Bu ne biçim hikaye böyle.

Konu sahibi son olarak 3334 gün önce görüldü
[YOUTUBE]JSrzOZagGRs[/YOUTUBE]

Bugün hiç tadım tuzum yok benimde.
 
Mutlulukta, mutsuzlukta bulaşıcıymış. Yek gel de biraz mutluluk bulaştır bana.
 
Ha susuyorsun ha elini gogus kafesimden iceri sokup kalbimi söküyorsun.
 
Içimde birseyler kirildi, koptu gitti... Geldi mi oraya sesi?
 
Hiç unutmayayim diye imzama yazmistim oysa.
Ama beklemekten, beklenti içine girmekten alamiyorum kendimi.
Bazen çok kiziyorum kendime, bazen fazla yukleniyorum.
Nedir benim bu kendimle alip veremedigim bilmiyorum.
Hayir mutsuz olma seklime bile kendim karar veremiyorum.
Belki de ben varliginda mutsuz olmayi, yoklugunda mutsuz olmaya yegliyorum.
Sana ne?
 
tumblr_n13dwttiox1s22rc8o1_500.png


Yapacak birşeyim yok. Seviyorum, seveceğim.
İşin hep kolayına kaçmayı adet edinmişim.
Hayatımda geri kalan herşey o kadar yolundaki, rayından çıkartmak istemiyorum.
 
Dün gece sen uyuduktan sonra aklıma çok güzel bişi gelmişti.
Yazayım dedim ama girmeye üşenmiştim.
Şimdi aklıma gelmiyo tabii ama rüya tabirlerine baktım.
Kavuşma, uzun bi bekleyişin ardından istediğine ulaşma anlamına geliyomuş. :dyg:
 
[YOUTUBE]wpfL0orsugk[/YOUTUBE]

Gittin, sen bana gitmek için gelmiştin..​
 
Ben hayatın bize ufak işaretler, izler bıraktığını düşünmüşümdür hep.
Az önce yolumun haftada en fazla 2 kere düştüğü bir yerde adın anıldı..
Hem de benim sana seslendiğim şekilde.

Ama anılan ne sendin, ne de anan ben.
Ne seni tanır ne de beni.
Ben bu işareti hayra yordumsa şayet;
Gerisi lafı güzaf.
Bazen fırtınalı denizlere açılır yelkenimiz yada tufanın tam ortasında kala kalırız.
Ben pek vazgeçmem savaşmaktan, yılmam.
O gemiyi ne yapar eder o rıhtıma ulaştırırım ve;
O gemi gelir..
 
Hayatı katlanır kılan tek şey sanırım insanın her şeye alışabilir olması.


Hikayeyi bir yere bağlamak gerekiyorsa hikayelerimizin sonu bu sanırım.

Alışıyoruz..
 
Hayatı katlanır kılan tek şey sanırım insanın her şeye alışabilir olması.


Hikayeyi bir yere bağlamak gerekiyorsa hikayelerimizin sonu bu sanırım.

Alışıyoruz..

Alışmak diye bir şey yok Barış.. Sana ait olanı nerede kök salmış olursa olsun söküp alacaksın. Alışmanın pişmanlığı daha ağır. Bununla ilgili konuşmuştuk sanırım seninle : )
 


Alışmak diye bir şey yok Barış.. Sana ait olanı nerede kök salmış olursa olsun söküp alacaksın. Alışmanın pişmanlığı daha ağır. Bununla ilgili konuşmuştuk sanırım seninle : )

Ben eve geldiğimde terliklerimi başka yere dalıp koyduysam yalın ayak gezen birisiyim. Şimdi ne alaka diyeceksin de alışkanlıklarına o derece bağlıyım.

Bu yüzden benim gibilere hayat zor.

Konuştuğumuz şeyler için söylediklerin çok doğruydu ama o konuda konuşulacak şeyler bitti.


Şimdi buna alışmak lazım.
 
Ben eve geldiğimde terliklerimi başka yere dalıp koyduysam yalın ayak gezen birisiyim. Şimdi ne alaka diyeceksin de alışkanlıklarına o derece bağlıyım.

Bu yüzden benim gibilere hayat zor.

Konuştuğumuz şeyler için söylediklerin çok doğruydu ama o konuda konuşulacak şeyler bitti.


Şimdi buna alışmak lazım.
İnsanoğlu hep bütüne bakar da ayrıntıları gözden kaçırır. Eğer su almış batıyorsa gemin bırak fareler önden gitsin. Eline kovayı kapıp suyu atmaya çalışanla, çatlağı onarmayı akıl edeni de göndermeye çalışma. Çünkü onların derdi gemin değil yüreğindir. Yine diyorum arkana baktığında "ben çabaladım" de "ben ne yaptım" deme. Üzme de güzel yüreğini. Her yağmur yağdığında mutlaka gökkuşağı çıkar ortaya, ardından güneş başlar aydınlatmaya. Güneşini kaybetme.. :)
 
Yalnız neyi farkettim Yek hep seni beğenmiş beni beğenmiyor :)

Konuşalım bir ara. Seninle konuşunca kelimeler ıskalamıyor tam hedef vuruyor.

