Günlük Bir insan söylediği şeylerden çok söylemedikleri ile insandır

  • Kullanıcı Run
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Üye Günlüğü
🟢 Konu yazarı şu anda aktif
Kargaya ne güzel şeyler yazmış...
Hiç mi kötü özelliği yok bu çocugun?
Ben de özendim bir ara uzun uzun ikiniz hakkında yazacağım...
 
Bizim ev ilginç arkadaş, herkes sürekli farklı bir şeyler yapıyor. Sabah saatlerinde yoğun bir koku geldi burnuma, öyle yoğun ki uykudan uyandıracak kadar. Kokunun nereden geldiğine bakayım dedim, babam kimyager gibi yine bir şeyler karıştırıyor..
- baba bu koku ne ya zehirleyeceksin amuniyum dediğim de.
Oğlum bende kimyasal bir şey yok, her şey doğal dedi. Evet babam tarım işi yapıyor ve bu işte uzman olduğunu düşünüyor.
Evin içinde "azot" yapmak nedir ya, hemde odamın dibinde. Bir de ne var, börtü böcek öldürmek için sarımsak ve nikotin den yaptığı ilaç. Yahu kimyasal olmaya gerek mi var o iğrenç koku adamı öldürür.

Bu hafta ilginç geçecek Kıbrıs'tan profesyonel dolandırıcı arkadaşım da geldi. Öyle büyük bir sahtekar ki ayrılana kadar karısı "mit" de çalışıyor sanıyordu. Türkiye'de bir çok şehire giriş yasağı var, giriş yasağı derken corona dan dolayı değil, kendisi kurpiyer ve dolandırdığı merdiven altı kumarhane sahipleri peşinde :) en son Kıbrıs'ta çocuğuna maske takıp evlerden ırak Akdeniz anemisi oldu diye para topluyordu.. eh böyle bir adamla neden arkadaşlık yapıyorsun be adam! Ah işte çocukluk arkadaşım, ufakken sümsük bir tip olan bu çocuk nasıl da böyle dolandırıcı oldu. İnsanlarında ki değişimi hayretler içerisinde izliyorum.
Kıbrıs ufak bir yer ve belirli bir süre sonra herkes birbirini tanıyor, malum artık adı çıkmış olan bu dalavereci eskisi gibi çarpacak kişi bulamayınca yine buralara döndü.. geliyor oluşunun müjdeyi evdekilere verince, ışık hızıyla değerli eşyaları kasaya koydular :)
Gece yatarken çelikten don giyip cüzdanı da içine koydum. Neyse ki evde ki hırdavat dolabı patlamamış ve her şey güvende.
Dün bankalar caddesinde yürürken tedirginlik yaşadım, çünkü burada bulunan hemen her bankadan para çekti. Bankaların önünden geçerken alarm sistemi çalacak ve bizi ters kelepçe yapacaklar diye elim ayağım titredi..
Bu kadar atıp tuttuk ama Kıbrıs'a gidince beni çok iyi ağırladı defalarca, insanın dolandırıcı arkadaşı olması kötü bir şey galiba.. tek iyi yanı daha önce seni defalarca kandırdığı için biraz tecrübe ediyorsun.
Gazetelerde okuduğumuz, televizyonda izlediğimiz "ah ulan ne salak bunlar" diye gülüp kızıyor olduğumuz şeyler başımıza gelebilir.

Niye bu aralar benim ilginç bir hayatım oldu anlamıyorum, bütün olumsuzluklar etrafımda dönüp duruyor. Ben alevli şortumu, çiçekli gömleğimi giyip Akdeniz sahillerinde gözümde güneş gözlüğü ile hatunları kesmek istiyorum. Çok mu şey istiyorum ey hayat..
İnsanları anlamaya çalışmak yorucu gerçekten, o yüzden yaşamda ki herkesi içinde bulunduğu duruma göre değerlendirmek gerek.
Sebep sonuç ilişkisi önemli, iyi yada kötü olmanın ilk sebebi buna sebebiyet veren şartlar ve bu şartların oluşmasında ki etkenler.
Herkes iyilik abidesi olursa, hayat pek yaşanılır olmaz galiba, bu hayat kötü insanlar ile daha güzel..
- düşünen kumarbazlar
 
İnsan ilişkilerinde en önemli şey tabii ki iletişim, her insanın yaşama ve insan davranışlarına dair kendi kıstası olduğu gerçeği yüzünden "iletişimsizlik" beraberinde yanlış düşünceleri empoze ediyor bize.
İnsanlar hem fizyolojik hem de psikolojik olarak birine benzeyen canlılar, duygu ve düşünceleri hatta fiziksel özellikleri birbirine benziyor olsa da küçük farklı detaylar birilerini sevme veya sevmeme konusunda bize yol gösteriyor.

