Hira
Üye
-
- Katılım
- Temmuz 18, 2019
-
- Mesajlar
- 2,063
-
- Tepkime puanı
- 2,138
-
- Puanları
- 288
Sevgili forum hatunları,
Bundan bir süre önce yazdığım bloğun hatunlarını biraz sohbet etmek üzere çağırmıştım. Şimdi de sizlere seslenmem gerektiğini düşünüyorum... O yazıyı paylaşmadan önce küçük bir girizgah yapmak isterim, ne de olsa uzun süredir tanışmıyoruz...
Ben, hayatımın hemen her döneminde bedeninden nefret edip, kusurlar bulan bir kadın oldum. Örneğin; saçlarım kıvırcık olduğu için hep kontrolsüz oldu, hayatımın hiç bir döneminde zayıf olmadım vb. Bir tek gamzelerimi ve ayaklarımı severdim, ayaklarımın daha doğrusu bacaklarımın da başına gelmeyen kalmadı. Ne geldi başına derseniz, bir ara uzun uzun onları da anlatırım ama özetle sağlığımla sınandım diyelim. Böyle sınanınca insan bazı dersler çıkarıyor. O derslerin sonunda çıkan ve hala arkasında durduğum bir yazı aşağıdaki.
Bu konuda sizin neler düşündüğünüzden çok, neler hissettiğinizi merak ediyorum... Paylaşırsanız çok sevinirim....
18 Aralık 2017, Pazartesi
saat: 05:51
Güncem ve onun hatunları!
Azıcık sohbet edelim.
Bir çoğunuz belki bunu çoktan keşfetti ama bu keşif benim neredeyse 30 senemi aldı.
Şu hep şikayet edip, sevemediğimiz bedenlerimiz var ya? İyi ki varlar. Büyüklüğü, ölçüsü, ağırlığı, şekli, rengi, dokusu vs derken o kadar kayboluyor ve kıymetini unutuyoruz ki...
Fonksiyonel mi? Hatta onu bile geçtim, bedenin tam mı? Değilse, hayatını devam ettirebilecek kapasitede misin? Hayati organların yerinde mi?
Bunların hepsi, “nasıl gözüküyor?” sorusundan çok daha anlamlı.
En iyi ihtimalle toprak olacak, belki kül olacak, belki çürüyüp gidecek bir şeye niye bu kadar anlam yüklüyoruz? Sağlıklı olmak, olanı güzelleştirmek için çaba sarfetmeyelim demiyorum. Demek istediğim tek şey, memnuniyetsizliğimizden kurtulalım. Bizden geriye ne kalacak? Ruhumuz, evlatlarımız, ismimiz, insanlığa kattıklarımız vs. Geriye ne kalacaksa, ne önemliyse ona yatırım yapmalıyız sanki.
Farkında mısınız, eve aldığımız domatesin bile sonu aynı? Eve getirirken ezilmesin diye elimizden geleni yaparız, bu sağlıklı yaşamak için olan çabamızla eş değer. Başarılı olamazsak napılır? Çok fazla olasılık yok... Ya yemek yapılır, ya ezilen kısmı atılır, ya da bütünü çöpe atılır. Kullanmazsan toprak olur sonunda. Siz domateslerle naparsınız ben bilmem ama bizim evde ezildiler diye atılan domates yoktur. Salataya koyulmaz belki ama şahane yemekler çıkar ortaya. Besin döngüsüne bir şekilde katılıp, geriye kalanlara bir şey bırakır. Domates için önemli olan bu çünkü.
Bizim görevimiz ne? Buna inançlarınıza, değerlerinize göre kendiniz karar verin. Tek bir şartım var, nolur mükemmel gözüküyor olmak demeyin. Dedik ya, yok olup gidecek bir şeye bu kadar anlam yüklemek niye?
