Arabeskin kralı,
Kimsesizlerin babası,
Kadersizlerin yoldaşı,
Arabesk kültür, öncesinde bir alt kültür olarak karşımıza çıksa da özellikle 80’li yıllarda yaşanan gelişmeler neticesinde başat kültür haline gelmiştir. Böyle bir toplumsal hareketin ortaya çıkmasını ve bu hareketin de müzikle toplumsal yapıya nüfuz etmesini en güzel başaranlardan birisiydi Müslüm Baba!
Kendilerini niye jiletliyorlardı, niye isyankârdılar, niye resmen tapıyorlardı Baba’ya; tam bir sosyolojik araştırma konusudur. Kitap yazılır, tez araştırması yapılır, neyşınıl ciokrifide belgedel çekilir bütün bunlarla alakalı.
1950’li yıllarda köyden şehre başlayan göç dalgaları, 1980’li yıllarda iyice ayyuka çıkmıştı. Yaşam standartlarının çok düşük olması, umutsuzluğa ve mutsuzluğa boğulmuş insanların hızla artması, ekonomik çalkantılar insanları isyankâr bir tavra sevk ettiği aşikârdı. Özellikle ortaya çıkan göç dalgaları neticesinde şehrin dışına itilen, gecekondulaşma olgusunun ortaya çıkmasına neden olan bu insanlarda yaşanan kültür şoku, bir şeylere sığınma gereksinimini doğurmuştur. O dönemlerde ortaya çıkan şarkıların dönemin koşullarını gözettiğini düşünürsek ortaya çıkan bu buhranlı durumu bertaraf etmenin en iyi yolu, arabeski ince ince müzik sektörüne işlemekti. Bunu da en iyi şekilde yapmıştı Baba! Çünkü kendisi tam bir acı yumağı olmuş hayatın içinden geliyordu.
Ötekileştirdiğimiz bu insanlar, belki de farkında olmadan bize armağan ettiler bu olguyu. İşte bu ötekileştirilen insanların sesi olmayı başaran Baba şöyle sesleniyordu bizlere:
Hor görülenlerin tanrım isyanıdır bu
Sevip sevilmeyenlerin isyanıdır bu
Düzensiz dünyanın günahıdır bu
Yakarsa dünyayı garipler yakar!
İşte tam da bu noktada aslında kendisinin sadece bir yorumcu olmadığını, en derin mevzuları bile kısacık özetleyen bir filozof edasıyla duruyordu karşımızda. Karl Marx da demiyor muydu a dostlar "
Toplumsal konumu gereği proletarya, sınıflı toplumsal yapıyı sona erdirecek olan iradedir” diye!?
Müslüm Baba’nın sesi öldürmüyordu; ama süründürüyordu resmen! Caponlar değil miydi bu adamın ses tonunu kusursuz bulan! Damardan alınan uyuşturucu gibiydi. Altın vuruş yapıyordu herkes, ayrı bir şarkısında.
Sebepsizce ağlamadık mı!?
Hatta sevmedik mi hangimiz çılgınlar gibi!?
Dinledikçe isyan edesimiz gelmedi mi!?
Ondandır bu asi tavrımız efendiler.
Resmen 80’li yıllarımızı kasıp kavuran bu adam, tamiri zor yaralar açtı yüreklerimizde. Müslümcü değilim; ama arabesk dinleyeceksem Baba’yı açar dinlerim. Çünkü arabesk demek; bir özgünlüğü, bir duruşu, bir aykırılığı, bir isyanı, bir direnişi simgelemektir. Kendisine “
Baba, arabeskin yeni peygamberi Hakan Taşıyanmış” dediklerinde şu görüntüden olsa gerek
“
Ben öyle bir peygamber gönderdiğimi hatırlamıyorum!” diyerek resmen çığır açacaktı kapak yapma mevzusunda. Şu söz üniversitelerde ders olarak okutulması gereken bir nitelikte bir sözdür.
80’li yıllardan 90’lı yıllara evrilirken zaman artık bir değişim süreci başlamıştı. Önceden yavaş yavaş değişen toplumsal yapı ve davranışlar daha hızlı değişmekteydi. Hayatımız siyah beyazdan daha bir renkli bir hal alıyordu. Arabeskin siyah beyaz çağrışımı yerini, yavaşça ve sinsice renkli bir noktaya doğru ilerliyordu. Yaşam şeklimiz artık hızla varoşlardan şehrin merkezine, kasetçalarlardan iPod’lara geçmişti. Minibüs müziği, camları siyah filmle kaplanmış lüks arabaların cd playerlarına girmişti zamanla. Bütün bunlar dünyayı hızla saran pop kültürünün büyük bir etkisi vardı. Baba da işte sırf bu yüzden o düetleri yapmadı mı!? Pop kültürüne yenik düşmemek içindi belki de bütün bunlar. Ama o yine de ödün vermedi felsefesinden. Eminim! Hayranlarını üzmüştü yine de bu yaptıkları.
Kentsel dönüşümle varoşların hayalleri de dönüşecekti artık. O tek katlı derme çatma evlerin yerini ucube gibi çok katlı apartmanlar alacaktı. Hayallerimiz de yıkılacaktı o derme çatma evlerle birlikte. Adeta bir kültürel yozlaşma yaşanacaktı hunharca. Doğallık gidecek, yerini bayağılık, basitlik, yapaylık alacaktı. Artık arabesk kültürün yerini pop kültürü alacaktı. O isyankâr gençlik gidecek yerini tikky gençlik alacaktı.
Ve 2000’li yıllar… Milenyum dedikleri ne menemen bir şey ise kötü bir şeymiş. Babasız kaldık. Ama Tanrıya binlerce kez şükürler olsun ki senin gibi birini gönderdi bize. Dün doğum günündü... İyi ki doğdun
Baba
Kapatırken mevzuyu;