Böyle bir başlık aslında yok, ben de

🟢 Konu yazarı şu anda aktif
1hazirankimbuhatun.jpg

Sağ alt köşeye kaydı gözüm, saat kaç olmuş ve bir haziran, vay alüminyum.
Bu ülkenin gördüğü belki en güzel olan ve umarım görebileceği en güzel olmayan isyanı gezi'nin her geçen yıl daha az hatırlanıyor olması, tarihsel sürecimizin geneline baktığımızda da toplumsal belleğimiz sabun köpüğü gibi olduğunu göstermiyor mu?
"...
Evime
çiçek-evi derlerdi, sardunyalar fışkırırdı
duvarlarından çünkü.
güzel bir evdi
köpekleriyle, çocuklarıyla.
Hatırladın mı, Raul?
Rafael, hatırladın mı?
Hatırladın mı, Federico?
yerin altında, hatırladın mı, balkonlarında o evin
Haziran ışığı çiçekler doldururdu ağzına.
Kardeşim, kardeşim!"
 
Son düzenleme:
Seneler önce kendisini yakarak öldüren vietnamlı budist rahibi izlerken nasıl etkilendiğimi hatırladım, müziğin kızıllığından mütevellit. Ve şimdi bu şarkıyı rahibe mi yoksa rahibin bende açılımına sebep olduğu hislerin o anına mı hediye etsem bilemiyorum.
Hey
her ikisi de aynı değil mi


 


Ey güzel ülke, uzak ülke
Ey bilmediğim ülke

Ne kendi isteğimle geldim sana
Ne de soylu bir atın sırtında
Beni, bu yiğit delikanlıyı
Gençliğin ateşi sürükledi sana
Bir de başımdaki şarap dumanları
Puşkin
@No Pasaran bilmiyorsanız seversiniz.

yanlislikla daha az sevdigim versiyonunu koymustum, duzelttim))
 
Son düzenleme:


Ey güzel ülke, uzak ülke
Ey bilmediğim ülke

Ne kendi isteğimle geldim sana
Ne de soylu bir atın sırtında
Beni, bu yiğit delikanlıyı
Gençliğin ateşi sürükledi sana
Bir de başımdaki şarap dumanları
Puşkin
@No Pasaran bilmiyorsanız seversiniz.



Susadığımı hatırladım. Çok teşekkür ederim. Zevkle dinledim.
Evet. Uzak ülke, güzel ülke. Ve yerini bilmediğim ülke.
 




Ne bileyim yahu, mesela birazdan yatağıma kurulacağım, açıp masalımı kendimi uyutacağım. Ama gönlümden geçen bu değil, tam da bu gece başım kolumun üstünde uzanıp da yıldızlı göğü seyretmek isterdim. Kırlar veya teras olabilirdi zemin, kırları tercih ederim. Bildiğim kadarıyla köylerde de dam diyorlar. Damı da tercih ederim. Ay ne de hoş ya sahiden, müziksiz insansiz sessiz ve materyalsiz.
Böyle anlarda kant'ın "üzerimdeki yıldızlı gök ve içimdeki ahlak yasası..." lafını hep icimden geciriyorum, ikimiz çok farklı anlamlarda kullanıyor olsak da.
Gerci cümlesine kulak verirken kant'ın anlattığı mı benim anladığım mı cümlenin verdiği mesajdır? Bilmem
Bu gece bir şey bilmek istemiyorum, iyi geceler
 
...
gel parlayan neşe!
en tatlı
en gizemli olan,
ölümün ön hazzı!
-yolumda çok hızlı mı koşuyorum?
yalnızca şimdi, ayaklarım yorulunca,
bakışın bana yetişiyor,

mutluluğun bana yetişiyor.

(friedrich nietzsche)


Yukarıdaki satırlara internette ulaşamazsınız, çünkü bu bir şiirin yanlış çevirisi. Kırtasiyede arkadaşımın kalem alışverişini beklerken ikinci el ve naçizane okunabilirliği olmayan kitaplara göz gezdirirken bizim nietzsche'yi bıyıklarından hemen tanıdım tabisi. tutup aldım kitabı, bandrolsüz, isminde yazım hatası olan, nereden geldiği bilinmeyen ki böyle durumlarda kesin uzay boşluğu giriyor devreye, ve muhtemelen insanlık tarihi kadar eski -evet nietzsche'den bile eski bir nietzsche kitabı- bir nietzsche derleme şiir kitabıydı. Satın aldım, şiirler hem almanca hem türkçe haliyle basılmış kitaba. Bir gün yukarıda paylaştığım satırlara denk geldim, kendimi ölümü tanımlama konusunda öyle ifadesini bulmuş hissettim ki, o günden beridir bu şiiri biraz hırçın severim. Felsefede bir sorunsal vardır hani kabaca, bir geminin zamanla tadilat etmekten bütün parçaları ufak ufak değiştirilir ve bir gün geldiğinde artık geminin tüm parçaları değişmiştir o halde o gemi hala o gemi midir, diye. Bizim bu yanlış şiir çevirisi de biraz öyle oldu ama bunun iyi kisi var, çok da güzel oldu.

https://www.youtube.com/watch?v=oxTpey0o6rg
 
Son düzenleme:





Bugün whatsapp'a girdim mi bilmiyorum, yukarıdan geliyor da geliyor mesajlar hocam da üc defa aramis neden üc defa arıyosa bir iki de sms var. Değil dönüş yapmak hic acmiyorum ya. Sadece forum, futuristika, youtube arasinda tıklayıp duruyorum. Senede iki üç defa bir ay kadar telefon kullanmama huyu edindim seneler önce, sanirim siradaki periyot geliyor ritmini duyar gibiyim. Sirf annem kullanmami istiyor diye kullanıyorum. Ben bu mektup olayını cezaevlerinden günlük hayatima yayacagim sanirim, erinen ulasmasin anasini satayim amann, böyle de dramatigim.
 
