29. Münazara (Ailede Kadın Çalışmalı Mı / Çalışmamalı Mı?)

🕒 Konu sahibi 2 saat önce aktifti
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Yeniden eskiye doğru gitmek istedim. Tarla, bağ, bahçe işleri yapan kadınlar çocuklarını yanlarında tutabiliyorlardı. Bugün halen ilkel yöntemlerle tarım yapılan köyleri gezerseniz, mevsimlik işçilerin yanında veya sırtlarındaki askılarda çocuklarını görebilirsiniz. Fakat modern yaşamda bir annenin çocuğunu yanında tutma şansı yok denecek kadar az.

Kadınlarımız elbette güçlüdür. Fakat söz konusu kim olursa olsun, taşıyabileceğinden fazla yük insanı çatlatır.

Dogru tespit, ama anne ile bir saatlik sağlam ilişki tüm gün ilgisiz yanında durmaktan daha makbuldür. Çalışan anneler hakkında ayrı birkaç görüşümü dile getirilen inşallah.

Şuan itibarıyla kadınların çalışma durumları hakkında konuşalım.
Kadınlarımızın geçmişinde bir iş hayatı vardı. Bu tespitim doğru mu?
 
Değerli arkadaşlar
İş hayatında bir kadınla bir erkeği
lütfen bir tutmayalım

Ruhsal be fiziksel açıdan,
erkeklere nazaran biraz daha zayıf olan
kadınlarımızı erkeklerle
eşit şartlarda iş dünyasında rekabet haline sokman
kadınlarımızı sosyal hayatta yıpratmaktadır,

Bunu yaparken de kadın hakları
kullanılmakta,
Şunu biliyorum ki
Kadın işçi demek ucuz iş gücü demek

Ayrıca
bu sözde kadın hakları savunucuları
Kadınlarımızı cinsel obje görerek
bedenlerinden para kazanmaktalar

Örneğin,
Araba lastiği satan küresel
bir firma
Çıplak kadın fiğürleri kullanarak
kadın istismarı yapmakta

Kadın özgürlüğü adı altında
Çocuklarına anne kocasına eş olacak
masum kadınlarımız
Kapitalizmin tuzakları ile
seks ve porna sektörüne sürüklenmekte

Bütün bunlar
Kadın erkek eşğitliğ ve kadını
sosyal hayata çekme çabaları
ile gerçekleşmekte
Bu oyunu görelim artık
 
Sonuçta kadına kölelik yapsın demiyoruz .
İkide bir kadına güçsüz demekten vazgeçin.
Onlar kendilerine uygun meslek seçerler .
Fakat cinsel obje görülmeleri savını son derece absürt buluyorum.
O zaman daha derine inersek kadın evde oturduğu zaman cinsel bi obje olmakta.
Neden?
Tek işi kocasıyla yatıp çocuk doğurmak ve sonra eviyle ilgilenmek.
Anne figürü sonra ekleniyor.
Temelde evlilik kurumu cinselliğin meşru şekilde gerçekleştiği kurum.
Sonunda aile olunduğu için saygı duyuluyor.

Ayrıca kadının kendi bedeni,
O resimleri reklam amaçlı çektirenin hür iradesi.
Alıcı var ki kullanılıyor.
Madem bundan rahatsız olan var.
Gözünüzü kapayın.
Zamanla talep azalırsa yapılmaz.
Ama yok arz olunca talepte olacak.
Yıl 2017.
Kimse kimseye gel senin resimlerini boy boy yayınlayalım diye tuzağa çekmiyor.
Profesyonel işletmelere gidiyor insanlar.
Yani dağına göre kar.

İstiyor yapıyor kime ne.
Onaylamayan bakmasın dediğim gibi.
Zamanla istemeyen artarsa yapılmaz.

Lütfen kadını güçsüz ve obje olarak görmeyi bırakın.

Evde oturunca neler yapar alternatif üretin.
Kısır döngüde kaldınız.
 
Öncelikle her iki takıma başarılar dilerim.

Evli ise ve eş'in kazancı doğrultusunda ekonomik sıkıntı içinde değilse o aile, kadının istek ve talebi doğrultusunda yol çizilebilinir. Lakin bana göre, maddi durum ne kadar iyi olsa da kadının daima çalışmasından yöneyimdir..

Çalışmak, para kazanmak, rahat yaşam sürmek, tek bir el'e bakmamak, ailesine destek olmak güzel durumlar. Şu zamanda bile, ekonomik gücü olmadığı için aldatılsa da, dayakta yese, hor görülse de bir çok kadın evliliğini sonlandıramıyor malesef.
Neden?
Çünkü maddi dayanağı yok!

Biz kadın çalışmamalı, "evinin kadını, çocuklarının anası" olmadır dememeliyiz. Bakınız okullara, genç kızlarla dolu.. Madem bunlar ileride çalışmamalı, neden okuyorlar? Bana annem hep der;
"Oku, mesleğini eline al, kendi yolunu kendin çiz ve kimseye muhtaç olma" diye.. Bunu eminim birçok anne hatta baba kızına söylemiştir ve söylemeye devam ediyordur.

Gençliğe emanet edilen Cumhuriyetimizi, fikri hür irfanı hür vicdanı hür kişiler, şimdilerin çocukları yarının anneleri yetiştirecek..

Malesef ki bazı kesimlerde hala ama hala, kadının çalışmasını, erkeğin evine bakacak gücü olmaması ve erkeğin ezikliğimiş gibi gösterilmekte. Neden aile şiddet mevcut? diye derine inilse olayın öznesinin erkeğin daima üstün olma çabası ve çevrenin bu konudaki bakısı çıkar ortaya.

Para, durum para. Napolyon gibi "para para para" DEĞİL! Durum, kadının kendine olan güveni, kararlılığı.. Kadın çalışmamalı denilince nedense aklıma ilk gelen eğitim oluyor. Kim cahil biri ile birlikte olup, "eş-anne" vasfını o kişiye yüklemek ister? Bence hiçkimse..
Her çocuk becerikli ve zeki anne-babası olsun, onunla övünsün ister..

