değişiyoruz. her an değişiyor olmamıza rağmen, kendimize ve birbirimize zamanda değişmeyen isimler, etiketler takıyoruz. etiketlemenin pratik olduğu kesin. ne yani kendime her an için hasan1, hasan2, hasan3… diye isimler mi takacağım? aslında evet, okuduğunuz yazı boyunca bunu yapacağım.
dünkü hasan, yani hasan1 bir dostuyla biraz tartıştı, bugünkü hasan yani hasan2 tartışmadaki hatalarından dolayı kederli. neden? neden hasan2 hasan1’in yaptıklarından sorumlu hissediyor? hasan2’nin hasan1’den farklı olduğu kesin. hasan2’nin başka birinin sorumluluğunu hissetmesi tuhaf değil mi? yoksa aksine benim bunu sormam mı tuhaf?
neden hayatım boyunca olduğumu düşündüğüm hasanlar kendilerinden önceki hasanlar ve kendilerinden sonraki hasanlar için sorumluluk duyuyorlar? onları aynı isimle çağırmamızın, herhangi birinin yaptığı hatadan diğerini sorumlu tutmamızın sebebi ne? gelecekteki hasanlardan birinin ölecek olması neden birçok hasanı korkutuyor? bireylerin farklı zamanlarda özdeş kalan bir niteliği gerçekten var mı?
deney 1*
daha önce de yapılmış düşünce deneyleri geliyor aklıma. bir makine düşünüyorum, tüm parçacıklarımın, atomlarımın, atom altı parçacıklarımın üç boyutlu bir haritasını çıkarabilecek. buna “tarayıcı” diyelim. tarayıcının içine giriyorum (tarayıcıya giren hasana “hasan1” diyelim) ve tarayıcı o anki tüm parçacıklarımın yeri ve durumunu bilgisini topluyor çarçabuk. artık onda hasan1’i hasan1 yapan tüm bilgi var. sonra hasan1’i yok edip fark edilmeyecek bir sürede aynı yerde tüm parçacıklarını tekrar oluşturuyor. bu yeni oluşan hasan’a da hasan2 diyorum. hasan1’in hafızasının, düşünsel becerilerinin, benliğinin temeli fiziksel yapısıysa -ki bunu varsayıyorum- her şeyiyle hasan1’in aynısı oluyor bu hasan2. şimdi hasan ölüp tekrar mı oluştu? yoksa tarayıcının çalışması ve hasan’ın yok edilip tekrar inşa edilmesi süresini göz ardı edersem, hasan hiç ölmedi diyebilir miyim? kendimi hasan1 yok olduktan sonra onun yerinde oluşturulan hasan2’nin yerine koyuyorum. sanırım, hasan2 bu durumda ben hiç ölmedim derdi, tüm hafızası hasan1’le aynı olduğundan. bilincinin gittiği o kısacık süreyi fark etmişse bile -ki bunun olmaması beklenir- bir an kendimden geçtim, derdi sadece. oysa şahidim ki, tarayıcıda bilgisi alındıktan sonra hasan öldürüldü ve yeni bir hasan oluştu. öyleyse öldüğünün farkında olmayan hasan’ın sezgileri kolayca hata yapabiliyor kendisinin varlığı ve devamlılığıyla ilgili. sezgilerin güvenilmez olabileceğini bir kez daha görüyorum. sezgilerime güvenip zamanda sürekli kalan, değişmeyen bir yanım olduğunu ve hep aynı kaldığımı peşinen kabul etmek aynı kişi kalma problemini fazla küçümsemek olurmuş gibi geliyor.
deney 2*
yine de, hasan’ın bir an yok olması onu ölü saymaz diye düşünülebilir. ben de öyle düşünüyormuş gibi devam edeyim yoluma: ilk deneydeki problemleri göz ardı edeyim. başka bir problem daha var, daha çarpıcı, daha düşündürücü: deney şöyle değişsin şimdi de: tarayıcı hasan1’i bir yerdeyken kopyalasın, yok etsin ve başka bir yerde hasan2 olarak oluştursun. bu kez, kaptan kirk beni ışınlıyor. hasan2’ye sorsanız, kendisinin yine hasan1’le aynı kişi olduğunu iddia edecektir ve kendisini bir anda başka bir yerde bulduğunu söyleyecektir. “sadece ışınlandım. ben hala aynı hasan’ım.” dışarıdan baktığımda ise, hasan’ın tüm atomlarının bir anda yanarak yok olduğuna, sonra yeni bir hasan’ın baştan inşa edildiğine şahidim. hasan2 için bunu kabul etmek zor tabii. belleğinde upuzun bir tarih saklı ve ben ona o tarihin kendisine ait olmadığını söylüyorum fütursuzca. onu anlayabiliyorum ve hasan2’nin bu var olma kavgasına, ölüm ya da var olmama korkusuna şimdilik karşı durmamaya karar veriyorum. bırakayım, benim yerime, bunu mantık yapsın. söz veriyorum son deney tüm hasanları şüpheye düşürecek:
deney 3*
yine tarayıcıda hasan1 duruyor, geçmişindeki hasanlarla aynı hasan olduğundan emin. tarayıcı tüm bilgiyi topladıktan sonra hasan1’i yok ediyor ve iki farklı noktada hasan2 ve hasan3’ü oluşturuyor ve kafam allak bullak oluyor: hasan2 tabii hasan1’in devamı olduğunu sadece bir anda kendisini bambaşka bir yerde bulduğunu iddia ediyor. öyle ya, bu deneyin hasan2 açısından geçen deneyden hiçbir farkı yok. ancak hasan3 için de durum farklı değil: o da hasan1’le aynı kişi olduğuna inanıyor. biraz düzenli olayım:
önerme 1: hasan2 hasan1 ile aynı kişidir.
