Günlük Can Kırıkları

🕒 Konu sahibi 3 saat önce aktifti
Bir adın kalmalı geriye
Bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
Aynaların ardında sır
Yalnızlığın peşinde kuvvet
Evet nihayet
Bir adın kalmalı geriye
Bir de o kahreden gurbet
Sen say ki
Ben hiç ağlamadım
Hiç ateşe tutmadım yüreğimi
Geceleri, koynuma almadım ihaneti
Ve say ki
Bütün şiirler gözlerini
Bütün şarkılar saçlarını söylemedi
Hele nihavent
Hele buselik hiç geçmedi fikrimden
Ve hiç gitmedi
Bir topak kan gibi adın
İçimin nehirlerinden
Evet yangın
Evet salaş yalvarmanın korkusunda talan
Evet kaybetmenin o zehirli buğusu
Evet nisyan
Evet kahrolmuş sayfaların arasında adın
Sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı
Bu sevda biraz nadan
Biraz da hıçkırık tadı
Pencere önü menekşelerinde her akşam
Dağlar sonra oynadı yerinden
Ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca
Sen say ki
Yerin dibine geçti
Geçmeyesi sevdam
Ve ben seni sevdiğim zaman
Bu şehre yağmurlar yağdı
Yani ben seni sevdiğim zaman
Ayrılık kurşun kadar ağır
Gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın
Yine de bir adın kalmalı geriye
Bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
Aynaların ardında sır
Yalnızlığın peşinde kuvvet
Evet nihayet
Bir adın kalmalı geriye
Bir de o kahreden gurbet
Beni affet
Kaybetmek için erken, sevmek için çok geç.....
 
Son düzenleme:
Kırılıyoruz, ya sen ya ben
ya da kırılmışlığımız
öyle derin öyle onarılmaz
bir yol arıyor yüzeye vurmak için
bir bahane. Onarılamıyoruz
onaramıyoruz, ekimiz görünmeden
sen ve ben..

aramıza gerilen sahte deri
katılaşmış, çatlayabilir ancak, çatlıyor
sızıyor kan senden ya da benden
bazen ikimizden..

bilemiyoruz yaşamayı severek
ve sevmeden
belki hem severek hem sevmeden..

böyle parçalanarak dağılarak
mı ölünür?
dünyaya bir bütünlük bırakmadan
oysa ölüm bile usul usul
yaşama benzer yaşama benzer..
 
Son düzenleme:
Sen neyimsin bilemiyorum...Sen biliyorsan bir ses ver bana....... Kocaman bir sessizlikti yaşamlarımız. Çoğu zaman kimse birbirinin sesini duymadı. Aslında duyuyor dediklerimiz bile çok uzaktaydı... Ben, bir tek sana sesleniyorum tüm gücümle ve şimdi duymanı istiyorum. Ne olur dur dinle... Kaç mevsim sığar bir ömre? Ya da bir ömür kaç mevsimliktir? Sen yaşadığım en güzel dört mevsim, yüreğime ekip göz yaşlarımla beslediğim en büyük sevdasın. Bazen kilometrelerce uzak, bazen aldığım nefes kadar yakınsın... Uzak diyarlardan gelen sesinin merhabasıyla gelir konar yüreğime kelebekler... Engin denizlerin ortasında yarışır bulurum kendimi. Korkutmaz suların rengi ve derinliği, tıpkı sana duyduğum sevgi gibi.. Nice bir zaman sonra, dans ettiğim beyaz köpüklü dalgalar bilmediğim bir çölün kızgın kumlarına bırakır beni.. Kervanlarla yolculuk ederken bulurum kendimi.. Sen neyimsin hala çözemem... Bir an bir dua sesi getirir kendime beni... Kurduğum hayal sona erer. Gerçeğe dönüşür duygular, sen yoksun. Yaşadığım hayal kırıklığıyla hüzün yine kapımı çalar... Gözlerimde dolu misali birikir yaşlar ve sen bilmezsin. Yüreğime yağmurlar yağar... Yağan yağmurlarla gelen sonbaharda, daracık bir patika yolunda yürür bulurum kendimi.. Ağaçlar yapraksız kalmış, sensiz ben gibi.. Üzerine basmaya kıyamadığım sarı, kırmızı yaprakların sesleri alır götürür geçmiş zamanlara beni... Düşen bir dal parçasıyla boğazımda düğümlenir tarifsiz duygular. Ve gözlerimde birikir yaşlar. Yüreğime yeniden yağmurlar yağar... Bir dağ başı yalnızlığı yaşıyor yüreğim... Dağ başı yalnızlığı ölümden beter. Yumruklarımı sıkıyor, avazım çıktığı kadar bağırıyorum.. "SENİİ ÇOOK SEVİYORUUUMM". Sesimin yankısıyla çığlar düşüyor eteklerime. Yollarımda karlar, yollarımda kara yazım var. Gel desem, gelemezsin. Gel desen, ayaklarımda buzdan prangalar. Gözlerime hapsettiğim yaşlar. Ve yüreğime yeniden yağmurlar yağar...Mevsimler geliyor ve geçiyor hayatımdan. Bir yarım hep eksik..Bir yanım hep sensiz kalıyor
Görmüyorsun..!
Duymuyorsun..!
Yüreğime yağmurlar yağıyor
Yağmurlar yüreğime ağlıyor,
VE SEN HALA NEYİMSİN BİLEMİYORUM.​
 