Kadının işi yemek, ütü, temizlik, seks, çocuk bakımı değil. Kocanın işi de sadece çalışıp para kazanmak değil.

Sabah kocasını ve çocukarını yolcu edip, tv karşısında izdivaç programları izlemek, komşuları ile güne katılmak, yediği ve içtiği şeylerden ötürü kat kat olmuş göbek, sürekli ocaktan inmeyen çaydanlık, dert edilen tek şey "evin temizliği bitmiyor" yaygarası olan anneden mi bahsediyoruz? Bu annemi çocuğunu geleceğe hazırlayacak aydın anne?

Sevgi günün 24 saati boyunca verilince yeşeren bir şey değil!
Sevgi karın doyurmaz, yarın üniversiteyi bitirip şirketlerin kapısında ''ben geldim, yanımda sevgi de getirdim, beni işe alır mıydınız?'' demeniz fayda etmez. (alıntı)

Fedakar, cefakar olan annedir, kadındır..
Erkek ve kadın evlenerek, hayatlarını birleştirip, bir ömrü paylaşıyorlar ve buna dayalı neden çalışıp maddi durumda ferah bir yaşam sürmesinler?

1,404.00 TL asgari ücret, daha söze gerek yok.

Ha, bu arada;
Okurkende çalıştım ben, hiç pişman değilim..
Annem ve babam gece gündüz çalışıp, bizleri büyütüp, okuttu ve meslek sahibi yaptı. Ben küçüklüğümde çektiğim o resimler sayesinde, annemin bizler için çabalaması sayesinde daha çok hırslandım, daha çok çalıştım, daha çok başarılı olmayı hedefledim..

Unutulmamalı;
Anne ve babalar çocuklarının aynası'dır.
 
Kadın işçi demek ucuz iş gücü demek

Neye dayalı bu cümleyi sarfetmektesin.
Kadın denilen canlının neler başarabildiğinden habersizsin.
Yaşınızı bilmiyorum lakin, mutlaka ki çalışma hayatınızın bir döneminde, sizden üst düzeyde olan bir bayandan emir-komuta alarak çalışmışsınızdır.

ala'turka

Örneğin,
Araba lastiği satan küresel
bir firma
Çıplak kadın fiğürleri kullanarak
kadın istismarı yapmakta

Kadın özgürlüğü adı altında
Çocuklarına anne kocasına eş olacak
masum kadınlarımız
Kapitalizmin tuzakları ile
seks ve porna sektörüne sürüklenmekte

Bütün bunlar
Kadın erkek eşğitliğ ve kadını
sosyal hayata çekme çabaları
ile gerçekleşmekte
Bu oyunu görelim artık

Çalışan kadın orosbu olma yolunda ilerliyor mu demeliyiz?
Ya da bu yazıdan onu mu anlamalıyım?

Ne kötü bir düşüncedir bu..
Bu düşünceler doğrultusunda kadına çalışma hayatında hep farklı gözle bakıldığı öne sürülmekte..
Bunu böyle yapan siz erkeklersiniz..

Bu dünyada erkekler istiyor diye kadınlar özgürlüklerinden kısıtlanamaz.
Bu dünyada erkeklerin o kokuşmuş düşünceleri yüzünden kadınlar ötekileştirilemez.
 


Kadın çalıştığı sürece üretir.
Allah aşkına kölelik yaptırmıyoruz sonuçta.
Kadını Sadece evde çocuğuyla ilginen obje olarak görmek yeteneklerine Ve varlığına hakarettir.

Verdiğiniz istatistikler 10 sene evvelin.
Son zamanlarda değişiklik göstermekte.

Bakın Ben tümevarımı tek Bi kişinin söylediğiyle yaptım mı?
Örnek olarak belirttim görüş almıştım.
Ama siz direk o öyle dedi diyerek tümevarımda bulundunuz.
Rica ederim burada benim muhakeme ya da herhangi Bi yeteneğime değil söylemlerime bakınız.
Benim lafım Sadece yönteminize idi.

Aynı üslupla devam ederseniz konuyu baltalamış olursunuz.
Sonuçta bu münazarayı kimsenin muhakeme yeteneği değil konuyu doğru dürüst ele alan Ve savunan Ve grubunu iyi temsil eden bireyler kazanacaktır.

Ayrıca kadını tekrar dile getiriyorum Bi makine gibi Sadece çocuklarına eve bakan obje olarak görmekten vazgeçin.
Gidip çalışır Ve emeğinin karşılığını alırsa incileri dökülmez.
Tatlı yorgunluk olur o bilakis.
Evine daha iyi yaşam koşulu sunar.

O boşanmalar arttı isyanını da komik bulmaktayım.

Aksine çalışmıyorken kadın erkeği idare ediyor.
Tahammül ediyor.
O yüzden boşanmıyor. Daha doğrusu boşanamıyor.
Eğer bunu Bi artı olarak görüyorsanız akılcı olmaz.
Çünkü kadını erkeğe mecbur eder.
Dayak yiyordur,
Aldatılıyordur fakat elinde işi yoktur kendi ayakları üzerinde değildir.
Çocukları için de katlanır o adama.
Reva gördüğünüz bu mu kadına?

Ha ekonomik özgürlüğü olan kadın aynı zamanda Bi erkeğe tamah etmez.
Mutsuz olduğu ve dayanamadığı an ayrılır.
Bu kişinin özgürlüğü.

Dolayısıyla çalışan kadın özgür kadındır.
Ayrıca tekrar ediyorum kadınlar erkeklerin çalıştıkları tüm alanları kapsamıyor.

