karamuratbenim
Üye
- Katılım
- Temmuz 23, 2016
- Mesajlar
- 6,063
- Tepkime puanı
- 3,068
- Puanları
- 349
ne eylül ne de kasım....
senciyiz haziran senci......
senciyiz haziran senci......
Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için lütfen foruma kayıt olun veya giriş yapın. Üyelik tamamen ücretsizdir ve sadece birkaç dakikanızı alır.
yine bir bayram ziyareti esnasında bilumum dede, nine, dayı, amca, hala, teyze vb. tarafından şahsıma yöneltilen evlilik sorularını başarıyla savuşturmuşumdur.....
abi açarız açmasına da biz neyimizi göstereceğiz onu düşünüyorum :/abi kadinin biri onlyfanstsn on ayda 36 milyon euro kazanmış
görsen nasıl çirkin var ya, senin neyin eksik ondan ?
yok mu bir onlyfans açmamız
insanın içinde büyüdüğü sosyo-kültürel ortam, sahip olduğu ya da olamadığı maddi ve manevi ögeler hayatının şekillenmesinde çok büyük bir faktöre sahiptir.
hani diyorlar ya insan 7'nde neyse 70'inde de odur diye. işte bu sözün özünde yatan budur.
sen hayata 7'sinde yokluk içinde başladıysan, çok büyük bir mucize olmadığı sürece hayatının geri kalan kısmı da böyle gidecektir.
belki kendimden yola çıktığım içindir böyle düşünüşüm.
insanın gelişimini etkileyen önemli birkaç husus vardır. zaman, çevre, kalıtım vs...
hepimiz bu koşullar altında şekilleniyoruz.
ben bu koşullar içerisinde en çok çevre faktörünü önemsemişimdir her zaman.
insanın içinde büyüdüğü toplumsal çevre onu en çok etkileyendir.
her ne kadar kalıtımsal bir örnek gibi olsa da ne demişler,
"ağaca çıkan keçinin, dala bakan oğlağı olur"
ağaca çıkmasının bir sebebi olan keçinin mutlaka geçerli bir sebebi olmalı.
eğer yokluğun kol gezdiği bir toplumsal yapıda büyüdüyseniz ya da bolluğun oluk gibi aktığı bir çevrede büyüdüyseniz dünya sizin için iki soyut kavramdan ibaret olacaktır. Varlık ve Yokluk.
Bu iki kavram yediğinizden içtiğinize, giydiğinizden çıkarttığınıza, izlediğinizden dinlediğinize sirayet edecektir.
etmişti de.
yokluktu çünkü bizim payımıza düşen o soyut kavram.
arabesk kültürünün bu toplumda bir dönem baskın olmasının en büyük nedeni de bu yokluk değil miydi!?
böyle bir çevrede büyüdüğüm için müzik zevkim de ister istemez arabesk kültürünün üzerine inşa edilmiştir.
üniversitede şebnem ferahlar, dumanlar, pentagramlar, metallicalar, teomanlar, anathemalar, sentencedler ve daha niceleri ile istanbullu bir rock manyağı hastası sınıf arkadaşım sayesinde tanışıp "abi bu çok iyi yaa, rockçıyız abi" moduna girsek de o bana her zaman "naber la tatlı su rockçısı" derdi. çünkü o da farkındaydı sonradan bir şey olunmuyordu. insanın geçmişi yakasını bırakmıyordu çünkü gittiği yerde.
en nihayetinde kot pantolon altına iskarpin ayakkabı giyip, rıza hoca'nın nalet olasıca "sosyal bilimlerde metodoloji" dersine giderdik.