Birde kuşlar var hakim bey,
her şeyin başı onlar.
Onlar özgürlüğü koyuyor insanların kafasına.
 
Son düzenleme:




Bu şehirden gittiğin vakit

Hayatım ayaz ve fırtına ile dolar

Gitme, koru beni



Kimsesizim, yalnızım, sana muhtaç..

Sen kalbimin avlusu, aşkın çığlığısın



Gelmediğin vakit, hayatım zulme döner

Talan olur ve ölüme keser yaşam

Gel dirilt beni.



Kimsesizim, yalnızım, sana muhtaç..

Sen kalbimin avlusu, aşkın çığlığısın
 
Son düzenleme:
Kimselere/hiçbirşeye inancım kalmadı.
Kimseye laf anlatacak gücüm de artık. Sevdiğim insanlara bile gereksiz görüyorum.
Hayatı nefes aldığım sürece yaşıyorum... Kimsenin hayatın da var olmakta istemiyorum.
Kendi halimde, kendi içimde, kendi kendime...
Hiç gibi, boş gibi...
Elimden gelen hiç birşey yok...
Ben, bende gördüğünüz ışığı söndürdüm. Karanlığıma kimseler girmesin mümkünse...
Kaçtığım herşeyin daha kötüsüne yakalanmakla lanetlenmişim...
Yaşayamadığım aşkın, çektiğim sevdanın, özlemin...
Peşimi bırakmayan herşeyin...
Ben bırakıyorum herşeyi lütfen sizde izimi sürmeyin...​
 
Son düzenleme:




Saçlarında rüzgarları bulduysam

Gözlerinde yağmura dokunduysam

Yakınım sen uzağım sen olduysan

Sana olan sevdamdandır bilesin...

Hiçbir kalemin cesareti yoktur bu yürekteki yıkılışı yazmaya...

Geceler korkak, geceler korkulu, geceler korkunç...

Sabahına uyandığım her gün yapayalnız...

Sensiz...

Sessiz...

Görmezsin...

Zaten görmek için yetmiyor gözler...

Gidiyorum, ellerini aç, umutların sende kalsın diyerek;

arkanı dönüp adımlar atmaya başlamak bir acı hikayenin ön sözü sayılıyor... Her yağmur, gözyaşlarıymış bu uçsuz bucaksız, vefasız, kalpsiz şehrin ve damlalarını düşürdüğü her kaldırım, yollarınmış adım adım geçtiğin...

Saçlarında rüzgarları bulduysam

Gözlerinde yağmura dokunduysam

Yakınım sen uzağım sen olduysan

Sana olan sevdamdandır bilesin...

Bilinmezliklerin en orta yeri kaldı senden geriye...

Ve hiçbir mektubu tek zarfta, tek kutuda toplayasım da yok artık...

Ya adın kalır üzerinde, ya da çıkmaz sokaklarla dolu adresin...

Anlamazsın....

Aşk bir yaşam biçimidir kandırmacasına boğulmuş gidiyordum işte...

Kolaydı...

Yaşamın, yaşamanın ve yaşatmanın en güzel anlamıydın çünkü...

Sen vardın, seninleydim, kandım gitti işte!

Aşk mı? Boşversene...

Aşk olunca yanakların kızarışların en koyusunu yaşar,

en koşarcasına adımlarını atarmış ayakların...

Gözlerin daima uzağı görür, sessizliğin sesini daha iyi duyar, şubat ortasında mevsimlerin en sıcağını yaşarmışsın...

Ellerin hiç kurumaz, dudakların hiç solmazmış

Biri tutulur, diğeri öpülürmüş çünkü...

Boşverdim, inanmadım...

Saçlarında rüzgarları bulduysam

Gözlerinde yağmura dokunduysam

Yakınım sen uzağım sen olduysan

Sana olan sevdamdandır bilesin...

Her rüzgarda biraz daha koyuyorum zindanlara yüreğimi... Umutlarım demir parmaklıklara emanet... Çayı her yudumlayışımda, yaktığım her sigarada, dinlediğim her şarkıda bu dert beni iflah etmez öldürür tadını yaşatıyorum işte o yüreğe!

Her yanışımdan sonra, ayrılık da aşka dahil, palavrası atılıyor sokaklara... Aşka, yüreğe, umuda, bir bir tükenen her ümide ortak olduğu taraf, neresidir ayrılığın? Hangi yaşanmışlığa, hangi kaybedişe ve hangi hüzne denktir bu ızdırap?! Hangisine cevaptır her içimdeki bu ruhsuz örtü?!

Bilmezsin...

Öpüyorsam ayrılığı gözünden

Söküyorsam yüreğimi göğsümden

Geçiyorsam gözlerinin içinden

Sana olan sevdamdandır bilesin

Belki de kader, kırmızı kağıtlara kanla yazı yazmak olsa gerek








 
Son düzenleme:
Bir şiir misali,

gecelerde saklıdır aşkın meali..

Ve geceler, gündüzün hüzün çökmüş hali...



[YOUTUBE]KPHGSl6JMck[/YOUTUBE]
 
Son düzenleme:
Kaç hayat yaşayınca yorulur insan?
Kaç seneden sonra yaşlı..
Kaç hezimetten sonra bezgin..
Kaç sevdadan sonra kalpsiz..
Kaç kelimeden sonra lal olur kişi....​
 
Mesele sevmek değil, kime sorsam seviyor zaten. Mühim olan güzel sevebilmek, kırmadan, dökmeden, yormadan, acıtmadan.

[YOUTUBE]rn_Cl_150L0[/YOUTUBE]​
 
İlacı olmayan bir hastalıktır Özlem. Öyle ki içtiğin çaya bakınca bile aklına gelir...







 
Son düzenleme:
Tanıyamıyorum artık insanları. Duruşları, bakışları, sözleri, dokunuşları ve daha önce hiç karşılaşmadığım tarafları. Bir el değmiş gibi onlara... Sanmıyorum, değişemez insanlar kolay kolay yoksa. Kim neden unutur dün söylediklerini? Yoksa neden geri çeksin uzattığı eli sonra?
Değişmemeli insanlar. Boyacı küpüne batıp çıkmış gibi olmamalılar ve renklerle insanlar dışında güzelleşecek çok şey var mesela tablolar.
Eğer rengarenk renkleriyle özenilense bukalemunlar; hatırlatmak isterim, insan değil, hayvandır onlar.
Yakışabilir çiçeklere renkler.
Rengarenk olabilir dolaptaki elbiseler.
Hayata anlam katabilir gökkuşağındaki renkler.
Yüzlerde güzel durabilir renkli gözler.
Rengarenk çikolatalar çok mutlu eder.
Tozpembe hayaller tebessüm ettirirler.
Adına beyaz denilince yalanlar bile göze hoş gelebilirler.
Çok tatlı olabilir utanınca kızaran yüzler.
Hayatın en güzel anıdır belki pembeli, mavili kundaktaki bebekler...
Yaşamak için yeterli olabilir bir başına masmavi denizler...
Taş binalara hayat verebilir rengarenk pencereler ama bir tek insanda hoş durmuyor renkten renge girmeler...
 









Sevda gibi bir gizli emel ruhuna sinmiş;

Bir haz ki hayalden bile üstün ve derinmiş.

Gökten gelerek gönlüne rüzgar gibi inmiş,

Bir sır ki bu,ölsen bile açamazsın...

Anlatması imkansız olan öyle bir an ki,

Hülyadaki ses varlığının gayesi sanki...

Bak emrediyor aldığın alemden uyan ki,

Mutlak seveceksin beni, bundan kaçamazsın...

Kalbin benim olsun diyorum,çünkü mukadder...

Cismin sana yetmez mi? Çabuk kalbini sök,ver!

Yoktur öte alemde de kurtulmaya bir yer!

Mutlak seveceksin beni,bundan kaçamazsın...

Ram ol bana,ruhun yeni bir aleme girsin...

Yazmış kaderin:Aşkıma ömrünce esirsin!

Aklınla,şuurunla,hayalinle bilirsin.

Mutlak seveceksin beni,bundan kaçamazsın...








 
Son düzenleme:
"Gülüşünü seversin, sesini seversin, sohbetini seversin. Sevmek için illa ki yüzünü görmek şart değil, yüreğinde duruşunu seversin."

[YOUTUBE]6W9FZuLJQSg[/YOUTUBE]​
 
Son düzenleme:
Geri