Evden çalışmaları da evle ilgilenmesine hiç engel değil.
Bakın bizim savımızda orta yol var.
Hem evine Hem işine bakar diyoruz ve kadını Bi robot gibi eve bağlamıyor özgür kılıyoruz.
Fakat sizlerde alternatif yok.
Peki şimdiye kadar ki düşünceleriniz dışında neden kadın çalışmamalı.
Anlatın cevap vereyim.
Ben çalışan kadın için alternatif üretmeye devam edebilirim Fakat sizler,
Evinde biblo gibi oturan ve arada robot gibi ev işi gören ev kuşu kadını savunuyorsunuz.
Evet onlarda yoruluyor aslında onlarda çalışıyor.
Görmediğiniz durum o.
Fark şu ki dışarıda çalışan kadın emeğinin karşılığını alıyor.
Evdeki ise belki de kimseye yaranamıyor.
Özgürlüğü kocasının iki dudağı arasında.

Ben kaç ev hanımından duydum.
Hep " Oku kızım büyüyünce benim gibi olma diyen"

Bizlere düşen onlar gibi olmamak.
Asla aşağılamıyorum.
Onların olmamızı istediği şey çalışan kadınlar olmamız.

Son zamanlarda değişiklik gösterdiğine dair çalışmayı görebilir miyim?

Örneklemi tabandan alıp iddianıza uygun seçtiniz ve tümevarımda bulundunuz. Ben de sizin örnekleminiz içinden tabanı seçtim ve tümevarımda bulundum. Mantık aynı. Üslubumu gayet normal buluyorum. Münazara konusunda "saçma" gibi saçma bir ifadeyi kullanıp üslubumu eleştiremezsiniz. Şunun farkında olmalısınız ki, savunmak zorunda olduğum düşünce bu. Umarım tümevarım konusu anlaşılmıştır. Yöntemlerimiz aynıydı.

Çalışmalar sunuyorum. Sizin subjektif kanaatleriniz karşısında korkarım çok daha güçlü bir veri. "İncileri dökülmez" ifadesine karşılık "incileri dökülür", "makine gibi çocuk bakmak" ifadesine karşılık "makine gibi her şeye yeteceğini düşünmek", "tatlı yorgunluğa karşılık" "tükenmişlik sendromu" ifadelerini kullanmam benim subjektif görüşlerim olur.

Yine öznel örnekler. Çalışmayıp idare etmeyen kadınlar da var. Çalıştığı halde idare eden kadınlar da var. Bahsettiğiniz kesimi bana ifade edin. İş yerinde kendini satarak başarıya ulaşan kadınlar da var. (Hayat kadınlarından bahsediyorum)

Kadınlardaki tükenmişlik sendromu iş hayatında aşırı yorgunluk, kronik zorlanma, monotonluk, yeteri kadar istirahat etmeme ve kişinin gösterdiği efora karşı beklediği verimi alamayışı sonrasında ortaya çıkar. Halsizlik, yorgunluk, motivasyon kaybı, isteksizlik, çaresizlik duygusu, tahammülsüzlük, sinirlilik, uyku ve iştah bozukluğu, vücut ağrıları gibi belirtiler sıklıkla görülür. Kişide tükenmişlik hissi yaratan bu durum; iş yaşamı ve kendi ruh sağlığı kadar, sosyal yaşam ve aile hayatı üzerine de olumsuz etki eder. Belli bir meslek grubunun hastalığı değildir, her meslek grubunda görülebilir.

İş hayatında iddialı kadınlarda aşırı rekabetçi ortamın, kişilerin paylaşımlarının ve birbirlerine olan güvenlerinin az olması, adaletsizliğin var olduğu düşüncesi bu sağlık sorununa ortam hazırlamaktadır. Kadın yoğun motivasyon ve enerjiyle başladığı bir işte emeğinin karşılığını alamadığını düşündüğünde, tükenme hissi kendini göstermeye başlar.


Kadınlara o öğüdü veren annelerimiz çalışmanın aile, yaşam, iş bölümü için daha iyi olduğunu uzun vadede gözlemleyerek vermiyor. Refleksif bir öğüt. Bu konuda erkeklerin eksikliği devreye giriyor. Aile babası olmanın ne manaya geldiğini bilmeyen hayvanların yaptıklarının sorumlulukları kadının çalışmasıyla bağdaştırılamaz.

Lütfen bana daha objektif verilerle gelin. Argümanım şu olacak böyle giderse: "Amcalarımız bize hep eşlerinizi çalıştırmayın" der. Annelerin ellerinden öperim ama her söyledikleri doğru değildir.
 
KöLe

Hayır. Psikolog Ceren Akboyar, eski çağlardan bu yana erkeğin genel olarak rolü üretmek ve avlanmak, kadınların rolü çocukların bakımı ve ev ile ilgilenmek diyor.
 
Son zamanlarda değişiklik gösterdiğine dair çalışmayı görebilir miyim?

Örneklemi tabandan alıp iddianıza uygun seçtiniz ve tümevarımda bulundunuz. Ben de sizin örnekleminiz içinden tabanı seçtim ve tümevarımda bulundum. Mantık aynı. Üslubumu gayet normal buluyorum. Münazara konusunda "saçma" gibi saçma bir ifadeyi kullanıp üslubumu eleştiremezsiniz. Şunun farkında olmalısınız ki, savunmak zorunda olduğum düşünce bu. Umarım tümevarım konusu anlaşılmıştır. Yöntemlerimiz aynıydı.

Çalışmalar sunuyorum. Sizin subjektif kanaatleriniz karşısında korkarım çok daha güçlü bir veri. "İncileri dökülmez" ifadesine karşılık "incileri dökülür", "makine gibi çocuk bakmak" ifadesine karşılık "makine gibi her şeye yeteceğini düşünmek", "tatlı yorgunluğa karşılık" "tükenmişlik sendromu" ifadelerini kullanmam benim subjektif görüşlerim olur.

Yine öznel örnekler. Çalışmayıp idare etmeyen kadınlar da var. Çalıştığı halde idare eden kadınlar da var. Bahsettiğiniz kesimi bana ifade edin. İş yerinde kendini satarak başarıya ulaşan kadınlar da var. (Hayat kadınlarından bahsediyorum)




Kadınlara o öğüdü veren annelerimiz çalışmanın aile, yaşam, iş bölümü için daha iyi olduğunu uzun vadede gözlemleyerek vermiyor. Refleksif bir öğüt. Bu konuda erkeklerin eksikliği devreye giriyor. Aile babası olmanın ne manaya geldiğini bilmeyen hayvanların yaptıklarının sorumlulukları kadının çalışmasıyla bağdaştırılamaz.

