Böyle bir başlık aslında yok, ben de

🕒 Konu sahibi 11 saat önce aktifti


Giderek, duyduğum şahit olduğum her vaka karşısında tiksinti acıma gibi duygular besleyemez oldum. Bir yerlerde bir adam kötülük diye addettiğimiz bir eylemde bulunuyor, sansasyonel oluyor,toplum ekseriyetle öfke besliyor, ana avrat sövüyor, idam gibi yaptırımlardan bahsediyor filan... Ben yalnızca yanlışsa yanlış bulup, ardından o eyleme yönlendiren itkileri düşünüyorum. Bilmiyorum, her şeyi en temelinde deneyim olarak nitelendirmekten belki, odağı nedensellik belirlemek veyahut duyarsızlaşmak... ancak şu an irdelemek istediğim bu değil, galiba irdelemek istediğim bir şey de yok şu an. Başlığa yalnızca bab-ı esrarı bırakıp kendimi kırmak istedim. Bir tek yoksulluğu aşamıyorum çehrelerdeki. Aç babaların yüz ifadesinde zuhur eden bir kırgınlık,
toplumun erkeklerin bilhassa baba olmuş erkeklerin omzuna yüklediği gururun altında ezilmelerinden yeşeren kırgınlık. neyse, buraya biraz çıkma ekmek ve tabutta rövaşata ekliyorum, iyi geceler.
"şu mahzunu hapishaneye attıralım, bir sene yesin içsin.
olmaz, hiçbir hapishane almıyor. geçen sefer yattığı hapishaneyi soymuş.
hassiktir."
 
Yaşamdan tahrik oluyorum. Öyle taşkın bir arzu hissediyorum ki evrendeki bütün her şeyi deneyimlemek her fikire her yere bulaşmak tüm düşünce sistemini suni yoldan dahi yasamak ve en karanlık fikirlere atılmak istiyorum. Bulaştıkça varoluş sonsuz uzuyor içimde. Bir çemberde en yakın iki noktanın aslında en uzak iki nokta olması gibi, deneyimledikçe yeşeren benlik bahçesinde hiçkimseleşmeye yakın bi his açığa çıkıyor. Diyalektik şirin bi şaka.
Kimse olmamak, hakikate yakın bir şey olsaydı belki bu olurdu.


 
Son düzenleme:


tan ağarıyor başımda..
ah âşkı bilmez züleyha,bir tas su’ya hasret giden hüseynik
yedi gece
yedi zindan
yedi cihan
yedi kabir azabı
ki yusufun halleri
göğüs kafesimden vurulmuşluğumdur
şimdi haşyetle kapansada bu perde
melanet hırkasını giyen münbit bir acıdır..


..


muzdârip bir kadının n’isyan bakışı acıyor
acıtıyor dizlerinden
öfkenin gurûbu ..

Belma KARACA

_______

Beğeniyorum paylaşımlarını takipteyim.. sevgimle..
 
unnamed.jpg

tabii ki manşetimiz milliyet'ten, ah canım. toplumdaki yanlış anarşizm algısının silinmesine hizmet eden bu şahaneli cümlelerin kim tarafından ele alındığını görüyor musunuz? prof. dr. recep doksat. ankara üniversitesi'nde de patolojik psikoloji dersleri veren, türkiye'de ilk kez hipnotizma alanında ihtisas yapan bir isim. iş ciddi yaani. hocamız alanında şevkini öyle frenleyememiş ki, herhalde girizgahı otohipnoz olmuş.
iyi geceler.
 
Az önce top üstünde ters köprü kurarken ilk defa düştüm. Yalnız öyle böyle değil, çok fena düştüm acıdı canım. Zengin düdükleyen sosyete egzersizleri yapmanın illa bir acisi cikacakti degil mi? Doğada dans edip spor yapmayı çok özledim gerçekten ev ortamı, salonlar cok kotu.
Doğa demisken?


