Günlük Can Kırıkları

🕒 Konu sahibi 1 saat önce aktifti
Bir şiirden başlıyorum‬
‪yağmura dokunmaya‬
‪Islak sokaklardan geçerken‬
‪makas attığın günlerimizi düşün‬
‪Sulara uzanan gölgem gibi‬
‪artık hükümsüzüm ‬


https://www.youtube.com/watch?v=kvwqQrSERB4
 
Şimdilerde ihtimalini dahi yitirdim seninle karşılaşabilmenin
Sancımı yazdığım bu yazının hemen başında belirteyim
Seni özledim
Hiç uğramadığın şehirlerin yabancı misafiriyim şu zamanlar
Zaman, zaman zaman çabuk geçsede buralarda
Aklım sık sık adına takılıyor
Ve doğaldır ki takılı kaldığım yerde, yani adında
Adıma seslenilse dahi duyamıyorum
Adına binlerce adım uzaklıkta, adımı anlamıyorum

Senin saçlarının şeklinden bihaber kızlar geziniyor sokaklarda
Asla seni anımsatmayan
Ve ben yine iddia ediyorum ki
Her ne kullanıyorsan kokuya dair
O koku, o kokuyu teninle buluşunca alıyor
Yabancısı olduğum bu şehirlerin rüzgarları
Kokundan eser taşımıyor
Hiçbirşey senin kadar güzel kokmuyor
Ve hiç kimse benim kadar 'kokunu birdaha alamazsam' diye korkmuyor

Dili dilimle aynı insanlarla tanışıyorum
Kelime sarfiyatından öteye geçmeyen ayaküstü sohbetlerde
Hiçbir muhabbetin içeriği
Seninle sustuğumuz zamanlardaki kadar dahi oturmuyor içime
Şimdi burada olsaydın, ya da ben orada
Ya da ikimiz, ikimizin de yabancısı olduğu herhangi bir yerde
Düşseydik düşlediğim tebessümlerine

Binbir yalnız bakışa şahitlik etmiş bir otelin odasındayım
Ortasındayım bir aynanın sensizliğimi gösteren çerçevesinde
Çıkışı sana başlamayan yollarda kaybolmuşum
Nüfusu sen kadar eksik, ben kadar fazla bir şehir yalnızlığında
Hükümlüsüymüşüm gibi bir odaya kaydolmuşum
Oda benim dışımda, ben odanın içinde
İçim sana ayaklanmış, oturmuşum, savrulmuşum

Kendime yakıştırmadığım küfürlerden döndü bazen dilim
Dilim, dilim dilim
Sabrını ölçüyorum taşın
Çatlamasını hissediyorum tohumun
Buralarda aymıyor gün
İyi değil gecelerim
Hoşça kalamadım
Sevdiğim
Ben birtek seni özlemeye alışamadım
Ceketim dahi kalsın
Duvar kendisine çarpacağım kapıya yansın
İlgilenmiyorum
Kendimden yola çıktım
Sana geliyorum.



https://www.youtube.com/watch?v=BiTlb6X6Ts0
 
71769609_10216923489454386_4356608997344673792_n.jpg
 
Oysa çok şey istemedim senden
Yüzündeki gülümsemeyi belki bir dokunuşu
Çıkıp gelsem sana aniden
Sadece sarılsan sıkıca nedeni niçini yok
Konuşsak yine birbirimizle yarışarak
Otursak bir cafede
Sahilde yürüsek denize bir bir taşlar atarak
Oysa çok şey istemedim senden
Paylaşsak doğru yanlış düşünmeden
Şarap içsek şarkı söylesek hatta dans etsek
Yağmurda ıslansak..son bahar yapraklarında dağılsak
Parçalansak bölünsek birlikte sonra tekrar birleşsek
Oysa çok şey istemedim senden.



