8. Ev

P
  • Kullanıcı Phoibos
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Üye Günlüğü
6.jpg



Güney Kore'de ilkokul öğrencileri yılın belirli dönemlerinde askeri tesislerde kampa alınıyor. İçlerinden biri, eğitim sırasında edindiği fiziksel ve zihinsel gücü ispat etmeye çalışıyor. Sesinin seviyesini tahmin etmeye gerek yok. Yüzü yeterince bağırıyor
 
46115_3.jpg




Ne güzel şey hatırlamak seni :
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...

Ne güzel şey hatırlamak seni :
bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
ve saçlarında
vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının...
İçimde ikinci bir insan gibidir
seni sevmek saadeti...
Parmakların ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının,
güneşli bir rahatlık
ve etin daveti :
kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
sıcak
koyu bir karanlık...

Ne güzel şey hatırlamak seni,
yazmak sana dair,
hapiste sırtüstü yatıp seni düşünmek :
filânca gün, falanca yerde söylediğin söz,
kendisi değil
edasındaki dünya...

Ne güzel şey hatırlamak seni.
Sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine :
bir çekmece
bir yüzük,
ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım.
Ve hemen
fırlayarak yerimden
penceremde demirlere yapışarak
hürriyetin sütbeyaz maviliğine
sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım...

Ne güzel şey hatırlamak seni :
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...

Nazım Hikmet
 
110422naz%C4%B1m.jpg



Bizi esir ettiler,
bizi hapse attılar :
beni duvarların içinde,
seni duvarların dışında.

Ufak iş bizimkisi.
Asıl en kötüsü :
bilerek, bilmeyerek
hapisaneyi insanın kendi içinde taşıması...
İnsanların birçoğu bu hale düşürülmüş,
namuslu, çalışkan, iyi insanlar
ve seni sevdiğim kadar sevilmeye lâyık...
 
tumblr_nhmbzdMLqg1u2rcn6o1_400.jpg


Dağın üstünde :
akşam güneşiyle yüklü olan bir bulut var dağın üstünde.
Bugün de :
sensiz, yani yarı yarıya dünyasız geçti bugün de.
Birazdan açar
kırmızı kırmızı :
gecesefaları birazdan açar kırmızı kırmızı.
Taşır havamızda sessiz, cesur kanatlar
vatandan ayrılığa benzeyen ayrılığımızı...


Yine mi Nazım? Evet.
 
img-283894-8c2448c161.jpg



İkimiz de biliyoruz, sevgilim,
öğrettiler :
aç kalmayı, üşümeyi,
yorgunluğu ölesiye
ve birbirimizden ayrı düşmeyi.
Henüz öldürmek zorunda bırakılmadık
ve öldürülmek işi geçmedi başımızdan.

İkimiz de biliyoruz, sevgilim,
öğretebiliriz :
dövüşmeyi insanlarımız için
ve her gün biraz daha candan
biraz daha iyi
sevmeyi...

Tabi ki Nazım.
 
nazc4b1m-piraye.jpg



Çekilmez bir adam oldum yine :
uykusuz, aksi, nâlet.
Bir bakıyorsun ki
ana avrat söver gibi, azgın bir hayvanı döver gibi bugün çalışıyorum,
sonra bir de bakıyorsun ki
ağzımda sönük bir cıgara gibi tembel bir türkü
sabahtan akşama kadar sırtüstü yatıyorum ertesi gün.
Ve beni çileden çıkartıyor büsbütün
kendime karşı duyduğum nefret
ve merhamet...

Çekilmez bir adam oldum yine :
uykusuz, aksi, nâlet.
Yine her seferki gibi haksızım.
Sebep yok,
olması da imkânsız.
Bu yaptığım iş ayıp
rezalet.
Fakat elimde değil
seni kıskanıyorum
beni affet...
 
memet-fuat-nazim-hikmet-piraye.jpg


Hay aksi lânet, fena bastırdı kış...
Sen ve namuslu İstanbulum ne haldesiniz kim bilir?
Kömürün var mı?
Odun alabildin mi?
Camların kıyısına gazete kâadı yapıştır.
Gece erkenden yatağa gir.
Evde de satılacak bir şey kalmamıştır.
Yarı aç, yarı tok üşümek :
dünyada, memleketimizde ve şehrimizde
bu işte de çoğunluk bizde...
 
Blog_LouAndreasSalome.jpg


Lou Andreas Salome, evdeki büyük erkeklerin arasında kendini onlardan biri gibi hissederek genç kızlığıa adım attığı yıllarda, ne zaman yurt dışına çıksa, dünya gözüne 'ağabeylerle doluymuş gibi' görünüyordu. Ve o ağabeyleri Salome'yi çok seviyordu.

Derken bir gün Papaz Gillot girdi hayatına. Henüz on yedi yaşındaydı. Methini duyduğu papaza bir mektup yazıp çevresindeki kalabalığın arasında kendini ne kadar yalnız hissettiğini anlatmıştı. Bu mektuptan sonra Gillot, 'bu özel çocukla' bizzat ilgilenmeye kara vermişti.

Çok geçmeden babası yaşındaki Gillot onunla birlikte olabilmek için ailesiyle ilgili 'bazı ayarlamalar' yapabileceğini söylediğinde ise derinden sarsılmıştı Salome. Görünmeyen bir büyükbabaya benzettiği Tanrısını o gün, onun yanında kaybetmiş ve hiçbir erkeğe teslim olmama kararını da yine o gün, onun yanında almıştı. Bir erkeğe teslim olmak bir daha asla özgür olamamak demekti. Ve bu hiç de Lou'ya göre değildi...

Rusya'dan uzaktayken tanıştığı erkeklerden ilki Paul Ree, ikincisi ise Ree'nin yakın dostu Friedrich Nietzsche'ydi. İkisi de zeki ve ünlüydü. Ve her ikisi de tehlikesizdi: Lou'nun ikisine de aşık olma ihtimali yoktu.

İlk evlenme teklifi Ree'den geldi. Bu teklifi düşünmeden reddetti Lou ama Ree'nin kendisinden uzaklaşmasına da izin vermedi. Yirmi yaşındaki Salome'nin oluşturmayı düşündüğü seçkin aydınlar topluluğunda Ree'ye ihtiyacı vardı.

Reddedilmeyi kendine özgü bir soylulukla taşıyan Ree, kısa bir süre sonra Nietzsche'yle tanıştırdı onu. Ardından soğukkanlılığını korumaya çalışarak aşık olduğu kadına arkadaşının evlenme teklifini getirdi. Ama bu teklifi de kabul etmedi Salome. Nietzsche, zekası ve fikirleriyle son derece etkileyiciydi, üstelik gördüğü en güzel ellere sahipti. Ama, her ne kadar genç kadın pek dile getirmek istemese de, Ree'yi bir erkek olarak nasıl yeterince etkileyici bulmuyorsa, Nietzsche'yi de yeterince varlıklı bulmuyordu.

Nietzsche ve Ree otuzlarının ikinci, Salome ise yirmilerinin ilk yarısındaydı. Ve Salome, bu iki büyük erkek üstündeki 'yıkıcı' etkisinin farkındaydı. Onları asıl etkileyen, en karmaşık konuları bile kısa sürede kavrayan keskin zekası, dünyayı bir erkek gibi özgürce algılarken ve öyle yaşarken davranışlarındaki zarafeti asla yitirmemesiydi.

Sık sık bir araya gelen bu garip üçlünün iki erkeği de durumdan hoşnutlardı. 1882 yılında Lucerne'de yaptıkları kışkırtıcı ve entelektüel bir balayı sırasında çektirdikleri fotoğraf, aralarındaki ilişkinin ne kadar kafa karıştırıcı olduğunu yeterince açıklıyordu. Bir at arabasında oturan Salome'nin elinde çiçeklerle süslenmiş bir kırbaç vardı. Yüzünde şeytani bir tebessüm dolaşıyordu. Ve şık giysiler içindeki Ree ile Nietzsche onun önünde ayakta duruyorlardı.

