Günlük Can Kırıkları

🕒 Konu sahibi 3 saat önce aktifti
Attığım Her Adımda KALBİMDEN Bir Parça Bırakıyorum Bir Parça YÜREĞİMDEN Bir Parça GÖNLÜMDEN Bir Parça SEVGİMDEN Bir Parça" BEN Ve Bir Parça SEN Süzülüyor Dudaklarımdan Her Adım Attığım Sokakların Bağrına KALBİMDEN Bir Parça Bırakıyorum KANADIM DEĞİL AMA, ARTIK YÜREĞİM KIRIK​
 
Güzeldik biz eskiden... Ama çok eskiden...
Uzaklaşmadan önce; Değerlerimizden​
 
Suskunluğun misafiri olmaktan haz alıyor yüreğim!

Musalla taşındaki cesedin suskunluğu kadarsuskunum!


Konuşmalara küstüm! Gemilerim artık kendime yol alıyor.



Her zaman her yerde her istenileni anlatamıyorum.

Kime, neyi, nasıl ispatlayacaksın! o halde suskunluğun elini tutuyorum.

Merhem tutmaz öyle yaralarım var ki! Konuşamıyorum…

İçime atıp susuyorum.

Kurşun geçmez şartlanmış beyinlere söz geçiremiyorum.


Sayfalarca susuyorum.


Kelimelerimin dinlenmeye en çok muhtaç olduğu anlarda,

Beni anlayacak bana derman olacak birini aradığımda,

O çok (boş) konuşanlar kaçıyor.

Sokağımın gece yarısı suskunluğa terk edildiği gibi,

Bende yüreğimi suskunluğun kucağına bırakıyorum

Konuştuğum zaman mahkûm,

Sustuğum zaman zanlı muamelesi görüyorum.

Ne yapacaksın, kime gideceksin…

Anlamsız konuşmalardan kendime sığınıyorum

Zor olanı tercih ettim sustum…

Boğazıma dizilmiş sözcükleri söylemeden, haykıramadan, içime atarak…

Bir bilseler susan birinin gözlerinde çuvallar dolusu kelime olduğunu,

Ve yine bir bilseler söz tükenmişse en güzel cevabın susmak olduğunu…



Tarif edemediğim acıları,

Hayal kırıklıklarımı susuşlarımla örtüyorum.

Yüreğimin en ücra köşelerine inen zehirli oklardan

Canım çok yandı!

Konuşursam;

Kırmaktan, kırılmaktan

Gözyaşlarımı tutamamaktan

Kelimeleri yan yana getirememekten

Yaralı kelimeler sunmaktan korkuyorum.

Geri alınmayacak kelimeler adına; ağzımın sürgüsünü çektim!

Şuan boğazımda düğümlenen kelimeleri çarmıha germekle meşgulüm


Sustum…


Ben sustukça suskunluğumun üstüne düşman gibi sözcükler yağsa da

İncitseler de beni, artık vakit susma vaktidir

Korkup kaçtı,

Suçunu kabul etti,

Haksız olduğunu kabullendi diyecekler…

Desinler… Dudağım mühürlü!

Duygularım susuşlarımda saklı kalacak.

Yıllardır biriktirdiğim hiç kullanılmamış kelimelerimi

Devren satılığa çıkarıyorum. İlan verdim!

Alan olmazsa kalbimin morgunda biriktireceğim...




Sahi, her susan haksız mıdır?


Belki de her Suskunluğun arka planında ciltler dolusu anlamlar vardır.

Kim bilir!

Ve bir gün Söylenmemiş cümlelerimi zulama koyup gideceğim bu şehirden

Varsın kaçtı desinler…


Susacağım!


Derin denizleri her rüzgâr dalgalandıramaz…..


