Bekleyen her şey soğur.

Konu sahibi son olarak 2211 gün önce görüldü
Belkide bu;
Son şansın,
Son nefesin.
'5' dakika sonra hayatta kalacağımızın bir garantisi yok ...

O yüzden kalbini kırdıklarını ara ve bir daha küfret ...
 
Hiçbir kelime seni anlatabileceğim sıklıkta yan yana dizilmeyecek. Hiç kimse bir eliyle elini tutarken, diğer elini senin için dua ile doldurmayacak. Ve hiç kimse seni, sen yapacak kadar kendinden vazgeçmeyecek. Yine de o gönül benim olmayacak. Şimdi kalkıp gideceksin. Hatta başka birini mutluluk diye kalbine ezberleteceksin. Ama unutma bunu; artık sensiz mutlu olabildiğim her gün, sen beni özlüyor olacaksın...

(Serkan Özel)
 
Tüm önyargılarımdan arındım.
Artık herkesten eşit derecede nefret ediyorum.
 
Büyümeden yaşlandım ben.
Hayat bana "ilk gördüğüm" insanların;
'İlk gördüğüm' gibi olmadığını öğretti ...
 
Akşamdan akşama iki kadehin zararı yoktur. İnsana dünyayı unutturur. Eh, bu dünyada unutulacak dünya zaten.
 
Üzülme, üzülürüm." diyebilen biri olmalı hayatınızda.
- ister arkadaş, ister dost, ister eş ..
Ama biri olmalı varlığını daima bildiğin
kendini güvende hissettiğin..
 
Eskisi gibiyim ben.
Sadece fazladan bir kaç fırça gerekiyor hüzünlerimi kapatmaya.
Kül tablasında izmaritler çoğaldı biraz, biraz uykusuzluk.
Ayrılık şiirlerinde bizi buluyorum bazen, bazen yalnızlık şiirlerinde kendimi.

Eskisi gibiyim ben.
Sadece sen yoksun, telefonum daha sessiz. Daha sensiz.
Soranlar hatırlatır, bir şeyler kopar içimden, görmezler.

Eskisi gibiyim ben.

Sadece kurduğumuz hayallerde rolüm değişti.
Sen yine mutlusun, ben yine uzak, diğeri kim, tanımıyorum.

Bahanen gitmekti senin, cevabım susmak.
Ama unuttuğun bir şey vardı;
Erkeğin bedenide güçlüdür, iradeside.
Şimdi gittin ya, ya gerisi ?
 
tumblr_n2w86gIURT1s6mzg6o1_500.jpg
 
"5 dakika önce mutsuzluktan ölürken,
5 dakika sonra beraber kahkahalar attığım insan;
Benim için herkesten değerlidir..."
 
Söylenecek sözün çokluğu, bazen insanı dilsiz bırakır. Tıkanır kalırsınız. Haklılığın suskunluğu diğer suskunluklara benzemez.
 
Hiç geriye dönüp yaptığın şeyleri değiştirmek istedin mi? Yaptığın tercihleri. Hata olan tercihleri. Ben çok istedim.
 
Aynada hep saçlarımıza, sakalımıza, rujumuza, sürmemize baktık. Peki, kaç kez kendimize baktık?
 
Yakında öleceğimi biliyorum ve bunu garipsiyorum. Bencilim, kıçımı iskemleye yerleştirip şiir yazmaktan bıkamadım. Yazmak ateş yakıyor içimde, havada perendeler atıyorum yazarken. İyi de nereye kadar? Gitmesini bilmek lazım. Depomuzdaki yakıttır ölüm. Devam edebilmek için ihtiyacımız var. Hepimize lazım. Bana lazım. Size lazım. Zamanı geldiğinde gitmezsek çevreyi kirletiriz. Kanımca en tuhaf olan, ölmüş birinin ayakkabılarına bakmaktır. Daha hüzün verici bir şey tasavvur edemiyorum. Kişilikleri ayakkabılarında kalmıştır sanki. Giysilerde, hayır. Ayakkabılar. Ya da şapka. Ya da eldiven. Yeni ölmüş birinin yatağına ayakkabılarını, şapkasını ve eldivenlerini koyup bir süre bakın, delirirsiniz. Yapmayın. Neyse, onlar artık sizin bilemeyeceğiniz bir şey biliyorlar. Belki.
 
Ölüm bile üzerinden zaman geçince eskir. Geçmeyecek diye yanıp tutuştuğunuz acılar eskir, aşklar eskir, gidenler eskir, dönenler eskir.”
 
Dinlediğim bir şarkının dizelerinde sana rastlıyorsam halen, yüzünü hatırlamaya gayret gösterdikçe, şarkının aheste ritminde zarif bir ezgiye dönüşebiliyorsam, şu yaşımda halen istikrarla, sonunu getiremediğim ve bir yerde muhakkak malum sert zemine kapaklanacak olan acizliğime şahit olacağımı bile bile, gram gurur yapmadan kendime, sana dair saçma sapan hayallere dalıp boğulmakta dahi sakınca görmüyorsam, ve bu satırları yazarken içimin çöllerinde vaha niyetine saklıyorsam seni, halen, ne tuhaf, buna şaşır, tam da burada.
Bıraktığın yerde duruyorum elbet.
Şayet yaşamında hiçlik diye adlandırdığın bir anı kumbaran varsa belki orada, belki, baş ucu kitabının arasında, belki modada içtiğin kahvenin telvesinde, belki parkta oynayan bebeğin nazında, kaldırım çiçeğinin cilvesinde, gözünün neminde, sigaranın zehrinde, sözün yetersiz kaldığı noktada mebzul miktarda ben, peyda oluyor olabilirim.
Buna şaşırmam, tam da burada.
Sigarayı sevmezdin, şarabı da, yağmuru da, yürümeyi de, beni ?
Buraya bir ''es'' alalım.
Anne hanım hep der; susan birini yenemezsin kızım.
Ben seninle savaşmayı, bağırmanın nafile olduğunu idrak ettiğimde bıraktım.
Buna artık şaşırma, tam da ''cevap vermeyecek misin'' diye yazdığında, anlarsın, kırgınlığın da bir sesinin olmadığını.
Yenilmezliğini susuşun.
Tam da burada, bir ''es'' de, benden sana..

Ezel Roz Manaz
 
Esasında kimseye bel bağlamayınca hayal kırıklığına da uğramıyor insan.
Neden ait hissetmek ve sahip olmak bu kadar önemli, neden yaşama yalnız değil fakat "tek başına" yapışma fikri sıcak gelmiyor.
Çünkü "Tek başına" olmak hatta bunu cümle içinde kullanmak bile ziyadesiyle soğuk, içi üşüyor insanın.
Aslında on yıllar sonra tek kişilik yataklarda saç ağartmış olmaktan korkuyoruz, aynaya baktığımızda mutsuz, tek başına ve oyun hamurunu andıran çirkin bir yüz ile karşılaşmaktan.
Ellerinin buruştuğunu biri görsün, birinin sakallarında çıkan beyazları fark edebilmek için bütün zamanı ortaklaşa paylaşabilmek istiyor insan.
Bizim yanlış kişiler üzerinde, olağanüstü hayaller kurma nedenimiz bu.
Acelemiz var çünkü, yaşama veda etmeden "aynamsın" diyebilmek için birine.
 
Her şeyin en iyisini ben bilemem elbet, fakat sen de bilemezsin, o yüzden tavsiye verme.
Sigara ver.
Her şeyin iyisini isteyecek kadar iyi değiliz çünkü.

Ezel Roz Manaz
 
Geri