"atatürk, dine karşı olanlar tarafından dine karşı gösterildi, ama dinin gerçeğine karşı olanlar tarafından da dine karşı gösterildi. dinden rahatsız olanlar da dine karşı gösterildi. dinden rahatsız olanlar da dinin gerçeğinden rahatsız olanlar da atatürk'ü buna paravan yapmak istediler... türkiye'nin tahribi için, dinciler de dinsizler de dini kullandılar."
ve "atatürk dine karşı mıydı?" sorusunu yanıtlıyor:
"atatürk'ün hurafe dinciliğini yıktığını herkes biliyor. yıktığı hurafenin yerine konması gereken gerçek dinin en ciddi ilk adımı attı. elmalı'ya tefsiri yaptırdı. o tefsirden bir şikayetiniz var mı?.. atatürk dine nasıl bakıyordu? elmalı'lı tefrisi nasıl bakıyor idiyse öyle bakıyordu... arkasından ikinci büyük adımı attı. 12 ciltlik buhari tercüme ve şerhini yaptırdı... atatürk, yıkılması gereken hurafenin yerine neyin konması gerektiğini tespit etti ve bunun ilk adımın attı. biz, arkasını getiremedik."
ya atatürk'ün çok önem verdiği 'türkçe ibadet' konusu?
"anadilde ibadet tartışılıyor. tartışmalıyız... arapça dışında dil bilmeyen bir allah'a yakarmanın ortaya çıkardığı çarpıklığın aşılması lazım!.."
* * *
laikliği zorunlu kılan koşullar islam dünyası için de geçerli midir? laiklik ile bağdaşma açısından, hristiyanlık ile müslümanlık arasında temel bir ayrım var mıdır? atatürk türkiye'de değil de iran'da ya da arabistan'da doğmuş olsaydı, devrimini aynı boyutlarda yapabilir miydi?
kitaplarım, konuşmalarım ve yazılarım, bu soruların somut yanıtlarıyla dolu. 'sosyalizm, kemalizm ve din' konusunu kafalarında yan yana getiremeyen bağnazlar için, alpaslan işıklı'nın - özel yazılmış - kitabı da var.
kafaları karışık olanlar, 'otoriter kişiliğin' cenderesinden kurtulamayanlar, ne söylerlerse söylesinler... atatürk'ün dine karşı olduğu değil, dinde reform yapmak istediği açıktır.
'aydınlanma' ile dine saygının bağdaşmayacağını sananlar ya bilgisizdir ya aptaldır, ya da aymazdır!.. batı'da aydınlanma çağı düşünürlerinin büyük çoğunluğu ne dinsizdi, ne de allah'sızdı.
dinin sosyolojik bir olgu ve psikolojik bir gereksinme olduğunu en iyi kavrayanların başında ise atatürk geliyordu. tıpkı atatürk'ü en iyi anlamış birkaç isimden birisi olan hasan âli yücel gibi... neredeyse bir 'mevlevi dervişi düzeyinde' dindar olan hasan âli yücel gibi!
ve mustafa kemal, cumhurbaşkanı seçildikten sonra tbmm'ye teşekkür konuşmasını şu sözlerle noktalamıştı:
"... ancak böylelikle ve allah'ın yardımıyla, bana verdiğiniz ve vereceğiniz görevleri iyi bir biçimde yapabileceğimi umarım." "