Bir karakter olman, bir karakterin olduğu anlamına gelmez.

  • Kullanıcı Arpes
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Üye Günlüğü
Konu sahibi son olarak 192 gün önce görüldü
Ertelenmiş acılarla yüzleşiyorum
Ömrün köşe başlarında
Her kışın zulasında
biraz daha zulüm
Her bahar buhranlarla gelir
ve şafakla beklenir ölüm
Ölüm ki en çok rüzgara benzer

Müebbet yalnızlıklara mahkûmum
Ömrüm bir kum saatinde tutsak
Sağır gecede sesini duyuyorum
Ömrün takviminde rüzgâr mı esiyor
ki yüzümün aynasında
yılların peşi sıra infazını görüyorum

- Yavuz Acun

 
Milliyetçilik; vatanın yüceltildiği ve gelecek kuşaklara vatan uğruna başka vatanların çocuklarını öldürme gereğinin öğretildiği bir düşünce sistemidir.

- Howard Zinn
 
Bana kanlı mühürler kaldı
O tarih tacirinden
Uçurumlar çığlıklar ve ölüm tarifleri

Bildiğim tüm masallardan topladım acıları
Yakama iliştirdim
Yaşamak dedim adına sığınaklar emzirdim
Bütün sözcükleri yüzleştirdim ateşle
Anlatamadım günlerin cehennemini

Ajans haberlerinde kirleniyor insanlık
Bütün sevinçler çarmıhta hızla yaşlanıyor
Çocuklar
Bozguna uğramış aşk düşürmüş bayrağını
Geceler unutmuş sevişmeleri

Tanrılara bulaştırmak için bu cinneti
Deliyorum aşkın ambargosunu
Yeniden yollara vuruyorum kendimi

Teninden soyunsun artık çığlıklar
Şimdiki zaman'a çekiyorum bütün fiilleri
Bakışlarında köprüledim uçurumları
Uyak olup düşüyorum dünyanın gözlerine
Taze bir çığlığım artık bu kontra mevsiminde
Herkesin biraz 'faili' olduğu
'Meçhul' bir cinayetim şimdi

Bana katliamlar kaldı
O tarih tacirinden
Ağıtlar sürgünler ve muhbir suretleri

Bütün yenilgilerimi temize çektim
Ölüm boy veriyor artık
Düşlerimle suladığım topraklarımda
Gözlerine ayarladım tüm imgeleri


- Hicri İzgören
 
"kırk kere bozmuştum tövbemi kırkıma geldiğimde
sığınacak bir dergâhım da yoktu üstelik
biraz daha büyütmüştüm yaramı
bende gözlerin kaldı o şarkının sözleri
bu biraz da kendimi seninle tanımlamak gibidir
orda saklıdır dünyanın bütün hazineleri
kutlu bir mirastır elbet
bir ömür yetmez anladım
yazmak için bütün "sen"leri"

- Hicri İzgören
 
Ekonomi tek mermili bir silah gibidir, politika ise tetiği ne zaman çekeceğini bilmek.
 
Sen çayımın şekeri gibi
Bir az bir çok
Bir var bir yokken
Ben bu pür nazlı kifayeti
Hangi yarama merhem edeyim
Gideyim yol ver, gideyim
Avare ihtilâlim var
Adını verdim
 
Sözlüğe şöyle bir şey karalamışım geçtiğimiz 1 ocakta, burada da bulunsun.

küçükken herhangi bir dükkanda çalışanlar bilir, usta çay için kahveye yollar sizi ve kahvedeki herif size altlıktaki şekerleri ıslanmış, kendisi soğumuş bir şey verir çay diye. çocuk aklı işte, adama da bir şey diyemezsin. ama o kahve ve dükkan arasındaki yol zindan olur senin için. bilirsin o şeyi ustaya çay diye götürdüğünde fırçayı senin yiyeceğini, bilirsin bilmesine de elçiye zeval olunmaması çırakları kapsayan bir durum değil işte. emanet çayın hesabı da sana kesilecektir en nihayetinde.