Lütfen bana daha objektif verilerle gelin. Argümanım şu olacak böyle giderse: "Amcalarımız bize hep eşlerinizi çalıştırmayın" der. Annelerin ellerinden öperim ama her söyledikleri doğru değildir.

Boşanmaların artması sizin için negatif unsur olabilir ama bana göre tamamen öyle değil.
Maddi gücü olmayan kadın maalesef bi ömür erkeği çekmek zorunda kalıyor.
İçlerinde cesur olup boşanan ailesine gidenler de kadın cinayetine kurban gidiyor.
Kendi ayakları üzerinde durmayan kadının hayatı kocasının iki dudağına bakıyor maalesef.
Kadını böyle bi girdapta sıkıştırmak çok yanlış.

Ayrıca Tuikte sadece evlenme boşanma oranları var.
http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=21515

İstatistiksel olarak değil gözlemlerim kadarıyla yazıyorum genelde.

Açıkçası fazla alıntı yaparak kendi görüşlerimi daha az açıklayarak sürdürmek istemedim.
Tekrar ediyorum seçtiğim kelimelere ya da uslubuma takılmayı bırakın.
Hem ben size çalışmayan kadınlarla ilgili başka alternatifleri sormuştum.
Cevabınız mevcut mu?

Yanlız İkide Bir hayat kadınlarını ya da
Reklamlarda bedeni teşhir edilen kadınları bilinçli çalışan nüfus saymak ve bizleri bunları savunan taraf halinde göstermek fazla kurnazca.
Fakat belirtmek isterim yeteri kadar eğitimin olmadığı yerlerde bunlar yani hayat kadınları çıkıyor.
Çünkü para kazanması gerek.
Eğer erkekler arz etmese Bu talep karşılanmazdı.
Yukarıda da belirttiğim gibi Madem kadınların Bu alanlarda çalışmasını istemiyorsunuz talep etmeyin ki yapılmasın.

Bizler doğru eğitim ve doğru isinin başında olan kadınlardan konuşuyoruz.
Burada toplumun kapanmamış bi takım yaralarını konuşmak yersiz.
O kadınları alıp evde oturtmak mı çözüm?
Aksine istihdamını sağlayın görün bakın hayat kadını olmaya devam ediyor mu.

Ülkede travesti olduğu için sırf O'işi yapan var.
Tecrit ediliyorlar.
İş verilmiyor.


Yani okun ucunu onlara çevirirken diğer ucunu da kendi zihniyetlerinize çevirmeniz gerekiyor.


Kadını evde çalışmadan tek işi ev ve çocuklar olarak atıl bırakan zihniyete şiddetle karşı çıkıyorum .

Annelerimiz yalan söylemez hem.
Hep bizleri benim'gibi olma oku çalış diye yetiştirirler.

Yani savunduğunuz taraf bizim savunduğumuz görüş ile büyütüyor çocuklarını.

Çalışan çalışmayan tüm anneler Çalışan kadın nüfusunun artmasını istiyorlar.
 


Boşanmaların artması sizin için negatif unsur olabilir ama bana göre tamamen öyle değil.
Maddi gücü olmayan kadın maalesef bi ömür erkeği çekmek zorunda kalıyor.
İçlerinde cesur olup boşanan ailesine gidenler de kadın cinayetine kurban gidiyor.
Kendi ayakları üzerinde durmayan kadının hayatı kocasının iki dudağına bakıyor maalesef.
Kadını böyle bi girdapta sıkıştırmak çok yanlış.

Ayrıca Tuikte sadece evlenme boşanma oranları var.
Türkiye İstatistik Kurumu, Evlenme ve Boşanma İstatistikleri, 2015

İstatistiksel olarak değil gözlemlerim kadarıyla yazıyorum genelde.

Açıkçası fazla alıntı yaparak kendi görüşlerimi daha az açıklayarak sürdürmek istemedim.
Tekrar ediyorum seçtiğim kelimelere ya da uslubuma takılmayı bırakın.
Hem ben size çalışmayan kadınlarla ilgili başka alternatifleri sormuştum.
Cevabınız mevcut mu?

Yanlız İkide Bir hayat kadınlarını ya da
Reklamlarda bedeni teşhir edilen kadınları bilinçli çalışan nüfus saymak ve bizleri bunları savunan taraf halinde göstermek fazla kurnazca.
Fakat belirtmek isterim yeteri kadar eğitimin olmadığı yerlerde bunlar yani hayat kadınları çıkıyor.
Çünkü para kazanması gerek.
Eğer erkekler arz etmese Bu talep karşılanmazdı.
Yukarıda da belirttiğim gibi Madem kadınların Bu alanlarda çalışmasını istemiyorsunuz talep etmeyin ki yapılmasın.

Bizler doğru eğitim ve doğru isinin başında olan kadınlardan konuşuyoruz.
Burada toplumun kapanmamış bi takım yaralarını konuşmak yersiz.
O kadınları alıp evde oturtmak mı çözüm?
Aksine istihdamını sağlayın görün bakın hayat kadını olmaya devam ediyor mu.

Ülkede travesti olduğu için sırf O'işi yapan var.
Tecrit ediliyorlar.
İş verilmiyor.


Yani okun ucunu onlara çevirirken diğer ucunu da kendi zihniyetlerinize çevirmeniz gerekiyor.


Kadını evde çalışmadan tek işi ev ve çocuklar olarak atıl bırakan zihniyete şiddetle karşı çıkıyorum .

Annelerimiz yalan söylemez hem.
Hep bizleri benim'gibi olma oku çalış diye yetiştirirler.

Yani savunduğunuz taraf bizim savunduğumuz görüş ile büyütüyor çocuklarını.

Çalışan çalışmayan tüm anneler Çalışan kadın nüfusunun artmasını istiyorlar.