Şimdi diyeceksiniz ki; Didem, hayatın biyolojik ve sosyolojik gerçekleri var. En uygun eşi bulup genlerimizi aktarmak istiyoruz ve üstümüze yapışan beklentiler var. Haklısınız, yok sayamayız. Fakat yetişkin olmanın en berbat yanı, suç atacak kimsenin kalmayışı. İlgisini çekmek istediğimiz kişi ilgilenmiyor, ilgilenen hor kullanıyor, annem babam bile güzel olduğumu söylemedi, beni kendimi değersiz görmeye alıştırdılar, medya kadını obje olarak gösteriyor gibi söylemleri bırakalım da ergen kız kardeşlerimiz yapsın. Onlar yapınca, biz onlara aslında kendi değerlerini kendileri biçtiklerini öğretelim. Biz, elinin altında bilgisayarı, telefonu, interneti ve bir takım özgürlüğü olan kadınlar olarak, öğretelim. Ya genlerimiz? derseniz. Aktarılmaya değer genlerimiz varsa zaten bir şekilde aktarılıyor, doğal seleksiyon. Kendimizi paralamaya ne gerek var? Hem habitatlarda her canlı kendi genlerini aktarmak için bulunmuyor, bazen kurtarılmaya değer genlerin devamlılığını sürdürebilmesi için bulunuyorlar. Bu da bir olasılık, düşünün derim.
Bazen öyle anlar gelebiliyor ki, bu dünyada ne kadar çok ayna ve parlak yüzey var diye düşünürken buluyorsun kendini. 1 yıl önce dert ettiğin bedenin, aslında dert değil de lütuf olduğunu farkediyorsun. Acaba diyorsun, bundan 10 sene sonra bugünleri de arayacak mıyım? Kuvvetle muhtemel, arayacağım. Arayacaksın. Arayacağız.
O yüzden, olanı güzelleştirmeye devam ederken neden güzelleştirdiğimizi de bilelim. Öfkeye, etikete, şekilciliğe değil de amaca hizmet etsin bu çabamız. Bu dünyadaki zamanımız çürüyüp gidecek domateslere heba edelim diye verilmiş olamaz.
Yok olup gitmeyecek yatırımlarınıza değer kazandırmanız dileğiyle...
Öpüldünüz Güncem ve onun hatunları!
Ve tabi ki sizler de öpüldünüz forum hatunlari :mcx:
Bundan bir süre önce yazdığım bloğun hatunlarını biraz sohbet etmek üzere çağırmıştım. Şimdi de sizlere seslenmem gerektiğini düşünüyorum... O yazıyı paylaşmadan önce küçük bir girizgah yapmak isterim, ne de olsa uzun süredir tanışmıyoruz...
Ben, hayatımın hemen her döneminde bedeninden nefret edip, kusurlar bulan bir kadın oldum. Örneğin; saçlarım kıvırcık olduğu için hep kontrolsüz oldu, hayatımın hiç bir döneminde zayıf olmadım vb. Bir tek gamzelerimi ve ayaklarımı severdim, ayaklarımın daha doğrusu bacaklarımın da başına gelmeyen kalmadı. Ne geldi başına derseniz, bir ara uzun uzun onları da anlatırım ama özetle sağlığımla sınandım diyelim. Böyle sınanınca insan bazı dersler çıkarıyor. O derslerin sonunda çıkan ve hala arkasında durduğum bir yazı aşağıdaki.
Bu konuda sizin neler düşündüğünüzden çok, neler hissettiğinizi merak ediyorum... Paylaşırsanız çok sevinirim....
18 Aralık 2017, Pazartesi
saat: 05:51
Güncem ve onun hatunları!
Azıcık sohbet edelim.
Bir çoğunuz belki bunu çoktan keşfetti ama bu keşif benim neredeyse 30 senemi aldı.
Şu hep şikayet edip, sevemediğimiz bedenlerimiz var ya? İyi ki varlar. Büyüklüğü, ölçüsü, ağırlığı, şekli, rengi, dokusu vs derken o kadar kayboluyor ve kıymetini unutuyoruz ki...
Fonksiyonel mi? Hatta onu bile geçtim, bedenin tam mı? Değilse, hayatını devam ettirebilecek kapasitede misin? Hayati organların yerinde mi?
