Asr.

  • Kullanıcı Asr.
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Üye Günlüğü
Konu sahibi son olarak 3732 gün önce görüldü
“Ah be çocuk. Her zaman -mış gibi - miş gibi yaşanmaz hayat. Sevmiş gibi yapabilir insan da , sevmişse unutmuş gibi yapamaz.”
 
Dünyanın bütün sabahlarını yanımıza alıp da gidelim.
 
“Yalnız adamların lider sloganı;
“Bir çay demleyeyim bari”.”
 
“Gözlerimizi birbirine değdirmeden öylece oturalım
ve bir bardak demli çayın insanın yüreğini ısıtan şefkatine sığınıp susalım.
Masada çay bardakları ve senin ellerin olsun.”
 
“Martılar ki sokak çocuklarıdır denizin.”
 
“bazen sadece yorgun oluyor insan
ne küs ne yalnız ne de âşık”
 
“Anlaşıldı bu yazda sonbaharı yaşayacağız. .”
 
“Anlamakla katlanmak arasında tükendim.”
 
Kapıyı açtım. İçeri girdim. Evdeydim.

Üzerimdeki yorgunluğun tüm eve dağıldığını hissediyordum. Işıkları yakmaya gerek duymadan akşamın loş ışığının vurduğu karanlık koridordan geçtim.Odama doğru yürüyordum. Her adımım daha da ağırlaşıyor, yorgunluğum ise hafifliyordu. Ev nemliydi. Nem kokuyordu.

Odama geçmeden önce içeri geçtim. Gramofon’a üzerindeki yazıyı okuyamadığım, rastgele bir plak taktım. Cızırtılıydı başları. O yerine alışıncaya kadar bende odama geçtim. Sokak lambasının loş ışığı odama sinmişti. Geçtim, yatağıma uzandım.Yorgunluklarımı, düşüncelerimi ve huzursuzluğumu çıkarıp etejerin üzerine bıraktım.

Hiçbir şey düşünüyordum.

Evet, düşündüğüm şey bir şey düşünmüyor oluşumdu.

Plak yeni yeni cızırtısını yitirmişti. Yerine alışmış görünüyordu. Hafifce hissedilen, diğer odadan duyulan melodilerin eşliğinde huzurlu olduğum kanısına vardım. Nedense hemen geçti bu varsayım. Şarkıyı seçemiyordum. Bu, düşüncelerimi seçememekle aynı şeydi. Seçemiyordum ama hissediyordum. O gece duygularım değildi beni anlayan, diğer odada bana bi hayli uzak olup loş ışığa arkadaşlık eden eski bir plak şarkısıydı/melodisiydi.

Ben onu anlamıyordum. Dinliyordum yalnızca..

Odaya sinen ışık bu kez kızıllaşmıştı. Her şey gibi, zamanın nasıl geçtiğinide anlayamamıştım. Perdeyi araladım. Gökyüzündeki bir yıldıza göz kırptım.

Mutlu muydum? Bilmiyordum.

Peki ya hüzünlü müydüm? Yine bilmiyordum.

Bedenimden yavaş yavaş yüreğimi kaplamaya ilerleyen şeyin huzursuzluk adı altında gelişen hissizlik olduğunu anladım. Bu kez anlayabilmiştim. Pencereye arkama dönüp, tekrar yatağıma uzandım. Gözlerimi bu kez odamın gökyüzüne, tavanına diktim. Göz kırpacak bir yıldız bulamadım. İç çektim. Soluma döndüm. Etejerin üzerine bıraktığım yorgunluğumu çekmeceye koyup, düşüncelerimi aldım, taktım ruhuma.

Plak hisli bir şeyler mırıldanıyordu. Düşüncelerimin düşleştiğini farkettim. Düşüncelerimi anımsayabildim hafif hafif. Anlayabildim düşüncelerimi. Ve bu sırada içeriden gelen o ruhumu okşayan melodinin sözlerini anlamama da yardımcı olmuştu düşlerimin netleşmesi..

Dinliyordum. Hissediyordum. Anlıyordum. Biliyordum.

Plak sonunda konuştu. Bir Zeki Müren sesi şöyle söylüyordu;

Her şarkı bir anı derken..

Ellerini tutmadıkça.

Gözlerine bakmadıkça.

Dizlerinde yatmadıkça.

Bitmez bu şarkılar bitmez.
 
Sabahın ne getireceği belliydi benim için. Her gün bir önceki güne inanılmaz derecede benziyordu zaten.
 
anlatamıyorum. çünkü ruhumu kelimelere sığdıramam.
 
“Elbette çok şey beklediğimi biliyorum her zaman da bekledim. Her yeni tanıştığım insandan tanışır tanışmaz neler bekledim. O daha adımı öğrenmeden ben onunla ilgili hayaller kurdum, ümit etmeye başladım hemen. Ve o insan yanımdan bir dakika bile ayrılınca ben öyle yerlere varmıştım ki hayalimde bu ayrılmayı bir ihanet saydım gücendim. Hayır benimle başa çıkılmaz beni bırak..”
 
"Kendine gel diyorsun sana gelsem olmaz mı?"
 
Anlatacak gücüm yoktu belki
ama susacak çok şeyim vardı…
 
öfkeyle sevgi arasında kalmak zoruma gidiyo..
 
Boş boş konuşup insanların kafasını şişireceğime, yeri geldiğinde konuşur az konuşurum daha iyi.

Çok konuşan insanları oldum olasıya sevmemişimdir…
 
Kafamız güzel olsa n’olcak , kalbimizi yüreğimizi bok götürdükten sonra…
 
Geri