Çalışan kadınları öldürülemiyor mu? İş dışındaki hayatın tüm alanları erkekler kadar kadınlar için de açık. Çalışan bir kadının yapabileceklerini yazın, iş hayatını çıkarın. Aradığınız bilgi orada.

Bilinçsizce çalıştıklarını iddia etmek bilinç kavramına ayıp olur.

O talep de kadınlara ayrılan eğitim olanaklarının erkeğe ayrılmamasından kaynaklanıyor. Kız kardeşini okutmak için eğitimine son verip çalışmaya başlayan gençlerimiz eğitimsiz kalıyor ve bilinçsizce talep ediyor. Bunlar gözlemlerim.

Televizyonlarda kesintisiz olarak kadınlığını kullanarak para kazanan insanların kuşağı varken, cinsellik zihinlere maden pompalarıyla pompalanıyorken "talep edilmesin kardeşim" demek, kadınların bu konudaki rolünü arka plana itmektir. Adam bir televizyona, bir yanındakine baksa aile içi huzur bozuluyor zaten.

Yalan değil yanılgıdan bahsettim. Oradaki doğru ifadesinin karşıtı yanlış kelimesi. Ayrıca anneler yalan da söyler. Şimdi ağlayacağım. Sabah kuşağına fazla hakim gibisiniz.

Manipülasyon çabalarınız sonuca ulaşmayacaktır. Bundan sonra öznel gözlemlerimi sunacağım. Geçmiş ola.


Bizim bir abi var, eşi çalıştığı için intihar etti. Kadınların çalışması erkeklerin psikolojisini bozmakta, çocukları öksüz ve yetim bırakmaktadır. Travestilerin istihdam edilmesiyle kendisine depoda tecavüz eden mesai arkadaşını öldüren bir abimiz şuan cezaevinde.


Bir abimiz, eşine mobbing uygulandığı için iş yeri bombaladı. Bombayı attıktan sonra kaçamadı, kendisi de öldü. Eşi bir başka iş yerinde mobbinge maruz kalmaya devam ediyor.



Yahu, kadının çalışmasının daha iyi olacağına dair sizin gözlemlerinizin ötesinde bir karar merci görüş belirtmemiş mi?
 
Çalışan kadınları öldürülemiyor mu? İş dışındaki hayatın tüm alanları erkekler kadar kadınlar için de açık. Çalışan bir kadının yapabileceklerini yazın, iş hayatını çıkarın. Aradığınız bilgi orada.

Bilinçsizce çalıştıklarını iddia etmek bilinç kavramına ayıp olur.

O talep de kadınlara ayrılan eğitim olanaklarının erkeğe ayrılmamasından kaynaklanıyor. Kız kardeşini okutmak için eğitimine son verip çalışmaya başlayan gençlerimiz eğitimsiz kalıyor ve bilinçsizce talep ediyor. Bunlar gözlemlerim.

Televizyonlarda kesintisiz olarak kadınlığını kullanarak para kazanan insanların kuşağı varken, cinsellik zihinlere maden pompalarıyla pompalanıyorken "talep edilmesin kardeşim" demek, kadınların bu konudaki rolünü arka plana itmektir. Adam bir televizyona, bir yanındakine baksa aile içi huzur bozuluyor zaten.

Yalan değil yanılgıdan bahsettim. Oradaki doğru ifadesinin karşıtı yanlış kelimesi. Ayrıca anneler yalan da söyler. Şimdi ağlayacağım. Sabah kuşağına fazla hakim gibisiniz.

Manipülasyon çabalarınız sonuca ulaşmayacaktır. Bundan sonra öznel gözlemlerimi sunacağım. Geçmiş ola.


Bizim bir abi var, eşi çalıştığı için intihar etti. Kadınların çalışması erkeklerin psikolojisini bozmakta, çocukları öksüz ve yetim bırakmaktadır. Travestilerin istihdam edilmesiyle kendisine depoda tecavüz eden mesai arkadaşını öldüren bir abimiz şuan cezaevinde.


Bir abimiz, eşine mobbing uygulandığı için iş yeri bombaladı. Bombayı attıktan sonra kaçamadı, kendisi de öldü. Eşi bir başka iş yerinde mobbinge maruz kalmaya devam ediyor.



Yahu, kadının çalışmasının daha iyi olacağına dair sizin gözlemlerinizin ötesinde bir karar merci görüş belirtmemiş mi?
Bakın hala tek bi kişi üzerinden tümevarımı sürdürüyorsunuz.
Bende size güzel örnekle geldim.
Buyrun okuyun.
Görselli hali için link;
http://www.topukluhaber.com/turkiyedeki-girisimci-10-basarili-kadin/

Türkiye'deki Girişimci 10 Başarılı Kadın

Her ne kadar “iş adamı” denilen bir yaygın bir kavram olsa da “iş kadını” kavramının yaygınlaşması için gereken şartlar var ülkemizde. Tırnağıyla kazıya kazıya şirketini kurmuş ama adı saklı kalmış kahramanlardan bahsedeceğiz size bugün. Cesaret edemediğiniz bazı şeyler varsa eğer, bu yazı sizin için. Çünkü unutmayın, aklınızdaki her neyse, biz kadınız ve bunu yapabiliriz!

10.Hatice Gülgün Akça

Hatice Hanım’ın akıl dolu girişimi 2002 yılında işsiz kalmasıyla başlıyor. Kimya mühendisi olan Akça yeğenine hediye için akvaryum bakarken akvaryumdaki kumlar dikkatini çekiyor ve bu kumların çocukların dikkatini çekmek için renkli yapılabileceğini düşünüyor. Ve bu düşünce onun başarısının başlangıcı oluyor.


Renkli kumlarla başlayıp 600 ürüne yükselebilen Doruk Kimya bünyesi hem yurt içinde hem de yurt dışında büyük başarılara sahip.