Peki hayatımıza hiç bir etkisi olmayan insanları sevip sevmeme durumu nasıl gelişiyor? Burada devreye giren şey hissiyat işte. Bir bakış, bir yazı, bir ses, bir dokunuş bir insanı bize yakın da eder uzakta. Bu şekilde insan ilişkileri şekillenir.
Peki bizler ilişkilerimiz de karşı taraftan beklediğimiz şeyleri kendimiz uyguluyor muyuz? Çoğu zaman hayır! Mükemmellik peşinde koşarken hiç empati kuruyor muyuz? Belki zaman zaman.. birilerine eleştiri yaparken kendi davranışlarımızı sorguluyor muyuz? Kimi zaman dediğinizi duyar gibiyim. Kimi zaman da asla bunu yapmıyoruz. Kendimize yapıldığında yanlış olduğunu düşündüğümüz şeyleri başkalarına yapıyor muyuz? Genellikle cevabı gayet uygun sanırım.

Peki sürekli akıl ve vicdan dan bahseden bizler gördüğümüz olumsuz şeyler karşısında neden suskun kalıyoruz. Yanlış olduğunu düşündüğümüz şeyleri neden dillendirmek yerine, görmezden ve duymazdan geliyoruz. Bize yapılmadığı için olabilir mi? Kendimize haksızlık yapıldığında var gücümüzle bağırıyor haklı olduğumuz konusunda direniyoruz. Başkalarının da sesi olmak önemli olan, sevip sevmemek değil konu, tanıyıp tanımamak da değil sürekli empati den bahsedip yapmamak, tıpkı yazıp söylemini yaptığımız ama uygulama kısmında başarısız olduğumuz milyonlarca şey gibi.

İnsan kendini sorguladığı zaman, sebep sonuç ilişkilerini değerlendirme yaptığı zaman ne kadar hatalar yaptığının farkına varıyor.
İletişim konusunda adım atmaktan çekinen veya her zaman karşı taraftan bekleyen kişiler genellikle özgüveni eksik kişilerdir. Bir adım atmak veya el uzatmak çok kolay aslında. İletişim de şeffaf olmak, samimi olmak, dürüst olmak önemli. Hataları ve yanlışları kabul etmek ve kendini düzeltmeye çalışmak yaşamda başarılı olmanın anahtarı..
Yapılacak milyonlarca hata varken, aynı hataları tekrar etmemeye özen gösterelim, birbirimizi anlamaya çalışalım, yaşamı paylaşalım ve kendimize şans verelim.. daha iyi bir insan olmak için.
Bir sıcak merhaba, bir tatlı gülümseme yeterli diyaloğa başlamak için, fırsatınız varken kırmış olduğunuz insanlardan özür dileyin ve gerçekten seviyor olduğunuz insanlara yüksek sesle onları seviyor olduğunuzu söyleyin. Çok geç olmadan, telafisi varken..
 