Bunların hepsi, “nasıl gözüküyor?” sorusundan çok daha anlamlı.
En iyi ihtimalle toprak olacak, belki kül olacak, belki çürüyüp gidecek bir şeye niye bu kadar anlam yüklüyoruz? Sağlıklı olmak, olanı güzelleştirmek için çaba sarfetmeyelim demiyorum. Demek istediğim tek şey, memnuniyetsizliğimizden kurtulalım. Bizden geriye ne kalacak? Ruhumuz, evlatlarımız, ismimiz, insanlığa kattıklarımız vs. Geriye ne kalacaksa, ne önemliyse ona yatırım yapmalıyız sanki.
Farkında mısınız, eve aldığımız domatesin bile sonu aynı? Eve getirirken ezilmesin diye elimizden geleni yaparız, bu sağlıklı yaşamak için olan çabamızla eş değer. Başarılı olamazsak napılır? Çok fazla olasılık yok... Ya yemek yapılır, ya ezilen kısmı atılır, ya da bütünü çöpe atılır. Kullanmazsan toprak olur sonunda. Siz domateslerle naparsınız ben bilmem ama bizim evde ezildiler diye atılan domates yoktur. Salataya koyulmaz belki ama şahane yemekler çıkar ortaya. Besin döngüsüne bir şekilde katılıp, geriye kalanlara bir şey bırakır. Domates için önemli olan bu çünkü.
Bizim görevimiz ne? Buna inançlarınıza, değerlerinize göre kendiniz karar verin. Tek bir şartım var, nolur mükemmel gözüküyor olmak demeyin. Dedik ya, yok olup gidecek bir şeye bu kadar anlam yüklemek niye?
Şimdi diyeceksiniz ki; Didem, hayatın biyolojik ve sosyolojik gerçekleri var. En uygun eşi bulup genlerimizi aktarmak istiyoruz ve üstümüze yapışan beklentiler var. Haklısınız, yok sayamayız. Fakat yetişkin olmanın en berbat yanı, suç atacak kimsenin kalmayışı. İlgisini çekmek istediğimiz kişi ilgilenmiyor, ilgilenen hor kullanıyor, annem babam bile güzel olduğumu söylemedi, beni kendimi değersiz görmeye alıştırdılar, medya kadını obje olarak gösteriyor gibi söylemleri bırakalım da ergen kız kardeşlerimiz yapsın. Onlar yapınca, biz onlara aslında kendi değerlerini kendileri biçtiklerini öğretelim. Biz, elinin altında bilgisayarı, telefonu, interneti ve bir takım özgürlüğü olan kadınlar olarak, öğretelim. Ya genlerimiz? derseniz. Aktarılmaya değer genlerimiz varsa zaten bir şekilde aktarılıyor, doğal seleksiyon. Kendimizi paralamaya ne gerek var? Hem habitatlarda her canlı kendi genlerini aktarmak için bulunmuyor, bazen kurtarılmaya değer genlerin devamlılığını sürdürebilmesi için bulunuyorlar. Bu da bir olasılık, düşünün derim.
Bazen öyle anlar gelebiliyor ki, bu dünyada ne kadar çok ayna ve parlak yüzey var diye düşünürken buluyorsun kendini. 1 yıl önce dert ettiğin bedenin, aslında dert değil de lütuf olduğunu farkediyorsun. Acaba diyorsun, bundan 10 sene sonra bugünleri de arayacak mıyım? Kuvvetle muhtemel, arayacağım. Arayacaksın. Arayacağız.
O yüzden, olanı güzelleştirmeye devam ederken neden güzelleştirdiğimizi de bilelim. Öfkeye, etikete, şekilciliğe değil de amaca hizmet etsin bu çabamız. Bu dünyadaki zamanımız çürüyüp gidecek domateslere heba edelim diye verilmiş olamaz.
Yok olup gitmeyecek yatırımlarınıza değer kazandırmanız dileğiyle...
Öpüldünüz Güncem ve onun hatunları!
Ve tabi ki sizler de öpüldünüz forum hatunlari :mcx: