Allerjik Hastalıklar Hakkında Bilgiler.

Konu sahibi son olarak 2627 gün önce görüldü
ASTIM TEDAVİSİNDE HEDEFLER NELERDİR?

Egzersiz dahil normal günlük yaşantıyı sağlamak.
Normal akciğer fonksiyon testlerini sağlamak
Kronik (müzmin) çikayetleri önlemek
Astım ataklarını önlemek
Hastaneye başvurma sıklığını en aza indirmek.
Yan etkisi en az ya da hiç olmayan ilaçları seçmek.

BU HEDEFLERİ GERÇEKLEŞTİREBİLMEK İÇİN

Hastanın bilgilendirilmesi ve eğitimi
Tedavinin ve hastalığın takibi hastaya en uygun takip yöntemleri belirlenmesi
Astımı tetikleyici faktörlerin giderilmesi ve gerekiyorsa profilaktik aşılar
İlaç tedavisi

TEDAVİ HEDEFLERİNDE BAŞARILI OLABİLMEK İÇİN

Gerçekçi ve kişiye özel hedefler
Hastanın "elde edilebilecek" tedavi düzeyi konusunda bilgilendirilmesi ve motivasyonu
Hastaya yazılı tedavi planı sunulması
Hastaya uygulamalı olarak inhalasyon cihazı kullanımının öğretilmesi

ASTIMI ALEVLENDİREN NEDENLER

Hastalığı alevlendiren astım ataklarını tetikleyen etkenlerden kaçınmak tedavinin en önemli unsurudur. Bu etkenler:
Allerjenler: Ev tozu akarları polenler mantar sporları havyan allerjenleri. . .
Ev içi ve ev dışı hava kirliliği
Sigara dumanı
İnfeksiyonlar
Mesleki maruziyetler
İlaçlar (özellikle aspirin)
Gıdalar ve gıda katkı maddeleri
Ağır egzersizler
Meteorolojik değişiklikler

ASTIM TEDAVİSİNDE KULLANILAN İLAÇLAR

Şikayet gideren ilaçlar (kısa ve uzun etkili bronş genişleticiler).
Bu ilaçlar daralmış olan havayollarını genişletir hastanın rahat solunum yapmasını sağlarlar.
Etkileri hemen başlar yaklaşık 4 saat süre sonra sona erer. Bu ilaçlar geçici bir rahatlık sağlarlar.

Astım tedavisinde yardımcı ilaçlardır.

Ayrıca ihtiyaç duyulan kısa etkili bronş genişletici ilaç miktarı astımın seyri hakkında bilgi verir. Yani bronş genişletici ilaç kullanımının artması astımın kötüleşmekte olduğunun bir göstergesidir.

2. Tedavi eden ilaçlar (antiinflamatuvarlar)

Astım tedavisinin OLMAZSA OLMAZ ilaçlarıdır. Havayollarında astıma bağlı oluşan inflamatuvar (yangısal) değişiklikleri tedavi ederler. Dolayısıyla astım şikayetlerini kalıcı olarak ortadan kaldırırlar.

Bu grup ilaçların etkisi bronş genişleticiler gibi hemen başlamaz. Bu nedenle doktorun belirlediği program dahilinde sabırla kullanılmalı etkisi yok gerekçesiyle ilaçlar kesilmemelidir.

Kullanılacak ilaç ve dozu astımın şiddetine göre seçilir. Belli bir programla kullanılır hastalık bulguları düzeldikçe doz azaltılır. Hastalık şiddetlenirse doz artırılır ve kullanılan ilaç türleri değiştirilir.

Bu tedavi şekli "basamak tedavisi" olarak adlandırılır.

ASTIM İLAÇLARI

Hastanın;
Yaşına
Efor kapasitesine
Fiziksel beceri sınırlarına ve
Maddi durumuna

uygun olmalıdır...
 
Astım tanısı hastanın tıbbi hikayesinin (şikayetlerinin seyri) değerlendirilmesi muayene bulgularının yorumlanması bazı laboratuvar tetkiklerinin ve solunum fonksiyon testlerinin uygulanması ile konur.

Şikayetlerin değerlendirilmesi

Öksürük: Öksürük bazen astımın tek belirtisi olabilir. Astımda öksürük genellikle kuru (balgamsız) ataklar halinde tekrarlayan ve enfeksiyon tedavilerine dirençlidir. Sıklıkla gece sabaha karşı ya da efor sonrasında ortaya çıkar. Bazen aşırı gülme üzüntü gibi duygusal durumlarla iyi ve kötü kokular gibi tahriş edici etkenlerle de öksürük ve diğer astım belirtileri ortaya çıkabilir.

Hırıltılı solunum ve hışıltı (vizing): Astımda diğer bir önemli şikayettir. Hasta nefes alır ama aynı kolaylıkla nefesini veremez. Daralmış havayollarından geçen hava hırıltıya ya da ıslık benzeri bir ses (vizing) neden olur. Ancak her hırıltı ve hışıltı astım olarak yorumlanmamalıdır. Solunum yolu enfeksiyonlarında da benzer bulgular olabilir ama astımda bu bulgular inatçı ve tekrarlayıcıdır.

Nefes Darlığı: Bronş kaslarının kasılması ve bronş içi salgıların artması ile hava yolları daralmış olduğundan hasta nefes alıp vermekte zorlanır. Özellikle nefes vermek uzamış ve zorlaşmıştır.

Muayene bulgularının yorumlanması

Astım ataklar halinde seyreden bir hastalıktır. Şikayetler yokken muayene bulguları tamamen normal olabilir. Şikayetlerin aktif olduğu dönemlerde doktorun değerlendirebileceği muayene bulguları ortaya çıkar. Ayrıca atopik egzama (dermatit)ve rinit (nezle) gibi astımla birlikte olabilen hastalıklara ait muayene bulguları da olabilir.

Laboratuar tetkikleri ve solunum fonksiyon testleri

Astım hastalığının tanısını doğrudan koyabilecek BİR KAN TETKİKİ YOKTUR. Ancak bazı kan tetkikleri astımla karışabilen diğer hastalıkların ayırt edilebilmesi için yapılmalıdır.
Astım tanısında asıl değerli olan solunum fonksiyon testleridir. Bu testler spirometre denilen bir cihazla ya da daha basit fakat yine de değerli veriler sağlayan PEFmetre ile uygulanır.
Allerji testlerinin astım tanısında doğrudan değeri olmamakla birlikte astımın nedeni belirlemek ve tedaviyi yönlendirmek açısından yapılması gereklidir.
 
Allerjik hastalıklar kalıtsal yani genetik kökeni olan hastalıklardır. Bilinen hiçbir tedavi allerjik genetik yapıyı ortadan kaldıramaz. Ancak immunoterapi allerjik şikayetleri başlatan en önemli etken olan allerjenlere karşı duyarlılığı büyük oranda azaltabilir.

Aşı tedavisi bilgi ve tecrübe gerektirir. Tedavinin EMNİYETLİ ve BAŞARILI olması için allerji testlerinin uygulanması aşı kararının verilmesi planlanması ve sürdürülmesi mutlaka bu konuda ihtisas sahibi olan hekimler yani ALLERJİ uzmanları ya da bu konuda deneyimi olan Klinik İmmünoloji uzmanları tarafından yapılmalıdır.

İmmunoterapi nedir ?

Allerjik rinit ve arı allerjisi olanlarda (bazen durumu uygun olan hafif astımlı hastalarda) hastanın duyarlı olduğu allerjenlerin gittikçe artan dozlarda enjekte edilmesidir. Amaç hastanın allerjik olduğu maddelere karşı duyarlılığını azaltmak ve allerjik şikayetleri önlemektir.

İmmunoterapi kimlere uygulanır ?

İlaç tedavilerinden yeterli oranda fayda görmeyen şikayetleri yılboyu devam eden ilaçları çeşitli nedenlerle kullanamayan ya da ilaca bağlı yan etkilerin gözlendiği ve aşı uygulanmasına engel bir başka sağlık sorunu olmayan hastalara uygulanır.

İmmunoterapi nasıl etki eder ?

İmmunoterapide kullanılan aşılar hastanın bağışıklık sistemine duyarlı olduğu allerjenlere karşı "allerjik yanıt vermemelerini" öğretir.

İmmunoterapinin yan etkileri var mıdır ?

Enjeksiyonlardan hemen sonra bazen allerjik reaksiyonlar görülebilir. En sık gözlenen enjeksiyon yerinde kızarıklık ve şişlik oluşmasıdır.

Çok daha nadir olarak ta vücutta kızarıklık ve şişlik nefes darlığı öksürük gibi bulguların ortaya çıktığı şiddetli reaksiyonlar görülebilir. Bu reaksiyonlar genellikle enjeksiyonu takiben 20-30 dakika içinde geliştiğinden hastaların aşıdan sonra uygulama yapılan yerde en az 30 dakika beklemesi gereklidir. Bu reaksiyonlar ivedi olarak tedavi edilir ve ortadan kaldırılır.

İmmunoterapinin bilinen başka bir yan etkisi yoktur.

Gebelikte immunoterapi uygulanır mı?

Gebelik sırasında yeni bir immunoterapi programına başlanmaz.
İmmunoterapi enjeksiyonları devam ederken hamilelik gelişen hastalarda ise sorunsuz süren bir immunoterapi programına doz artırımı yapmadan devam edilebilir. İmmunoterapiye bağlı bebekte anormallik gelişmesi diye bir durum sözkonusu değildir.
ANCAK bu konuda çoğu merkezin genel yaklaşımı (gelişebilecek bir sistemik reaksiyon ve onun tedavisinde kullanılması gereken ilaçlar vs gibi durumlar gözönüne alınarak) gebelikte immunoterapinin kesilmesi gibi emniyetli bir yolun seçilmesidir.

İmmünoterapide hastaların uyması gereken kurallar nelerdir?

Aşıların faydalı etkileri en erken 6 -12 ay içinde ortaya çıkmaya başlar. Bu nedenle özellikle ilk aylarda hastaların allerjilerine yönelik ilaç tedavilerine de devam etmeleri gereklidir.
Hastalar enjeksiyon için geldiğinde; bir önceki enjeksiyon sonrasındaki saatlerde sorun olup olmadığını halen herhangi bir şikayetleri olup olmadığını doktorlarına ifade etmelidirler.
Enjeksiyondan sonraki ilk saatlerde aşırı fiziksel aktivite ve sıcak banyo yapılmamalıdır.
Herhangi bir nedenle başka bir hekim tarafından başlanmış olan "allerji dışı" ilaçlar hekime bildirilmelidir.
Enjeksiyondan sonra en az 30 dakika süre ile enjeksiyon yapılan merkezden ayrılmamalıdır.

Enjeksiyonlar nerede uygulanmalıdır?

İmmunoterapi enjeksiyonları mutlaka bu konuda ihtisas sahibi olan hekimler yani ALLERJİ uzmanları ya da bu konuda deneyimi olan Klinik İmmünoloji uzmanları kontrolünde ve reaksiyon geliştiğinde acil tedavilerin uygulanabileceği merkezlerde deneyimli sağlık personelince yapılmalıdır. Aşılar kesinlikle evde ya da iş yerinde yapılmamalıdır. Bu çok hatalı bir davranıştır.

Aşıların içinde ne var?

Aşıların içinde hastanın allerjik olduğu allerjenler (polenler veya ev tozu akarları gibi) vardır.
Bu durum ancak deri testleriyle tespit edilebilir !
Aşılar özel tekniklerle ve steril şartlarda hazırlanmaktadır.
Günümüzde genellikle Sağlık Bakanlığı tarafından onaylı ve ruhsatlandırılmış aşılar kullanılmaktadır.

İmmünoterapi ile birlikte ilaç tedavisine devam edilecek mi?

İmmunoterapiye başlar başlamaz allerjik şikayetlerin kaybolmasını beklemek doğru değildir. Çünkü bu tedavinin faydalı etkileri en erken 6 ay-1 yıl içinde ortaya çıkmaya başlar.

Bu nedenle özellikle ilk aylarda hastaların allerjilerine yönelik ilaç tedavilerine devam etmeleri gereklidir.
Aşı tedavisine başlandı diye ilaçları birden kesmek allerji şikayetlerinin şiddetlenmesine neden olacaktır.
Allerji ilaçlarına ne kadar süreyle ve hangi dozlarda devam edileceği size bildirilecektir.

İmmunoterapiden ne oranda fayda göreceğim tedavi öncesinden belli midir ?

Bu değişik faktörlerin bir arada bulunmasına bağlıdır. Deneyimli bir Allerji Uzmanı tedaviye başlamadan önce bu faktörleri ayrıntılı olarak değerlendirir ve daha sonra aşı kararını verir.

Allerji testi ile allerjik olduğu tespit edilen herkese aşı başlamak modern allerji bilimine uygun değildir. Ancak ne yazık ki deneyimsiz ellerde bu tür uygulamalar sıklıkla gerçekleşmektedir.

İmmunoterapinin etkili olup olmadığı nasıl değerlendirilir ?

Aşı tedavisinin faydalı olup olmadığına belli aralıklarla hastanın allerjik şikayetleri derecelendirilerek aşı öncesi dereceler ile karşılaştırılmasıyla karar verilir. Bunun dışında bilinen daha faydalı bir yöntem yoktur.

Belli aralıklarda allerji deri testleri veya kan tetkiklerinin tekrar yapılması SADECE arı allerjisi için yapılan immunoterapilerde faydalıdır.

İmmunoterapi ne kadar süreyle uygulanır ?

Aşılar ortalama 4 yıl süreyle uygulanır. Bu her hasta için standart değildir. Gerekirse daha uzun süreler uygulanabilir. Bunun herhangi bir zararı yoktur.
ANCAK bir hasta ortalama 18 ay süreyle aşılardan hiç fayda görmemiş ise o tedaviye devam edilmesi uygun değildir.

İmmunoterapi enjeksiyonları hangi aralıklarla yapılır ?

Tedavinin başlangıcında haftada bir kez uygulanır. Belli bir doza gelindiğinde (idame dozu) bu süre uzar onbeşgünde bir ayda bir gibi aralıklara sırasıyla geçilir.

SIKLIKLA SORULAN DİĞER BAZI SORULAR VE CEVAPLARI:

İmmunoterapi hakkında bazı hastaların ve hekimlerin yanlış düşünce ve bilgileri vardır. Sık karşılaştığımız bu "endişeli" sorulara birkaç örnek vermek gerekirse:

Aşıların için de kortizon var mı?
Hayır.
Aşılar alışkanlık (!) yapar mı ?
Hayır.
Aşılar kilo aldırır mı ?
Hayır.
Aşılar başka hastalıklara neden olur mu ?
Hayır.
Aşılar akciğerlerimi "bozar" mı?
Hayır.
 
Atopik dermatit nedir?

Atopik dermatit derinin inflmasyonu (yangısı) anlamına gelir. Genellike atopik egzama ya da allerjik egzama olarak adlandırılır. Atopik kelimesi hastaların önemli bir kısmında allerji öyküsü olması nedeniyle kullanılmaktadır. Atopik dermatitli hastalarda allerjik rinit ya da astım gibi diğer allerjik bir hastalık ta bulunabilir. Ayrıca bu hastalarda allerjik rinit veya astım ortaya çıkma riski normal populasyona göre daha yüksektir.

Atopik dermatit kimlerde ortaya çıkar?

Atopik dermatit çocuklarda yaklaşık %15 erişkin hastalarda %3 oranında görülen bir hastalıktır. Atopik dermatit hastalarının çoğunda şikayetler 5 yaşından önce ortaya çıkmaktadır. Hasaların yaklaşık 2/3 ünde çocuk büyüdükçe (ergenlik dönemine doğru) şikayetler kendiliğinden kaybolmaktadır. Ancak hangi hastalarda bu durumun gerçekleşebileceğini önceden tahmin ya da tespit edebilmek mümkün değildir.

Atopik dermatitin nedeni nedir?

Nedeni tam olarak bilinmemektedir. Genetik yani ırsi faktörler rol oynar. Anne ya da babasından birinde atopik dermatit çocuklarda ortaya çıkma riski daha yüksektir (%60). Son yıllarda diğer allerjik hastalıklarda olduğu gibi atopik dermatit görülme sıklığı da artmıştır. İklim değişiklikleri hava kirliliği allerjenler diyetle ilişkili faktörler enfeksiyonlar ve hayatın ilk yıllarında maruz kalınan diğer faktörler allerjik hastalıkların artışı ile ilişkilidir.

Atopik dermatit belirti ve bulguları nelerdir?

Deri kurudur. Deride belli bölgeler kızarık kaşıntılı ve yangılıdır. Belirtiler genellikle dirsek çukuru diz arkası el bileğinin iç kısmı ayak üzeri kulak kenarları boyun ve göz çevresinde görülür. Ancak atopik dermatitin etkilediği vücut bölgeleri yaşa göre değişebilmektedir.

Etkilenen deri bölgeleri KAŞINTILIDIR. Kaşınan bölgelerde deri zamanla kalınlaşır ve üzerinde pulcuklar oluşur.
Bazen kaşıntılı deri bölgeleri üzerinde kabarcıklar ve iltihablanmalar (enfeksiyon) görülebilir.
Atopik dermatit şikayetleri zaman zaman şiddetlenebilir bazen de kendiliğinden gerileyebilir.
 
Atopik dermatit tedavisinde 3 temel prensip vardır:

İlaçlar tedavisi hekimler tarafından reçete edilmekte ve ilaçların kullanım şekilleri genellikle tarif edilmektedir.

Ancak en az ilaç tedavileri kadar hatta daha da önemli olan "hastalığı şiddetlendiren faktörlerin kontrolü" ve "cilt bakımı" konusu ise genellikle eksik kalmaktadır.
 
Çocukluk çağında tüm alerjik hastalıkların başarı ile tedavi edilebilmesi için hekim çocuk ve aileyi bir bütün olarak görmelidir. Her ne kadar geleneksel sağlık problemlerin yönetiminde hekim hastayı bir kitle gibi görüp “sadece hasta olan organına bakıp oradaki sorunla ilgilense” ve hatta anne-babalar “çocuğunun sorunun her ne olursa olsun bir an önce gidermek” fikrine sahip olsa da bu yanlış bir yaklaşımdır.

Çünki sorunu ile uğraşılan varlık “biyopsikososyal (=çocuk =biyolojik+ruhsal+sosyal bütün)” yapıda gelişen ve değişen bir bütündür. Sağlığı hem sorunu olan organı hem o organın etkilediği tüm vücudu hem hastalıktan etkilenen henüz olgunlaşmamış ruhu hem de organik hastalık ve ruhunun yaşadığı dengesizlik nedeniyle arkadaş okul çevresi vs de oluşan sorunların tümüyle ilgilidir. Sağlığına tekrar kavuşması ve toplumun dinamiğine hazırlanması için tümünün global olarak düzeltilmesi gerekir.

Bu global değerlendirmede hekim aile ile birlikte çocuğun tüm biyolojik ruhsal ve sosyal yönlerini kapsayacak şeklide işbirliği oluşturmalı ve gerekli kararlar onun yerine verilmeldir. Maalesef böyle bir yaklaşımın olmayışı yüksek sıklıktaki çocukluk çağı alerjik hastalıklarının tedavisinde akla hayale gelmedik yanlışlıklar eksiklikler ve bunlardan doğan çok yönlü zararlara yol açmaktadır.

