Günlük Bir insan söylediği şeylerden çok söylemedikleri ile insandır

  • Kullanıcı Run
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Üye Günlüğü
🕒 Konu sahibi 4 saat önce aktifti
Bu gece günceme yazacağım.
"Ateşten eli yanan çocuğun ateşi sevdiğini."
 
Oturup bir gece yarısı, bir adamın bir kadına yazdığı şiir olursun.
O şiir öyle güzel olmuştur ki, içinde ruh bulursun…
Ah o adamlar! İyi ki, aşık olmuşlar.
Ah o kadınlar, aşka ne çok yakışmışlar…

- Cemal Süreya
 
Mahallenin bilirkişi seçtiği kişi neden benim acaba? Sürekli bunu sorgulamak zorunda kalıyor olmam acınası bir durum.
- tak tak diye pencereyi kırmak ister gibi vuran komşum..
Ne oldu Fahriye abla, camı kıracak gibi vurdun.
- çabuk gel yanda ki boş araziye birisi sıçmıs kim yaptı acaba kale gibi dikmiş.

Hemen hızlıca olay yeri inceleme kostümünü giyip fırladım tabii ki, nede olsa mahallenin delillerinin boklarını tanıyorum. Şekli, rengi ve kıvamı yardımcı oluyor. Neyse yine içimde ki pislik ortaya çıktı..

Tabi mahallede sözü geçen aile olmak kolay değil, herhangi bir kavga olduğun da arabuluculuk yapacaksın. Haklı veya haksız kim söyleyecek ve gerekli uyarıları yapacaksın, belediye aranacak sana gelirler, muhtara gidilecek yine sorarlar, neyse konumuz kimin boku onu çözmek.
Mahallenin delileri çok, eh yıkık dökük bir semt zaten. Ama faili meçhul bir olay bırakmak benim işim değil, detaylara fazla girmek istemiyorum ama yapan kişi öğlen döner ısmarlama yaptığım deli Emel!
Döner onu ele verdi maalesef.. hemen sorguya çektim tabii ki ve anında inkâr geldi.
- yemin ederim ben sıçmadım dedi ve en büyük itirafı yaptı, neden hep yemin eden insanlar yalan söylüyor? Acaba bilimsel bir açıklaması var mı bilmiyorum. Bilinçaltı yansıması olabilir, belki de ilahi gücün kudretine sığınma, eh belki de yaratıcının desteğini arkasına alıp ikna ederim düşüncesi. Hepsi ihtimaller dahilinde galiba, neden böyle boktan bir şey yazıyorum bilmiyorum, belki de hayat çok boktan sanırım..

İyi bir insan olmaya çalışmanın yükü bazen ağır geliyor, iyi ile kötü arasında ki çizginin üzerinde dolaşmak huzursuzluk veriyor. Bir kaç ay sonra taşınıyor olmanın verdiği hüzün var belki de, boktan bir yaşama alışmış olmak sanırım alışkanlık yapıyor. Belki de daha iyi günler henüz yaşanmamış olanlardır..
 
Son düzenleme:
Geçen gün mahalleye gelip "şireli bal karpuz, tadına rengine muayer, kesmece karpuz" diye bağıran adam vardı. Eh bu güzel söylemler karşısında bizimkiler karpuz almış, derin dondurucu da soğutup servis için kesince kabak olduğunu gören babamın gözlerinden ateş çıkmıştı resmen.
Karpuzu kestikten sonra senin satmış olduğun karpuzun "amuniyum" dedikten sonra ben baya bir güldüm.

Az önce bahçe işiyle uğraşırken aynı kapuzcu adamın sesini duyunca ışık hızı ile yola fırladı ve karpuzcu karpuzcu diye seslenmeye başladı.
Bende yola çıktım ne olur ne olmaz, babam aksi adam sonuçta. Hemen olaya Adana usulü giriş yapan babam "geçen bize dandik karpuzları iteledin" yok kesmece yok muayer dedin, ama kabak karpuzu sattın deyince adam dondurma gibi oldu.