Benim arkadaşlara sözüm var biraz içeyim güzelleşelim boğulacam yoksa iş güç boğdu bu aralar beni.
 
Anlamıyorum, anlamıycam ve anlamak istemiyorum.
Anlayamıyorum.
"Ben olsaydım" la başlayan cümleler kuruyorum ve senin yaptıklarını yapmıyor, söylediklerini söylemiyorum.
Ama sen ben değilsin biliyorum, benim gibi de değilsin. Bunu da biliyorum.
Ben de senin gibi düşünemiyorum.
Çaresiz olmaktan nefret ediyorum evet ve o çaresizliğin içinde tuhaf bir şekilde debelenmek isterken aynı anda o çaresizliğin içinden çıkmak istiyorum.
Düşündüğüm zaman uzun uzun enine ve boyuna hep fikirlerim ikiye bölünmüş şekilde.
Belki de bu ne istediğimi bilmeyen biri olmamdan kaynaklanıyor olabilir, belki de ne istediğimi çok iyi biliyo ama ifade edemiyorumdur.
Uzun zamandır - ki bana göre uzun, zaman birimine göre kısa- iç sesim seninle konuşmuyor.
Küs olduğundan değil, ne diyeceğini bilemediğinden.
"Ben" diye başlıyorum sonra "Sen" geliyorsun aklıma ve derin bir sessizliğe gömülüyoruz.
Çünkü ben sana artık kurduğum cümlelerle de ulaşamıyorum.
Önceden hep birbirimize çok benzediğimizi düşünürdüm.
İkimizde inatçı, kararlı, kırılgan falandık.
Aslında çok farklı olduğumuzu ve çok farklı düşünce yapılarımız ve hayatı özümseme şekilleirmiz varmış.
Bunu yeni yeni fark ediyorum.
Çoğu zaman ne düşündüğünü ve hissettiğini bilemiyorum, fikir yürütüyorum ve bu beni şüpheci biri yapıyor.
Bunu sevmiyorum ve söylerken aslında söylemek istediklerinden anlam çıkarmak, çıkarmaya çalışmak ve bunlardan emin olamamak çok yoruyor beni.
Ne kadar üstüne gelirsem geleyim asla beni kıracak tek kelime etmiyorsun ama ben kırılacak şeyler buluyorum.
Sana göre sıradan bir cümle beni kırıyor aslında, senden gelince daha da hassas karşılıyorum.
Bahaneler uydurduğunu düşünüyorum önce, sonra o bahaneler olmasa nasıl olurdu diye düşünüyorum ama gerisini pek getiremiyorum açıkcası.
Sanırım ben artık önümü göremiyorum. Geriye bakmak beni boğarken, bileğime gelen suyla seni de derinlere sürüklüyoeum kendimle bunu fark ediyorum.
Belirsizlik en çok beni mi yoksa seni mi yıpratıyor acaba?
Bilemiyorum. Çünkü beni hep uzağında tutuyorsun.
Aslında bunu beni düşündüğün için yaptığını, benim de seninle dibe batmamam için yaptığını biliyorum ama o zaman da "bak beni yanında istemiyo, bence beni sevmiyo" sanrıları sarıyor düşüncelerimi.
Bilirsin şüphe sarmaşık gibi sarar insanın zihnini ve gerçeği bütünüyle göremediğin için kendi düşüncelerine sarılırsın.
işin özü ben sana artık hiç ulaşamıyorum. Kendimi yabancı ve dışlanmış hissederken bazen öyle bir cümle ediyorsun ki sanki yanı başımda bitiyosun. Sonra o da geçiyo..
Sana içimden feryat figan sesleniyorum artık, çünkü ben sana ulaşmaktan çok yoruldum ve içime gömüyorum, seni ve beni.
Anlatsam anlar mısın bilmiyorum. Belki anlarsın belki de sadece kabullenirsin.
Çünkü ben ne dersem kabulün biliyorum.
 
Sevdiğini bilmesem çoktan vaz geçerdim senden..
 
Sensizlik korkutmuyor bu sefer gözümü de özlemi gözüm kesmiyor. Yoksa ben de bilirim bıçak gibi kesip atmayı. Zannetmiyorum sarf ettiğin sözlere kırıldığımı fark etmediğini. Bunu neden yaptığını da iyi anlıyorum aslında ama şunu soruyorum sadece "Ben seni incitmemek için çoğu şeyi içime atarken sen nasıl kıyıyorsun bana?"
 
Çok açtık arayı. Yemekler senden olacak, şoförlük benden, kilitleriz bir şey de üçüncümüze. Asıl sürpriz şu olacak, o günün akşamında burada 4 kişiden bahsedebilirsin, kim bilir.

Sabah uyanışımızda, kırmızı ışıkta uyuyakalışımızda, koltuğa oturuşumuzda, maçta, Galata'da, Taksim'de, Gölcük'te, Abant'ta, Karadenizin bağrında.. Birikecek çok gün var, bu ne biçim güzel hikaye böyle.
Şimdiden heyecanlıyım.
Öptüm.
 
Geri