Uzun sure olmus, buralara bir notlar dusmeyeli. Bugunku konumuz, Anooshirvan Miandji uzerine..
Bir yerde, hayatina iliskin bu olayi yazmis, uzerine dusunulup ozumsenmesi gerekenlerden.
"Sene 1991, 20 yaşındayım, 2 senelik askerliğimi bitirmişim, Tebriz’de kitapçı arkadaşımın dükkânına takılıyorum, bol bol İngilizce okuyorum ve Hollanda, Belçika’daki mektup arkadaşlarımla yazışıyorum.
Antwerp deki bir arkadaşım, şöyle bir yazı yazmıştı mektubunda “…3000 senelik medeniyetinizden çok etkilendim, Farsça öğrenmeye karar verdim, bana yardımcı olabilir misin?”, neredeyse gezmediğim kitapçı kalmadı, sadece 1961 de Amerikalı bir yazarın çok yüzeysel hazırladığı bir kitap buldum o da çok hatalı ve eksikti. Çok utandım, 3000 sene medeniyet doğru dürüst dilimizi yabancılara öğretecek kitabımız yok. Bu durumda 20 yaşında bir genç ne yapar, “üzgünüm bulamadım” der, demi? Ben işte onu yapmadım, bir defter ile bir kalem aldım, babama gittim, baba durum böyle böyle bir kitap bulamadım ben yazmaya karar verdim dedim, o da yaparsın oğlum dedi. Neyse kitabı ne zorluklarla yazdığımı, kaç tane hocanın arabasının peşinden koştuğunu, üniversitede tüm kapıları çaldığımı yazmayacağım, ama hikâyede çok ilginç bir pasaj var ve bu yazıyı yazma sebebimde odur.
Kitabı yayıncı arkadaşım yayınlayacak ama önce dizdirmemiz lazım, 3 sütun var, İngilizce, Farsçanın fonetiği ve Farsça. O günkü bilgisayarlarda fonetik alfabesi yok, çok sıkıntı yaşıyoruz. Neyse sonuçta bir dizgi merkezi buldum düşünün 20 bilgisayar var, herkes çalışıyor, sahibi bir tıp doktoru. Anlaştık, orada diziyorlar ama çok yavaş ve hatalı oluyor, sonuçta ben kendim dizmeye başladım, bir hata yapıyorum 60 sayfa siliniyor, bir elektrik gidiyor 50 sayfa siliniyor, uzun lafın kısası kitap bitti, bugünün parası ile dizgici kitabın tamamı için 80 TL istedi, yayın evine gittim, çok para dediler, biz 20 liraya dizdiriyoruz dediler vermeyiz dediler.
Şaştım kaldım, ne yapacağım dedim, bir başka kitapçıya girdim, bir bilgisayardan bir dosya nasıl kopyalanıyor diye öğreten kitap var mıdır dedim. Oradaki bir müşteri “ ben elektrik mühendisliğinde öğrenciyim şu kitabı al MS DOS işlemlerini öğretiyor” dedi. Aldım sabaha kadar okudum, bir floppy disket aldım ve dizgici ye gittim, yayınevi ücreti ödemeyecek benim babam ödeyecek ama şu kitabın sonunda bir düzeltme yapmam lazım dedim, beni farklı bir bilgisayara bir odada otutturdular ve dosyayı farklı bir klasörden açtılar, çok değişik ve tuhaf geldi bana. Bin musibet kitabı diskete kopyaladım ve oradan ayrıldım.
Ertesi gün, kendi kitabımı kendim çaldığım için tuhaf bir duygu ile yayın evine gittiğimde “ haberin var mı?” dediler, “ “senin dizgici Telekom’u rehber yazacağım diye 2 trilyon dolandırmış ve dün gece kaçmışlar! Tüm yazarlar, yayıncılar kapısında toplammış ama nafile tüm dosyaları, bilgisayarlar da taşımışlar.” Şok oldum, demek ben kitabımı kıl payı kurtarmıştım.
Kitabı bin musibet kâğıtsız parasız çıkarttık (1994), yayın evi bana her şey için 20 kitap + 50 lira para verdi, büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştım. Tek teselli kitabın girişinde yazdığım 12 sayfa için Stockholm üniversitesinde 20 kredilik bir burs almamdı ki Tahrandaki İşveç elçiliği paran yok, yaşın küçüktür diye vize vermedi, gidemedim.
Sene 1998 Ankara’da Türk eczacılar birliğinde gençlik kollarındayım bilgisayarda araştırma yapıyorum, baktım ki New York’ta bir yayıncı, benim kitabımı almış basmış! Yazıştık, İran’la aramızda telif hakkı anlaşması yok, siz bizim kitapları basıyorsunuz bizde sizinkini dedi, sonra 2001 de bana bir sözlük teklifi ile geldiler, onu yazdım, parasıyla eczacılığı bitirdim ve önceki kitabında hakkını ödediler ( Tebriz’deki yayıncının ödemediği hakkı fazlasıyla geri aldım).
Bu iki kitap beni Bilkent’te akademisyen olarak soktu, oradaki kaynakları kullanarak tıbbi bitkiler atlasını yazdım, oda beni eczaneye soktu, eczanede laboratuvar kurdum ve binlerce ilaç hazırladım buda bana majistral kitabı yazdırdı, bu kitap bana en büyük eczacılık ödülünü kazandırdı ve yeni projeler getirdi. Bundan elde ettiğim kaynaklarda felsefe doktoram için pek çok kitabı kaynağı toplama fırsatım oldu, el eli yıkadı, oda dönüp yüzü yıkadı.
Demek ki o küçük ama zor karar beni nereden nereye getirdi. Sartre der ki her seçim bir vazgeçiştir, ben kolay seçeneği seçmedim, zoru seçtim. Kendi kitabımı kurtarma cesaretim o zaman çok küçük bir şey gibi gözükebilir ama siyah kuğu kuramındaki gibi ( olması zor bir olay gerçekleştiğinde etkisi büyük olur) etkisi çok büyük oldu.
Bir mıh bir nal kaybettirir. Bir nal, bir atı, bir at bir komutanı ve bir komutan orduya savaşı kaybettirir. Hayatınızda ayrıntılara önem verin, çünkü bir mıh misali çok şeyi değiştirebilir."