Burada önemli olan şey adamın karpuzu verirken önce eline alıp havaya atıp şöyle kıçına eliyle şaplak çekip bu iyi değil diye bırakıp, başka karpuzu alıp aynısını yapıp vermesi. Karpuzun kıçına vurup iyi mi yoksa kötü mü olduğunu anlamak bence büyük yetenek.
Keşke insanların da kıçına şaplak atıp iyi mi yoksa kötü mü olduğunu anlayacak yeteneğimiz olsa. Ama insanların aksine yamuk karpuz daha lezzetli oluyor, neden karpuzdan yine insana geldim bilmiyorum. Karpuz ile insan arasında ne gibi bir bağ olabilir ki, neyse biz konumuza dönelim adamdan iki karpuz daha aldık ve bir tane de bedava verdi geçen gün attığı kazığı affettirmek için ama bahis yaparım bu karpuzlar da dandik çıkacak. Çünkü aynı tarla ve aynı ürün birisi iyi birisi kötü çıkmaz, aynı şartlarda yetişmiş olmaları nedeniyle..
Eh bak işte arada ki bağı bulduk galiba, insanlar da tarla da yetişmiş gibi değil mi? Aile ve çevre düzeninden yaşamından etkilenir, o yüzden hayatımızın kalitesini hayatımızda ki insanlar belirler.
Ve son olarak herkesin hayatı kalbi gibi olsun değil mi?
 
Samimiyet adı altında, samimiyet gösterisi yapmanın dayanılmaz ve huzursuz edici bir yanı var. İyi sözler söyleyerek veya yazarak iyi şeyler duymak veyahut yazılmasını beklemek acınası bir şey olmalı.
İçgüdüsel olarak insan sevilmek istiyor, kendisine saygı duyulmasını bekliyor. Bunları hak edecek birisi olduğunu veya hak ediyor davranış sergileyen birisi olup olmadığını sorgulamak hiç aklından geçmiyor.
Hiç üretim yapmadan, bir hayata dokunmadan saygı beklemek aptallık. Sadece tüketici olarak yaşamda olmak sevimsiz bir durum.

Üretmek demişken çamurdan mangal yapıyorum, müthiş dinlendirici bir yanı var. Başarısız denemelerim oluyor sıklıkla ama inatçı bir pisliğin elinden kurtulmak kolay değil, yeni bir şeyler öğrenmek keyifli.
Sanırım en önemlisi de hayatımıza değer katan insanlarla tanışmak, yeni şeyler keşfetmenin en güzel yanı, yeni insanlar tanımak. İşte bu yüzden insan kaybetmekten hiç korkmam..
 
Son düzenleme:
Şöyle bir kahveye uğradım ve rezil ortamı nasıl da özlemiş olduğumu fark ettim. Yeşilçam filmlerinin figüran oyuncularına benzeyen tiplerle aynı ortamda olmak paha biçilemez bir duygu. Kulak kılı iki üç cm olan amcaların hikayelerini dinlemek her zaman hoşuma gider, ortam şahane burada bardaklar her zaman ki gibi kirli, tansiyon ilacı veya kalp ilacı kullanan adamların yoğun olduğu mekanda sidik kokusu kaçınılmaz olur. Kimse maske takmıyor sorunca da bir ağız dolusu küfür ediliyor, sonuç olarak insanların değişmesi çok zor değil mi? Bunun için çaba harcamak yorucu olsa gerek.
Neyse bunlar temel sorunlar galiba, içinde bulunuyor olduğun ortamdan keyif almak önemli. Yada diyalog halinde olduğun kişinin özellikleri ile ilgili olan şeyler konusunda iletişim kurmak bir çözüm yolu olabilir.

Herkesin değişmesini düşünen bizler kendimizi değiştirmek için çaba harcamıyoruz, sürekli şikayet ediyoruz, çözüm odaklı olmaktan kaçıyoruz, çünkü her zaman suçlayacak birilerini buluruz. İnsanların güzel yanlarını görmezden gelip sadece kötü şeylere odaklanmak kendi vicdanını okşuyor olmanın ötesinde bir şey değil. Başka insanların ruhunu okşamak insanı daha mutlu eder oysa, eh bunları neden yazıyorum bilmiyorum, galiba yapmak isteyip de tam olarak yapamıyor olmanın sesi..

Karpuz, peynir ve ekmek geldi, yazıyı bitirmek gerek çünkü yirmi kişi içinden bir şeyler kapmak kolay olmuyor, hayatın her alanında mücadeleye devam..
 