Çocukluk çağında sık görülen bir hastalık grubu olarak alerjik hastalıklar bir çok hekimin ilgisini çekmektedir. Hatta hayati tehlike oluşturmaması nedeniyle konu hakkında gerekli deneyime sahip olmayan meslektaşlarımızın da kazanç açısından iştahını kabartmaktadır. Bu alerjik hastalığın bulgusunun görüldüğü organa göre tıp disiplinlerinin ilgilenmesiyle olmaktadır. Örneğin bahar alerjisi olan bir çocuk burun şikayetleri nedeni ile KBB uzmanlarına bebeklik egzeması olan çocuk cilt doktorlarına (dermatolog) ve hatta astımı olan çocuklar ise erişkin göğüs hekimlerine başvurmakta ve daha da vahimi bu meslektaşlarımız da bu çocukları izlemektedir. Ancak alerjik hastalık çocuğunun bağışıklık sistemi tarafından oluşturulan ve tüm vücüdu ilgilendiren bir hastalık olduğu için ve değişik zamanlarda değişik bulgualr çıkabileceği için bir süre sonra bu çocuk astım kronik dermatit olarak gelmektedir. Bir başka konu ise bu tıp disiplinlerinin çocuk deneyimi olmadığı için alerjik bulguları taklid eden bir başka hastalık alerjik hastalık olarak yıllarca takip edilmektedir. VE çocuk yıllar sonra görünen yada görünmeyen ağır komplikasyonlarla gelmektedir. Aile ise sosyo-entellektüel düzeyine göre bu tabloyu şöyle tanımlamaktadır: “Ben çocuğumu her şikayetinde doktora götürdüm. Doktorların söylediği her şeyi yaptım. Suçlu kim ? Neden böyle oldu….”. Ancak bir başka yönden bakılacak olursa çocuk sağlığı deneyimi olmayan disiplinlerin izleminde erişkin hastalarla aynı ortamda bulunan bir çocuk “hastalıktan etkilenen bir ruhu unutulduğu” için bir çok psikolojik reflekse sahip olmaktadır.

Bu nedenle çocukluk çağı alerjik hastalıklarının tedavisi çocuğun biyopsikososyal yapısı doğrultusunda aile ile birlikte ve çocuk alerji uzmanı denetiminde olacak şeklide yeniden şekillendirilmedilidir.

Konulan teşhis doğrultusunda hastalık ailenin anlayabileceği bir dille anlatılmalıdır. Bu anlatımda hastalığın kronik olduğu vurgulanmalı ağırlığı olası komplikasyonları ve izleminin ne şeklide yapılacağı hakkında bilgi verilmelidir. Tedavi içeriği hakkında bilgi ve en önemlisi ilacı kullanma yöntemi cihazların (aero-spacer nebulizer ölçülü doz inhalerler…) kullanımı bakımı vs konusunda eğitim verilmelidir.

Çocuğun hastalığı ve onun tedavisi yanında yukarıda anlatıldığı gibi çocuk bir biyopsikososyal varlık olarak aile ise bu biyopsikososyal varlığın kökeni olarak ele alınmalıdır. Bu nedenle ilaçlarını kullanımı semptomlarının olmaması bizden memnun olması yanında onların yaşam kalitelerinin ne düzeyde olduğu saptanmalı ve gerekirse iyileştirilmelidir. Çünki yaşam kalitesinde artış sağlamayan bir alerjik hastalık yönetimi çocuk için yalnızca organizmasına biyolojik olarak müdahele etmek ama ruhunu öldürmek olur. Aile için ise organı sağlam ama davranışsal açıdan hala hastalığı devam eden bir çocuğa sahip olma demektir.

Çocuğun hastalığı ilaçları izlemi ve ilerisi konusunda zaman zaman aile eğitim toplantıları yapılmalıdır. Bu toplantılarda en az çocuk alerji uzmanı hemşiresi psikologu olmalıdır. Çocuk için de bu hastalık konusunda yalnız olmadığını göstermek aynı hastalığı yaşayan arkadaşlarını bulabilmek vs için buluşma günleri oyun ve oyuncak paylaşım günleri tatil kampları düzenlenmelidir.

Sonuç olarak alerjik hastalıklar çocukluk çağında sıktır. Yaşamlarını tehdit etmese de iyi tedavi edilmedikleri takdirde organik ve ruhsal komplikasyonlara yol açmaktadır. Bu nedenle hasta çocuklar ve aileler bir para kaynağı olarak görülmemelidir. Bu çocukların yönetimi hekim-aile çemberinde çocuğun en yüksek sağlık ve yaşam kalitesi şartlarına kavuşmasıne yönelik planlanmalıdır. Çünki onlar her şeyimiz ve geleceğimiz.
 
Allerji nedir?

Alerji vucudumuzun bağışıklık sisteminin çevremizde bulunan ve zararlı olmayan bazı maddelere karşı (ki bunlara alerjen denir) aşırı şeklide ve anormal bir reaksiyon vermesidir.

Bağışıklık sistemimiz çevremizde bulunan ve vücudumuza burun nefes yolları barsaklar ve deriden giren yabancı ve zararlı maddelere karşı yaşamı devam ettirmek için engelleyici reaksiyonlar verir. Bu reaksiyonla bağışıklık sistemi hücreleri zararlı maddeleri ortadan kaldırır yada girmelerini engeller. Alerjide ise bağışıklık sistemi bundan bir miktar farklı bir yolla ve vücut için zararlı olmayan maddelere karşı ancak vücut için zararlı olan aşırı bir reaksiyon verir. Bu reaksiyon alerjinin görüldüğü organda kronik bir yangı şeklinde devam eder ve bazen geriye dönüşümsüz değişikliklere yol açabilir.

Her ne kadar alerji denilince akla deride kaşıntı burun akıntısı ve hapşırma gelse de alerjenin etkilediği organa göre bir çok farklı alerjik hastalık vardır. Bunların başında alerjik bronş astımı alerjik burun ve göz nezlesi (saman nezlesi bahar nezlesi ve tıbbi adıyla alerjik rinokonjoktivit) besin alerjisi ilaç alerjisi deri alerjisi (bebeklik egzeması egzema ve tıbbi adıyla atopik dermatit) hayvan alerjisiböcek alerjisi ve çalışılan ortamdaki maddelere karşı olan mesleki alerjiler gelmektedir. Buna neden olan çevrede bulunan alerjen genelde ev içi alerjenler ve ev dışı alerjen olarak ikiye ayrılır. Bu ayırımın nedeni alerjen tipine göre alerjik hastalığın tipinin ve bulgularının değişmesidir. Örneğin en sık ev içi alerjen olan ev tozunda bulunan ve akar denilen böcekçiklerdir. Akarlar tüm yıl dört mevsim boyunca alerjiye neden olurlar. Buna karşın ev dışı alerjenlere en iyi örnek ot ağaç ve çiçeklerin polenleri olup daha çok bahar mevsimlerinde alerjiye neden olur. Tabi ki besin ilaç ve böcek gibi bu sınıflamaya tam girmeyen alerjenlerle de karşılaşma değişik zamanlarda ve ortamlarda olabilir.

Çocuklar Neden Alerjik Hastalığa Sahip olur ?

Alerjik hastalığın çıkmasının temel nedeni alerjene karşı verilen reaksiyonda anne babadan gelen kalıtsal bir alerjik yatkınlığın olmasıdır. Bu yatkınlığın olması nedeniyle bebeklik döneminde itibaren çevredeki alerjenlere karşı vücut duyarlı ve reaktif hale gelmekte ve daha sonra yineleyen karşılaşmalar nedeniyle alerjik hastalık gelişimini tamamlamaktadır. Ayrıca tabiki hastalığın gelişmesi ve doğasını tamamlaması için çevrede yeterli alerjen konsantrasyonu bulunmalıdır. Bu nedenle alerjik hastalıklara genetik yatkınlık ve çevresel etkenlerin bir arada bulunması ile gelişen kronik hastalıklardır. Bu nedenle insandan insana bulaşmazlar ve taşınmazlar. Ailesel yatkınlık için en önemli gösterge alerjik hastalığa sahip olan anne babanın çocuklarında alerjik hastalığın normal toplumdaki çocuklara göre daha yüksek sıklıkta görülmesidir. Örneğin genel olarak bir toplumdaki alerjik hastalık sıklığı ve riski toplam olarak (alerjik astım saman nezlesi….) ortalama % 20 olarak gözlenirken alerjik hastalığa sahip olan çocuğun riski % 45’ e eğer hem anne hem de baba alerjik hastalığa sahip iken bu risk % 70’ e çıkmaktadır. Ayrıca bilinmesi gerekir ki bir kişi ev tozu akarına karşı alerjik iken diğer bir kişinin niçin sadece polene karşı alerjik olduğunun nedeni de genetik yatkınlıktır.

Alerjik Hastalık Çocukda Ne zaman Başlar ?

Genetik yatkınlık ve çevredeki alerjenin bir araya gelmesi ile önce vücutta bebeklik döneminden itibaren bir duyarlılaşma oluşur. Bu duyarlılık sonucu bağışıklık sistemi normalde bu maddeye karşı salgılamaması gereken IgE adında bir antikor salgılar. Bu antikor kan dolaşımı ile vücudun her tarafına dağılarak bağışıklık sistemi hücrelerine yapışır. Eğer alerjen vücuda bir daha ulaşırsa hemen onu tanır ve çok şiddetli bir reaksiyon verir. Bu reaksiyon esnasında bağışıklık sisteminden salgılanan binlerce madde alerjenin etki yarattığı organda anormal şiddette bir alerjik yangı oluşturur ve hastalığın bulgularının çıkmasına neden olur. Bu eğer alerjik yangı burunda ise hapşırma burun akıntısı burun kaşıntısı gözlerde yanma sulanma ile karakterli olan saman nezlesine akciğerde bronşlarda ise hırıltılı nefes alıp verme nefes darlığı ve koyu balgam çıkarma ile ortaya çıkan alerjik bronş astımına deride ise kaşıntı kızarıklık ve kuruluğa neden olan alerjik egzemaya barsakda ise karın ağrısı ishal kusma ve barsaklar dışında bir çok bulguya neden olan besin alerjisine vs neden olur . Alerjiye neden olan bağışıklık sistemimizin çevremizdeki alerjenlere olan anormal ve şiddetli reaksiyonu olduğu ve bağışıklık sistemi hücreleri vücudumuzda kan dolaşımı olan her yerde olduğu için alerji bulguları yalnızca o organda değil bir çok ayrı organda görülebilir. Örneğin sadece migren tipi baş ağrıları göğüs ağrıları hareketesiz yaşama isteği inatçı öksürük sık sık ve uzun süreli nezle olma çocuklarda büyüme de gerilik gibi bulgular da alerji nedenli olabilir.
 