9.Zeynep Öztekin

Son zamanlarda birçok yerde organik pazarlar kuruluyor, birçok yerde ürün pazarlama namına söylenilen tek şey “organik” oluyor. İşte bu akımın öncülerinden biri Zeynep Öztekin. Organik sebze meyve üretimini gerçekleştiren ilk kişidir ve şu an birçok ülkeye ihracat yapmaktadır.



8.Emel Aksoy Gündemir

Anne babasına yardım etmek için ağ örmeyi öğrenen Emel Hanım bu işe atıldığında yalnızca 17 yaşındaymış ve kendini kabul ettirmekte oldukça zorlanmış. Bir yandan ağlarını örerken diğer yandan Ege Üniversitesi’nde Su Ürünleri fakültesini bitirmiş. Türkiye’de makine ile ağ diken ilk girişimci olan Gündemir, Türkiye’de bu alanda bulunan beş fabrikadan ikisinin sahibi.



7.Nathalie Stayonaf Suda

Suda, pastacı bir ailenin yine pastacılığa merak salmış bir kızı. Bunun için birçok kitap karıştırıyor, yeni tarifler deniyor ve kendini aldığı eğitimlerle geliştiriyor. Türkiye’deki ilk online pasta siparişini başlatan Suda birçok tasarım harikası, lezzetli pasta çeşitleriyle tanınıyor.



6.Berrin Yıldız

Kapadokya’da bulunan Ortahisar kasabasını gezen Yıldız, bu kasabanın büyük bir turizm potansiyeline sahip olduğunu ama bunu hiç mi hiç değerlendiremediğini fark ediyor. 2 yıllık hummalı bir çalışma sonucunda hem Berrin Yıldız ülkenin en genç kadın müze kurucusu ünvanını alıyor, hem de Ortahisar halkının gelen turistler sayesinde yüzü gülüyor.



5.Firdevs Serpil Karuserci

Eşine destek olabilmek için ufak bir butik açan Firdevs Hanım, bir gün aldığı gelinlik siparişini daha önceden hiç gelinlik dikmemesine rağmen kabul ediyor ve ardından yükseliş hikayesi başlıyor. Azmiyle yükselen firması sayesinde şu an birçok ülkeye ihracat yapmasının yanı sıra Gaziantepli kadınların da en büyük örneği.

(Bu arada ben tanıyorum oğlu sınıf arkadaşım idi)

4.Meri Taksi

Kuyumcu olan abisi bu piyasadaki boşluğu tespit ederek, kız kardeşine söylüyor. O zamanlar bu piyasadaki boşluk yöresel takıların olmaması. Ardından Meri Taksi abisinin bu tespitinden etkilenerek anadolu motiflerinin yer aldığı takılar tasarlayıp satmaya başlıyor. Abisinin sandığından daha büyük bir boşlukla karşılaşan Meri Taksi’nin takıları yoğun bir ilgi görüyor.



3.Atiye Laçin

Eşinin işi sebebiyle birçok şehirde bulunan, en sonunda Gelibolu’ya yerleşen Laçin unutulmaya yüz tutmuş Mevlevi tatlısının adeta küllerinden yeniden doğmasını sağlıyor. Mevlevi tatlısı organik bir ürün olduğu için hem Türkiye’nin dört bir yanında hem de yurt dışında büyük ilgi görüyor.



2.Didem Güney Alsoy

Yaşadığı lenf kanseri talihsizliği sırasında doğum yapan Alsoy, hastaneye ziyarete gelenlerin ya çiçek ya çikolata getirdiğini gözlemlemiş. Ama bunların hepsinin çöpe atılmasını mantıksız bulmuş ve bu ikisini birleştirip farklı bir şeyler ortaya çıkarmayı aklına koymuş ve ardından çiçek şeklinde kekler, çikolatalar yaparak kendi şirketini kurmuş. Şu an bu tür ürünler özellikle romantik günlerde çiçeklerden daha fazla tercih ediliyor. Didem Hanım adeta geleceği görmüş.



1.Aynur Özdemir Boldaz

19 yaşında Tunceli’den Berline’e gelin giden Aynur Hanım, bir temizlik firmasında çalışmaya başlıyor ve üstün bir başarı göstererek şirketin müdürü oluyor. Sadece bununla da yetinmiyor aynı zamanda Hristiyan Demokrat Partide siyaset yapıyor. Şu anda Berlin’de hem bir restoranı hem de bir temizlik şirketi var. Girişimciliği ve kariyer anlamındaki hırsı sadece Almanya’da kalmadı, memleketi Türkiye’ye de yatırım yaptı.




Çalışan çabalayan böyle güzel örnekler varken üçüncü haber sayfalarını baz almak ne kadar akılcı?

Bi kasa elmada birkaçı çürük diye hepsini mı atıyoruz?
 
Bu insanlar özel yaşantıları ve aile ilişkilerine ne kadar hakimiz? Bir alandaki başarımız, tüm hayatımızı ve yaptığımız işin hayatımıza olan tüm etkisini kapatıyor mu?

Bu başarıları kadınların çocuklarıyla röportaj yapılmış mı? Eşleriyle ailevi düzen hakkında konuşulmuş mu? Hayır.

İş hayatında başarılıysa geri kalan her şey güzeldir. Varsayım bu mu? Bu insanlarla kurdukları şirketin iş yapması dışında iş hayatına dair dahi bir röportaj yapılmamış. Vehbi Koç'un bu konudaki söylemlerine bakın.

Türk Sağlık-Sen tarafından kamuda görev yapan kadın çalışanların sorunları ile ilgili bir anket çalışması yapıldı. Anketin sonuçlarına göre kadınların yüzde 88'i işyerlerinde kendilerine pozitif ayrımcılık yapıldığını düşünmüyor. Kadınların çalışma hayatlarına yönelik en büyük endişeleri ise iş güvencelerini kaybetmek. Kadınların yüzde 80'i ailesine vakit ayıramamaktan şikayetçi.

%80. Sosyal bilimlerde genel geçer kabul edilmesi için yeterli bir oran. Yani, çalışan kadınlar ailelerine vakit ayıramıyor.

Buradaki iddiam, çalışan kadın başarısız olamaz değil. Yanlış argüman.
 
Yine baltayı taşa vurdunuz.
Kadın evine de işine de vakit ayırabilir.
Bunu yakınlarımda o kadar iyi yapabilen var ki.
Eminim onların işlerinden daha basit işlere sahip olanlar daha kolay ayarlıyordur herşeyi.
Hem devletin doğum izni süt izni gibi güzel teşvikleri var.
Diyelim kadın doğum yaptı doğumdan sonra belli süre görevi bırakıp çocuğuna bakıyor.
Bu süreç için devlet ona para ödüyor.
Devlet de destekliyor kadının çalışmasını.
 
"Yakınlarımda çok güzel yapabilenler var" ifadesiyle balta taşa vurulmuyor. Üzgünüm. Size sunduğum dördüncü bilimsel çalışma. Karşılığında aldığım sıfır.

Çevremde o kadar çok yapamayan var ki, baltayı taşa vurdunuz. Asla yapılamaz.


Belirli bir süre izinli olan kadın, çocuğuyla bir bağ kurar. Daha sonra çocuktan ayrıldığında genelde çevremdeki insanların şikayetleri, sabah işe giderken ayrılığın zor olduğu yönündedir. Bağ kuran çocuğun bu ayrılıkla güvensizlik duygusuna kapıldığı ifade edilir. İhtiyaçları anne tarafından giderilmemiş, anne ile kurduğu bağ zedelenmiştir. Kimi çocuklar biraz daha ilerleyen yaşlarda annelerini asla bırakmazlar. Kendisini terk edip gideceği kaygısı oluşur. Çocuğun ihtiyaçlarını karşılayan kişinin sürekli değişimi de aynı etkiye sahiptir.

Annenin çalışmasıyla çocuklar da sık hastalanma bulaşıcı hastalıklara yakalanma oranlarında artışlar gözlemlenmiştir. Ayrıca belirli saatler de çocuğun anneden ayrı kalması çocuklar da özellikle sıfır, iki yaş dönemlerinde bazı psikolojik sorunlara yol açabilmektedir. Bu sorunların başında annesini kaybedeceği korkusudur.Bu sorunlar ağlama, bağırma, içe kapanma, endişe, anneye, babaya karşı soğuk davranma ondan ayrılamama şeklinde sayılabilir.

Buna temel güvene karşı güvensizlik dönemi denir. Çalışmada belirtilmemiş, bu konuyla ilgili yapılan bir deney var; annesinden ayrı kalan çocukların annelerine karşı tutumları olumlu olmamakta. Araştırıp bulun veya bir sonraki mesajımda aktarırım.

Kısa ayrılık hallerinde bazı küçük çocuklarda huysuzluk, endişe, kaygı, huzursuzluk, rahatsızlık belirtileri görülür. Fakat daha sonra anne babanın gelmesiyle bu belirtiler ortadan kalkar. İlk başlarda çocuk anne babasına kavuştuğunda önce ilgisiz davranır, onları unutmuş gibi görünür, sonra onlara yaklaşır ve onlardan ayrılmak istemez tekrar gidecekleri korkusuyla onları sürekli takip eder.

Uzun ayrılıklar sonucunda çocukta daha büyük sorunlar görülebilir. Uzun süre ağlama, yemek yememe, mide bulantıları, uyku bozuklukları, uykudan ağlayarak uyanma, zihinsel sorunlar, unutkanlık, gelişimsel gerilik görülebilir.

Aniden meydana gelen ve uzun süren ayrılıklarda kişilik bozuklukları, anti sosyal kişilikler, suçluluk duyguları, uyum ve davranış bozuklukları görülebilir.

Çalışan annelerin çocuklarında suçluluk duyguları, psikolojik bozukluklar, endişeler, güvensizlik duyguları ortaya çıkabilmektedir.
 
Ben yukarda çok güzel başarılı kadınlar gösterdim.
Sağdan soldan sürekli alıntı yaparak mı bu ise devam edeceğiz.
Pekala bende bakıyorum.
 
Ben yukarda çok güzel başarılı kadınlar gösterdim.
Sağdan soldan sürekli alıntı yaparak mı bu ise devam edeceğiz.
Pekala bende bakıyorum.

Konumuz kadının başarılı olup olamayacağı değil ki.
En küçük sosyolojik yapı olan ailenin verimliliği adına çalışıp çalışmamasının uygunluğu.
Kadın iş hayatına çokça atıldıģından beri anneden yeterli ilgi göremeyen nesil yozlaştı,hadsizleşti.
Çocukların duygusal gelişimi için daha iyi nesiller için kadınlar mini bir toplum olan aileye aktarmalılar enerjilerini.
 
Başından beri çalışan anneyi güçsüz ve yetiştirdiği çocuğu yeteri kadar donanımlı görmediniz.
Şu alıntılarla ele alalım.
Parantez içlerinde kendi yorumlarımı ekleyeceğim.

Çalışan anne yetersiz anne midir?

Hem anne olup hem de çalışmak gerçekten zor. Peki bir anne çalışmalı mı, çalışmamalı mı? Çok tartışılan bu konuyu masaya yatıralım istedik...

(zor fakat başaramayacak diye birşey yok)



Gizem Gül'ün haberi

Çalışan anne olmak*gerçekten zor bir iş. Günümüzün çalışan anneleri bir yandan iş hayatının getirdiği zorluklarla boğuşurken diğer yandan da çocuğunu daha iyi yetiştirme çabasında. Tabi takdir edersiniz ki, annenin sorumluluğu sadece işi ve çocuğuyla sınırlı kalmıyor; evin temizliği, çamaşırlar, yemek, misafirler ve dahası… Anneler çocukları doğduktan sonra çalışmakla çalışmamak arasında kalıyor. Çünkü çalışsa bir türlü, çalışmasa bir türlü… Çalıştığı için çocuğuna yeterli zamanı ayıramadığı gerekçesiyle vicdan azabı duyan bir anne, çalışmadığı zamanlarda da kendini yetersiz ve işe yaramaz hissedebiliyor. Peki bu noktada doğru olanı hangisi?*Bir anne çalışmalı mı, çalışmamalı mı?*İşte bu sorunun tek bir cevabı yok. Cevabı size kalmış…

(Tabi ki çalışması zor ama evde ona destek olması gereken bi hayat arkadaşı var.
Onun da desteğiyle kolayca çalışır.
Ev- iş dengesini kurar.)