https://www.youtube.com/watch?v=ME1WaoCudmw
 
İnsan gülerken bile
gözlerinin ardında
bir hüzün saklıyorsa,
Ya yarası çok derindir
Ya da hikayesi çok uzaklarda
https://www.youtube.com/watch?v=N5EXFq8jP6o


 
Görmediğin onlarca yeni yaram var.
Kabuk bağlayan, kanayan.
Çok acı…
Ne kadar denediysem olmadı, ne kadar koştuysam varmadım.
Her yüreğimden attığım adım boşluğa gittikçe, koşar adım kendimden uzaklaştım.
Biliyor musun ?
Hep akıllanmaktan korktum.
Çünkü,
Aklın almadığı her şeyin içinde sen vardın.
Artık koşmuyorum, nefesimi kesecek dik merdivenli sokaklardan kaçınıyorum.
Daha dingin bir hayat seçiyorum.
Kafamı yerden kaldırmıyorum.
Gökyüzünü olabildiğince kendimden uzak tutuyorum.
Uçan balonların nasıl uçtuğuna da kafa yormuyorum artık.
Kalabalık sokaklardan geçiyorum, ışıklı caddelerden…
İçim acıya acıya akıllanıyorum.
Daha az sigara içiyorum.
Daha fazla konuşuyorum insanlarla…
Biliyor musun?
Bir tek çaydan vazgeçmiyorum.
Bilirsin çay soğuduğu zaman içilmez daha.
Çok acı olsa da,
Yüreğim soğuyor benim…




 
Son düzenleme:
Ve; aslında bir parça yalnızlıktı hayat boyu sırtında taşıdığın… Yük dersin, ağır dersin, taşınmaz dersin, yükledikçe yüklenirsin, sızlanırsın gece gündüz… En ağır hastalıktır yalnızlık, ağrılı… Diz boyundan başlar boğazından taşar, nefes alamazsın. Bazen kimsesizliğin çarpar yüzüne soğuk su gibi, donarsın, üşür ellerin, üşür parmak uçların, üşür yüreğin, donakalır gözbebeğin…
Beklersin,sanırsın ki umut dediğin hep vardır; yalnızlıkla beslenir…
Hep bir başka yalnızlıkla çoğalacak bir başka umut yeşertirsin bahçende… Başka başka renkler silebilir mi tek bir hamle ile senin siyah beyaz yalnızlığını; düşünemezsin…
Beklemek her ömrü tüketen bir başka illet aslında, bilemezsin… Halbuki her gelen kendi yalnızlığıyla gelir, yerleşir hayatının içine, sen kendi yalnızlığınla baş edememişken bir başkasının yalnızlığını nasıl yüklersin ki zaten zayıf omzuna?.. Çöke kalırsın işte olduğun yerde, yüreğine ulaşır en son, bu yalnızlık benden, bensiz olmaz, diyemezsin… İnkar edersin… Ağır gelir, taşıyamazsın çoğu zaman, çok gelir. Hep fazladır, fazladandır, hep başkasından gelendir her günü bir ertesi sabaha taşıyandır yalnızlığın…
Suçlarsın, suçlayarak yalnızlığı, suçlayarak kendini, geçer gider yıllar, geçer gider su gibi…

Halbuki her parçası masumdu sen yaşadıkça nefes aldıkça var olan; bitmeyen, tükenmeyen senden bir parça, Sen_di…. Her parçasında bir parça sevgi kırıntısı taşınmıştı içine… Karanlığa, geceye, yıldızlara, aya ve sessiz çığlıklara hapsolmuştu… Her sessiz çığlık, her susuş bir parça yalnızlığı çağrıştırır… Bir parça da sevgiyi… Biriktirip biriktirip içinde çoğalttığın ne kindi, ne nefret, ne de umutsuzluk; yaşatıldığın ve yaşatılan her mutsuzluğun, her damla göz yaşının sebebi yalnızlık, sevgisizliktir aslında… En çok kendini sever insan hayatta, bir başka yüzde kendini görmektir sevgi, sadece aynadır, kendini görürsün, yaşamazsın… Sevgi de çok yalnızlık çağrıştırır çünkü… Aşk da… Her ikisi ayrılmaz birer kardeş gibidir… Her bir yalnızlık bir başkasını doğuran içsel yalnızlıkların duyguya dönüşümüdür, bilebilsen…