Yaşadığım çevre gereği hem fiziksel hem de ruhsal anlamda çok ilginç tipler var etrafımda. Belki de başkalarına göre ben ilginç biriyimdir orası bilinmez. İnsanların aklında nasıl kaldığınız önemli tabii ki, bugün tanımadığım bir numara beni aradı, kim ulan bu diye içimden söylenirken nazikçe "alo" dedim. Öyle bir giriş yaptı ki sanki gurbette dostumu bulmuş gibi hissettim. Oğlum, kuzum, canım, yavrum nasılsın :) yüzümde şapşal bir gülümseme oluştu.. - teyze ben seni tanıyamadım kusuruma bakma dedim.
Oğlum beni nasıl tanımadın ben Cevriye teyzen dedi, düşünüyorum da Cevriye diye teyzem yok :) hangi Cevriye sen dememe kalmadı, babamın halasının kızı olduğunu söyledi.
Cevriye teyze ne oldu dedim rüyanda mı gördün beni, numaramı nereden buldun, hayırdır inşallah demem ile birlikte konuya girdi.
Oğlum bizim gelin uçakla uçacak, çeyiz falan var, çok fazla bagajı var ona yardımcı ol diye aradım.. sanki ben firmanın sahibiyim.
Kulaklarımdan duman çıktı resmen, Cevriye teyze ben 2013 yılında hava alanından ayrıldım seni en son 2010 yılında gördüm ve sen beni fazla bagaj konusunda yardımcı olmam için mi aradın.
- he oğlum bagajı geçir diye aradım.
İçimden çalışıyor olsam da nah geçiririm dedim, çünkü daha önce fazla bagaj konusunda kimseye yardımcı olmadım. Çok eşim, dostum, arkadaşım bana bu konuda kırıldı. Cevriye teyzeye bak ya, hava alanının üstüne sekiz tane iş değiştirdim, bir de niye çıktın oğlum o güzelim işten diye fırça attı bana. Çıkarcı ve menfaat düşkünü insanları sevmiyorum, daha fazla konuşmamak için numaramı kimden aldığı konusunu sorgulamadan kapattım. Ah Cevriye teyze güzelde kızın vardı, hem kızı bana verme hem de fazla bagajı geçir de.. aman ben de çıkarcı pislik oldum hemen bak..
Hava alanında çalışıyor olmanın tek güzel yanı kız istemeye gittiğinde hemen kızı veriyorlar. Sanırım orada ki herkesi pilot sanıyorlar :)
Halbuki bildiğin amelelik yapıyoruz işte, sosyate amele.

Telefonu kapatıp çay alıp kahvede boş masaya oturdum, yan masada ki muhabbete kulak kesildim, ortam şahane beyinler pırıl pırıl orta yaşlı beş tane hanzo oturmuş "yarın genelev açılacak" onun tartışmasını yapıyorlar. Eh her zaman zaten sanat, bilim, kitap, sinema, müzik, felsefe konuşulmuyor da bir insan genelevin açılış tarihini neden takip eder.
Kahvehane ortamının güzel yanı, insanın orijinal kimliği ve benliği ile orada olması. Dünya'nın en rahat ortamı denilebilir, iş hayatında veya evinde bulamadığı rahatlığı bulduğu mekân. Çoğu işsiz zaten benim gibi, hangi iş ortamından bahsediyorum :)
Hele birinin misafiri geldiği zaman ortamda ki bütün algı değişir, hele oradan iki çay çek bakalım yeğenim derken elinde tesbih bir iki tur atar, çift sandalye ile oturulur hafif ses olduğunda "beyler sessiz" uyarısı yapılır. Eh misafiri gelmiş adamın, herkes de söylenene uyar.. sıradan biriyken önemli bir konuma geçer, çünkü ortam bunu sağlar. İnsanlar saygı görmek ister, sözü dinlensin ister, yönetmek ister. Peki tüm bunları isterken bunu hak edip etmiyor olduğunu sorgular mı?
Hak eden insanlara gerekli saygıyı verelim, düşünceleri ve fikirleri ile yol gösteren insanlara teşekkür edelim, paylaşmanın önemini kavrayan insanlar her zaman başarılı olur, başarılı insanları kıskanmak yerine örnek alalım. Tüm bunları yaparken samimiyetsiz ve gereksiz övgü sözlerini kullanmayalım. Hayatımıza bize değer katan insanları alalım, hem öğrenmeye hem de öğretmeye açık olalım. Hayat paylaşınca çok güzel..
 
Son düzenleme:
- bazen balık asar kendini, sen tuttun zannedersin.

Yaşamda beklentilerin karşılığı genellikle hayal kırıklığı ile doğru orantılıdır. Bunun temel nedeni her zaman her şeyin en iyisini ve en güzelini hak ediyor olduğumuzu düşünüyor olmamızdan kaynaklı.
Yaşamda hep bizlere yapılan haksızlıklar dan bahsedip, mağdur olduğumuzu düşünüyoruz. Peki bizim haksızlık yapıp, mağdur ettiğimiz kişiler yok mu? Elbette fazlasıyla var.
Mutlu olmanın ve mutlu etmenin verdiği haz tartışılmaz, peki buna ulaşmak için hangi metodları kullanıyoruz? Başkalarının mutsuzluğu bizi mutlu ediyor mu? Hayır dediğinizi hissediyorum, ama kendimizi kandırıyoruz maalesef. Çünkü insan en acımasız canlıdır..
Kendi mutluluğu için gerekirse herkesi mutsuz etmeyi göze alır. Hırs ve ego kelimelerinin bedene bürünmüş halidir insan..