Eskisi kadar fazla müzik dinlemiyor olduğumu fark ettim, duygusal yoksunluk sendromu durumunu atlattım galiba.
O zaman severek izlemiş olduğum "Vampir Günlükleri" isimli dizide rol alan "Enzo" karakterini canlandıran kişiden dinleyelim.
 
Karşınızdaki insan sizi hayatında nereye koyuyorsa, siz de onu tam oraya koyun. Ne eksik ne fazla.
Beklentiler beraberinde hayal kırıklığı getiriyor, hayatınız hayal kırıklığı ile dolu olunca sadece dejavu oluyorsun. Çünkü yaşamda ki hemen herkes birbirine benziyor, benzer kişilerden farklı şeyler beklemek saçma. En önemlisi de ikinci şans asla mutlu etmiyor, asla biraz ağır mı oldu acaba diye düşünüyorum, bence olmadı.
 
Sevmek ve sevgi üzerine yazılmış bunca sözlere rağmen hâlâ başarısız oluyor olmanın tarifini yapmak zor. Nedense hep başka ilişkiler ve hayatlar üzerinden doğru söylemeler yaptığımızı düşünüyoruz. Kendi hayatımıza dokunmak niye bu kadar zor, başkalarına ilaç olan insan kendine neden yetemiyor.
İnsanın kendini tanıması sanırım diğer insanları tanımaktan daha zor.
Ne zaman yüzümden maskeyi çıkaracağım desem, hemen bir yenisini takıyorum. Hayatın kaçmış olmasının verdiği hüzün can yakıyor.

Bugün doğum günü olan Özdemir Asaf analım en iyisi.

İnsan sevdiğini bırakmaz,
Sevmek bırakır insanı.
Otobüsün sol camından etrafı izlerken, sağ camından kaçırdıklarımızdan ibarettir bazen hayat.
Boşuna yorulma gönül, sadece sevmek yetmiyor.

- Özdemir Asaf
 
Müthiş bir gün yaşıyorum, herkes gerginlik yaşarken ben keyif yapıyorum. Bu benim pislik yanım sanırım. Sabah kahvaltı için erken saatlerde çay koyan babam sekiz yüz elli beşinci kere çaydanlığı yakması üzerine evden yükselen "bir tüp kaç para biliyor musun" ardından gelen "evi yakacak evi ya" serzenişi üzerine attığım kahkaha keyfe değer.
Çünkü sonrasında ki gelişmeleri bildiğim için, olacaklara hazırım her daim.
Neyse ki yeni alınan mor çiçekli çaydanlık değil yanan, sürekli yanmaya alışkın eski çaydanlık.

Yine her çaydanlık yanması üzerine kırk yıllık evlilikle ilgili olumsuzluklar masaya yatırıldı hemencecik, tabi ortalığı karıştırmak en sevdiğim şey.
Babam annemi ata parande ve salto atarak binip tav ettiğini söylediğin de uzaktan bir ses "yalan oğlum yalan, eşşeğe binemez o" savunması geldi hemen.

Günün ilerleyen saatlerinde yine çay koyan babam çayın fokur fokur kaynıyor olduğunu görünce mutfağa nasıl daldı görmedim, olimpiyat meşalesi taşıyor sanki..
Eh çaydanlık yanmasın diye bu kez de heyecan ile sanırım direk çaydanlığı alıp geldi odaya, çaylar içildi güzelce, sonrasında mutfağa giden annem bu adam evi yakacak diye söylenirken bu sefer babam çaydanlığı alıp ocağı kapatmamış olduğunu anladık..

İnsan psikolojisi böyle, bir hata yapıldığı zaman olumsuz eleştiriler aldığında daha farklı veya büyük hatalar yapıyor. Sürekli tekrarlanan hataların insanın tahammül sınırlarını zorladığı gerçeği aşikâr. İnsan aynı hatayı yapmayayım derken kontrolü kaybedip başka hatalar yapıyor hayatta.

Bu kadar çay muhabbeti yeterli sanırım, yakın zamanda tekrar çaydanlık yanacak, umarım korkuyor olduğumuz yangın gerçekleşmez. Bu güzel mahalleden bir yerleri yakmadan gideriz.
 