..

of, diyorum. bir tohum gibi yesile ve ritme gömülelim.
 




Tam fonda çalarken bir yandan yüksek gerilimli dedektif hikayesi dinlenilecek bir müzik. Birisiyle tanışmıştım, canımız sıkıldığında araşırdık bana gerilim hikayeleri anlatırdı ara ara da mızıkasıyla ambiyansı pekiştirirdi. Mızıkayı duyunca hissettiğim gerginlikten nasıl haz duyardım. Velhasıl, mızıka mor leylakların açması kadar puslu manzaralara da sebebiyet verebiliyor düşler aleminde.
 
Kişinin anlam arayışını dışarıdan gelen bir müdahale ile gerçekleştirdiği ve yine anlamlara evren sunumuyla ulaştığı fikri yanlıştır zira üzerine az düşünüp bilgi ile bir tuttuğumuz anlam mefhumu için dışarıdan avuçlarımıza tutuşturulduğuna koşulluyoruz kendimizi. Evren anlam sunan değildir, evrene anlamı "ben" veriyor. Onun gerçekliği ile doğruluğu aynı anlama işaret etmez. Kozmostan dili silerseniz sağır edici bir sessizlik olur anlam evreninde. Kendime dili silecek bir yoldaş arıyorum, maksat biraz kafamızı dinleyelim. Bilemiyorum belki Prens Mişkin olur. Ne de yorgun görünüyordu zavallıcığım!
 


masalları fazlaca seviyorum ama linkteki masaldan çok korkuyorum hep. geceleri masalların ortasında uyumuş olurum genelde, oysa alice de uyuyup uyanıyorum, kabusa evriliyor düslerim. tam böyle senelerce korkup durayım, bugün kendisi üzerine bir makaleye denk geldim okudum. felsefi açılımı çok tuhaf bir masalmış kendileri zaten, şahane bir yazıydı.
bu gece tekrar deneyecegim,
follow the white rabbit ))


tumblr_pfta5qN0ty1qzeqj3_400.jpg

belki de insanları böylesine öfkeli yapan şey yalnızca biberdir.

şu cümleye de bakın, bu masaldan korktukça onu aşma hayranlığına benzer bir şey gelişiyor içimde.
 
soyutu somuta çevirmek
somutu soyuta çevirmek
olmamışı var sanmak
olduğu anlamına gelmez
 
Keskin duygusal geçişlerin olduğu bir parçayı ekleyebileceğim pek fazla kişisel konu başlığı olmaması bir yana, en çok yakıştırdığım konu başlığı burası. Son derece sürreal. Rahatsızlık vermez umarım. Bir köşede sessizce oturur merak etmeyin.

 


"keder ve budalalıktan başka yaşamın anlamı var mıydı?", "ya bu benim içimde mekan tutan da kimdir?", "geriye kalan yalnızca tanımadığım bu tendir, bu tendir."

Paylaştığım parçanın sözleri her ne kadar tasavvufi olsa da varoluşçuluğa çekilebiliyor. Tasavvuf ve varoluşçuluk. Kulağa ne kadar zıt geliyorlar, oysa varolusa duyulan aidiyetsizlik ve kim olduğunu bulup ondan arınma iç sıkıntısının iki üvey çocuğular. Tüm varoluşçular, nihilistler ve mutasavvıflar üvey kardeş. Yani sanki bazen her şey bir nokta, eylemsiz bir durum ve spektrum da yalnızca algılayan sayısı kadar perspektif var biz de farklılık sanıyoruz.
Bi dakika, evrende tek farklılığın bakış olduğu fikri, insanın aklına gelmiş geçmiş tüm iktidar tarihi ve kişilerini düşünce güzelliğini yitirdi birden ya.
Aman aman, onlar bizdense ben bizden olmayayım diyorum ve Rachel Corrie'ye de selam göndermiş oluyorum. :)
 
Son düzenleme:
Cok güzel yazio Allah belami vermesin.
 
Geri