara sevda sersemi,
Geceleri yolarım...
Kalmadı saçımda teller!

Tek ayaklı masa,
Kuyuda çıkrık sesi...
Cam bürünmüş pasa,
Yüreğim yasa!
Bükmüş belimi,
Günlerce solarım,
Dokundukça acı verir faydasız eller...

Yıldırım sesim,
Sallanır bir daha gemim!
Cılız bir gölge çocuksu bakışlar,
Loş dumanlı sedirim,
Ölüyor tenim...
Geçmişte kalan bir kırıntı sarhoş eder neşemi,
Zeybek elbisesi hayalimde oynarım,
Heveslerim dellenir...

Gelinlik simsiyah, solmuş güller!
Canlıdır hala deprem ve harabeler...
Kokmuş ceset, dirilmez aşklar ölüler,
Yaşamak için hazır bahaneler...
Son hayal sarar ezelimi,
Bir nefes daha dolarım,
Tesellim durulanır...

Rıhtım gözyaşı okyanusa karışır,
İnsanoğlu her şeye alışır,
Hayal der gerçekle barışır,
Yoksa aşk ağrısı yaşamak ömrün tezimi?
Her dönüşte birleşir yollarım,
Kopmak nafile, aksine ne çok tatlanır!
 
Aşk Evreni...

Ey Venüs! yalancı aşklar tanrısı,
Bir cin kılığında çıkmaz kargısı,
Mezopotamya’yı sarar acısı,
Arabesk sevdası çölleri aşar!

Fırat’ta dinlenir İbrahim yolu,
Şeytanı öldürür iman dilleri,
Ateşi su olur rahmet gülleri...
Rabbine has aşık cenneti yaşar!

Yusuf mahreminde zina nöbeti,
Kavuran aşk hali sabra öğreti...
Aşkına ihanet uysa davete,
Bir ramak kalınca dirilir beşer!

İki insan katlanmaz aşkla yanmasa,
Yüreğinde bahar lavı kor maşa!
Mahrem iklimleri ilahi yasa,
Tanışınca duygu, her mantık şaşar!
 
Aşk Sadece Yaşanır…

Aşk ya da sevgi bir karşılık beklemez,
Akar insanın kanında fark ettirmez...
Acısı heyecan lezzeti huzurdur
Kal dersin kalamaz git dersin gidemez!

Dolunayda avlanmak gibidir bir an,
Gece aydınlıktır boşuna gezersin…
Hayalle yetinir hazır et yanında,
Ateş yakıp ıssız çeşmenin başında,
Teselliyle boş verir neşeyle yersin!

Lüksü pişmiş makarnanın sosu gibi,
Üzüntüsü yavan ekmek tadar gibi,
Sabırdır ilacı, giydirir tacını
Düştü mü bedene kavuşma anları…

Sahiplenmek aşkın biricik zehiri,
Her an öldürür tutkuyu heyecanı…
Sorgular kendini sorgular seveni
Düştü mü ihanet şüphesi ruhunda…

Neyin garantisi var ki aşkın olsun,
Şu anda yürü eğer sahipse yolun,
Akılmış mantıkmış başkasını boş ver
Denk gelmiş işte bahaneleri ölsün…
 
Aşk...

Aşk şerbettir
Tadı ruha düştü mü beden kıvranır
Eroin gibi aranılır...
Ne gurur nede nefret öldüremez onu
Ve ilacı sabırdır!

Aşk kavuşmaktır
Tarifsiz heyecan ve düştür
Onsuz hayat göz yaşlarıdır...
İster ilahi ister bedeni olsun
Aklın önünde taştır...
 
Aşk’ı Güzeldir…

Aşk'ı güzeldir tene düşmeden kuraklık
Çöl yüzleşmedir derinden Mecnun’a dualık
Yol eğrilir kendinden uçar gider pir ustalık
Kıraçta aslan şehrinde yalnızlık yaşatır…

Dört duvarı inler gecelerde dinler
Karanlığı deler ışığı göz kamaştırır
Eller gönüllü kelepçeli murat ister
Ayrılık can yakar ne çok ağlatır…

Belden aşağısı felçli yürekte feri
Ruhunda camisi gönülde minberi
Ağaç gibi yazı-kışı yar mevsimi
Anları düşman özlemi cehennem!