Son düzenleme:


Ne kadar acizim lan ben. İnanmadığım şeyler, tüm güzelliği ile ne kadar uzaklar. Tasavvuf tüm güzelliğiyle zihnimin kıvrımlarında dolaşmasa da bir esinti gibi yüzümde esiyor gibi. Bazen kim olduğum, bilmediklerim ve inanmadıklarımla daha alakalı sanki. Neyse, canı ciksin etiketlerin ve kelimelerin. Çünkü eetiketler de inanca dahil
 
Son düzenleme:
knhy.jpg
anarsi-hortladi-5360e969a39e5.jpg
06 Ekim 1976 Güneş Gazetesi​
Anarşi Hortladı​
(1976) Yeni ders yılı başlamadan günlerce önce hazırlıklarını tamamlayan solcu-komünist militanlar yüzünden orta dereceli okullarda öğrenime olaylarla başlanmıştır.​
Sabah sabah anarşi hortladı.​
 
Son düzenleme:


Lise sonda bir radyo kanali kesfetmistim radyo shema diye, "sevgi ve esenligin kanalı" :p Baktım klasik müzikler ve enteresan melodiler var, arada huşu düzleminde olduğunu konuşmasıyla belli edebilecek kadar yumuşak sesli bir hatun incilden alıntılar yapıyor. Sonra ben baya takilmaya başladım bu kanala, pazar günleri gün içinde iki defa kiliseden canli vaaz dinletirlerdi dinlerdim, kanala bağlanan insanların hristiyan olma süreçlerine kulak verirdim. Aradan aylar geçti, internette biraz takılırken buldum birilerini. Hemen bi buluşma ayarladik, okul çıkışıma geldiler lise yakinlarinda oturduk. Bu shima kanalindakiler, ayni zamanda internette hristiyanlik adina bircok bilindik sitenin sahipleri. Neyse, tanisiyoruz sohbet ediyoruz güzel güzel. Biliyorum amaclari hristiyanligi yaymak vs, bilmiyorlar tabii cok yanlis insana caba sarf ettiklerini. Ben de canıma minnet, ne ögrenirsem ögreneyim takılayım gezeyim kiliseleri filan diye bakiyorum olaya. Sirf eglencesine, bir de sohbetleri ve birikimleri cok iyi, bu. Bana incil, kitaplar, filmler getiriyorlar pazar günleri kiliselere gidiyoruz, gel radyoda sana program ayarlayalim diyorlar. Diyorum nasil olur ben hristiyan degilim, inanmadigim seyi mi anlatayim? Yok diyorlar sen felsefeden bahsedersin cok nihilistlere kaymadan, sezgiciler belki filan diye. Neyse gel zaman git zaman biz bu arkadaslarla baya görüşüyoruz, neredeyse hepsi yabanci zaten evli barkli insanlar. Aralarinda bi türk var murat, benim mailime dönüs yapan ilk insan. Farkli bi mantalitedeydi o da, benim isa'm hristiyan kelimesine kurban gidemeyecek kadar özel aslinda her sey sembolik, derdi. Fikirleri en cok onun sarıyordu, mantikli gelmiyordu ama farkliydi. Bu benim icin tek ölçüt. Sonra birden ne oldu hatirlamiyorum. Zaten tüm bu üç beş aylık sürecide unutmus beynim, bu gece kilise müziği dinlerken ansizin hatirladim aa dedim böyle insanlar vardi. Hatta baktim numaralari olsaydi ulasacaktim ama insanlari kaydetmeme huyumdan mutevellit ucmuslar. Telefon kullanmayi biraktigim o surecle es zmnli gelismis olabilir. Gerci hep böyle ansizin yok oluyor bir seyler, ansizin girmenin sonucu bu olsa gerek. Ne ben ne o insanlar bir şey fark etmiyoruz. İste bu gibi durumlarda hafizam ile zaman algimin senkronizasyon konusunda ne kadar vasat oldugunu anliyorum ve bu aksaklik mutlu ediyor beni. Birkac sene öncesinde yasadigim seyin sanki ömürler boyu uzakta ve tek tük kalmasini, animsanan bi koku gibi, seviyorum.
Velhasil kelam kilise müziklerinin kesinlikle aydinlikla bi alakasi var ama aydinlanmanin asla hristiyanlikla alakasi yok.
tatli rüyalar "tanri kuzulari".
 
  • Beğen
Tepkiler: W
Geri