Kendimi her sorguya çektiğim de, eleştiri yaptığım şeylerin bir kaçını yapıyor olduğumu fark ediyorum. Derinine düşününce anlıyorum ki, kontrolü her zaman elinde tutmanın mümkün olmadığı sonucuna ulaşıyorum. Çünkü yaşamda ve çevrenizde size yüklenen misyon maalesef sizin hayatınızı şekillendirir. Bunun güzel yanlarının yanı sıra can sıkıcı yönleri de var.

Hani dedik ya balık asar kendini, biz tuttuk zannederiz. Bazen cevabını bildiğiniz sorular sorun. Peki kime? En başta kendimize, çünkü insan en çok kendini kandırır hayatta, belki de hep kandırdığını zanneder.
İç sesi ile yüzleşme yaparken bile kendisi ile çelişiyor insan çoğu zaman. Bir ben varım, bir iç sesim ve bir de ayna.. anladım ki en çok yalan söyleyen benim.

- kumarbaz aforizmalar
 
Çay kaşığı gibi ortalığı karıştıran insanların, kullanılmaya müsait oldukları gerçeği sebebiyle, aynı çay kaşığı gibi işi bitince bir kenara atılması kaçınılmaz bir sondur. Çünkü benliği zayıf asalak insanlar tek başlarına yaşamda kendini ifade edemez. Her zaman çevresinde koltuk değneği görevini gören kişilere ihtiyaç duyarlar. Çünkü kullanışlı olmak bunu gerektirir, çıkar ve menfaat ilişkilerinin temelinde "gerçek olmayan övgü sözleri, iltifat ve samimiyetsiz samimiyet" yatar.

İçimizde şeytan yok. İçimizde âcizlik var, tembellik var. İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey; hakikatleri görmekten kaçma eğilimi var.

Sabahattin Ali
 
Gözlerinle görmediğin ama sesini duyduğun, varlığıyla huzur bulduğun bir denizin yakınında yürümek gibidir uzaktan sevmek. - Elif Şafak
IMG_20200723_012148.jpg
 
İncinmek ne kadar acı verici bir şey yahu, duygularının tam olarak açığa çıkamıyor oluşu. Kendini bir başkasına ifade etmeme isteği..
Bazen konuştuğun zaman daha kötü hissedersin, söylediklerin den çok söyleyemiyor oldukların yüzünden.
Acısını kendi içinde yaşayan en güçlü değildir aslında, ama bazen sindirmek istersin.. kendi benliğinde bazı şeyleri yok etmek istersin.
- lütfen kapıyı ört, sizden çok üşüdüm efendim.

Çaresizlik ki kırk kir ile sıvanmıştır hikayemize. Bir balığın yaralı ağzıyla konuşuyor olmamız bundan.. - Birhan Keskin
 
Fırsat buldukça yıllar önce aldığım bolca sayfası olan ajandama yazmayı seviyorum, berbat bir yazım olduğu aşikâr ama en azından kendim okuyabiliyorum. Şöyle bir göz gezdirdim ve farkettim ki ne çok yaşanmışlıklar var, ne çok insan girmiş ve çıkmış hayatımdan.
Her aşk, arkadaşlık, dostluk sanki hiç bitmeyecek gibi başlıyor, tanışma sürecinde yaşanan heyecanın tadı hep başka oluyor. İnsan kendini anlatmayı, kabul ettirme ve ispatlama gerekliliği hissediyor. Bunu çoğu zaman kendimize itiraf edemeyiz, ama en çok anlaşılmak isteriz..
Şöyle bir geçmişten bugüne yolculuk yaptım ve insan ilişkilerim hiç değişmemiş. Güvenden bahsetmeyi sevmeyen nadir kişilerden olabilirim, çünkü insan seçimleri kendisi yapar ve iletişim kurmaya başladığı andan itibaren sorumluluk kendisindedir.

Bugün seviyor olduğumu söylediğim kişiyi yarın görmezden gelebilirim, iyi ve güzel şeyleri takdir etmeyi, olumsuz şeyleri eleştiri yapmayı seviyorum. Bu durum pek hoş karşılık görmüyor, olumsuz eleştiri kısmı tabii ki.
İnsanların hemen hepsi birbirine benzer, hem fiziksel hem ruhen. Her ilişkide temel benzerlikler vardır, bir de küçük detaylar.. işte fark yaratan ve ayrıştıran şey bu küçük detaylar.
Sürekli sizinle aynı şeyleri düşünen, sürekli sizi onaylayan, hatalar yaptığınızda eleştirmek yerine teselli etmeye çalışan kişilerden uzak durun, çünkü iletişim halinde olduğunuz kişilerin hayatınıza bir değer katmadığını gördükten sonra iletişimi sürdürmenin anlamı yok diye düşünüyorum.
Yeni bir şeyler öğrenmek, öğretmek ve en önemlisi paylaşmak insanı mutlu eder.
- hadi beni güldür biraz.

Bir kelime kararını, bir duygu hayatını, bir insan seni değiştirebilir. - Konfüçyus
 
Bir gün her şeyin düzeleceğine olan inanç ile yaşayarak geçiyor ömür, yıllar geçiyor ve her şeyin daha boktan bir hâl aldığını görmek insanın canını yakıyor. Daha iyi ve yaşanabilir bir hayatın hayalini hemen herkes kuruyor, bazılarımızın sahip olduğu şeyler başka insanların hayali olabiliyor, ya da bizim hayalimiz olan şeylere başkalarının sahip olmasının yarattığı hissiyatı düşünün..
İnsan hep eksik olan şeyin özlemini fazlasıyla çekiyor, peki tamamlamak için yeterli mücadeleyi veriyor muyuz? Çoğu zaman hayır.
Çünkü yaşam bize sahip oldukların için şanslı olduğunu, başarılı olduğunu veya hak ediyor olduğunu empoze eder..
Ya sahip olmak isteyip olamıyor olunan durumlar için ne diyor. Şanssızlık mı? Kader mi? Başarısızlık mı? Fırsat eşitliği olmaması mı? Yoksa yeteri kadar istememek mi?
Bilemiyorum tabii ki, herkesin çeşitli bahaneleri vardır, gerçek olan şu ki bir şeyleri çok istemek önemli, başarmak için emek vermek, eline geçen fırsatları iyi değerlendirmek.. hepsini yapıp şansım yok diyebilirsin belki de. Daha kolaya kaçıp kaderim de yokmuş dersin veya kendinle yüzleşir başarısız biriyim diye itiraf edersin.
Unutma arkadaş;
- güzel günler zorlu duraklardan geçer..
 
Adana'da yaşayanlar veya Adana ile ilgili biraz bilgisi olanlar bilirler ki yazları Adana'da damda ve balkonda uyur insanlar. Ben aksine evin karanlık köşesinde bulunan odada uyurum, çünkü ses ve ışık beni fazlasıyla rahatsız eder.
Dün gece güzelce duşumu alıp balkonda kahvemi içerken oh balkon buz gibi burada da ne güzel uyur insan diye iç geçirdim. Sokak lambasının ışığını kesmek için bir çarşaf gerdim ve yatağa uzandım. Alışkın olmadığım için bir ona yana bir bu yana dönerken sanki gök gürültüsü gibi bir osuruk sesi geldi yukarı kattan "zaaaaarrtttt" diye. Öyle sesi yüksekti ki bir an balkon üzerime çökecek sandım.. beni aldı hafif bir gülme ama kıs kıs.. iyice huzursuz olmuştum, kafamda deli sorular oluşmaya başladı içeri gidip yıllardır uyuduğum yatağıma dönme isteği ağır basıyordu, ama bu kadar erken pes etmek olmazdı.
Bir yandan yaramazlık yapan kedilerin sesi, diğer yandan yoldan geçen araçların uzaktan gelen sesleri beni mutsuz ediyordu. Tam uykuya dalmak üzereyken karşı balkondan veya damdan tam olarak algılama şansım olmadı ama İstanbul senfoni orkestrası eşliğinde müthiş bir osuruk daha geldi, sanki üst katta yatan kişilere nispet yaptı.. öyle osuruk olmaz böyle olur der gibiydi, eh açık hava ne diyelim herkes salıyor..
Kendimi cephede gibi hisseder oldum ve sağa sola kulak kesildim, acaba nereden bir ses gelecek diye. Gecenin sessizliğini osuruk sesleri bozuyordu, serin serin uyuyup müthiş rüyalar görme umuduyla yaptığım bu değişiklik yan tarafta bulunan harabe evde besliyor olduğumuz horozun ötmeye başlaması ile ışık hızıyla odama doğru yol almam ile son buldu. Bir daha kendi yatağım ve odamdan başka yerde yatmam galiba, yıllar sonra yaptığım deneyim gayet kötü sonlandı.. alışkanlıklarından kolay kolay vazgeçmeyen birisi olarak karanlık ve sessiz odamda osuruksuz bir yaşam sürmeye devam edeceğim.
- senfoni orkestrası
 