Ve aslında çıplak yalnızlık kalabalıklarda yaşanan kimsesizlikten daha ağır değilmiş, dersin, büyürsün… İçindeki çocuk da büyür yalnızlığın büyüdükçe… .Daha bir kendine sahiplenirsin, daha bir seversin kendini, insanı, yaşamayı…. Daha bir varsın, daha bir nefes aldıkça çoğalır gülümsemelerin, yalnızlığınla kalabalıklaşırsın… Daha bir senden bir parça taşıyarak çoğaltırsın yalnızlıkla bir kaderi. Halbuki bugün, dünden çok da farklı değildir aslında… Değişen de sensin, değiştiren de, değiştiremeyen de, kalan da sen olursun giden de… Çıplak yalnızlıkların kaderi aslında daha çok kendini bulmaktır şehirlerin tam ortasında, belki de uçsuz bucaksız rengarenk Mardin ovasının tam orta yerinde, gülümsemek…
İşte bu; senin yalnızlığın…
Her çıplak yalnızlık kader değildir, kader olan tek şey senin doğumun, yaşayışın ve ölümün.

Ve aslında yalnızlık güzeldir, bir başkasının yalnızlığından kalan kırıntılarla yetinemezsin,çoğalamazsın, çoğaltamazsın, sen sendeki yalnızlığı sevmedikçe kendin olamazsın…. Ve sevemezsin kimseyi…. Her bir saniyesinde solup giden bir gül gibi solduğun, eriyen bir buz gibi eksildiğin, her sevgide yanıldığın, her günde geceye hasret çektiğin, her anında hayal kırıklığı ve umutsuzluğu yaşadığın, zaman zaman gülümsediğin, zaman zaman renklere boğan, küçük sevinçlerle göz kırpan ve bir anda bütün renkleri senden alan şu hayatın içinde tek güzel olan şey ; yalnızlığın…

Yalnızsan, ve farkındaysan senden gelenin, en güzel sensin…
Yalnızlık güzeldir

 
Bir kere daha çarpar yüzüne gerçekler..
Bir kere daha anlarsın insanlara güvenmemen gerektiğini.
Ne yapmalı şimdi?
Susmalı mı, çekip gitmeli mi, yoksa kalıp pişman mı etmeli?
İsterdin hayatlarının en güzel yerinden vurup perişan etmeyi....
Ama değer mi ? Ne kazandırır bu?
Sen de onlar gibi olmaz mısın o zaman?
Onlar gibi acımasız... Onlar gibi iğrenç... Onlar gibi.. Onlar gibi işte...
Düşünürsün sen.
Canın yansa da, sancıtsa da acısı, düşünürsün onun da bir ananın evladı olduğunu. Sırf bu yüzden pes edersin belki.
Ama onlar düşünmedi, senin bir annenin gözünün ilk ağrısı olduğunu.


 
Son düzenleme:
bugün kalbimi eski bir plak gibi
öyle çok tersine çevirdim ki

bazı şarkılar vardır
cızırtılı bir yağmur gününü anlatır
uzaklarda süren sarı yağmurluklu bir hayatı
deniz bazen kendini kaldırımlara fırlatır
o zaman bir yavru yengece bakan
insanların şarkısı olurdu o şarkının adı
keşke ismim iris olsaydı
keşke ismim herkese
sarı yağmurluğuyla koşan hayatı anlatsaydı

bazı şarkılar vardır
ellerim kocamanlaşır, tuhaflaşır
işte o ellerimle herkese
çamurlu şiirler uzatsaydım
hepsi çok kirli olsaydı tanrım