Dün ilginç bir gün yaşadım gün boyunca gerçi hemen her gün "skeç" yazılacak ibretlik veya komik olaylar silsilesi hiç bitmiyor.
Sabah dışardan gelen küfür sesine kulak kesildim, komşumuz olan "Arap Faruk" lakaplı aynı zamanda kahve işleten abimiz yanık sesi ile küfürü basıyor. Ne oldu diye şöyle balkona çıkınca mahallenin bilirkişi beyi olarak bana dönerek "gördün mü amuniyum yine direğin köşesine birisi çöp bırakmış" dedi. Sakin ol Faruk abi öğreniriz kim bırakmış kaldırırız derken, arka fonda "Kıllı Erol" lakabı olan babamın da samimi arkadaşı Erol bey erotik cümleler ile olaya giriş yaptı sonrasında "kim lan bu çöpü buraya bıraktı" ile devam ederken ben hızlıca şortu giyip sokağa çıktım.
El seyre doyar mı? Balkonlar ve damlar seyir için uygun yerler, herkes ne oldu bir bakayım diye bir yerden kafasını uzatmış meraklı gözlerle bakıyor.

Arap Faruk abi ve Kıllı Erol dayı birbirinden destek aldıkça ses yükselmeye devam etti, dedim biraz sakin olalım ara sokakta üç tane Suriye vatandaşı komşular var, yarı buçuk Türkçe biliyorlar. Hemen yan sokakta oturan Huriye ablayı çağırın dedim, kendisi çok güzel arapça biliyor, en azından küfürleri olamasa da çöpü kim attı, veya atmaması gerektiğini çevirir diye gelsin dedim..
Küfür olayını bastırıp ortam sakin olunca mantıklı cümleler kurulur diye düşünürken Veysel abi arkadan getir kardeşim getir diyerek boya ve fırçayı alıp çöpün atıldığı köşeye "kim buraya çöp döker ... " yazmaya başladı. Bir yandan fısır fısır mahallenin ablaları kendi aralarında konuşuyor kesin şu attı, diğeri kesin bu yaptı diye. Kulak misafiri oldum ve oklar Suriyeli komşulara yönelmeye başladı.
Hemen olay yeri inceleme ekibine seslenip çöpü açın bakalım içinde ne var dedim, göz ucuyla bakarken bebek bezi gördüm, aha en büyük ipucu da buydu. Mahallede küçük çocuğu olanların listesini istedim hemen. Toplam dört çocuklu aile var, hemen tercüman ile çocuğu olan Suriyeli komşuların durumu anlamasına yardımcı olduk, beyaz askılı atleti ve mavi çizgili pijaması ile Kıllı Erol dayı kamera taktıracağım ulan diye hâlâ konuşurken Arap Faruk abi de duvar yazısının son rötuşları ile ilgileniyor iken ben çöpü atan komşumuzun kim olduğunu öğrendim. Suriyeli komşumuz çöp atması için küçük çocuğu göndermiş o da sokağın köşeye bırakmış.

Durumu düzeltip ortamı yumuşatmak benim işim zaten, hafifçe küfürle ve fiziksel şiddet olmadan olayı çözüme kavuşturmak güzel. Aldığımız karar ile bir daha çöp saati gelmeden kimse çöpü dışarıya çıkarmayacak.
Yeşilçam filmlerinin figüran oyuncularına benzeyen tiplerle aynı sokakta oturuyor olmanın keyfi yakında gidecek, mahalle kültüründen apartman çocuğu olacak olmak yürek burkuyor, burayı özleyeceğim ve sık sık ziyarete geleceğim kesin. Komşuluk ilişkileri değerlidir her zaman ve kıymetini bilmek gerekiyor..
 
Ahahahhahah yaşadıklarını hikaye şeklinde anlatmaya devam et, bırak şu asaflari sureyalari ya yaşlı gösteriyor seni.
B.k olan hikayeye bayıldım çünkü ben Beyazıt ozturkten sonrayim... (üniversiteliler dahi bilmez beyazin olayini)
 
Sevgili günlük bugün odamda ki dolapla tartıştım. Epey kırıcı şeyler söyledi bir daha aramızın düzeleceğini sanmıyorum
 
Akıl sağlığına güvenen, yazacak bir şeyleri olan yazabilir, yoksa okuyup geçmesi gerekir. Ben kısa cümlelerin adamı değilim, sayfamda öyle..
Şimdi arkadaş, dost analizine geçebilir hissediyorum kendimi.
Benim adım "şeytan sakal" söyleyecek çok sözümüz var..

Sevgili @Aze hanım, forumda öylece bakınıyor olduğum bir dönemde birden dikkatimi çektin, kısa bir gözlem sonrası ulan ben bu kadını nasıl tanımıyorum diye kendi kendime konuşmaya başladım. Sonrasında ortak bir arkadaşımız olan sevgili Mara ile yakın olduğunu fark ettiğim anda operasyona başladım.
Eh sonuçta bu "Aze" burada bildiğimiz saftirik kadın değil. Herkesin çekingenlik ile yaklaşım sergilediği bir kadındı. Sonrasında meşhur "üye resimleri" bölümüne fotoğraf koyması ile popüler olma yolunda basamakları hızla tırmandı. Ayrıca üye resimleri nedir yahu, fotoğraf o fotoğraf.. neyse bizim kızıl saçlı sevgili Aze'ye ilgi ve alaka artmıştı, rakiplerin çoğalmış olması nedeniyle sinirler gerilmiş halde ışık hızıyla Mara ile iletişime geçip kim bu "kızıl bomba" dedim. Jet hızıyla aman beni bulaştırma çıkışı geldi hemen, eh ben vazgeçtim mi? Tabii ki hayır! Biraz dil dökerek az bir şey bilgi aldım hakkında, tehlikeli olduğuna dair söylemeler söylendi.. tehlike bizim diğer adımız dedim ve fırsat kollamak için takibe başladım.
Forum oyunları klâsik cilveleşme yeridir, bu yıllardır değişmez bir kanun. Hangi oyunu oynarken denk getirsem hatun bana terso yapıyor, yer mi ulan Adana çocuğu diyerekten bir hamle bir hamle daha. Artık yüzsüz olduğum gerçeği ile yüzleşme vakti gelmişti, ama bir erkeğin en büyük motivasyonu "kesin naz yapıyor" kafası. Neyse artık forum oyunları hafif kaldı ve daha büyük oynamaya karar verdim. Atar yapacaktım, gider yapacaktım tatlı dille olmayan iletişimi kavga ile sağlamak için hamle yaptım. Önce fotoğraf üzerinden karalama kampanyası yaptım (tam bir pisliğim) eh benim içimde ki çingene açığa çıkmıştı. Sonrasında da her yazdığı şeye muhalefet olup sinir etmeye başladım.
Eh bizim Aze hanımın en zayıf noktası fevri birisi olması, bunu fırsata çevirip bir şekilde iletişime geçtim.
Bu arada kızıl kadınlara ayrı bir sempatim var bilginiz olsun arkadaşlar, balık burcuyum yükselenim de başak.. ne diyordum ben ya Aze'nin çirkef hallerini anlatmak istemiyorum onu övmek istiyorum, tüm hatalarına ve yanlışlarına rağmen onu çok seviyor olduğumu söylemek istiyorum. Defalarca beni engelleyip silmiş olmasına rağmen özellikle "defol by" yazdığında yaptığım keyif anlatılamaz.
Aze'nin güzel yanı hatalarımı yüzüme söylemesi özellikle de kadınlar konusunda, kendisi çok iyi seçimler yapar ahahaha. Bir insan hem kadın arkadaş, hem de flört konusunda bu kadar yeteneksiz olamaz.
Bu arada biz hiç sevgili olamadık ya, kandırmaya yakın oldu ama ikna edemedim. Beni reddetti ahaha. Ben onun kayık lensini sevdim, kemikli burnunu sevdim.. (yalan söylüyorum) serserilik yapıyorum.
Tabi şimdi çok övgü yaparsam olmaz biraz da boklamak gerekiyor diye düşünüyorum. Bu arada bizim burç uyumu da berbat ya, baktım ve terazi kadınlarına selam vermiyorum o günden beri. Benim canavar olarak tanıştığım kadın şimdilerde bildiğin kuzu olmuş, hep merak ediyorum ya benimle küs olduğun zaman arkamdan sallama yaptın mı? Bence yapmıştır, çünkü ben yapıyorum.
Aze'den bence berbat bir sevgili olur, ilgilenenler varsa bu uyarımı dikkat alsın, ama yok arkadaş olacağım diyorsanız müthiş bir kadın.
Sevmediğim bir huyu daha var mesela iki kedisi var "Mecnun ve Leyla" adında. Ama gel gör ki ayrım yapıyor Mecnun denen tek taşaklı erkek olanı daha çok seviyor. Forumda bile herkes Mecnun soruyor, Leyla kimsenin umurunda değil! WhatsApp profil fotoğrafın da Mecnun var arkadaşlar.. neyse ben kız tarafını tutuyorum, çünkü hafifçe sanırım Mecnun'u kıskanıyorum. Evde kalmış kadın kuruntusu işte, kediden profil fotoğrafı yapıyor ahaha.