Uzunca zaman olmuş buraya yazmayalı, şöyle bir göz gezdirdim yazdıklarımı ve biraz hüzün aldı beni. Bahsi geçen birkaç kişiyi kaybetmiş olmanın hüznü.
Mahallenin deli Emeli'ni kaybettik, bir deliye göre fazla iyimser biriydi, beni çok severdi ve sürekli ne zaman evleneceksin diye sorardı. Evlilik yapar mıyım bilinmez, ama böyle bir şey gerçekleşirse sana bir selam gönderirim sevgili Emel hanım, ışıklar içinde uyu..

Bir diğer kayıp da her ne kadar hakkında fazla mübalağa yapsam da biricik dayım, covid onu da aldı götürdü. Tesadüf bu ya bizim evde birlikte yakaladık, o da benim gibi kabullenmedi hastalığı, ciddiye almadı, önemsemedi ve yitip gitti. Ben şimdilik yendim covid'i bakalım bir daha karşılaşırsak sonuç ne olur bilinmez..

Hayat devam ediyor felsefesi ile yaşamaya devam, ölenler toprağın altında ve bizler hâlâ nefes alıyoruz, yapabilir olduğumuz en iyi şey güzel günleri yâd etmek sanırım. Onun dışında gülüp eğlenip, hayatın tadını çıkarmak.

Peki neler yaptık bu sayfadan ayrı kaldığım dönemlerde sevgili Aze, Psinoza, Alavarez, Fıstık, Sanem ve Papatya ile hiç bağım kopmadı ve katlanarak arttı.. iyi arkadaşlara, iyi dostlara her zaman ihtiyaç vardır.. bir de uzaktan uzağa sevdiğim ama görmediğim kişiler vardı, eh onları da özledik tabii ki..

Başka neler yaptık, tabii ki bol bol film, dizi izledim.. yeni şarkılar keşfettim, birkaç kitaba göz gezdirdim. Zaman nasıl hızlı geçiyor ve yetişmek mümkün olmuyor.
O zaman sevdiğimiz birkaç şey önerelim, belki de başkaları da sever veya ilgisini çeker.

Dizi : Gangs of London

Film : Contratiempo ve Durante la Tormenta

Müzik : Umay Umay & Cem Adrian - Bir şarkı tut

Kitap : Yves Simon - Okyanuslar

- kumar tanrısı
 
Cem yılmaz' ın bir podcast röportajında dediği gibi " yaptıklarımız kadar, yapmadıklarımızlada kimliğimiz oluşmuyor mu ? "


Binottabi: Konu başlığına binaen.
 
Pablo Neruda'nın dediği gibi..
"Önceden sevginin her şeyin üstesinden gelebileceğine inanırdım. Sonra anladım ki sevdiğiniz insanın size karşı anlayışı, saygısı ve sadakati yoksa istediğiniz kadar sevginizden delirin, üstesinden gelemezsiniz."

Hayatta sevgiden, aşktan daha önemli şeyler var tabii ki, birincisi benlik. Öncelikle insan kendini sevmeli, kendisine saygısı olmalı. Sevmek demek, paylaşmak demektir ve bu karışıklı olunca güzel, herhangi bir menfaat gözetmeksizin, koşulsuz sevince..
Çok çabuk düşler kurup, hemencecik hayal kırıklığına uğrayıp sonrada suçu dünyaya atanlar hiçbir zaman gerçek sevgiye erişemez. Emek harcamadan, fedakârlık yapmadan, kolay elde edilir olan sevgi, çok kolay kaybedilir.
Her zaman derim, sevmeye, aşka fazla anlam yüklemeyin diye, aslında büyük anlamlar yüklemek gerek ama altını da doldurmak, altı dolmayan her şeyin temelinde zayıflık vardır. Verilen sözlerin, satılan hayallerin, hissettiriyor olduğunuz her duygunun altını doldurmak ile sorumlu olduğunu bilmeli insan..
Yanlış insanları hayatına alıp, yanlış hayaller kurup başkalarını suçlamak yerine, doğru seçimi yapmadığı için kendine kızmak gerek her zaman. Çünkü bir sonraki seçimi daha dikkatli yapmanızı sağlar.
- bir delinin hüzün dolu hikâyesi

 
Yarım kalmış, hani tamamlanma ihtimali varken tamamlanmamış her şey biraz hüzün veriyor.
İnsanlar, insanların içinde, insana hasret yaşarlar.

Birsen Tezer'den dinlemeyi sevdiğim ve aşk üzerine yazılmış en iyi şarkı olan "çığlık çığlığa" bu kez Cem Adrian yorumuyla..

Hiç kimseyle yaşlanmak istemiyorum, kendimle bile..
- Tezer Özlü

 
Sürekli kitap okuyan bir tanıdığım vardı, ne zaman görsem elinde bir kitap olurdu. Ve çevresinde çok insan olduğunu gözlemledim, kızlar falan da çok ilgiliydi.
Bense daha çok serserilik ile ilgilenen biriydim, sonra kendi kendime ben de kitap okuyacağım dedim. Hiç unutmuyorum 2004 yılıydı ve gidip ilk kitabımı aldım, atlara olan sevgim dolayısıyla "Atlar Vadisi" isimli kitabı satın aldım.
Kalınca bir kitaptı, ilk deneyime göre kötü bir seçimdi aslında, tabii şu an bunu söylüyorum :)
Neyse bir hevesle kitabı açtım okumaya başladım, eh işte okuma alışkanlığı olmadığı için bilmem ne yaparım lan okumasını deyip bıraktım, çabuk sıkıldım.
Aradan birkaç gün geçti sürekli okuyan tanıdığım kişinin kitapları dikkatimi çekti, ürkek bir şekilde ne okuyorsun sürekli dedim. Ben kitap aldım hemen sıkıldım bıraktım dedim.
Bana hangi kitabı aldığımı sordu, ben de söyledim kalın bir kitap dedim yıllarca okusam bitmez diye serzenişte bulundum.
Bana kalk gel benimle dedi ve sana bir kitap alalım dedi, hoşuma gitti ve yola düştük.

Bana aldığı kitap "Yatmadan Önce 100 Fırça Darbesi" isimli Melissa Panarello tarafından yazılan günlüğü, erotik bir kitaptı.
Hemencecik okumaya başladım ve öyle çok hoşuma gitmişti ki elimden bırakamadım, oturduğumuz kafede başlayıp hiç uyumadan bir günde bitirdim. Ertesi gün arkadaşımın yanına koşarak gidip bir tane daha kitap alalım dedim.
Bana söylediği şey şu oldu, ne tür şeyler seversin dedi seks dışında. Ben şaşkınlıkla spor severim dedim, hayvanları severim, atari oyunları severim diye sıraladım.

Bana okuma alışkanlığı kazandırmak için sevdiğim şeylere yönelmemi sağladı ve bunu başardı. O dönem bir rüzgar gibi gelip geçti, sonra birkaç flört işleri, sevgili olma durumları ile kitaplardan uzaklaştım uzun bir süre. Çünkü kadınları keşfetmek daha cazip gelmeye başlamıştı..
Hikayemizin güzel olan kısmı, o dönem aldığım ilk kitap olan Atlar Vadisi'ni çok büyük keyifle okudum ve hâlâ kitaplığın baş köşesinde durur. Ayrıca müthiş de bir kitap, tavsiye ederim.
Konunun özüne dönecek olursak, insanlar sevdiği ve mutlu olduğu şeyleri yapmalı. Herkesin farklı kişiler olduğunu unutmamak gerekir. Çevremizde yer alan kişilerin başarmaya çalıştıkları şeylere destek olmak güzeldir, özellikle çocukları doğru yönlendirmek gerekiyor. Becerileri ile doğru orantılı yön göstermek sağlıklı.
Güzel resim yapıyorsa ve seviyorsa güzel sanatlar konusunda yol göstermek gerek.
İyi sesi ve kulağı varsa, enstrüman ilgisini çekiyorsa konservatuvar bölümüne yönlendirmek gerek. Benzer örnekleri çoğaltabiliriz.
Çünkü hayalleri elinden alınmış birisi kadar mutsuz kimseler yoktur.
İnsanları olmasını istediğimiz kişi yapmayalım, oldukları kişi olduğu için onları sevelim..
- düş kırıkları
 