Çocuk ve Alerjik Rinit

Bahar aylarının başlaması ile nezlesi veya grip hali geçmeyen çocuklar anne ve babalarını oldukça endişenlendirir. Hatta bazısı bu üst solunum yolu enfeksiyonu bulguları yanında baş ağrısı iltihaplı burun akıntıları ve geceleri olan öksürükleri ile sinüzit teşhisi alır ve antibiyotik vs tedaviler alırlar. Bunları tekrarlayan nezle yakınmaları ve teşhisleri izler. Verilen ilaçlarda antialerjikler olduğu için fayda görürler. Ancak bu yakınmaları tekrarlar durur. Ancak anne baba çocuklarının öksürükleri başta olmak üzere yakınmalarından oldukça üzgün ve bir şey yapamamaktan dolayı da suçluluk duygusu içindedir.

Hatta bu arada çocuğun alerjik şikayetleri nedeniyle derslerinde yaşadığı verimsizlik ve başarısızlık gözden bile kaçabilir. Aslında tüm bu yakınların nedeni tıbbi tanımda “alerjik rinit” dediğimiz ve halk arasında saman nezlesi bahar nezlesi alerjik nezle vs olan üst solunum yolu alerjisidir. Ancak bu yakınmalara neden olan başka etkenler de tabi ki vardır. Ancak ekseriyet ve ön planda alerjidir. Yalnız unutmamak gerekir ki anne babaların gördükleri ve yaşadıkları yakınmalar yanında gerçekte alerjik rinit hastalığı sadece hapşırma burun akınıtsı ve gözlerde yanma gibi şikayet ve bulgularla sınırlı değildir. Bu çocukların % 70-80 oranında beraberinde göz alerjisi de vardır. Bu nedenle bu çocuklarda “alerjik göz nezlesi” de vardır ve bazen çok ciddi sorunlara neden olabilir. Biz çocuk alerji uzmanı olan doktorlar bu hastalığa alerjik burun ve göz nezlesi anlamına gelen “alerjik rino-konjoktivit” deriz. Ancak bunda da daha önemlisi alerjik riniti olan bu çocuklarda alerjik astım gelişme riskinin normale 4-8 kat artmış olmasıdır. Yani alerjik riniti olan çocuklara aynı zamanda da alerjik astım adaydırlar ve bu açıdan incelenmeli ve izlenmelidirler. Bu konuya biraz ileride daha detaylı olarak değinilecektir.

Alerjik rinit nedir ?

Alerjik rinit ortamda (çevrede) bulunan bir alerjenin nefes alma sırasında buruna alınıp burnun iç yüzüne yapışması sonucunda bu alerjene karşı hassasiyeti (duyarlılığı) olan çocuğun burnunda mikrobik olmayan bir iltihap sonucu ortaya çıkan şikayetler ve bulgulardır. Yani bir tür mikrobik olmayan kronik (= müzmin) nezle halidir. Bu nedenle ana bulgular burunda kaşıntı sulanma hapşırma aksırma damakta kaşınma öksürük ve boğaz ağrısı boğazı temizleme isteğidir. En sık buruna yapışabilen alerjenler bahar aylarında ortaya çıkan polenlerdir. Bu nedenle alerjik rinit en sık bahar aylarında görülür.
 
Alerjik Rinit Niçin Bahar Aylarında Görülür ?

Aslında alerjik hastalıklar her mevsimde görülebilir. Örneğin alerjik astımın en sık nedeni evde halı klim ve benzeri tüylü eşyalarda üreyen akarların (mite) çıkartılarıdır ve bunlar ev tozuna karışarak solunan havaya katılıp nefes alınca bronşlara gider. Akar alerjisi en sık kış ayında görülür ve alerjik astım nedenidir. Bu konuda bu web sitesinin “Alerjen nedir ?” bölümünde gerekli bilgiler verilmiştir. Ancak alerjik rinit nedeni olan alerjenler en sık oranda polenlerdir. Bunun iki nedeni vardır. Birincisi polenler bahar aylarında ot çicek ve ağaçların çiçeklerinin açması ile atmosfere yayılırlar. Yani hastalar bu mevsimde alerjik oldukları madde ile karşılaşırlar. İkincisi ise neden polenlerin sıklıkla burun ve göz bulgularına neden olduğudur. Bunun da nedeni polenler büyük çapa sahip yapıda olmalarıdır. Burnumuzun en önemli görevi havayı süzmek ısıtmak ve nemlendirmektir. Bu nedenle polenler burundan geçerken süzülürler ve böylelikle burun duvarlarına yapışırlar. Bu yapışma sonucu orada bir alerjik iltihap gelişir ve bu mikrobik olmayan iltihap hastalık bulgularına neden olur.

Polen nedir ?

Polenler ot ağaç ve çiçeklerin üremelerinde görevli olan çapları ortalama 5-40 mikron arasında değişen erkek gametlerdir. Bilindiği gibi bu erkek gametlerin bitkilerin dişi organına ulaşması gerekir. Bu ya rüzgarla hava yoluyla olur yada böcek ve sinekler aracılığı ile olur. Bu nedenle polenlere ait klinik bulgular bu bitkilerin çiçeklerini açtığı üreme mevsimi olan bahar aylarında olur. Rüzgarla etrafa yayılan polenler alerjiden sorumludur ve daha hafif olanlardır. Bunlar sadece bitkinin bulunduğu yerde değil kilometrelerce uzağa bile rüzgarla polen gönderebilir. Böceklerler aktarılan polenler ise daha ağırdır ve havada asılı bulunmadıkları için pek alerjiye neden olmazlar. Örneğin çayır çimen ve ağaç polenleri rüzgarla taşınan ve havada dolanan polenler olduğu için alerjik nezleye (saman nezlesi) neden oldukları halde ev içi ve dışında bulunan süs bitki ve çiçeklerinin poleni daha ağır bir yapıya sahip olu böceklerle taşınırlar ve alerjiye pek neden olmazlar. Ot ağaç ve diğer polene sahip olan bitkilerin dağılımı ve çiçek açma zamanları yetiştikleri toprak ve mevsimsel özelliklere göre değişir. Her yerde aynı bitki yetişmez. Bu nedenle alerjik olan polen tipi o yöredeki bitki örtüsü (flora) ile ilgilidir. Örneğin sıklıkla Amerika’da olan amerikan nezle otu bizim ülkemizde alerjik etken olarak rastlanmaz. Ancak özellikle Akdeniz bölgesinde sık bulunan zeytin sık bir saman nezlesi etkeni iken bu Afrika ve benzeri ülkelerde bir alerji etkeni olarak saptanamaz. Ayrıca bahar mevsiminin başlangıç zamanı havanın yağmurlu olması vb nedenler de havada bulunacak olan polenin çıkma zamanı ve yoğunluğunu etkileyecektir. Bu da klinik bulguların çıkma zamanı ve şiddetinin değişmesine neden olacaktır. Polenler büyük partikül yapısına sahip oldukları için sıklıkla nefes alırken burunda tutuldujları için alerjik saman nezlesine neden olurlar. Partikül çapı daha küçük olanlar yada ağızdan soluma ile bronşlara ulaşanlar ise daha az oranda alerjik astıma yol açarlar.
 
Polene benzer alerjik rinit yapan başka alerjen var mıdır ?

Küf mantarları da polene benzer bahar aylarında alerjik rinit hatta astıma neden olurlar. Bunlar ev içi ve ev dışı allerjen olma özelliğine sahiptirler. Bunlar sıklıkla ev içinde organik eşyaların yemeklerin ev dışında ise bitki ve hayvanların üzerinde yaşayan mikroplardır. Yenilen mantarlarla herhangi bir ilgileri yoktur. Küf mantarları nemli organik besin artığı bulunan ortamlarda ürerler. Buradan da havaya bol mktarda üremelerini devam ettiren mantar sporlarını bırakırlar. Bunlar polenlerden çok daha küçük 3-5 mikron çapındaki hücrelerdir. Havaya kolayca karışır ve taşınırlar. Üredikleri yerde sarı yeşil vs renk oluştururlar. Üremeleri ve etrafa spor bırakmaları yıl boyu olabilse de en sık havaların ısındığı ve orta şiddette rüzgarın olduğu bahar ve yaz aylarında üremeleri en üst düzeyde olur. Kışın düşük dereceli ısıda ve hele karlı ortamda üreyemez ve alerjiye neden olan sporlarını bırakamazlar. Yani üremelri ve etrafa spor yayabilmeleri hava sıcaklığı nemi ve diğer iklim koşulları ile ilgilidir. Bu nedenle polen alerjisi ile karışabilen alerjik bulgulara neden olabilirler. Çok küçük yapıya sahip oldukları için hem alerjik nezle hem de alerjik astıma neden olurlar.

Çocuklarda allerjik rinit şikayet ve bulguları nelerdir?