 
Ben;
ÖZGÜR olmak istiyorum artık,
Anlıyor musunuz..??
Birilerini KIRMAYAYIM diye uğraştıkça;
Hatta bu SEBEP' le,
Çoğu zaman APTAL rolünü ÜSTLENDİĞİM halde,
Sırf İNCİTMEYEYİM diye,
VURUCU KELİME' lerimin nasıl KUVVET' li olduğunu,
bilenlere bile,
GERÇEK' leri gördüğüm halde,
Nasıl APTAL yerine konduğumu bildiğim halde,
Hala KIRMAMAYIM diye,
O çok iyi DANS ettiğim KELİME' leri kısıtlayıp,
Gerçekte bir APTAL gibi davranıyorsam,
Bu sadece, İYİ NİYET' imden,
Hayatıma girmiş bir tek insanı bile,
KAYBETMEK istemediğimdendir..............
Her insan KAZANILMAYI hak eder,
Ama bazıları var ki,
Gerçek birer OYUNCU...
Ben; hayatta her şeyi gördüm sanırdım,
Hatta, iyi bir YÖNETMEN' im sanırdım..
Benim GÜCÜ' m,
O bazılarının OYUNCULUĞUNA yetmedi..
Lütfen artık, RAHAT bıraksınlar beni...!​
 
1%2B03%2B2014%2B-%2B1


Öğrendim...!
İnsanın bir tek cam kırıklarıyla kanamazmış teni..

Hayal kırıklıkları hergün kanatabilirmiş yüreğini.. Ezberledim merak etme anne...!
Üç öğün yemek yemekle büyümezmiş insan;
Üç öğün gözyaşı içmeliymiş kimi zaman..
Hayattan ağzım yandı anne..
Canım yandı.. Solum yandı.. Nefesim tıkandı..
Bir numara büyük geldi bu hayat bana..
Anne, beni sil baştan doğursana...
 
Bir anlamı olmalıydı bütün bunların. Ya göz anlamalıydı bir bakışta ya
dil dönmeliydi anlatmaya. Ama/sı olmalıydı amansız acıların, "ben
bunları çekiyorum ama..." diyebilmeliydim. Bitmesini beklerken bütün
bunların, bir beklediğim olmalıydı. Sihirli hayallerin ve zehirli
gerçeklerin buluşmasından, akrep ve yelkovanın sinir bozucu
akustiğinden, mevsimin son demlerinden ve de gecenin suretinden bir
yüz çıkmalıydı. Tüm izleri silecek, tüm imkânsızlıkları bilecek ve tüm
yasakları delecek bir yüz. Görmeye alışamadığım, görmeden
duramadığım bir yüz... Senin yüzün olmalıydı ve senin yüzünden
olmamalıydı bu ayrılık. Bittikçe büyürken bu sevda, gittikçe
kaybolmamalıydı göz mesafesinden. Şimdi ne ses verir nefesim, ne
nefes alır sesim. Dünya benim olsa ne yazar, sen yoksan kimsesizim..​
 
Çok düşündüm sen yokken, kavgalar anlamsızmış
Çok fazla zamanım oldu, bağırmam aptalcaymış
Hiç düşünmemiştim sensiz bu kadar eksilere düşeceğimi
Geri dönmeyi düşünürsen ileride, döndüğün gün sana sarılırken kırabilirim kemiklerini
Hiç tahmin edemezsin seni ne kadar özlüyorum...
Aklına bile gelmez gülüşüne kaç şiir yazıyorum
Bilmezsin günde senin için kaç sigara içiyorum
Gülüşmelerimizi hatırladıkça anlamsızca ağlıyorum
Tutmayacaksın artık elimden biliyorum
Bu yüzden kendi başıma yaşıyorum
Derdimi kimseye anlatamıyorum
Gördüğün gibi durmadan şiirler yazıyorum
Yokluğun veya gidişin değil
Verdiğin onca sözden birini tutamaman koyuyor
Gelsen, “özlemedim” desen inanırım
Ama kalp bu işte
Ne dersen de laf anlamıyor, bildiğini okuyor
Sadece seni seviyor.​
 