önerme 2: hasan3 hasan1 ile aynı kişidir.
deney devam ediyor: hasan2 ve hasan3 karşı karşıya getiriliyor. şaşkınlıktan dillerini yutmak üzereler. kendilerini karşılarında görüyorlar. ancak ikisi de birbirleriyle aynı kişi olduklarını düşünmüyor. hasan2 kendi ölümü gibi korkmuyor hasan3’ün ölümünden, onun ışınlandıktan sonra yaşayacağı deneyimlerden dolayı kendisini sorumlu hissetmiyor. hasan3 hasan2 için mutlak bir aynı yumurta ikizi sadece. bu durumda hasan2 “hayır.” der. “ben hasan3’le aynı kişi değilim.” hasan3 de aynı şeyi hasan2 için söyler tabii. ne de olsa bu iki hasanın birbirlerine bakışları tam olarak simetrik. işler karışıyor:
önerme 3: hasan2 ve hasan3 ile aynı kişi değildir.
aynı kişi olmak sezgilerimizde bir çeşit denklik bağıntısıdır. yani a ile b aynı kişiyse ve b ile c aynı kişiyse, a ile c aynı kişidir.
öyleyse önerme 1 ve önerme 2’den önerme 4 çıkıyor:
önerme 4: hasan2 hasan3 ile aynı kişidir.
ama önerme 3 bunun aksini söylüyordu. şimdi ne diyeceksin bakalım hasan? artık bir yerlerde hata yaptığını kabul edersin herhalde.
alternatif çözümler
buradan çıkardığın sonuç, süreç içerisinde yaşayan tüm hasanların birbirlerinden farklı kişiler olduğu mu? yani önerme 1 ve önerme 2’de mi hata var? sürekli ölüp ölüp diriliyor muyuz hasan1, hasan2, hasan3…, hasan99999999999 olarak? sürekli ölüp ölüp diriliyor muyuz? tıpkı bir animasyonu oluşturan ve sürekli olmak zorunda olmayan kareler gibi, birbirinden bağımsız fotoğraflar mı bizde süreklilik izlenimini oluşturuyor? bilmiyorum ama fizikçilere göre zamanın bölünemez bir parçası varmış –büyük bir ‘mış’– planck zamanı diye. belki de evet hasanlar gerçekten sürekli ölüp dirilen ve birbirine benzemekten öte ortak özellik taşımayan bağımsız bireylerdir. o zaman neden bir hasanın günün birinde öleceğinden onca hasan’dan biri olarak korkayım ki? ama korkuyorum işte. neden? nasıl oldu da hasanlardan biri olarak bağladığım bu yazıyı, tutarlılıkla başka bir hasan olarak tamamlayabildim? sebep benzerlik mi? hepsi bu mu?..
ya da daha güçsüz ihtimal: belki de son deneydeki hasan2 ve hasan3 ikizden öte görünmeseler de, aslında aynı kişilerdir. bir başka deyişle, belki de önerme 3’tür hatalı olan. bu varsayımla da, hasan2 ve hasan3 uzayda farklı bölgelerde olduğundan aynı kişi iki farklı konumda bulunabiliyor olmalı. bu da saçma görünüyor.
favori çözümüm
benim favori çözümüm bunların hiçbiri değil aslında: bana göre aynı kişi olma ilişkisinin bir denklik bağıntısı olduğu sezgisinde hata var. yani a b’yle, b c’yle aynı kişi iken a c’yle aynı kişi olmak zorunda değil. yani hasan2’nin de hasan3’ün de hasan1 ile aynı kişi dolduğu doğruyken, hasan2 ve hasan3 aynı kişi değiller. bizim aynı kişi olmak dediğimiz şey, aslında denklikten çok sıralama bağıntısına benziyor. aynı olmaktan çok doğurma ilişkisi gibi: hasan1, hasan2 ve hasan3’ü doğuruyor. hasan2 ve hasan3, aynı kişi değil; iki kardeş gibiler. kardeşlerin birbirini doğurmaması da gayet normal.
o zaman bundan sonra “ben dünkü hasan’la aynı kişiyim.” demeyeceğim. bunun yerine “ben dünkü hasan’ın oğluyum, ürünüyüm diyeceğim.” benden önceki hasanların oğlu, sonrakilerin babası…
hasan çağatay