Alerjik rinit hapşırma/aksırma burun tıkanıklığı burunda su gibi akıntı burunda ve yumuşak damakta kaşıntı şikayetlerine yola açar. Bu bulgular sıklıkla yukarıda bahsedilen nedenlerle bahar aylarında olur. Bu nedenle “bahar alerjisi bahar nezlesi saman nezlesi ..” gibi isimler de halk arasında verilmiştir. Ayrıca yine yukarıda bahsedildiği gibi gözlerde yanma sulanma kızarma ve kaşıntı belirgindir. Hem göz hem de burun yakınmasının olması tam bir “nezle” tablosuna yol açar Bazen bu bulgular sıradan nezle grip gibi algılanabilir. Hatta çoğu nezle ilacının içerisinde antialerjik madde olduğu için bu ilaçların kullanımı ile yakınmalar geçer ve yanlış algılamanın devam etmesine yol açar. Bu ise doktora başvuru ve alerji tedavisinin gecikmesine neden olur. Ancak bu sıradan nezle gibi ortalam bir haftada geçen bir tablo değildir. Hastalar ellerinde sürekli yanlarında burnu silmek için mendil taşımak zorunda kalır. Burun tıkanıklıklarının devam etmesi nedeniyle gece uyku düzeni bozulur. Gündüz olan sık hapşırma burun kaşıntısı ve gözlerde yanma sulanma ciddi konsantrasyon bozukluklarına yol açar. Çocuk ise okul başarısı erişkinise iş başarısı düşer. Sürekli burun kaşıma nedeniyle “alerji selamı” denen burnu önden arkaya ovalam hareketi çok tipik olarak görülür. Bu hareket uzun süre yapılması sonucu burun kemerinde yatay bir çizgi olur. Ayrıca burun tıkanıklığı nedeniyle göz alt kapaklarında sürekli bir morluk vardır. Burunda olan sürekli alerjik reaksiyon ve burun akıntısı özellikle geceleri olan geniz akıntısı ve gece öksürüklerine neden olur. Gündüz ise sürekli genizi temizleme sesi çıkarılır. Alerjik rinit ortalama % 20 oranında yıl boyu görülür. Bunun en sık etkeni ev tozu akarlarıdır. Ayrıca yıl boyu alerjik rinite havyan mantar ve bizim ülkemizde çok sık görülmeyen hamam böceği allerjenleri de yol açabilir. Ancak ev tozu akarlarının neden olduğu yıl boyu süren alerjik rinitte burun tıkanıklığı daha ön planda olan yakınmadır. Ancak kronik burun iltihabı ve sinüzitte sıklıkla görülür. Sürekli hapşırma aksırma burun kaşıntısı ve göz yakınmaları da vardır. Ancak bu yakınmaların şiddeti polenlere bağlı bahar alerjisine göre daha azdır. Burun tıkanıklığının şiddeti ise daha fazladır.

Her halükarda özellikle bahar aylarında sık nezle-grip hali olan yineleyen sinüziti olan gözlerinde yanma-sulanma-kızarma olan çocuklarda mutlaka alerjik rinit düşünülmeli ve gerekli araştırmalar yapılmalıdır.

Alerjik rinit sadece burun yakınmalarına mı neden olur ?

Alerjik rinit sadece burunda kaşınma aksırma vb yakınmalarla giden basit bir hastalık değildir. Çünki burnumuz hava yollarımız ve bronşlarımızın başlangıcıdır ve tek bir hava yolumuz vardır. Tabiki burnumuzun mukozası dediğimiz iç yüzeyinin tüm özellikleri aynı yol üzerinde olan ve burundaki hava yolumuzun devamını oluşturan bronşlarımızda da aynıdır. Yani nefes aldığımız hava yolumuz burun ucundan bronşlarımızın sonuna kadar “tek bir hat” tır. Tek bir hatta bir bölge de olan olayın bu hattın devamlılığındakidiğer bir bölgeyi ilgilendirmemesi düşünülemez. Bu nedenle burunda olan alerjinin bronşları ilgilendirmemesi beklenemez. Bu nedenle alerjik rinitli hastalarda bronş alerjisi yani alerjik astım sıklığı ve riski çok daha yüksektir. Buna tıb dilinde komorbidite (birlikte olma özelliği) denmektedir. Bunu rakamlarla açıklamak gerekirse şöyle ifade edilebilir: Normal toplumda alerjik astım sıklığı ortalama % 5 kabul edilirse alerjik rinitlilierdeki alerjik astım sıklığı (2-8 kat yüksek) ortalama % 25 dir. Ayrıca alerjik astımlı hastaların daha önceki yaşlarında % 70 oranında alerjik rinit geçirme yada halen yaşama öyküsü vardır. Bu nedenle özellikle çocuklar ve genç erişkinler başat olmak üzere alerjik rinitli hastalar alerjik astım açısından da değerlendirilmelidir. Ayrıca alerjik rinit kronik (müzmin süregen) sinüzitin en sık saptanan nedenidir. Özellikle kronik mikrobik olmayan orta kulak iltihabının da en sık nedenlerinden birisi alerjik rinittir. Alerjik neden olduğu başka rahatsızlıklar da vardır. Bunların başlıcaları başağrısı burun kanaması uyku bozuklukları konsantrasyon bozuklukları performans düşüklüğü yaşam kalitesinde bozulma vb dir. Bu ise çocuğun ders başarısında düşme huysuzluk ruhsal bozuklukların çıkmasına neden olacaktır.

Alerjik rinit teşhisi ve sorumlu alerjen teşhisi nasıl konur ?

Allerjk rinit teşhisi koymak oldukça kolaydır. Yukarıda bahsedilen oldukça tipik bulgulardan sonra alerjik bir zemin var mı araştırmak için kan testleri yapılabilir. Burundan alınan bir sürüntü ile allerji hücrelerinin varlığı araştırılır. Ancak asıl allerji tanısını ve allerjenin tipini belirlemek için allerji deri testi yapılır. Bu kesin sonucu verir. Tabiki bu arada alerjik rinitteki gibi burun tıkanıklığı akıntı ve hapşırma gibi bulgulara yol açan diğer hastalıklar ekarte edilmelidir. Bu işlemler bir çocuk alerji uzmanı tarafından kısa sürede ve kolayca yapılabilir.


Allerjik rinit tedavisi nasil yapılır?

Alerjik rinit tedavisinde temel yöntem tüm alerjik hastalıklarda olduğu gibi alerjenden korunmaktır. Polen alerjisinde bu pek olay değildir ve tam olarak gerçekleştirilemez. Polenden korunmak için alınacak önlemler; ot ve ağacınyoğun olduğu piknik ve açıka alanlarda mümkün olduğu kadar az bulunmak mümkünse yüksek yerlerde yaşamak saat 8 ila 14 arasında dış ortamda bulunmamaya çalışmak polen mevsiminde mümkünse kapı ve pencereleri kapalı tutmak klima ile bulunan mekan ve ulaşım araçlarını havalandırmaktır. Ancak bu önlemler tam uygulansa bile etkinliği oldukça düşüktür. Ev tozu akarından korunmak için nemli ortamdan uzak durmak en azından yatak odasında halı klim ve benzeri toz tutucu eşyaları kaldırmak ıslak zemin temizliği yapmak temizlik yapılırken o ortamda bulunmamak akar allerjeni geçirmeyen yatak yorgan ve yastık kılıfı kullanmak başlıca önlemlerdir.

Çevresel allerjenden korunma önlemleri tek başına yeterli değildir. Bu nedenle ilaç tedavisi mutlaka yapılmalıdır. Her hasta için ilaç tedavisi farklıdır ve alerjisinin ağırlığına göre bu değişmektedir. Bu tedavi programı profosyonellik gerektiren bir yönetimdir ve alerji uzmanları tarafından planlanmalıdır. Bu tedavide burundaki ve gözdeki kaşıntı hapşırma ve akıntıyı giderecek anti-histaminik denilen antialerjik ilaçlar en sık kullanılan ilaçlardır. Bu ilaçlar ağızdan kullanılabileceği gibi direk buruna ve göze sıkılan damlalar halinde de kullanılabilir. Ancak burun tıkanıklığını gidermek ve daha ciddi alerjik rinit bulgularına hakim olmak için buruna sıkılan kortizonlu spreyler doktor kontrolünde kullanılmalıdır. Bu ilaçlar hasta için uygun doz ve formulasyonda kullanıldığında yan etkileri olmayan oldukça güvenilir ilaçlardır. Ayrıca hastanın ön plandaki yakınmasına göre burundaki tıkanıklığı gideren akıntıyı azaltan gözdeki kızarıklığı azaltan vs ilaçlar da kulanılabilir. Ancak yakınmaların uzun sürdüğü sık ve uzun süreli ilaç kullanmak gerektiği durumlarda hele alerjik rinitle birlikte alerjik astım bulguları da varsa allerji uzmanı kontrolünde alerji aşısı yapılması oldukça etkili bir tedavi yöntemidir.
 
Alerji aşısı etkili midir yan tekileri var mıdır ve kim uygulamalıdır ?

Alerji aşının içeriği alerji uzmanı tarafından hastanın allerji test ve klinik bulgu sonuçlarına göre seçilmeli ve programlanmalıdır. Bu takdirde bu tedavi yöntemi oldukça etkilidir. Ancak her alerjen tipi için faydalı değildir. Özellikle alerjik rinite neden olan polen ise oldukça etkildir. Ama ev tozu akarı ve mantar alerjeninde ise daha az etkilidir. Ayrıca diğer önemli bir konu uygun alerjen seçimi ve ideal bir şema ile alerji aşısı uygulanması bu çocukları alerjik astım gelişiminden de koruyabilmektedir. Ancak uygun alerjen seçilmediği ve uygun dozlarda yapılmadığı durumlarda ise alerji aşısı çok ciddi yan etkilere neden olabilir. Bu aşının yapılması sırasında çocuğa uygun olmayan yüksek doz yada konsantrasyonda yapılırsa ölümcül anafaksi denilen acil reaksiyona neden olabilir. Ayrıca düşük dozda yapılırsa bu durumda alerjik duyarlılığı arttırabilir. Ancak bir çocuk alerji uzmanı kolayca doz ve konsantrasyonu ayarlayabilir. Bu nedenle çocuklarda alerji aşısI sadece ve sadece çocuk alerji uzmanı tarafından uygulanmalıdır.
 
Salisilat yapısındaki maddelere (başlıca asetil salisilik asit yani aspirin) karşı aşırı duyarlılık salisilat intoleransı olarak adlandırılır. İntolerans olan kişilerde salisilatların küçük dozları bile ürtiker anjioödem ve astım atağı gibi şikayetlere neden olmaktadır.

Salisilatların en önemli kaynağı kuşkusuz ilaçlardır: Acetyl-salicylic acid (aspirin) Methyl salicylate Sodium salicylate Benzyl salicylate Choline salicylate Disalcid ethyl salicylate İsoamyl salicylate Magnesium salicylate Octylsalicylate Phenylethyl salicylate Salicylate Salicylic acid Salicylaldehyde Salicylamide Salsalate.