ben bunu niye anlatıyorum derseniz, ben tam da bu durumu "hayat" olarak yaşamaya çalışıyorum. ustaya götürülecek emanet, soğuk, dibindeki şekerleri erimiş bir zamanı taşıyorum ömür niyetine. sorsan bu ömür yaşanacak mı diye, yok. usta bir bakıp bir yudum alıp küfredip bırakacak, ama bir yudum bir küfür yaşıyoruz işte.

desen ki ulan bu neyin tribi, aç-açıkta olan yüzlerce belki binlerce insan var; sen neyinden şikayetçisin diye, size sunabileceğim bahaneler hiçbir fiziksel temas sağlayamayacak evrenimizle. ben bunu soyut dertler silsilesi türevlerinde adlara sahip "abi hayat çok anlamsız" temalı sanatçı sendromu zırvalarına dahil olsun diye de yazmıyorum.

sadece benim hayatım bana bir anlam ifade etmiyor, bilin istedim. sürekli üzerimde bir yaşanmışlık, ömrü mesaiymişçesine (?) geçirmeye çalışma durumunda buluyorum kendimi.

sizlere oluyor mu bilmiyorum ama, bazen kendimi dışarıdan izliyormuşum gibi hissediyorum ve hayır, uyuşturucu kullanmıyorum. bu durumlarda genelde "ulan ne saçma sapan bir muhabbetin, ne saçma sapan insanların içindeyim" hissiyatı hakim oluyor aciz bünyeme.

her gün uyandığımda, misafir evinde erken uyanmış çocuk gibiyim kendi bedenimde. etrafı izliyorum ses yapmadan, nasıl uyuyorlar hala serzenişleriyle.

içinde hiçbir güzellik, meziyet barındırmayan biri olmama rağmen kimde bir noksan görsem soğuyorum bir de yüzsüzce. üzerine bir de huysuz, geçimsiz biri olmam eklenince haliyle yalnızlık da kaçınılmaz oluyor. şimdi sizin de muhtemelen aklınızdan geçmiştir "madem bu kadar boktan bir herifsin ve bunun farkındasın, ya çek git ya da toparla" diye. toparlama kısmına mecalim, çekip gitme kısmına götüm yok.

bunca silsilenin içinde kimseye bulaşmadan, kimsenin hayatında bir iz bırakmadan sessiz sedasız yaşayıp gitmenin uğraşındayım sözlük. ben yan komşunuzun oğlu, bölümünüzdeki çocuk, ofisinizdeki stajyer, halı saha maçlarınızdaki kaleciyim.

lütfen beni 2015 yılında da hayatınıza dahil etmeyin, çünkü umut benim en yakın dostum ve en büyük düşmanım. siz beni hayatınıza alınca, ben sizin beni sevdiğinizi zannediyorum. ustanın çayı içeceğini düşünüp kahveden çıkarken cebime doldurduğum şekerleri koyuyorum altlığa.

yıllardır ben de usta da emanet, soğuk çayları şekersiz içiyoruz. kahvecinin **Spam/Adversiting** olduğunu bilerek yollayın beni çay almaya, yalnızca içecekseniz çay isteyin benden.
 


Mia Wallace: Why do we feel it's necessary to yak about bullshit in order to be comfortable?
Vincent Vega: I don't know. That's a good question.
Mia Wallace: That's when you know you've found somebody special. When you can just shut the fuck up for a minute and comfortably enjoy the silence.
 
İnsan en deli canlı türüdür. Görünmez bir Tanrı'ya tapar ama gözlerinin önündeki doğayı katleder. Farkına varmadığı şey şudur ki; katlettiği bu doğa, taptığı o görünmez Tanrı'nın kendisidir.

Shinigami
 
Herkesi öldürüyoruz sevgili dostum!
Kimini kurşunlarla,
Kimini sözlerle,
Kimini yaptıklarımızla
ve kimini de yapmadıklarımızla!