Mecnun Leyla’ya bense Allah’a
Aşkla bağlıyım kâinatında
Şehrin son ışıkları altında
Dualarla semalarla arıyorum…
 
Aşka Bakış...

Neşeli yüz aşkın bir mesajıdır!
Yumuşak eller alır kırmızı gül,
Kulakta sihirli sestir romantik şarkılar,
Uzun yaşam böylesi hoşlukta yaşamın yoludur...
Başlar mutluluktan döner,
Onun çılgın nefesi okşadığında...
Beden hazla değişir,
Başka boyuta geçişi her adım yaklaştırır!

Aşk bir mum gibi sönerse,
Ve benzer değişikliklere ihtiyaç dönerse:
Ararız karanlık ve sevgi dolu bu geceleri!
Gölgesi vardır ancak biz hala güneş ışıklarını görürüz,
Kavgalarımıza ayna olduğunda,
Büyük sessizlik dolduğunda...
Kalbimizin içinden bir ağrı yükselir!
Bu anda başımız toprağa çevrilir
Hani ölümle içene gireceğimiz
Aniden aşksız bir çok yalnızlık hissederiz!

Aşk büyük şanstır!
Ancak kısa zaman içinde biter...
Aynı evde iki yabancı gibi hissederiz,
Ne heyecan ne istek artık yoktur,
Sonunda boşanırız!
Eğer çocuklar varsa, onlar masumdur
Büyük şok ve darbeyi yaşarlar!

İçimden söylerim “ yaşam sınırlıdır...”
Mutlu olmak istiyorum, belki modası geçmiş
Mantığım düşünmeden karar verir,
Sabırlı değilimdir...
Böylece kısa zamanda hayal kırıklığı yaşarım,
Aşkın şahane rüyası aniden ölür!

Düşünürüm şimdi,
İlk önce kendime aşık olmalıyım!
Kendimi ruh penceremden gördüğümde,
Mutluluk kaplamalı kalbimin içini!
Eğer mutsuz ve olumsuzsam
Kim benden huzur bulabilir ki...

Eğer ruhum ve bedenim aynı şeyi söylemiyorsa,
Ve onun ne ihtiyacı olduğunu dinlemiyorsam,
Bu arada başka insanların sorunlarını çözmeye uğraşıyorsam,
Verimli olabilir miyim?
Mantıklı anlayabilir miyim?
Belki, bir iki kez huzuru paylaşabiliriz...
Ya sonra? Ayrılırız gücenerek deprem gibi,
Kim ister böyle aşkı?

İnsanlar başkası için lükstür,
Aşk saygı içinde anlamaktır, paylaşmaktır ve yaşamaktır!
 
Aşkım Sanadır Leyla...

Edebin olmadığı danseden Sulukule,
İsyanın ve zalimin kaldığı Yedikule,
Neler şahit Başkentin bildiği Atakule...
Sivrilir mirasın aşkın Leyla’da,
Uzanır Hayalin cennetin yaylada...

Eski ormanları özler, bir kaç yalnız ağaç!
Toz toprak bulutları gizler geçince her araç...
Kır çiçekleri tebessümle Leyla’sına yar, taç!
Bakir bozkır yaşar tohumun Leyla’da,
Her bahar doğumunda hazla yaylada!

Harabe hanlar, geçmişten çok ayak izleri...
Kurumuş çeşmeler, kaybolmuş şahit gizleri...
Yel ezelden tanıdık, eser yaşam özleri!
Mecnun kayıp, kabrin şifresi Leyla’da!
Her çiçekte aşk özlemdir o yaylada...

Dilsiz ama kör değil hal, mumyalanmış gibi!
Aşk dolu Harput’ta, şehit Arap Baba kabri...
Her görene tefekkür kimmiş der gibi baki!
Ruh arşında aşkın kıblesi Leyla’da,
Gölgesi hakikat gizlenmiş yaylada...