Ayrıca bugün bulunduğu bir arkadaş ortamında adamın birisi ile göz göze gelmiş ve onun havasını atıyordu! Ulan ben bugün A 101 gittim kasiyer kız para üstü verirken eli elime değdi gelip anlatmadım.
Bunca şey yazdık neden acaba şuan düşünüyorum da, hatıra olarak kalsın işte fena mı? Bence güzel oldu, hem daha yazmıyor olduğum binlerce anı var. Hem daha onu tanıyacak çok zamanım var, nede olsa evlenemez ve evde kalma ihtimali yüksek. Zaten evlendiği gün beni engeller kesin.. neyse ki topal solucan büyüsü yaptırdım..
Aze'nin eski halini çok özledim. Böyle okyanusta kağıttan bir gemi gibi bir o yana bir bu yana savrulan halini sevmiyorum.
Her zaman dediğim gibi iyi bir arkadaş, dost olmanın ilk kuralı. İletişim halinde olduğunuz kişinin hatalarını söylemek, lütfen bunu unutmayın.
Seviliyorsun Aze :emoji_heart_eyes_cat:
 
Son düzenleme:
Ahahahhaa ciddi ciddi üşenmeyip o saatte bunu mu yazdın. Bir lafın ovduyse ikinci lafın surundurmus eksik olma...
Ben yine eskisi gibiyim aslında sonuçta karakterim bu. Ama hevesim yok uğraşmak istemiyorum kimseyle. Sıkıldım anlıyor musun...
İki üç senedir tanışıyoruz sanırım artık bana büyü yaptığına inanmaya başladım çünkü iki senedir flört olaylarım hiç yolunda gitmiyor. Her halta aşık olan ben iki senedir aşık olamıyorum. Tam seviyorum gibi düzgün biri ama his yok zorluyorum ama yok yani olmuyor... Ya da sana veya kargaya kimi anlatsam düzgün biri olacak bir şeyler desem ikinci gün bokları çıkıyor ortaya. Ben üniversitede E. ile evlenecektim ya aileme bile demiştim çocuk o kadar hazırlandı mezuniyet zamanı annemle tanışacak diye takım elbise bile giyecekti gittim terkettim ani kararla. Çok konuşan çocuktu bazen kafam kaldırmıyordu ama sadık, saf ve temizdi öylesini bulamam bu saatten sonra. Bir daha mı şansımı denesem yazıp 'napiyorsun korona vardı merak ettim ölmedin değil mi' böyle bir şey yazayım ben en iyisi...bir ihtimal...

Mecnun ve leylosuma gelirsek ikisi de benim canım. Pp olayı daha bir haftadır ekledim pislik öncesinde hep kendi fotom vardı laf sokmaya yer ara anca. Mecnun çok yaramaz zaten biliyorsun ve insan gibi. Leyla korkak hala iki sene oldu hala korkuyor mecnun ise ev kendisinin sanki öyle dolanıyor istediği odaya gidiyor kovuyorum ayağımı ısırıyor sonra domuzcuk. İkisine sevgim sonsuz ama mecnun daha komik. Onu eve getirdiğim ilk zamanı hatırlıyorum. Üç buçuk sene önce, sepetinden çıkardığım an aşık oldum yürüyüşüne gelip beni koklamasina gözünün yanındaki tüy fazlaligina kısacık kuyruğuna. Öyle hayranlıkla bakmıştım ki çok başka bir duyguydu benim için. Leyla ise çok zorlandı eve alışmakta.surekli koltukların altına giriyor saatlerce onu ariyorduk mecnun da korkutuyordu tabi kızı. Şimdi daha rahat gibi ama arada bir ani hareketler yapıldığında kaçıp gidiyor. Daha önce yaşadığı yerde bir şeyler mi yaşadı yoksa mecnunun korkusundan mi böyle bilmiyorum ama iki senedir bu durumda. Yine de çoğu zaman ben telefonla uğraştığım kucağıma gelip kafasını karnıma yaslayıp bana hayran hayran baktığında kendimden geçiyorum. Onları veren Allaha kurban olurum ben

Sana gelirsek, aslında geçimsiz biri değilim öyle bir anlatmışsın ki kısmetimi kapatacaksın çingene bozuntusu. Ama seninle anlaşamıyorum ya bazen çok iyiyiz bazen engelleyip kurtulasim geliyor ama iyi bir adamsın ve iyi bir arkadaşsin. Ayrıca senin arkandan hiç konuşmadım. Yani sanırım... Hatırladığım kadarıyla...

