Dinlediğim bir şarkının dizelerinde sana rastlıyorsam halen, yüzünü hatırlamaya gayret gösterdikçe, şarkının aheste ritminde zarif bir ezgiye dönüşebiliyorsam, şu yaşımda halen istikrarla, sonunu getiremediğim ve bir yerde muhakkak malum sert zemine kapaklanacak olan acizliğime şahit olacağımı bile bile, gram gurur yapmadan kendime, sana dair saçma sapan hayallere dalıp boğulmakta dahi sakınca görmüyorsam, ve bu satırları yazarken içimin çöllerinde vaha niyetine saklıyorsam seni, halen, ne tuhaf, buna şaşır, tam da burada.
Bıraktığın yerde duruyorum elbet.
Şayet yaşamında hiçlik diye adlandırdığın bir anı kumbaran varsa belki orada, belki, baş ucu kitabının arasında, belki modada içtiğin kahvenin telvesinde, belki parkta oynayan bebeğin nazında, kaldırım çiçeğinin cilvesinde, gözünün neminde, sigaranın zehrinde, sözün yetersiz kaldığı noktada mebzul miktarda ben, peyda oluyor olabilirim.
Buna şaşırmam, tam da burada.
Sigarayı sevmezdin, şarabı da, yağmuru da, yürümeyi de, beni ?
Buraya bir ''es'' alalım.
Anne hanım hep der; susan birini yenemezsin kızım.
Ben seninle savaşmayı, bağırmanın nafile olduğunu idrak ettiğimde bıraktım.
Buna artık şaşırma, tam da ''cevap vermeyecek misin'' diye yazdığında, anlarsın, kırgınlığın da bir sesinin olmadığını.
Yenilmezliğini susuşun.
Tam da burada, bir ''es'' de, benden sana..
Ezel Roz Manaz