Ayak altımızda ne Marslar var aslında,
Her canlı aleminde bir meclis, han faslında!
Gözler hep uzayda, yer bekler sabır tahtında,
Kalp yükselince nefes alır Leyla’da...
Ne sesler yankılanır dilsiz yaylada!

Çöl kumları gibi yakar ülkemde susuzluk,
Osmanlı son dönemi gibi var huzursuzluk,
Her köşede ahlaksızlık biter kusursuzluk!
Tek sığındığım yer hislerim Leyla’da...
Ne kalabalıklarda, yalnızlığım yaylada!

Aşk belli bu denli... Çözümler bende temelli,
Kardeşlik şartımız... Uğraşmak yok senli benli,
Anlık hesap ölmeli, ön yargıyı terk etmeli...
Dualarım hep ona, istediğim Leyla’da!
Rahmet Sahibi ne bitirir yaylada...
 
Dayanamıyorum hasretine;
Doyamıyorum sevgilim diyen gülüşüne,
İçten doğallığına, süzülüşüne...
Kalbim yanıyor, kıvranıyor!
Dizgini kopmuş nefsimin, üzgünde…

Demek ki bedendi aradığım senin,
Ölen bir sevgiliydi... Hayal gibi yaşadığın,
Ruhumda kaynayan yaran,
Şimdi yüreğimde cehennem ateşin…
Ağlıyorum kaç yüzyıldır, tesellin resimlerin!

Fırat’ın kenarında aradım aşkını, kırıntılarını
Soğuk sulara baktım, gördüm ölen nice aşkları…
Üstüne yanık türküler yakılmış ağlaşmaları,
Mecnunlar benim gibi suyun kenarında yanmakta,
Kışın soğukluğu bedenime sinmiş, üşüyorum!

Sustum… Bir şey diyemedim akan azgın sulara, zamana,
Her kıvrımında sanki kanlı bir ceset sürüklenmekte akıntıda!
İzlerken yüreğim onunla gider gibi… Tutunsam bir parçasına,
Ölümü yaşamak sensiz yaşlanmaktan güzel mi olacak ki böyle?

Yalnızca özlem bu, çaresiz haykırışımda!
Her şey ne kadar kolaydı oysa geçmişimde,
Kader der güler geçerdim kolayca yaşadıklarıma!
Neden dayanamıyorum aşkına Fırat…
Alsana demek geliyor içine şu an içimden!

Gerçekten her şey masal gibi,
Aşkı yaşamak ve denk gelişleri…
Süslere bezenmiş ağaçta, çaputtan dilekleri,
Şamandan kalan adetleri…
Dilek ağacını kesmek geliyor içimden!

Mutluluk masalına inandım ya,
Başkahraman oldum ilk defa…
Beyaz prens olmak yakışmıştı,
Hele varsa prenses uyuyan nehrin kenarında!
Uyandırmak bu sefer büyüyü bozdu...
Benden uzaklaştın boynuma sarılacağına!

Fırat dayanamıyorum özlemine,
Sen kızıl akmaya devam et!
Edersinde hep böyle...

Yüzyıllar geçti sanki senden haber almayalı,
Mumyalanmış gibi aşkın ölmüyor yüreğimde!
Çare yok Fırat, al içine…
Akışım öncekilere… Karışsın sevgiliye!
 
Aşkın Gücü…

Sezar gücünde Van’da,
Cleopatra’m Akdamar adasında!
Çılgınca habersiz,
Yüzsem tek başına…
Yürüsem sahilinde!

Soğuktan titreyen tenimle,
Koşsam odasına,
Uyandırsam…

Bakir ve küçücük dünyasında,
Dağlardan aşağıya inse nefesim!
Kar soğukluğu vız gelir ruhuma,
Küheylanla arkamda gezdirsem!

Muştu gecesinde an tükenmese,
Yaşlılık seherinde bizi üzmese!
Hangi dünyası, olsa bile rüyası…
Cennetinde aşk... Doysam hurime!

Aşkın gücüne ellerim kelepçeli,
Masum hayalimde roman ezgisi…
Kıvrak dansına çıldıran nefsim,
Çölünde suyuna hasret gezerim!
 
Geri