çocukluğunda yurtseven kardeşler dinleyen adem, artık üniversiteli olmuştu ve Kurban dinliyordu?
o yüzden ne zaman bir yerde arabesk şarkıya denk gelsem "gözümde canlanır koskoca mazi"
işte o yüzden 7'sinde neysen 70'nde de osundur.
geçmişin yakanı bırakmaz. ne kadar da sonradan olduğum dediğin ne varsa hepsi yalan olur. özüne dönüverirsin.
hemen eski moduna girersin; çünkü senin hayatın arabesk, senin hayallerin varoş, sen yarattığın kendi gettonda gelişimini sürdürüyorsun.
aşklarımız bile yokluktu, hep platonik.
acılarımız ama varlıktı, hep acıtan.
işte yine bir gün ateş kırmızısı üstü açık cabrio impala 1959 model arabamla gettodaki platonik zenci manitamın evinin önünden usulca geçiyordum
arabanın teybinden,
"o eski eyalette beklerim seni,
üzülme nigga'm, affettim seni"
sesleri yükseliyordu.


belki bi sevgilimiz yoktu ama işte liseli ergen halleri ve platonik aşklar silsilesi içinde sürüklenip giden bir gençlik...
ergenliğin getirdiği depresif haller filan...
tabi biz süper liseli olduğumuz için düz liseli hanzolardan bir farkımız olmalıydı da.
sınıflarımız ayrı kattaydı mesela.
sıralarımız ise özel kolej sıraları gibi tekliydi, çekmeceli filan.
listening dersleri için gıpgıcır, kırmızılı, dokunmatik ekranı filan olan bir teybimiz bile vardı ki dokunmaya kıyamazdık bozarız diye.
neyse.
o teyp sayesindedir ki işte birçok şarkıyı dinleme fırsatına erişmiştik.
yoksa müzikle, radyoyla filan tek alakam, tarlada çalışırken trt fm dinlemekten öteye gitmeyen biriydim.
geçen buraya göksel'in lütufsuz yaz adlı albümünden alıntı ekleyince aklıma 11. sınıfta kendisinin depresyondayım şarkısıyla ilgili bir anım aklıma gelmişti.
ne zaman bir göksel şarkısı denk gelse "sanırım ben bu kadına aşığım" derim içimden gizlice.
ve hiçbir zaman inanmak istemem kendisinin 50 yaşında olduğuna.
çok güzel kadın abicim ya.
yine bir o teyp sayesinde kendisinin körebe albümünde yer alan depresyondayım şarkısını dinlemiş olmalıydım.
dediğim gibi, klasik liseli ergen halleri, platonik aşklar filan silsilesi...
bu akşam ölürüm şarkısının üzerinden 2 yıl geçmesine rağmen etkilerini iliklerimize kadar hissediyorken, üzerine bir de bu şarkı...
depresyon içinde depresyon...
her ne kadar düz liseli hanzolardan şeklen farklı olsak da ruhumuz bir kere hanzoydu.
ama yine de bir farkı olmalıydı ama.
şarkıyı birkaç dinledikten sonra o bize özel olan siyah metal, çekmeceli, üzeri beyaz olan sırama grafiti olarak kocaman depresyondayım yazmıştım.
o beyaz zemin üzerinde öylesine güzel gözüküyordu ki baktıkça daha çok depresyona giriyordum.
bir gün sınıf araması için dersin ortasında içlerinde hiç sevmediğiniz 2-3 tane öğretmenin de olduğu bir grup öğretmen sınıfa daldı.
tek tek çekmecelere, çantalara filan baktılar.
bana gelince sıranın üzerindeki o canım grafitiyi gördü bir tanesi.
ne yazıyor diye sorunca "depresyondayım" hocam dedim.
kafayı kaldırdı, sınıfın öbür ucundaki meslektaşına "sıranın üzerine yazı yazmış hocam" dedi.
sınıfın öbür ucundaki, "ne yazmış!?" diye kükredi.
tepemdeki, "depresyondaymış keh kehh kehhh"
kızardım, bozardım...
sınıfta kikirdemeler filan...
sil bunu çabuk dedi tepemdeki.
ve o gün yüreğim parçalanırcasına, bir anayı yavrusundan ayırırcasına böğrüme bir acı, bozağıma bir yanma...
istemeye istemeye de olsa o yazıyı silmiştim sıramın üzerinden.
işte ondandır ki geçmişimiz hep bi depresyon hep bi acıdır vesselam...
geçmişimi silkeyim...............
bu da böyle bir anımdır.