Uzun sürmedi bu balayı. Ree, artık Nietzsche ile görüşmemesi gerektiğini yazmaya başlamıştı Salome'ye mektuplarında. Salome'yi tanımadan önce evliliğe ancak iki yıl dayanabileceğini söyleyen Nietzsche ise, fikirlerinin varisi ilan ettiği genç kadının hiçbir şekilde kendisine ilgi göstermemesine artık öfkelenmeye başlamıştı. Ree ile Salome'nin birlikte yaşamaya başlaması - aralarında hiçbir şekilde bir kadın erkek ilişkisi olmasa da- bardağı taşıran son damla olmuş, ikili Nietzsche'den aşağılayıcı ifadeler ve hakaretlerle dolu mektuplar almaya başlamıştı.

Salome'nin üst üste aldığı evlilik tekliflerini geri çevirmesiyle teselli olan ve umudunu yitirmeyen Ree, nafile bekleyişini sürdürdü. Ta ki Salome, bir ara tek başına kaldığı pansiyonda, Doğu dilleri uzmanı olan Fred Charles Andreas ile tanışana kadar... Salome kendisinden dört yaş büyük olan Andreas'ın evlilik teklifine olumlu yanıt verdi.



1. bölüm sonu.
 
Lu_Salome_Nietzsche_Ree.jpg


Ama daha önce yapması gereken bir iş vardı. Zekasıyla zehirleyerek intiharın eşiğine getirdiği, hastalıklarına aşık Nietzsche'yi bu fikrinden caydırmalı, Alman felsefesinin öksüz kalmasını engellemeliydi. Ünlü psikiyatr Breuer'e giderek her şeyi anlattı. Genç kadından çok etkilenen Breuer, onunla işbirliği yapmaktan çekinmedi. Nietzsche ile bir araya gelecek, onu tedavi edecek ama konuşmaları arasında hiçbir şekilde Salome'nin ismi geçmeyecekti.

Salome ile Andreas 1886 Nisanında nişanlandılar. Sevdiği kadının nişanlandığını öğrendiği akşamüstü, Ree'nin yaşamının belki de en zor saatleriydi. Ree için Salome'nin nişanlanmasından daha kötü olansa, Salome'nin "ömür boyu arkadaş kalmalarını" önermesiydi. Aşık olduğu kadınla ömür boyu arkadaş kalmak... Ree sabah ilk trenle ayrıldı. Giderken yazdığı notta tek bir cümle vardı: "Merhametli ol, beni arama..."

Belki Salome evliliğinin asla cinsellikle tamamlanmayacağını söyleme cesaretini gösterebilseydi, başarısız aşık bu kadar üzülmeyecekti.

Salome, Andreas'la evlenmeden önce kocasına itaat etmemek konusunda kararlıydı. Bekaretini koruyacaktı ve yaşayacakları asla "cinsel bir evlilik" olmayacaktı. Evliliklerine iki ay kala Salome, bu düşüncelerini anlatmak istedi nişanlısına. Andreas onu dinlerken son derece sakin bir hareketle yerinden kalktı, masanın üzerindeki bıçağı aldı ve göğsüne sapladı. Andreas kurtuldu ama hiç kimse, bıçağı göğsüne saplayanın o olduğuna inanmadı.

Hastalıklı evlilik başlamıştı...

Salome ömür boyu evli kaldığı adamla hiç sevişmedi. Uyurken kendisine sahip olmaya çalıştığı için boğazına yapıştığı gece yarısı da aralarında bu konunun konuşulduğu son gün oldu. Ertesi sabah Salome alyansını çıkarırken sadece yataklarını değil, odalarını da ayırdılar.

Seksten uzak kalmaya kararlı görünen Salome, aynı yıllarda tükenmek bilmeyen entelektüel sevgililerinden birinden, Zemek'ten hamile kaldı. Evet, kadınlığını keşfetmişti. Ne var ki bu keşif sonucunda "kazayla" bedeninde hayat bulan bebek, yine bir "kaza" sonucu bir elma ağacından düştüğü gün yok olmuştu.

Belki karısının geçirdiği bu yarım kalan hamilelik değil ama Alman Yasama Meclisi üyelerinden Georg Lederbour'la yaşadıkları çıldırttı Andreas'ı. Karısı onu hem beğeniyor hem akıllı buluyor hem de kendisiyle yapmadığı bir şeyi yapıyordu. Onunla sevişiyordu. Gözü dönen Andreas ile Salome arasında bir gece yarısı şiddetli sahneler yaşandı. Salome evliliğini bitirmedi ama Paris, Viyana, Zürih ve Münih'e doğru uzun süren yolculuklara çıktı.