Diğer bir önemli kaynak hazır gıdalardır. Salisilatlar gıda endüstrisinde çeşitli amaçlarla kullanılan önemli bir katkı maddesidir.

Başka bir kaynak ise doğal gıdalardır.

Salisilatlar birçok bitki tarafından yapılan doğal kimyasal bir maddedir. Bitkilerin salisilatları kendilerini zararlı böceklerden korumak için ürettikleri düşünülmektedir. Genellikle bitkilerin köklerinde (patates turp) kabuklarında (patlıcan) ya da yapraklarında bulunmaktadır.

Doğal salisilatlar ve aspirinin duyarlı kişilerdeki etkileri aynı mıdır? Bu konu tartışmalıdır. Ancak kronik ürtiker veya aspirine bağlı astım şikayetleri olan hastalarda doğal salisilatlardan sakınmak faydalı olmaktadır. Çünkü salisilat duyarlılığı yüksek olan kişilerde çok küçük dozlar bile bazen sorun oluşturabilmektedir.

Peki gıdalar ne oranda doğal salisilat içermektedir? Aşağıdaki tabloda gıdalardaki doğal salisilat miktarları miligram olarak verilmiştir.

ÖNEMLİ BİR AYRINTI:

Verilen değerler gıdaların "taze" şekilleri içindir. Pişirme işlemi ile doğal salisilat miktarı düşmektedir.
 
Atopik dermatit egzema diye de adlandırılan alerjik deri hastalığıdır. Genel olarak çocukların %1-3' ünde görülen bu rahatsızlık annesinde alerjik hastalık olan yeni doğanlarda %27 oranında görülür. En sık görülme yaşı 1 yaştır. 2 yaşından sonra genellikle kaybolur. Çocukların yaklaşık yarısında ergenlik çağına kadar devam edebilir. Bir kısmında ise hastalık tamamıyla geçmez. 1 yaşından sonra ortaya çıkanların uzun yıllar sürmesi söz konusudur.

Bulgular Tanı
Kaşıntı bazen gerginlik klasik bulgularıdır. Genel olarak belirtiler ufak pullanmalar tarzındadır eğer bakteriyel ya da viral enfeksiyon eklenirse sulanma bulguları oluşur.
Yeni doğanlarda atopik dermatit genellikle yüzde ve kulak arkasındaki pililerde dirseklerde dizlerin arkasında ve popolarında görülür. Yüzde özellikle göz kapaklarının birleştiği çizgilerde (Dennie hattı) görülür. Çocuklarda kol ve bacakların dış yüzünde görülür. Çocuk ve ergenlerde deri belirtilerinin olmadığı alana sert bir cisimle basıldığında beyaz dermografizm denilen beyaz renkli bir kabarıklık oluşur. Bu şüpheli durumlarda doktorlar tarafından atopik dermatit tanısı koymak için uygulanan bir yöntemdir. Daha yararlı bir test ise kanda IgE antikorlarına bakmak ve alerji deri testi yapmaktır. Deri testi gıdalar ev tozu akarları hayvan tüyleri polenlerle yapılır.

Tedavi
Eğer hastanın bir gıdaya duyarlılığı saptandı ise bu gıda mutlaka diyetinden çıkarılmalıdır. Eğer bu gıda süt gibi vazgeçilmez bir besin ise alerji uzmanınız bunun yerine kullanabileceğiniz seçenekler hakkında sizi bilgilendirir. Eğer sorumlu olan çevresel bir faktörse onlardan da kaçınmak gerekir.
Ilık su banyosu ve kokusuz sabunlar kaşıntıyı azaltır. Bir havlu ile sürtmeksizin hafifçe kurulanır ve hemen nemlendirici krem sürülür. Şiddetli belirtiler için kortizonlu kremler kullanılabilir. Fakat bu kremler kesinlikle yüzdeki belirtilere uygulanmamalıdır. Antihistaminikler derideki kaşıntıyı önlemektedir. 12 yaşın altındaki çocuklarda uyku hali yapmayan ve uzun etkili antihistaminikler kullanılmalıdır. Tırnaklarınızı kısa kesiniz.Yumuşak ve pamuklu giysilerin kullanması uygundur. Deterjanlar hafif ve parfümsüz olmalıdır. Eğer belirtilerde sulanma olursa hasta mutlaka doktoruna başvurmalı ve gerekli olan antibiyotikleri kullanmalıdır.

Hastalığın Gidişi
Çocukların 1/3' inde bu hastalık tamamen geçer ve diğer alerjik hastalıklar da gelişmez. Diğer 1/3' inde hastalık geçer ama alerjik rinit ve/veya astım gelişebilir. 1/5' inde yıllarca sürebilir. Çok daha az bir kısmında ise hem deri belirtileri devam eder hem de buna alerjik rinit ve/veya astım eklenebilir. Tüm bunlara rağmen hastaların nasıl gideceğine dair kesin bir şey söylemek mümkün değildir. Sıkı bir şekilde diyet çevresel faktörlerin kontrolü tedavi takibi yapılmalıdır.
 
Fiziksel etkenlere bağlı olarak ürtiker oluşabilir. Fiziksel ürtikerler genellikle kronik ürtikerlerdir. Birden fazla fiziksel ürtiker tipi aynı hastada birarada bulunabilir.
Fiziksel ürtikerlere ortaya çıkmasına neden olan fiziksel etkene göre isim verilmektedir:

SOĞUK ÜRTİKERİ

Soğuk ürtikeri SOĞUK TEMASINI takiben kısa süre içinde...

KOLİNERJİK ÜRTİKER

Kolinerjik ürtiker egzersiz sıcak banyo terleme ve anksiete gibi uyaranlarla ortaya çıkan etrafı belirgin kızarıklıkla çevrili küçük nokta şeklinde lezyonlardır. Daha çok göğüsün üst kısmı ve boyunda gözlenmekle birlikte tüm vücutta yaygın olarak oluşabilir.

BASINÇ ÜRTİKERİ

Basınç ürtikeri basınca maruz kalan vücut bölgelerinde 4-6 saat sonra ortaya çıkan ürtiker ve angioödemdir. Semptomlar vücudun giysilerle basınç altında kaldığı bölgelerinde veya yürüme ya da uzun süreli oturma gibi uzamış basınca marzu kalan bölgelerinde ortaya çıkar.

Basınç ürtikeri kendi başına bir hastalık olarak görülebilmekle birlikte daha çok kronik ürtikere eşlik etmektedir. Basınca bağlı ürtikeri olan kronik ürtikerli hastalarda gıda allerjisi insidansının artmış olduğu yönünde bulgular vardır.

DERMOGRAFİZM

Deriye yazı yazma anlamına gelir.
Populasyonun %2-5'inde görülür.
Derinin künt bir cisimle çizilmesini takiben 1-2 dakika içinde çizilen hat boyunca ürtiker oluşmasıdır.

Dermografizm birçok kronik ürtiker tipiyle birlikte görülebilmektedir.

SOLAR ÜRTİKER

Güneş ışığına maruziyet ile 1-3 dakika içinde ürtiker tablosunun ortaya çıktığı bir hastalıktır.
Tipik olarak güneşe maruz kalan bölgelerde ilk 30 saniye içinde önce kaşıntı oluşur takiben kızarıklık ve şişlik meydana gelir. Geniş vücut sahası güneş ışığına maruz kalırsa tansiyon düşüklüğü ve solunum sistemi semptomları da oluşabilir.

AKUAJENİK ÜRTİKER

Akuajenik ürtiker suyun ısısından bağımsız direkt su ile temasa bağlı olarak ortaya çıkan küçük ürtiker plakları şeklinde bir klinik tablodur.
 
Başlıca ultraviyole (güneş) ışınların etkisiyle ortaya çıkan fotokontakt dermatit fotoirritan (fototoksik) ve foto allerjik kontakt dermatit olarak ikiye ayrılır. Güneş ışınlarına maruz kalan yüz göğüs ön V’si el sırtı açıkta kalan önkolların dış kısımları lezyonların en sık görüldüğü yerlerdir.

1-Fotoirritan kontakt dermatit:

Güneş ışınlarına özellikle UVA’ya maruz kalan deri bölgelerinde fotokimyasal yolla oluşan ve genellikle temas edenlerin büyük bir kısmında ve ilk temasta ortaya çıkan inflamatuar deri reaksiyonudur. Oluşumunda immünolojik mekanizmaların rolü yoktur. Fotoirritan bir reaksiyonun gelişebilmesi için ancak uygun dalga boyunda ışın varlığında irritan etkisini göstereblen bir maddenin deriye temas etmesi gerekmektedir. Klinik tabloda 1. veya 2. derecede güneş yanığını andıran görüntü olabilir.

Ayrıca lezyonlar sadece ışığa maruz kalmış deri bölgelerinde meydana gelir.
Parfümlü maddeler içindeki psoralenlerin etkisi ile oluşan Berloque dermatiti ve bitkilerdeki furokumarinlerin etkisiyle oluşan fitofotodermatit fotoirritan dermatitin sık görülen iki tipidir. Fitofotodermatite yol açan bitkilerin başında incir kereviz havuç maydanoz ve limon gelir. Başlıca fotoirritan maddeler ise katranlar psoralenler furokumarinler antrakinon ve akridin türevi boyalar (akriflavin rivanol florosein gibi) ilaçlar (sülfonamidler klorpromazin tetrasiklin ve kinolon türevleridir.

2. Fotoallerjik kontakt dermatit:

Allerjen maddelerle gelişen ve 280-600nm arasındaki dalga boyunda ışınlara gereksinim duyan immünolojik bir reaksiyondur. Fotoallerjik reaksiyon oluşması için kişinin önceden duyarlanmış olması gerekmektedir. Herhangi bir olguda bu iki tip reaksiyonun birbirinden ayırt edilmesi zordur. Klinik olarak allerjik kontakt dermatite benzer.
Başlıca fotokontakt allerjenler; fenotiazinler (antipsikotik insektisit ve antihelmintik) sülfonamidler bitkisel allerjenler NSAID kozmetik ürünler güneşten koruyuculardır.
 