bazı şarkılar vardır
kırmızı akşamsefalarını anlatır
karanlığın kalbinde yalnız, açmanın acısını
komşu kadınların basma elbiseli konuşmalarını
geceyi onlar bahçeye taşırdı
ben ne zaman öleceğim tanrım
sabah olunca mı
keşke birkaç dakikayı ipek mendillere sarıp saklasaydım
irileşen, gitgide irileşen ağaç gibi
ismi nedensizce iris oluveren bir ağaç gibi
şu odanın ortasında dursam
saat kuleleri dökülürdü dallarımdan tanrım
artık sarı yaprakların ölü olduğuna inanmıyorum

bazı şarkılar vardır
kanatlarında yağmuru taşıyan kelebeği anlatır
kırmızı bir çakmak gibi neşeli ölmek olurdu
o şarkının adı
ardında yalnızca nemli sigaralar bırakmanın acısı
keşke ismim iris olsaydı
keşke ismimin bir anlamı olmasaydı

herkes çıkarsın kalbini
o çirkin mücevher sandığından
ve herkes onu birbirine fırlatsın tanrım

 
Son düzenleme:
Çocuk olsam dizlerim kanasa
Yüreğimden önce
Yaslasam başımı güvenli bir omuza
Sadece acıktığım için ağlasam
Yoruldum hayat sobele beni

Oyunlar oynasam çelik çomak mesela
Koşsam ciğerlerime hava doldursam
Yensem yenilsem küssem sırtımı dönsem
Sadece çocukça derdim olsa
Oynamıyorum hayat sobele beni

Aşsam dereleri denizlere ulaşsam
Kumdan kaleler yapsam
Çocukluğumu saklasam bulunmasam hiç
Kırk kilitli mahzene koysam
Mızıkçısın hayat sobele be....




 
Son düzenleme:
Elimde olsa söküp atar kurtulurdum ama
Yapamam..
Kalbim sana aitken kıyamam..
Nasıl kendini düşünmüyor hala bu can anlamam (!)
Camdan bir kalbim var benim..
Sen parçaladın ben parçalarını birleştirmek için uğraşıyorum
Ama bir parça eksik kaldı yokluğunla
Tamamlayamıyorum!


 
Son düzenleme:
Yollar var aşka götüren
Yollar var aşktan döndüren
Hangi kavşaktan sapsam
Çıkmaz sokaklar
Ve o sokaklar hep sana çıkar...
O yolda yağmurlar var
O yolda güneş var
O yol...
Göze aldığım o yol..
O yolda hep mavi bir aşk var
Yolum mavi
Yolum aşk
Yolum yolun olsun!
Yolum mavi yüreğinde son bulsun
Ruhum mavi aşkın dehlizlerinde kaybolsun...


 
Son düzenleme:
Artık iki yüzlüleri sevmeye başladım. Çünkü yaşadıkça yirmi yüzlü insanlar görmeye başladım.Mehmet Akif Ersoy
 
Bu sabahların bir anlamı olmalı kaldırıyorsa tutup elinden.
Devam et diyorsa kaldığın yerden.
Bir kahve kokusu yetiyorsa gülümsemene.
Solacağını bile bile, açan gül kadar yaşamaya cesaretin olmalı.
Ve kötülüğe inat, iyiler her daim ayakta kalmalı.

 
Son düzenleme:
Desem ki vakitlerden bir nisan akşamıdır
Rüzgarların en ferahlatıcısı senden esiyor
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini
Ormanların en kuytusunu sende görmekteyim
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm
Sende tattım yemişlerin cümlesini
Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin.
 
Hiçbir şey yapmamış gibi pişman,
Her şeyi yapmış gibi halsiz,
Her ikisinin de yükünü senelerce sırtımda taşımış gibi Yorgun'um....
 
Geri