Teşekkür ederim. Bakalım kargaya ne diyeceksin merakla bekliyorum
See you
 
AA özel üye olmuşum
Benim övgü dolu sözlerimden sonra kaçınılmaz son. Bak senin tanıtım yüzün gibi bir yazı yazdım.
Şimdi kahveye geldim Aze hanımcığım ve sana yazdıklarımı düşündüm. Düşündüm derken hafife alma lütfen, kahvede bir bölüm var "düşünen kumarbazlar" adında.. Oradan yazıyorum bu satırları bilmenizi isterim. Kahvenin düşünürleri kerpeten Mehmet, cerrah Kamil, çekirge Yusuf ve bendeniz şeytan sakal istişare yapmaya başladık.
Aze hanımın içinde bulunduğu durumu değerlendirmek için bu muazzam ekibi bir araya getirdim.
Ekibe sorduğum ilk soru sevgili Aze hanım benimle konuşmadığı dönemlerde arkamdan atıp tutmuş mudur?
- kerpeten Mehmet ; gözlerinde lens var kesin küfür etmiştir, güvenme aman.
- cerrah Kamil ; iyi birine benziyor, ama ne zamandır tanıyorsun? Kadın kısmına güven olmaz bence.
- çekirge Yusuf ; nereli bu söylesene bana, tanıdık birine benziyor (sallıyor bence) Erzincanlı dediğim de yok ya o kişi değil ama sen yine de güvenme arkandan atıp tutar bu.
Bilirkişi ekibi diyor ki Aze hanım sallamış arkandan..

Başkalarının ne dediği çok önemli değil galiba, çünkü bir insanı tanımak ve sevmek için gerekli olan şey karışıklıklı iletişim.
Ah yine serseri mi oldum ne :) Karga bey ile ilgili tanıtım mesajında görüşmek üzere.
- şeytan sakal
 
Böyle ara ara foruma ara veren biriyimdir, yine uzun bir aradan sonra foruma döndüğüm zaman ne gibi değişiklikler var diye biraz gözlem yapayım dedim. Birden MorteFlore diye bir nick dikkatimi çekti. Konulara yaptığı yorumlar fark yaratan cinstendi, ilk defa gördüğüm birisi olduğu için eski mesajlarını da okuma gereksinimi hissettim.
Bir kaç gün sonra "Mülksüzler" adında bir başlık açıldı üç beş kişinin nicki etiket yapıldı ve sohbet edilmeye başlandı. İşte o mükemmel başlığı açan kişi @Karga beydi.
Etiket yapılan üç beş nick arasında benim nickin olmaması biraz hüzün yaratmış olsa da hemen konuya giriş yaptım ve yazmaya başladım.

Herkes o kadar güzel yazıyordu ki hayranlıkla okuyordum, sanal ortamda gördüğüm en güzel sayfa sanırım Mülksüzler başlığı adı altında olandı.
Hiç tanımıyor olduğum MorteFlore öyle güzel yazıyordu ki ve iletişimi o kadar iyiydi ki arkadaş olmaya karar verdim. Şuan bu forumda da bulunan sevgili Melodram, glu ve Mara'da o sayfada aktif kişilerdi.. hele bir de JuLide nickine sahip bir kadın vardı işte onu okumaya doymak mümkün değil. Ah bir çıka gelse şimdi ne güzel olurdu..
Sanal dünyanın güzelliği sanırım insanları tanımaya çalışmak, çözmeye çalışmak ve kafamızda oluşan öngörü ile tanıştıktan sonra oluşan öngörünün ne kadar doğru orantılı olduğunu hep merak eden biriyim.
İşte burada yanılgılar başladı MorteFlore ile ilgili, oldukça olgun bir havası vardı, konuşurken abi demişimdir sanırım :) çünkü bir insanın yaşına değil de bıraktığı etkiye saygı duyan biriyim.
Her güzel şeyin bir sonu var hüsranı bizi de vurdu maalesef, birden o güzel ekip yavaş yavaş dağıldı, forumun faşist yönetiminin de baskıları ile soğuk rüzgarlar esmeye başladı. Eh bu MorteFlore ilginç biriydi herhangi bir iletişim yoktu forum dışında. Kimdi neydi öğrenme şansım olmadan sanki okus pokus ile yok olup gitti.. bana da yol görünmüştü belirli bir süre sonra ama gitmeden sayfanın içine ettim biraz :) şarkılar ve türküler ile şiirler yazdım, yalnızlık çok kötü..