Biz ayrıldık ya şimdi; son buldu mu endişelerin, tükendi mi korkuların?
'Seninle de olmuyor, sensiz de olmuyor' derdin, şimdi rahat mı vicdanın, huzurlu mu için?
Benim hiç rahat değil, senin de olmasın...
Çünkü gülmeyi unuttum ben, sevinçleri unuttum, mutluluğu unuttum... Bir zamanlar seni özlerken büyürdü sevgim, artık özlerken ölüyorum...
Anlamıyorsun değil mi beni? ...
Bir kere olsun, yalnızca bir kereye mahsus yerime koymuyorsun kendini. Görmüyorsun, hissetmiyorsun bendeki yerini. Sen beni göz göre göre, bile bile öldürüyorsun!
Gitmek değil senin bu yaptığın, cinayet işliyorsun...
Git...
Geride ne bıraktığının bir önemi yok nasılsa. Çoktan hazırlamışsın kendini zaten. Kimbilir kaç kere gözlerimin içine baka baka 'seni seviyorum' derken ayrılmayı düşündün. Kaç kere kandırdın beni, kaç kere inandırdın kim bilir....
Her şeye rağmen yokluğuna da alıştı gönlüm.
Gelmesen de olur artık, keyfin bilir...​
 
10440729_641362089322668_1672038851778122495_n.jpg


Kokusuna alıştığınız bir insanı unutamazsınız.
Aranıza mesafeler ya da ayrılıklar girebilir.
Yüzünü unutmuş olabilirsiniz,
...
Sesini de ...
Ama kokusunu unutamazsınız !​
 
Eve mi gitmek istemiyorum bilmiyorum ama yaklaşık 2 saattir inmem gereken durağı defalarca geçmeme rağmen adım attığım metro istasyonundan inemedim. Boş boş etrafa bakındım inenleri izledim biraz ağladım ve defalarca arayan babamın telefonlarına cevap dahi vermedim. Asileştim daha sonra kafamı cama yaslayıp yağmur sonrası açan Güneş'te bazı insanların eğlendiğini gördüm. Herkes bişeylerde yoğunlaşmış. Bense herşeyden Umudunu yitirmiş ağlamaya bahane arayan neden moralin bozuk diye sorduklarında sınavdan düşük aldığını ve buna üzüldüğümü söyleyen işe yaramaz biriyim. En acısıda ne biliyor musun? Insanlar buna inananıyor. Bu hafta belki 100 kez ne oldu diye soranlar oldu. Susmaktan yoruldum. Mutlu gözükmekten insanlar tarafından yargılanmaktan yoruldum. Çabuk güvenmekten her seferinde insanların dertlerini üzerime toplayıp kendimi yıpratmaktan herşeyden. Balığın aklımdasın demesine kelebeğin ömrümsün demesine bile inandım. Toz oldum. Zamana bile bırakamıyorum herşey hayallerime ağzının payını verdi. Yorulmaktan yoruldum. Herşeyden çok sıkıldım yoruldum, Hep kaybeden olmaktan, direncimin düşmesinden, müdahale edilmekten, ezilmekten, ezik hissetmekten.. Hiç bişeyi sevememekten mükemmelliyetçi olup bataklık kurbağası gibi etrafta gezmekten yoruldum. Kendimen sıkıldım. Ben kayboldum. Pes ediyorum. Siz kazandınız, tebrikler.​
 