Savely isimli Rus doktorla Zürih'te bir dağ köyünde bir yıl geçirdikten sonra Münih'e gitti. Dini sorunlara yöneldiği dönemde yazdığı Yahudi İsa isimli makalesinden çok etkilenen ve kendisine duyduğu hayranlığı dile getiren mektuplar yazarak dikkatini çeken Alman şair Rilke'yle de burada tanıştı.

Kocası Andreas'ın da yanlarında bulunduğu Rusya seyahatini dört yıllık bir birliktelik izledi. Yaş konusunda işler artık tersine dönmüştü. Kendisinden on dört yaş gençti Rilke. Ama dördüncü yılın sonunda Rilke'den de sıkıldı Salome. Yine de alıştıra alıştıra kendisinden uzaklaştırdığı genç şairle ilişkisini hiçbir zaman kesmedi.

Hangi erkeğe hangi mesafede duracağını kendisi belirliyordu. İşte en son, mektuplarında duygularından söz açan Rilke'ye bahçesinden ve köpeğinden bahsederek genç şairi, büyük bir ustalıkla, incitmeden kendisinden uzak tutmayı başarmıştı. Sevgililikleri bittiğinde Rilke onu, her zaman kendisini onaylamasını beklediği annesinin yerine koymuş ve hayatı boyunca önemli kararlar alırken mutlaka ona danışmıştı.

Salome artık kendine sevgili olarak genç erkekleri seçiyordu. Ellilerini aştığında Bjenre otuz beş, Gebsattel yirmi sekiz, Tausk ise otuz üç yaşındaydı. Zihinsel ve fiziksel düşüşe neden olsa da yaşlılığı büyük bir olgunlukla karşılayan Salome, değişmemeye çalışma, genç kalma gibi çabaları anlamsız buluyordu. İnsanların hayatlarını yaşarken belli bir zamandan sonra durup, tıpkı sanatçılar gibi, kendilerini izlemelerinin uygun olacağını söylüyordu.

Salome'nin 1912 yılında Freud'la tanışması hayatının dönüm noktası oldu. Her çarşamba akşamı onun evindeki toplantılara katılarak psikanaliz konusundaki çalışmalarını ilerletti. Öyle ki iki yıl sonra evinde hasta kabul etmeye başlamıştı. Yaptığı işten öyle büyük bir keyif alıyordu ki maddi sorunlar baş gösterdiğinde bile kimi hastalarına ücretsiz müdahalede bulunuyor, bu arada gençliğinden beri üzerinden çıkarmadığı kürkünü de tamir etmeyi ihmal etmiyordu. Freud da psikanalizden bu kadar etkilenen kadını fevkalade büyüleyici bulmuş, konuşma yaparken eğer salonda o yoksa kendisini yalnız hissettiğini itiraf etmeye başlamıştı.


2. bölüm sonu.
 
madrid-lou-andreas-salome_2.jpg


Hayatının ellisinden sonraki kısmını psikanaliz konusunda araştırmalar yaparak geçiren Salome, geçirdiği rahatsızlıklar sırasında kendisini sık sık yattığı hastanede ziyaret eden kocasıyla belki de ilk kez sohbet etme imkanı buldu. Andreas seksen dört yaşında öldüğünde onu nasıl kaybettiğini anlayamadığını, çünkü onun özel bir ülkeye girer gibi yaşlandığını yazdı günlüğüne.

1935 yazında o ölümcül hastalığın vücudunu sarmaması için bir göğsünü aldılar Salome'nin. Artık hasta yatağında yaklaşan sonu bekliyordu. Ama bir buçuk yıl sonra geldi ölüm. Kanına karışan üre arttıkça bedeni giderek halsizleşti, benzi soldu. Son günlerinde "Bütün yaşamımı çalışarak, çok çalışarak geçirdim" derken çevresindekilere sordu: "Peki ama ne için?"

Gençliğinden beri herkes onu Rus sanmıştı. Açıkçası kendisi de bundan hoşlanmıştı. Aslında Petersburg'da yetişmiş Fransız ve Danimarkalı kanı taşıyan bir Almandı. Ünlü veya ünsüz, genç veya yaşlı ama tartışmasız tamamı entelektüel erkeklerle birlikte olmuş, isteyerek veya istemeyerek hepsine zarar vermişti. Hayatından kesitler taşıyan Ruth isimli romanı, hikayeleri, psikanalizle ilgili makaleleri, Nietzsche ve Ibsen üzerine yazdığı kitapları, yaşamı boyunca yazdıklarının sadece bir bölümüydü. Salome düşünmüş, yazmış, felsefi konuşmalar yapmıştı. Ama ilerleyen yıllarda insanlar, bunların hiçbirini değil, güzelliğini ve baştan çıkarttığı erkeklere -bunu büyük ölçüde zekasıyla yapmış da olsa- çektirdiği acıları hatırladılar.

1937 yılının Şubat ayıydı. Yetmiş altıncı yaşına basmasına birkaç gün kalmıştı. Salome gözlerini bir daha açmamak üzere kapattı. Son sözleri cılız bir sesle ve hayli güç sarfederek söyleyebildiği "Ne de olsa en iyisi ölmek" oldu.

İsteği üzerine yakıldı bedeni. Ve külleri, Göttingen şehir mezarlığında yatan kocasının yanına yerleştirildi. Bir ömür sevişmemişler, ayrı yataklarda uyumuşlardı.

Artık beraberlerdi.
 
chuck-palahniuk-next-three-books.jpg


Tüm insanlığı selamlıyoruz, merhaba... Tüm müşterilerimizi, tüm tüketicileri. Uzun zamandır üstünde çalıştığımız projeler ürünlerini vermeye başladı. Yeni gereksinimler kullanıma hazırdır, tüketiniz. Buna ek olarak şirketimiz kişisel mesih tasarlanması ve temini konusunda yeni hizmetlerine başladı. Pop yıldızı ve film starlığı paket programlarımız yeni versiyonlarıyla kullanıma hazır.

Eskiden herhangi bir reklam yapma ihtiyacı duymazdık. Ürünler kendi kendine tüketilirdi, arz gittikçe artardı. Sistem eskimeye başlıyor. Sorunlar çıkıyor. Eskiden bunlar yoktu, hepsi Chuck Palahniuk virüsünün sisteme bulaşmasıyla başladı. Aksamalar oluyor, yer yer kaymalar ve isyanlar görüyoruz. Neyse ki kişisel sindirme yöntemleri hala işe yarıyor. Uyuşturucu kullanım yönetmeliğinde yaptığımız yenilemeler bu sorunun icabına bakıyor. Ancak içten içe büyük dalgalanmalar seziyoruz.

Son yaptığımız düşünce baskınından tuhaf sonuçlar elde ettik. Elebaşları belli olmayan bir grup, garip eğitimler düzenlemeye başlamış; sabundan napalm patlayıcıları yapmak, sülfür-nitrattan akışkan bomba imalatı, temizliğin en ince püf noktaları, uçak kaçırma yöntemleri, terapi gruplarına gönüllü katılımlar, marketlerde yaptığımız anonsların şifre çözümlemeleri, tarikatların hücre sistemlerinin analizleri, estetik operasyon tarihinin incelenmesi, kozmetik ürünlerin içerdiği genetik kodların kırılması...

Bunlar sistemin devamlılığı için tehdit teşkil ediyor. Baskında ele geçirdiğimiz bilgiler sistemin arşivine transfer edildi. Daha sonra yeni yazılımlar kodlamak için kullanılabilir. Bunun yanında bir başka baskında alternatif intihar yöntemlerini, bilinçaltı keşiflerini, özgürleşme kefaretlerini, Tanrı'yı saklandığı yerden çıkarma yollarını araştıran verilere rastlandı. Aynı şekilde sistemin geleceği açısından arşive nakledildi.

Tüm bu sistem karşıtı hareketlenmelerde aynı kişinin parmağı olduğunu düşünüyoruz. Chuck Palahniuk...