"Boksu çok seven Arjantinli bir yazar, bir keresinde bana şöyle demişti: Heyecan verici bir metinle okur arasında yaşanan bu mücadeleyi roman hep sayıyla kazanır, öykününse maçı nakavtla alması gerekir."
Julio Cortázar

Yaşlanmayan tek şey heyecan demişti birisi de bana yıllar önce, evet gerçekten de öyle. Tüm duygular değişkendir fazlasıyla, herkes başka yaşar ama yaşınız kaç olursa olsun yaşadığınız heyecandan hep aynı hazzı alırsınız.
Kafam çok karmaşık nedense, yazmak istediğim çok şey ama kafamda toparlama şansım olmuyor şu an. Neyse henüz küçücük çocukken dinlediğim ve hâlâ dinlemeye doyamadığım bir Grup Yorum şarkısı koyalım, ilk gün verdiği heyecan ve güzellik ile dinleyelim.
Ayşegül Yordam'ın müthiş yorumuyla.
 
Edith Wharton diyor ki;
Yanlış düşünebilir, yanlış anlayabilir veya yanlış yapabilirsin; ama yanlış hissedemezsin..

Çok yanlış düşündüğüm olmuştur, yanlış anladığım, yanlışta yapmışımdır tabii ki, yanlış hissettiğimi hissettiğim zamanlar çok oldu.. eh hayal kırıklıkları da bu yüzden değil mi? Her zaman hissiyatın yaşadıkların ile doğru orantılı olmuyor. Harika şeyler hissediyor olduğun zamanlar birer hatıra olarak kalıyor hayatında, veya önyargılı olduğun birisinin çok farklı birisi olduğunu hissettiğin anlar.. yani demem o ki yanlış da hissediyor insan.
İnsan ilişkileri de değişkenlik gösterir, o yüzden önce insan kendini tanımalı, en çok kendini sorgulamalı..

En tehlikeli insan tipi az anlayan çok inanandır.
- Anton Çehov
 
Uzun zamandır uğramamış olduğumu farkettim sayfama, çok şeyler yaşandı ve değişti o günden bu zamana.
Hep söylediğim şey vardı, defalarca yazdım. İnsan değişken canlıdır, yaşanmışlık hikayeleri ve şartlar insanları değiştirir. Olumlu ya da olumsuz anlamda. Benim de dönüm noktası sanırım yaşadığımız büyük deprem oldu.. ve bir kez daha çaresizlik ne kadar kötü onu gördüm, hissettim.
Sonrasında çok şeyler değişti, insanlara ve hayata bakış açım başta olmak üzere. Hayatı dolu dolu yaşamanın ne kadar önemli olduğunu anladım, hayatın çok kısa olduğunu, sevdiklerinle vakit geçirmenin ve anı biriktirmenin ne denli kıymetli olduğunu anladım. Ve hiçbir şeye geç kalmama, erteleme yapmamayı..
Sevdiklerinize onları sevdiğinizi söyleyin, affedilir durumda olan iletişim ve ilişkilerinize adımlar atın, tanıdık bir yüzü, bir sesi kaybetmenin verdiği hüzün yıpratıcı oluyor çocuklar.. geç kalmayın, pişman olmayın. Ben oldum, üzgünüm.
Hayat yeterince zor ve yorucu, buna rağmen yaşamaya değer..
Ve şu çok önemli, bu yazıyı okuyup fikir değiştiren kişiler olabilir diye yazıyorum, kendiniz olun, gerçek hayatınız ve kimliğiniz ile hayatta varoluş sergileyin, bulunduğunuz ortamda sizleri öyle kabul etsinler.. yanlışları düzeltmek için hiçbir zaman geç değil, en azından sizleri seven ve değer veren kişilere gerçekçi olun. Yüzünüzde bir maske ve size ait olmayan bir hayat ile mutlu olamazsınız.
Herkes kendi seçimlerinden sorumlu bu hayatta, en çok kendinizi sevin. Özeleştiri yapın ve çokça empati..
Bir şarkı dinleyelim, çok konuştum. Sevgiyle kalalım.
 
Seni gidi sevgi pitircigi.
 
  • Beğen
Tepkiler: Aze
Geri