Bir nefes yakınımda,bir kaç ömür uzağımdasın.
Hangi ömrün hangi baharında, hangi baharın hangi ayında bulurum seni?..
Hangi dönmeyen dilde, hangi suskun gönülde, hangi soğuk eylülde bulurum? Söyle!.....
Kim bilir belki sakin bir türküde, belki yarım bir öyküde, belki derin bir uykuda, belki ağır bir korkuda...
Nerde bulurum seni, söyle!.
Şimdi yollara düşüp,kendimden başlasam aramaya,ortak bir acıda buluşsak seninle..
Aynı bardaktan çay içip,aynı sigarayı yaksak. Önce sen bir nefes çeksen, sonra ben hiç gam çekmesem...
"Kim ne der"den vazgeçip, az geçebilsek sınırları.
İmkânsızın kalbine inse, sızlasa yasağın duvarları, saatler selam dursa, bakakalsa yalancı ümitler..
Gerçeğin ötesinde,yarınların ortasında, bir fırtına ertesinde, ortak bir yalnızlıkta mı bulurum, yoksa ortak bir yakınlıkta mı seni?
Nerde bulurum, söyle!..
Yalnızlığın fezasında,esaretin hizasında mı?
Meylerin ervahına düşmüş köhne bir içki masasında mı?
Ölümle yaşam arasında ya da Azrail'in asasında mı?
Şehadeti yetişmemiş, azledilmemiş çarpık suçların idam sehpasında mı?

Kimbilir, bir şiirin içine saklamışsındır belki, bir çocuğun gülüşünde,
bir yağmurun düşüşünde, bir mahkumun vedasında veya bir celladın baltasında.
Nerde arayım seni söyle, isimsiz şiirlerin yitik mahlasında mı,
müebbet sevdaların gönül halâsında mı yoksa katledilmiş bir aşkın yanık selâsında mı?
Nerde bulurum seni? Söyle!.
Kaç kere ölmem gerek, kaç ölüm seçmem gerek, sana ulaşmak için?
Kabre düşen bir ayışığından mı başlayayım, Cehennemin kara kışından mı?
Araf'tan mı geçmeliyim, sırattan mı düşmeliyim?
Kaç kurban, kaç adak?
Baharı unutan kışlar bitti, utangaç bakışlar bitti, yerli yersiz dökülen yaşlar bitti.
Bedeli ne olursa olsun geri adım atmayacağım. Dişe diş, göze göz.
Artık vazgeçmek yok.
Söz mü?
Söz...
 
Ayrilik diye birsey yok. Bu bizim yalanimiz. Sevmek var aslinda, Özlemek var,beklemek var. Simdi neredesin? Ne yapiyorsun? Günes çoktan dogdu. Uyanmis olmalisin. Saçlarini tararken beni hatirladin degil mi..? Öyleyse ayrilmadik. Sadece özlemliyiz ve bekliyoruz. Zamani hatirlatan herseyden nefret ediyorum. Önce beklemekten. Ömür boyunca ya bekliyor ya bekletiyor insan. Ikiside kötü, ikiside hazin tarafi yasantimizin. Bir çocugun önce dogmasini bekliyorlar, sonra yürümesini, konusmasini,büyümesini. Zaman ilerliyor, bu defa para kazanmasini, kanunlara saygi göstermesini,insanlari sevmesini, aldanmasini, aldatmasini bekliyorlar. Ve sonra ölümü bekleniyor insanoglunun.. Ya o? Ya o? Insanlardan dostluk bekliyor. Sevgilisinden sadakat, çocuklarindan saygi ve bir parça huzur bekliyor, saadet bekliyor yasamaktan. Zaman ilerliyor ve bir gün o da ölümü bekliyor artik. Aradiklarinin Çogunu bulamamis, beklediklerinin çogu gelmemis bir insan olarak göçüp gidiyor bu dünyadan. Iste yasamak maceramiz bu.. Yasarken beklemeyi beklerken yasamak ve yasayip beklerken ölmek. Özleme bir diyecegim yok. O kömür kirintilari arasinda parlayan bir Cam parçasi. O nefes alisi sevgimizin, kavusmalarimizin anlami. O tek Güzel yönü bekleyislerimizin.. Insanligimiz özleyislerimizle alimli, yasantimiz özlemlerle güzel. Özlemin buruk bir tadi var, hele seni özlemenin bir kokusu var bütün çiçeklere degismem. Bir isigi var, bir rengi var seni özlemenin, anlatilmaz. Verdigin bütün acilara dayaniyorsam; seni özledigim içindir. Beklemenin korkunç zehiri öldürmüyorsa beni; seni özledigim içindir. Yasiyorsam; içimde umut varsa, yine seni özledigim içindir. Seni bunca özlemesem, bunca sevmezdim ki !​
 