- Fyodor Dostoyevski
 
Kulak verin sözlerime iyice,
Herkes öldürebilir sevdiğini
Kimi bir bakışıyla yapar bunu,
Kimi dalkavukça sözlerle,
Korkaklar öpücük ile öldürür,
Yürekliler kılıç darbeleriyle!

Kimi gençken öldürür sevdiğini
Kimileri yaşlı iken öldürür;
Şehvetli ellerle öldürür kimi
Kimi altından ellerle öldürür;
Merhametli kişi bıçak kullanır
Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur.

Kimi aşk kısadır, kimi uzundur,
Kimi satar kimi de satın alır;
Kimi gözyaşı döker öldürürken,
Kimi kılı kıpırdamadan öldürür;
ÇünKü Herkes öldürebilir sevdiğini
Ama herkes öldürdü diye ölmez.

- Oscar Wilde
 
272 yıl önce doğan bir adam, tam olarak belli olmayan bir zamanda bir şey düşündü. Belki de anlık bir fikirdi, bilemem. Bildiğim şey, söylediği şeyin mihenk taşı niteliğinde bir söz olduğudur dostlar.

O adam Antoine Lavoisier.

Söylediği şey ise benim için dünyanın gerçeklerinden biri:

"Doğada hiçbir şey yoktan var olamaz ve var olan hiçbir şey yok edilemez."
 
Osho der ki: Gerçek soru ölümden sonra yaşamın var olup olmadığı değil; ölümden önce hayatta olup olmadığındır.

 
Sözlükte yayınlanan ve içinde biraz da olsa fikren katkımın olduğu tamamlanmış halini de oldukça beğendiğim bir mantıksal önermeyi de buraya alıntılayayım.

Söz konusu başlık: öğrenildiğinde ufku iki katına çıkaran şeyler

değişiyoruz. her an değişiyor olmamıza rağmen, kendimize ve birbirimize zamanda değişmeyen isimler, etiketler takıyoruz. etiketlemenin pratik olduğu kesin. ne yani kendime her an için hasan1, hasan2, hasan3… diye isimler mi takacağım? aslında evet, okuduğunuz yazı boyunca bunu yapacağım.
dünkü hasan, yani hasan1 bir dostuyla biraz tartıştı, bugünkü hasan yani hasan2 tartışmadaki hatalarından dolayı kederli. neden? neden hasan2 hasan1’in yaptıklarından sorumlu hissediyor? hasan2’nin hasan1’den farklı olduğu kesin. hasan2’nin başka birinin sorumluluğunu hissetmesi tuhaf değil mi? yoksa aksine benim bunu sormam mı tuhaf?
neden hayatım boyunca olduğumu düşündüğüm hasanlar kendilerinden önceki hasanlar ve kendilerinden sonraki hasanlar için sorumluluk duyuyorlar? onları aynı isimle çağırmamızın, herhangi birinin yaptığı hatadan diğerini sorumlu tutmamızın sebebi ne? gelecekteki hasanlardan birinin ölecek olması neden birçok hasanı korkutuyor? bireylerin farklı zamanlarda özdeş kalan bir niteliği gerçekten var mı?

deney 1*

daha önce de yapılmış düşünce deneyleri geliyor aklıma. bir makine düşünüyorum, tüm parçacıklarımın, atomlarımın, atom altı parçacıklarımın üç boyutlu bir haritasını çıkarabilecek. buna “tarayıcı” diyelim. tarayıcının içine giriyorum (tarayıcıya giren hasana “hasan1” diyelim) ve tarayıcı o anki tüm parçacıklarımın yeri ve durumunu bilgisini topluyor çarçabuk. artık onda hasan1’i hasan1 yapan tüm bilgi var. sonra hasan1’i yok edip fark edilmeyecek bir sürede aynı yerde tüm parçacıklarını tekrar oluşturuyor. bu yeni oluşan hasan’a da hasan2 diyorum. hasan1’in hafızasının, düşünsel becerilerinin, benliğinin temeli fiziksel yapısıysa -ki bunu varsayıyorum- her şeyiyle hasan1’in aynısı oluyor bu hasan2. şimdi hasan ölüp tekrar mı oluştu? yoksa tarayıcının çalışması ve hasan’ın yok edilip tekrar inşa edilmesi süresini göz ardı edersem, hasan hiç ölmedi diyebilir miyim? kendimi hasan1 yok olduktan sonra onun yerinde oluşturulan hasan2’nin yerine koyuyorum. sanırım, hasan2 bu durumda ben hiç ölmedim derdi, tüm hafızası hasan1’le aynı olduğundan. bilincinin gittiği o kısacık süreyi fark etmişse bile -ki bunun olmaması beklenir- bir an kendimden geçtim, derdi sadece. oysa şahidim ki, tarayıcıda bilgisi alındıktan sonra hasan öldürüldü ve yeni bir hasan oluştu. öyleyse öldüğünün farkında olmayan hasan’ın sezgileri kolayca hata yapabiliyor kendisinin varlığı ve devamlılığıyla ilgili. sezgilerin güvenilmez olabileceğini bir kez daha görüyorum. sezgilerime güvenip zamanda sürekli kalan, değişmeyen bir yanım olduğunu ve hep aynı kaldığımı peşinen kabul etmek aynı kişi kalma problemini fazla küçümsemek olurmuş gibi geliyor.

deney 2*

yine de, hasan’ın bir an yok olması onu ölü saymaz diye düşünülebilir. ben de öyle düşünüyormuş gibi devam edeyim yoluma: ilk deneydeki problemleri göz ardı edeyim. başka bir problem daha var, daha çarpıcı, daha düşündürücü: deney şöyle değişsin şimdi de: tarayıcı hasan1’i bir yerdeyken kopyalasın, yok etsin ve başka bir yerde hasan2 olarak oluştursun. bu kez, kaptan kirk beni ışınlıyor. hasan2’ye sorsanız, kendisinin yine hasan1’le aynı kişi olduğunu iddia edecektir ve kendisini bir anda başka bir yerde bulduğunu söyleyecektir. “sadece ışınlandım. ben hala aynı hasan’ım.” dışarıdan baktığımda ise, hasan’ın tüm atomlarının bir anda yanarak yok olduğuna, sonra yeni bir hasan’ın baştan inşa edildiğine şahidim. hasan2 için bunu kabul etmek zor tabii. belleğinde upuzun bir tarih saklı ve ben ona o tarihin kendisine ait olmadığını söylüyorum fütursuzca. onu anlayabiliyorum ve hasan2’nin bu var olma kavgasına, ölüm ya da var olmama korkusuna şimdilik karşı durmamaya karar veriyorum. bırakayım, benim yerime, bunu mantık yapsın. söz veriyorum son deney tüm hasanları şüpheye düşürecek:

deney 3*

yine tarayıcıda hasan1 duruyor, geçmişindeki hasanlarla aynı hasan olduğundan emin. tarayıcı tüm bilgiyi topladıktan sonra hasan1’i yok ediyor ve iki farklı noktada hasan2 ve hasan3’ü oluşturuyor ve kafam allak bullak oluyor: hasan2 tabii hasan1’in devamı olduğunu sadece bir anda kendisini bambaşka bir yerde bulduğunu iddia ediyor. öyle ya, bu deneyin hasan2 açısından geçen deneyden hiçbir farkı yok. ancak hasan3 için de durum farklı değil: o da hasan1’le aynı kişi olduğuna inanıyor. biraz düzenli olayım:
önerme 1: hasan2 hasan1 ile aynı kişidir.
önerme 2: hasan3 hasan1 ile aynı kişidir.
deney devam ediyor: hasan2 ve hasan3 karşı karşıya getiriliyor. şaşkınlıktan dillerini yutmak üzereler. kendilerini karşılarında görüyorlar. ancak ikisi de birbirleriyle aynı kişi olduklarını düşünmüyor. hasan2 kendi ölümü gibi korkmuyor hasan3’ün ölümünden, onun ışınlandıktan sonra yaşayacağı deneyimlerden dolayı kendisini sorumlu hissetmiyor. hasan3 hasan2 için mutlak bir aynı yumurta ikizi sadece. bu durumda hasan2 “hayır.” der. “ben hasan3’le aynı kişi değilim.” hasan3 de aynı şeyi hasan2 için söyler tabii. ne de olsa bu iki hasanın birbirlerine bakışları tam olarak simetrik. işler karışıyor:
önerme 3: hasan2 ve hasan3 ile aynı kişi değildir.
aynı kişi olmak sezgilerimizde bir çeşit denklik bağıntısıdır. yani a ile b aynı kişiyse ve b ile c aynı kişiyse, a ile c aynı kişidir.
öyleyse önerme 1 ve önerme 2’den önerme 4 çıkıyor:
önerme 4: hasan2 hasan3 ile aynı kişidir.
ama önerme 3 bunun aksini söylüyordu. şimdi ne diyeceksin bakalım hasan? artık bir yerlerde hata yaptığını kabul edersin herhalde.

alternatif çözümler

buradan çıkardığın sonuç, süreç içerisinde yaşayan tüm hasanların birbirlerinden farklı kişiler olduğu mu? yani önerme 1 ve önerme 2’de mi hata var? sürekli ölüp ölüp diriliyor muyuz hasan1, hasan2, hasan3…, hasan99999999999 olarak? sürekli ölüp ölüp diriliyor muyuz? tıpkı bir animasyonu oluşturan ve sürekli olmak zorunda olmayan kareler gibi, birbirinden bağımsız fotoğraflar mı bizde süreklilik izlenimini oluşturuyor? bilmiyorum ama fizikçilere göre zamanın bölünemez bir parçası varmış –büyük bir ‘mış’– planck zamanı diye. belki de evet hasanlar gerçekten sürekli ölüp dirilen ve birbirine benzemekten öte ortak özellik taşımayan bağımsız bireylerdir. o zaman neden bir hasanın günün birinde öleceğinden onca hasan’dan biri olarak korkayım ki? ama korkuyorum işte. neden? nasıl oldu da hasanlardan biri olarak bağladığım bu yazıyı, tutarlılıkla başka bir hasan olarak tamamlayabildim? sebep benzerlik mi? hepsi bu mu?..
ya da daha güçsüz ihtimal: belki de son deneydeki hasan2 ve hasan3 ikizden öte görünmeseler de, aslında aynı kişilerdir. bir başka deyişle, belki de önerme 3’tür hatalı olan. bu varsayımla da, hasan2 ve hasan3 uzayda farklı bölgelerde olduğundan aynı kişi iki farklı konumda bulunabiliyor olmalı. bu da saçma görünüyor.

favori çözümüm

benim favori çözümüm bunların hiçbiri değil aslında: bana göre aynı kişi olma ilişkisinin bir denklik bağıntısı olduğu sezgisinde hata var. yani a b’yle, b c’yle aynı kişi iken a c’yle aynı kişi olmak zorunda değil. yani hasan2’nin de hasan3’ün de hasan1 ile aynı kişi dolduğu doğruyken, hasan2 ve hasan3 aynı kişi değiller. bizim aynı kişi olmak dediğimiz şey, aslında denklikten çok sıralama bağıntısına benziyor. aynı olmaktan çok doğurma ilişkisi gibi: hasan1, hasan2 ve hasan3’ü doğuruyor. hasan2 ve hasan3, aynı kişi değil; iki kardeş gibiler. kardeşlerin birbirini doğurmaması da gayet normal.
o zaman bundan sonra “ben dünkü hasan’la aynı kişiyim.” demeyeceğim. bunun yerine “ben dünkü hasan’ın oğluyum, ürünüyüm diyeceğim.” benden önceki hasanların oğlu, sonrakilerin babası…

hasan çağatay
 
giphy.gif
 
Şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. Ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. Acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi. Kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden bir şeydi.
 
Geri