Daha önce sisteme dahil etme önerilerimize de sert yanıtlar vermişti. Eleştirel düşünceyi ortadan kaldırma çalışmalarımızı altüst etmişti. Şu an peşindeyiz ancak sisteme kaydı olmadığı için takibi zor. Başka bir baskında yakalamak üzereydik. Çalıştığı bir diğer grupla birlikte bir bildirge yayınlamışlar, aynen iletiyorum:

"Görünen tüm farklar indirgenecek, eşitlenecek. Bağımlılığın hudutları görülecek. Dibe vurulacak, dibin dibine vurulacak, dibin dibinin dibine vurulacak, dipsizleşilecek. Kavramsızlaşılacak, anlamsızlaşılacak. Tüm öğretilenler sıfırlanacak, sıfır yok edilecek..."

İkinci pasaj daha karmaşık, sisteme ciddi zararlar verebilir, devam ediyorum:


1. bölüm sonu
 
Chuck-Palahniuk-on-GST.jpg


"Zaman, zaman dilimi, zaman diliminde bir nokta, zaman diliminde noktalar, tüm zaman dilimleri ve tüm noktalar, saptamak, ayrıştırmak, tekrar birleştirmek, kurgulamak, düzenli kurgulamak, düzensiz kurgulamak, kurgu düzeni yaratmak. Çizgisel ve dairesel zamanı noktsalla değiştirmek. Herhangi bir noktayı aldığımızda bir şey değişmiyorsa, hepsini aldığımızda da değişmez, nokta bağımsızdır, zamandan ilişkisizdir, hepsini aldığımızda değişmiyorsa, hepsi işe yaramaz, boştur.

Zamanı yaşamla girişi kurgularsak, yaşam da boştur, işe yaramaz, her an vazgeçebiliriz. Ne yaparsak yapalım bir şey değişmez...

Hayat, ölümün biyolojik olarak aktif safhasıdır. Hiçbirimiz yaşamıyoruz, hepimiz ölüyoruz. Safhalar değiştirilemez, hiçbir şey değiştirilemez, sadece ekleme ve çıkarmalar vardır. Ölüm anı bir noktadır, eklenip çıkarılabilir. Noktasal olarak farklı kurgulanabilir. İlk nefes, yemek borusundan bewsin takviyesi, uterusa düştüğümüz an, hayvani cinsel güdülerin bizleri taşıyan rahimlerin sahiplerine hissedildiği anlarda olabilir.

Bir tek ölüm süreci noktasal değildir, Tanrı'nın varlığı ölümün ta kendisidir. Ve Tanrı'nın ilgisini çektiğimiz sürece lanetlenme ya da kurtuluş umudumuz olabilir. Ya can düşmanı ya da hiçbir şeyi olacağız. Ya tüket ya öl diyen bu sistemde, masalların kaypak körleştiriciliğinden kurtulup özgür irademizle kargaşa prrojemizi başlatacağız."

Biz incelemeye devam edelim.

Sarsıcı fikirler sistemin güvenilirliğini örseliyor. İstihbarata göre Dövüş Kulübü kurulmuş. Chuck Palahniuk bu hareketiyle ilk darbesini indirdi. Kitabın çok kısa zamanda popüler olacağından ve hızla yayılacağından korkuyoruz.

Sinemanın aykırı ve sistemi reddeden isimlerinden biri olan yönetmen David Finscher'ın bu kitabı görselleştireceğine dair haberler aldık. Sanırım bu ciddi anlamda endişelenmemiz gereken bir gelişme. Ama alacağımız önlemler durumu düzeltebilir. Estetik kaygıları artırma ünitesini hızlandırın. İnsanların yapaylaşma ve standartlaşma sürecine ağırlık verilsin. Sanal beklentiler yaratılsın, ürünler sunulsun, ihtiyaçlar artacaktır. İnsan ihtiyaçlarının peşinden koşarken analiz mekanizmasını kaybedecektir. Nasıl olsa şu an itibariyle hayatı ev, araba, televizyon ve kazanmaya indirgedik, daha ileri gitmememiz için bir sebep yok. Sahip olmak istedikleri onlara sahip oluyor. Her şeyi kaybedebilecek kadar özgür olmaları imkansız.


2. bölüm sonu
 
Geri