Bu son gidişin miydi anlayamadım sevgili..Hani hep giderdin ve gelirdin ya geriye bu da onlardan biri miydi..? Uzun zaman oldu bu sefer söylemek ve sormak zor geliyor ama bu senin son gidişin miydi sevgili...? Küçük bir oyun oynuyor gibiyiz sanki. Ben ebe olmuşum sen saklanan...Nerelere saklandın da bulamıyorum seni. “Ah işte ordasın” dediğim yerlerden hep başkaları çıkıyor herkes hep bir ağızdan dalga geçer gibi “çanak çömlek patladı” diyorbense garip bir umutsuzlukla geri dönüyorum ağacıma kaldığım yerden seni aramaya başlamak için.

Bu son gidişin miydi anlayamadım sevgili..Göremeyeceğimi sandığım zamanlarda birden karşıma çıkıyor içimde yeni yangınlar bırakarak geri dönüyorsun. Kimlerin yanına dönüyorsun da uzun sürüyor sessizliklerin? Gittiğin yerlerde bana benzeyen ve tanıdık bir şeyler var mı bari.? Gülmeyi unuttuğun zamanlar kimleri çağırıyorsun yanına..? Hüzünlerini kovan yürekli biri var mı yani..? Hani bir anda gelip de o puslu havayı dağıtan seni içmeden sarhoş eden ve güldüren hüzünlerini bulamayacağın yerlere saklayan biri..Sen dayanamazsın yalnızlığa. Dokunmak ve karışmak istersin. Yalnız kalmak sana acılarını hatırlatır..bir erkeğin teninde istemeyerek bıraktığın acıları. Yalnız kalmak sana çocukluğunun masum düşlerini hatırlatır..ağlamak istersin ama ağlayamazsın. Yalnız kalmak sana tutunamadığın sevgileri hatırlatır; çaresizliğini yıkılmışlığını...arkanda bıraktığın dokunmaya korktuğun özlemleri. Yalnız kalmak sana göre değil sevgili..Sen yalnızlığında kendinle karşılaşır ve ürkersin yüreğinin saatlerce sana karşıt konuşmalarından. Bu yüzden merak ediyorum ya başkalarına da ‘hüzün kovan kuşum’ diye sesleniyor musun acaba..?

Bu son gidişin miydi anlayamadım sevgili..Hani birden için çocuklar gibi şımarmak istediğinde parmakların telefona gider arar ve kusardın ya dizginleyemediğin coşkunu ve manyaklığını..hani bir tek ben anlardım ya senin bu ani çıkışlarını serseriliğini ve türk dil kurumunda bulunmayan
hafif meşrep kelimelerini ve cümlelerini..hani kimseyle böyle konuşulmaz deyip de sınırlarını aşardık ya gereksiz kibarlığın ve nazlanmaların..Uzun zaman oldu içimizdeki bu deliliği ve bastırılmışlığı dışa vurmayalı. Bu yüzden merak ettim bu senin son gidişin miydi sevgili anlayamadım...