Gebelikte oksijen tüketimi %25 kadar artarbunda annenin vücut yüzeyinin giderek artması ve bebeğin enerji gereksinimindeki artış etkilidir.

Bebeğin Anne Karnında Oksijenlenmesi

Plasentadan ayrılan bebeğe ait göbek kordonundaki ven kanı anne rahimi ven kanına eşit oksijen düzeyine sahiptir. Bebek nisbeten düşük oksijen miktarlarını normalde tolere eder. Bu toleresyan fetal hemoglobinin oksijen taşıma kapasitesine ve Yüksek bebek kalp atımına bağlıdır.

Astmanın Gebelik Üzerine Etkisi

Astmatik olmayan ve astmatik gebelerde yapılan bir çalışmada astmalı grupta hamilelik esnasında çocuk ölümü düşük doğum ağırlıklı bebek erken doğum gebelik toksemisi daha sık görülmüştür.

Gebeliliğin Astma Üzerine Etkisi

Gebelikte astımlı hastaların 1/3’ ü kötüleşir 1/3’ ü hafifler diğer 1/3’ ü de hiç değişmez.

Gebelik Sırasında Bulguların Artmasına Neden Olan Faktörler;

Progesteron artmasına bağlı aşırı solunum
Viral üst solunum yolu enfeksiyonunun fazla görülmesi
Bebeğe ait antijenlerle karşılaşma
Histamin vb. gib bazı maddelerin düzeylerinde artış
Mideden yemek bosuna geri kaçışta artış
Gebelik Sırasında Astma Bulgularının Düzelmesine Etki Eden Faktörler;

Kanda serbest kortizol düzeyinde artma.
Bronkomotor tonus ve hava yolu direncinde azalma.
Ig E yapımının azalması
Progesteron aracılığıyla bronşlarda açılma oluşması.
GEBELİKTE ASTMA TEDAVİSİ

Karşılaşılan en önemli belirsizlik tedavide hangi ajanların kullanılması gerektiğidir.

Astmanın süregen iltihabi seyirli doğası göz önüne alınarak iyi bir şekilde takib edilerek kullanıldığında; TEOFİLİN SODYUM KROMOGLUKAT İNHALE STEROİDLER BETA 2 AGONİSTLERİN kullanımında sakınca yoktur. Akut alevlenmelerde bebekteki oksiyenlenme azalmasını önlemek için agressif tedavi yapılmalıdırtedavide beta 2 agonist ve oksijen yer almalıdır. Gereğinde damardan kabadan veya ağız yoluyla kortizon verilmelidir.

B.Gebelikte Akut Astma Tedavisi

Akut atakların genellikle 17. ve 24. haftalar arasında geliştiği akut atakların tüm gebelik süresince uniform dağılmadığı ileri sürülmektedir.

Burun yolu ile oksijen 3-4 lt/dk
Nebulize beta 2 agonist bronkodilatatör; ilk 60-90 dk da 3 doza kadar
Kortikosteroid bağımlı olgularda başlangıçta ve 1.saatteki tedavi sonrasında düşük yanıt alınan olgularda başlangıç tedavisine ek olarak İV 6-8 saatte bir 1mg/kg metilprednizon (hasta düzeldikçe azaltılır).
Damardan aminofilin açısından değerlendirilir (genellikle sadece hastaneye yatırmak gerekiyorsa)eğer kullanılacaksa ;6 mg/kg yükleme dozu 05 mg/kg idame dozu Kan teofilin düzeyi 8-12 mikrogram/ml olacak şekilde sürdürülür.
Yukardaki tedavilere yanıt alınamıyorsa 025 miligram ciltaltına terbutalin vermek açısından değerlendirilir.
 
Allerjik hastalıklarda hastanın öyküsü çok önemlidir.

Gelişmiş olan reaksiyonun gıda ile ilişkisini ortaya koyabilmek için hastanın ayrıntılı sorgulaması (anamnez öykü) yapılır. Hangi gıda veya gıdalar şikayetlere neden oluyor reaksiyonlar nasıl ortaya çıkıyor kaç kez tekrarladı... vs gibi sorularla araştırma yapılacak gıdalar belirlenmeye çalışılır.

Daha sonra gıdalarla deri testleri uygulanır.

Bu uygulama genellikle özel hazırlanmış gıda allerjenleri ile yapılır.

Ama bazen gıdanın doğal haliyle yani taze gıda örnekleriyle de test yapılabilir.

Bazı hastalıklarda (atopik dermatit) ve allerji ilaçlarının (antihistaminler) kesilemediği bazı durumlarda deri tetsleri uygulanamaz.

Bu durumda gıda spesifik İg E tetkiki uygulamak gerekir.

Ancak yumurta ve süt allerjileri hariç bu test her zaman faydalı sonuçlar vermeyebilir.
Diğer bir tanı yöntemi eliminasyon (kaçınma) diyetleridir.

Hastanın anamnezi ile tespit edilmiş olan muhtemel sorumlu gıda veya gıdalar diyetten çıkartılır ve şikayetlerin seyri takip edilir.

Gıda allerjilerinde altın standart olarak kabul edilen tanı yöntemi "maruziyet testi" dir (oral challenge).

Bu test acil müdahale koşullarının sağlandığı ortamlarda (hastane) ve tecrübeli allerji uzmanları gözetiminde yapılabilir. Tanı değeri çok yüksektir ancak test sırasında allerji gelişme riski vardır.

GIDA ALLERJİLERİ NASIL TEDAVİ EDİLİR ?

Gıda allerjilerini ortadan kaldıracak bir tedavi yöntemi yoktur. Tedavide hedef; allerji yapan gıdalardan ve benzer gıdalardan (çapraz reaksiyon yapanlar) uzak kalmaktır.

Gıda allerjili hastalarda bazı gıdaları yememeye bağlı olarak vitamin ve mineral eksiklikleri ve buna bağlı klinik tablolar oluşabilmektedir. Bu nedenle vitamin ve mineral takviyesi önemlidir.

Acil klinik tabloları erken önlemek için adrenalin (epinefrin) otomatik enjektörü taşınabilir.

Allerjik hastaların bir kısmı özellikle süt ve yumurta allerjisinde 3-4 yaşından sonra allerji yapan gıdaları tüketebilir hale gelebilir.

Gıda allerjisi gelişimini önleyebilmede en etkin yöntem bebeklerin ilk 6 ay mutlak anne sütü ile beslenmesi katı gıdaların mümkün olduğu kadar geç dönemde verilmesidir.
 
Hava Kirliliği Alerji ve Bağışıklık Sistemi

Soğuk kış günlerine girdiğimiz bu günlerde bazılarımızın sağlıkları açısından diğerlerinden çok daha dikkatli olması gerekmektedir. Gelişen ve maalesef plansız büyüyen medeniyetlerin önemli sorunlarından biri olan hava kirliliği kış aylarında giderek artmaktadır.

Özellikle ısınmak için kullandığımız yakıt kalitesi ile de ilgili olan bu durumun yol açabileceği sağlık problemleri hiç de azımsanmayacak kadar büyük olabilir. Çocuklar yaşlılar ve herhangi bir nedenle bağışıklık sistemi yetersizliği olan kişiler bu problemlerden en çok nasibini alan kesimi oluştururlar. Ayrıca da solunum yolları ile ilgili alerjik hastalığı (alerjik rinit astım gibi) olan kişilerin de bu duruma dikkat etmesi ve gerekli önlemleri alması uygun olacaktır.

Soğuk havanın ve hava kirliliğin toplumun tüm bireylerini az ya da çok etkilediği aşikar bir gerçektir. Ancak bahsi geçen kişilerin bu duruma daha yatkın oldukları bilinmektedir. Soğuk havanın hâkim olduğu günlerde hemen herkesin en azından bir kez bile olsa üst solunum yolu enfeksiyonu geçirebileceğini biliyoruz. Bunun birçok sebebi olmakla birlikte bağışıklık sistemimizle de yakından ilişkili olduğunu gösteren bir dolu delil vardır. En basitinden soğuk hava solunduğu zaman kişilerin üst solunum yolundaki dolaşımın azaldığı ve o bölge kanlanmasının çok iyi olmadığı ardından da o bölgeden mikropların uzaklaştırılamadığı gibi mekanik açıklamalar vardır.

Alerjik hastalığı olan kişilerde ise bağışıklık sistemi alerjik olmayanlara göre bir miktar değişik çalışır. Bu kişilerin özellikle bazı bakteriyel ve viral enfeksiyonlara yatkın olduğunu biliyoruz. Çünkü alerjik hastalığı olan kişilerde bu tür mikroplarla mücadele edecek olan hücreler bir miktar baskılanmıştır. Bağışıklık sistemlerindeki bu dengesizlik bu kişilerde alerjik olmayan kişilerde cevap verilmeyen ve dışarıdan alınan bazı maddelere (ki biz bunlara alerjen diyoruz) cevap oluşması şeklinde karşımıza çıkar. Dolayısıyla alerjik bir yapıya sahip insanlar bu dengesizlik sebebiyle zaten bazı mikroplara karşı yetersiz yanıt vermektedir. Kış aylarında artan üst solunum yolu enfeksiyonları salgınlarına da daha duyarlı hale gelirler.

Ayrıca zaten altta yatan solunum yolları alerjisi olan kişilerin hava kirliliği gibi durumlara son derece duyarlı olduğu bilinmektedir. Hava kirliliğindeki günlük artışlar da çeşitli ani sağlık sorunlarına neden olmaktadır. Örneğin kirletici miktarlarında artış astım ataklarında artışa yol açmaktadır. Bunun dışında kirleticilere uzun süreli maruz kalım ile sağlıkta kronik etkiler ortaya çıkmaktadır. ABD ve Hollanda`da yapılan çalışmalarda hava kirliliği olan bölgelerde yaşayanların ömrünün kirliliğin olmadığı bölgelerde yaşayanlara göre 1-2 yıl daha kısa olduğu belirlenmiştir.

Tüm bu durumlar karşısında bazı önlemler almak gerekmektedir. Bunların başında bağışıklık sistemimizi zayıflatan faktörlerden kaçınmaya çalışmak gelir. Örneğin bizi strese sokan faktörlerden olabildiğince uzakta kalmak hayata ve olaylara pozitif bir bakış açısıyla yaklaşmak alkol ve sigara tüketiminden uzak kalmak dengeli ve düzenli beslenmek düzenli spor yapmak bağışıklık sistemimize verebileceğimiz destekler arasındadır. Ama zaman zaman bu destekler de yetersiz kalır ve dışardan bağışıklık sistemimizi güçlendirici yardımlar (takviyeler) da almak durumunda kalabiliriz.
Bağışıklık sisteminin dengelenmesinde sağlıklı yeterli ve dengeli beslenme önemli bir yer tutar. Yiyecekler yendikten sonra vücuda enerji vermek için oksijenle yanarlar yanma sırasında zararlı maddeler olan serbest radikaller oluşur. Çoğalan serbest radikaller vücudun tüm hücre ve organlarına zarar vermeye başlarlar. Serbest radikallerden tamamen uzak kalabilmek olanaksızdır. Böcek öldürücüler endüstride kullanılan kimyasal maddeler işlenmiş gıdalar sigara dumanı güneşin zararlı ultraviyole ışınları veya alkolün vücuda girmesi stres vücudumuzda serbest radikallerin açığa çıkmasına neden olur. Bunun dışında hava kirliliği egzos gazları sigarı dumanı v.b. gibi birçok faktör hücrelerimizi etkileyerek serbest radikalleri çoğaltır. Serbest radikallerin zararlı etkilerden korunmak için vücudumuz bunlara karşı savunma mekanizması geliştirir. Vücutta üretilen bazı enzimler serbest radikallerden kurtulmamızı sağlar yanmayı (oksitlenmeyi) önleyen anti-oksidan maddeler enzim miktarını artırır ve böylece savunma mekanizması güçlenir. Anti-oksidanların en önemlileri C ve E vitamini beta-karoten selenyum bazı protein bileşikleri isoflavonlardır. Bu anti-oksidanları içeren besinleri günlük beslenmemiz içerisinde bol miktarda tüketmeliyiz. Anti-oksidanlar dışında bazı besin maddelerini günlük beslenmemize eklememiz bağışıklık sistemini güçlendirici etki yapacaktır. Omega 3 yağ asitleri adı verilen ve balıkta bolca bulunan yağ asitleri ve proteinli gıdalardan aldığımız arginin amino asidi bağışıklık sistemimiz için önemli besin kaynaklarıdır. Bağışıklık sistemimizi güçlendirecek maddeler arasında beta-glukan echinacea probiyotikler izozomlar ve yeşil çay gibi doğal maddeler de yer alır.
Ancak tüm bunları yaparken mutlaka sizi izleyen alerji ve bağışıklık sistemi uzmanı olan doktorunuza danışmanız en uygun davranış olacaktır. Çünkü yerinde alınmayan ve bazen de gereksiz olarak uygulanan bu tür maddelerin de zararlı etkileri olabilir…
 
Ölçülü doz inhalerin kullanımı dikkat el ve solunum koordinasyonu gerektirir.
Ancak her hastada bu şartları sağlamak mümkün olmaz. bu nedenle ÖDİ kullanımını kolaylaştırmak ve bir kerede akciğerlere daha fazla ilaç ulaştırılmasını sağlamak amacıyla hazne adı verilen ara bağlantı parçası geliştirilmiştir.

Nasıl kullanılır ?

Haznelerin değişik modelleri vardır.
Haznenin bir tarafına ÖDİ yerleştirilr diğer tarafı ise solunum yoluna (ağız ve burun) birleştirilir. Maskeli formu daha çok çocuklarda tercih edilir.
Erişkin hastalarda maske kullanmadan doğrudan ağız ile birleştirilebilir.
ÖDİ'yi hazneye taktıktan sonra BİR KEZ basınız.
ÖDİ spacer içine her seferinde sadece 1 kez sıkılmalıdır.
Beklemeden (3-5 saniye içinde) DERİN ve YAVAŞ bir nefes alınız.
İşlemini tamamladıktan sonra cihazı ağzınızdan ayırın ve 8-10 saniye nefesinizi tutun.
Haznenin ağız kısmındaki valflerin düzgün olarak çalışması için temiz olması gereklidir.
Bu nedenle düzenli olarak su ile yıkayınız.
Sık yıkama hazne çeperine yapışan ilaç miktarını artıracağından her kullanımdan sonra yıkanması önerilmemektedir.
Hazneyi yıkadıktan sonra bezle kurulamayınız sadece kurumaya bırakınız.
 
HANGİ İLAÇLAR ALLERJİYE NEDEN OLUR?

Tüm ilaçlar allerjiye neden olabilir. Ancak bazı ilaçlarla (ör: penisilin) allerji daha sık görülür. İlaçların molekül yapı özellikleri ve tedavide kullanım sıklıkları allerji yapmalarıyla yakından ilişkilidir.

İLAÇLAR ARASINDA ÇAPRAZ REAKSİYON NE DEMEKTİR?

Bazı ilaçların kimyasal yapısı birbirine benzer. Allerjiye neden olan ilaçtan isim olarak farklı ancak kimyasal yapısı benzeyen diğer ilaçlar da aynı şekilde allerjik reaksiyona neden olabilir. Buna çapraz reaksiyon denir. İlaç allerjisi olan hastalara reçete yazarken çapraz reaksiyon veren ilaçlara dikkat edilir.

"HANGİ İLAÇLARA ALLERJİM VAR ?"

Bu soru hastalar tarafından oldukça sık sorulur. Ama günümüz tıbbında çoğu ilaç için cevabı verilememektedir.
Polenler akarlar gıdalar gibi allerjenlere duyarlılık olup olmadığı allerji testleri ile tespit edilebilmektedir. ANCAK AYNI ŞEY İLAÇLAR İÇİN GEÇERLİ DEĞİLDİR. Çünkü ilaçlar vücuda girdikten sonra birtakım biyolojik olaylara maruz kalır ve kimyasal yapıları değişime uğrar. Bağışıklık sistemi tarafından duyarlılık gelişimi bu yapısal değişikliğe uğramış moleküllere karşıdır. Bu nedenle ilaçlarla test yapabilmek için vücutta değişime uğramış bu yeni yapının elde edilebilmesi gereklidir.

Bugün için "test maddesi olarak kullanıma uygun molekül" birçok ilaç için mevcut değildir. Bu nedenle penisilinler gibi sınırlı sayıda birkaç ilaç için deri testi yapabilmek mümkündür.

İLAÇ ALLERJİLERİNDEN KORUNMAK İÇİN NELER YAPILMALIDIR?

Bu konuda en önemli olan her ilacın allerjiye neden olabileceğini bilerek KENDİ KENDİNE TEDAVİDEN KAÇINMAKTIR. Yani doktor reçetesi olmadan herhangi bir ilaç kullanılmamalıdır.

Bir ilaç tedavisi sırasında herhangi bir istenmeyen reaksiyon ortaya çıktığında hemen DOKTORA BAŞVURULMALIDIR.
ALLERJİYE NEDEN OLAN İLAÇLARIN İSMİ MUTLAKA KAYDEDİLMELİDİR. Bu kayıtlar ileride aynı veya benzer yapıda ilaçların kullanımını ve allerji gelişmesini önleyecektir.

İLAÇ ALLERJİSİ NASIL TEDAVİ EDİLİR?

İlaç allerjilerinde ortaya çıkan bulguların bir kısmı zaman içerisinde kendiliğinden kaybolur bazıları ise uygun ilaçlarla tedaviyi gerektirir.

Ancak İLAÇ ALLERJİSİNİ TAMAMEN ORTADAN KALDIRMAK MÜMKÜN DEĞİLDİR. Bu nedenle ilaç allerjilerinde tedaviden ziyade korunmadan bahsetmek daha uygundur. Pratikte allerjik reaksiyona neden olan bir ilacın bir daha kullanılmaması en akılcı yöntemdir.

İLAÇ ALLERJİSİ OLAN HASTALARDA SIK KARŞILAŞILAN SORUNLAR NELERDİR ?

İlaç allerjisi gelişen hastaların çoğu sonraki ilaç kullanımları ve allerji riski konularında endişe duymaktadır.

Ancak günümüzde birbirine alternatif birçok ilaç vardır. Bir ilaca karşı allerjisi olan hastalar bu ilaçla çapraz reaksiyon vermeyen başka bir ilacı rahatlıkla kullanabilir.

Hatta mutlak gerekliyse allerji yapmış bir ilaç bile özel bazı ön-tedavi yöntemleri uygulanarak kullanılabilir.

Hastalarımız genellikle allerji yapan ilaçların ismini hatırlayamadıklarını ifade ederler. Ancak allerjiye neden olan ilaçları doktora bildirmek teşhiste en önemli yeri tutar. Bu nedenle allerjik reaksiyon gözlenen ilaçların ismi mutlaka kaydedilmeli ve saklanmalıdır.

SIK SORULAN BİR SORU: PENİSİLİN TESTİ HANGİ DURUMLARDA ve NASIL YAPILIR ?

"Test yapılmadan penisilin enjeksiyonu yapılmaz" görüşü YAYGIN ancak ÇOK DOĞRU OLMAYAN bir görüştür.
Daha da yaygın ve hatalı olan ise enjeksiyon yapılmadan önce hazırlanan ilacın deri altına verilmesi yoluyla test yapılmasıdır.

Penisilin testi bu amaç için üretilmiş özel test maddeleriyle yapılmalıdır. Bu test maddesi ülkemizde de mevcuttur.

Daha önce penisilinlerle allerjik reaksiyon TANIMLAMAYAN hastalarda test yapılması gerekli değildir.
Penisilin allerjisi TANIMLAYAN hastalara da penisilinlerle tedavi yapılması doğru değildir.
Bu nedenle penisilin testleri Allerji uzmanı hekimler tarafından belirlenecek ve gerekliliği onaylanacak bazı özel durumlar dışında yapılmamaktadır.
 
Geri