Uzunca bir zaman sonra tekrar geldiğim de sevgili MorteFlore forumdan uzaklaştırılmış ve süresiz ban atılmıştı. Hemen gidip sebebini sorduğumda birileri mahkemeye vermiş o yüzden atılmış. Onlar gibi düşünmeyen herkes terörist ya işte sebep bu, farklı düşündüğü için. Ama henüz celp eline ulaşmadı yıllar oldu, nasıl bir algı operasyonu ulan bu.
Daha sonrasında bu foruma gelince kendisi ile iletişime geçmek ve davet etmek için çok uğraş verdim. Ulan kız olsan nasıl bir zilli olurdun kim bilir, neyse ki buldum kadim dostumu. Biraz Twitter sohbeti ettikten sonra artık iletişimde kalmak için sağlam adımlar attık. Peki adamın tipini ve yaşını görünce yaşadığım hayal kırıklığına ne demeli. Bunları bu adam mı yazıyor ulan diye hafifçe ayar oldum. Biraz kıskandım sanırım, ben onun yaşlarında çok çekingen biriydim.
Hayatı bazıları erken yaşıyor, erken öğreniyor yaşamayı ve ayakta durmayı.
Burada da pek hoş karşılanmadı açıkçası, bazıları da sevdi. Gerçi o alışkın dışlanan insan olmaya, birilerinin itmesine. Sonradan sanırım ortamdan kaynaklı mizahi yönünü de gördük, daha önceleri hiç fark etmediğimiz bir şeydi.
Karga beyi bence tanımalı insanlar, onun arkadaşlığı çok keyifli tanımaya başladıktan sonra "sen çok farklı birisi ya" dedirten cinsten ulan ben duygusal moda girdim bak. Aze gibi çingene birini anlatmak keyifli ve kolay.
İyi ki tanıdım seni sevgili Karga iyi ki benim dostumsun. Forumda bir yıldız gibi parlıyorsun ve bu beni sinir ediyor..
- kumar tanrısı
 
Son düzenleme:
Okurken hem güldüm, hem hüzünlendim. Çok teşekkürler babacım.
Bir kaç noktaya değineyim ben de, diğer forumda aslında uzun yıllar vardım, farklı nicknamelerle takılıyordum.(evet, sürekli banlandığımdan dolayı)
Mülksüzler konusuna girişmeden önce maalesef seninle herhangi bir tanışıklığımız olmamıştı, haliyle konuya davet ettiğim nickleri dizerken eksik kaldın ama sonradan hızlı bir şekilde aramıza katılmış oldun ve süper oldu.

İsmim, cismim,yaşım, başım kimseler tarafından bilinmezdi. Kurduğum ilişkiler genelde yazdıklarımdan öteye de gitmezdi, çünkü istemiyordum. İlk zamanlar yazılarımdan yola çıkarak yanılgıya düştüğün "yaş mevzusunu" sen dahil sonradan öğrenen herkeste bir dumurluk hali yaşatıyordu . Benim de hoşuma gitmiyor değildi hani durum,hiç bozuntuya vermiyordum (:

Güzel anılarımız, paylaşimlarımız, nitekim kavgalarımızda oldu. Ama sanırım bu alanda, alabileceğimiz hevesin limitini doldurduk. Fakat bir şekilde yine, yeniden iletişm ve etkileşim halinde olmak fazlasıyla zevk vermeye devam ediyor. Kendimi kaptırıp çok uzatmak istemiyorum, herşey gönlünce olsun, varol.
 
  • Beğen
Tepkiler: Aze
Geri