Söylenmemiş ve çoğaltılabilecek bütün sözleri kendi adına söyledin ve gittin..Umuduma çılgınlığıma ve erkekliğimin senin yanındayken güzelleştiğine inanırken yokluğunu mutlu edemeyeceğime inandın ve gittin..Sana karışıp yüreğine akmama izin verip beni göklere çıkartırken; bir anda yere indirdin midemi bulandırdın ve ayrılığı sıkıştırdın parmaklarımın arasına gittin..Ne kadar değerli ve farklı olduğumu anlatmakta zorluk çeken sen; yalnızlığımın en ıssız en karanlık ve en savunmasız zamanlarında beni dinlemedin gelmedin ve gittin..Sevmek bu kadar basit bu kadar kolay ve taşınabilir bir eşya gibi
hafif değil; çıkartıp da bir başka yere koyabileceğin. Bu yüzdendir ki sen beni hiç sevmedin sevgili. O “seni çok seviyorum” diye haykırdığın nadir zamanlarda bile bunu söyleyen sen değil senin geçmiş bir sonbahar’da bıraktığın sana benzeyen ama sana çok yabancı olan sesindi. Bu yüzden sen beni gerçekten sevmedin sevgili. Kendini daha ne kadar kandırabilirsin bilmiyorum ama sen acı çekmeyi seviyorsun...bense balonlar patlatmayı uçurtmalar uçurmayı ve yaşamayı seviyorum her şeye rağmen. Sen korkularını seviyorsun..bense korkularımın üzerine gitmeyi savaşmayı ve hatta gülmeyi kaybederken bile...Artık biliyorum bu senin son gidişindi sevgili ve benim son bekleyişim son vazgeçişim sevdandan...

Artık gelsen de ne işe yarar ki..? Ben; sana olan kırgınlığımı yokluğunu özlemini umutsuzluğunu sevmeye başladım. Ben senin giderken bende unuttuğun ve zaman zaman öksüzlüğüne ağlayan sevdanı sevmeye başladım. Ben senin artık beni unutan merak etmeyen ve değer vermeyen yüreğini sevmeye başladım. Şimdi hangi tende üşüyorsun da titrediğini hissediyorum kilometreler ötesinden? Ben senin başka mevsimleri tanımak isteyen o heyecanlı ama tutunamayan bakışlarını sevmeye başladım. Artık gelsen de ne işe yarar ki..? Parçaladığın sevgimi toparlayabilecek ve çiçekler toplayıp yollarıma serebilecek kadar güçlü değilsin sen. Sen ben değilsin. Hiç olmadın ve olamazsın..O sakladığın yüreğine hiç almadın beni hiç özlemedin gözlerin hiç uzaklara dalmadı belki de şerefime hiç kadeh kaldırmadın. Bu yüzden bu senin son gidişin olsun sevgili ayrılığın hakkını ver. Böyle bir sevgiyi terk edebilecek kadar yürekli oldun beni unutacak kadar da korkusuz ol. Özleme yolunu yolumdan geçirme sesime düşme salaş meyhane masalarında konuşmalarımı arama rakının yanında anma adımı..ayrılığın hakkını ver. Çünkü bunu sen istedin..

Bu senin son gidişin olsun sevgili bıraktığın son acı olsun. Ve ben senin yaşayamadığın son sevda olayım...
 
Kafani temizlemelisin. Çöpleri atmalisin disari. Eger atmazsan kokarlar iceride ve geri donusturemezsin hepsini. Tazelemelisin kendini yeni dusunceler ve yeni hayallerle. Kurtarabilceklerine bak. Uzulme atilanlara. Hayatin dongusu copleri atmak.. Her seyi bozulmadan kendinde tutamazsin. Sadece bazilari gercekten dayanikli cikar. En icine sinenler, en zorluga dayananlar, en seni sorularla basbasa birakanlar ve her sorudan gecenler onlar. Kendini iyi dinle. Kendine yalan soyleme. Hakiki sesini duymak icin kulak kesil, gurultucu yanini sustur bu yuzden. Bir de ipucu, cop ogutucu sesi kadar rahatsiz edicidir dinlemen gereken sesin.
Oyle ya da boyle senin dusuncelerin, senin hayallerin olsa da, curumuslerse, ise yaramazlarsa kurtlanmadan at onlari. Istemesen de yenilerine yer acmalisin rafta, vazgecmelisin, artik seni zehirleyeceklerini ya da bosa yer kapladiklarini bilmelisin.​
 
çok uzun hepsi :T:
 
Geri