Annenin çalışmasının anne ve çocuğu nasıl etkilediği konusunda görüşlerini aldığımız*Psikolojik Danışman Ayşenur Dinç, kadının çalışmasıyla birtakım zorlukların ortaya çıktığını ifade ederek, işinden yorgun argın gelen annenin çocuğuna yeterli zaman ayıramamasının bu zorlukların en başında geldiğini belirtiyor. Ayrıca bu zorlukların kadının*annelik rolünde*aksamalara sebep olup olmamasının annenin çalıştığı işe, ailenin yapısına, babanın aile içindeki rolüne ve eşinden beklentilerine, annenin işine ve anneliğe bakışına göre değişmekte olduğunu ifade eden Dinç, bu faktörlerin kontrol edilememesinden dolayı aksamalar olabileceği gibi, kontrol edildiği takdirde aksamaların yaşanmayabileceğini de sözlerine ekliyor.

Anne çalıştığı zaman çocuğuna vakit ayıramamaktan, çalışmadığı zaman da iş hayatında yer almadığı için kendini*eksik ve suçlu*hissedebiliyor. Ayşenur Dinç, bu konuyu şöyle açıklıyor:

Annenin çalışmasının çocuk üzerinde yaratacağı etkileri;*annenin eğitim düzeyi, çalışma koşulları, çalışma nedeni, anne-çocuk ilişkisinin niteliği, aile ilişkileri, annenin yokluğunda çocuğun kim tarafından nasıl bakıldığı, çocuğa bakan kişinin özellikleri ve bakanın sürekliliği, çocuğun hangi gelişim basamağında olduğu, ailedeki çocuk sayısı ve çocuğun doğum sırası gibi bir dizi faktörle değerlendirmek gerekir.

Annelik ve kariyer arasında dengeyi yakalamak önemli

Burada çocuğun değil; annenin bir seçimi söz konusudur. Kariyerinin en üst noktasında severek isteyerek kendisini çocuğuna/çocuklarına adayan anneler olabildiği gibi; anne olduktan sonra artık ilerlemeyen kariyeri için çocuğunu suçlayan ve ceza olarak çocuğunun ihtiyaçlarını vaktinde karşılamayan anneler de var ne yazık ki.**Annelik ve kariyer arasında kalmak*modern yaşam tarzının dayattığı bir tercih olarak karşımızda duruyor ve her iki tercihin de kendine göre avantajları ve dezavantajları var. Bu noktada ideal olan iki tercih arasında dengeyi yakalayabilmektir. Böyle bir imkân söz konusu değilse de iki tercih arasından kişinin değer dünyasındaki ve kişiliğindeki çerçeveye en uygun tercihi yapmasıdır.

Çocuğu olan bir anne çalışmalı mı, çalışmamalı mı?

Bu konuda tek bir doğrudan söz edemeyeceğimizi belirten Ayşenur Dinç, burada esas meselenin çocuğun ihtiyacı olan sevgi, şefkat ve güveni çocuğun yararına olacak şekilde işbirliği ve açık iletişim kanallarıyla çocuğa sunması olduğunu ifade ediyor. Dinç, ev hanımı olduğu halde çocuğuna ve çocuğunun hayatında olan bitene duyarsız kalan anneler olabildiği gibi çocuğu ve çocuğunun hayatında olanlarla çok ilgili yoğun çalışan anneler de olabileceğine dikkat çekiyor.

Kaliteli zaman geçirmek ne demek?

Son zamanlarda sıkça duyduğumuz*kaliteli zaman*kavramını da anne-çocuk ilişkisinde nicelikten çok niteliğin üzerinde durulan zaman olduğunu söyleyen Dinç, anneler çocuklarıyla nasıl kaliteli zaman geçirebilir sorumuzu şu şekilde yanıtlıyor. “Kalite zaman geçirmek, annelerin çocuklarıyla uzun saatleri beraber ama iletişimsiz ve etkileşimsiz geçirmesindense görece daha az zamanı iletişim ve etkileşim içerisinde geçirmeleridir. Burada anneler çocuklarının gelişim dönemlerini gözeterek çocuklarının annelerinden nelere ihtiyaç duyduklarını bilecek ve beraber geçirdikleri zamanları o ihtiyaçları karşılamaya dönük geçireceklerdir. Önemli bir diğer nokta ise anneleriyle beraber oldukları zamanlarda çocukların ne yaptığıdır. Elbette yapılan aktiviteler çocuğun yaşına ve gelişim düzeyine uygun olmalıdır ve çocuk ile birlikte karar verilmelidir. Kaliteli zamanın yönetimi sadece anne de olmamalıdır. Bunlara ek olarak anne muhakkak çocuklarının kendisiyle beraber olmadıkları zamanlarını da yönetmeli ve gelişimlerine uygun ilişki ve iletişimleri kurdukları zeminler hazırlamalıdır. ”

Çalışan annelerin çocukları daha başarılı

Ayrıca Ayşenur Dinç, annenin çocuğuyla kaliteli zaman geçirmesi görüşünü şu sözlerle destekliyor:
“Çalışan anneler ve çocukları üzerinde yapılan araştırma bulguları genellikle beklenilenin tersine, çalışan annelerin çocuklarının okul başarılarının ve sosyal gelişimlerinin çalışmayan annelerin çocuklarına göre daha üstün olduğu yönündedir. Dolayısıyla temel mesele annenin çalışıp çalışmamasından çok çocuğuyla beraber olduğu vakti nasıl değerlendirdiği ve çocuğun temel ihtiyaçlarının karşılayıp karşılamamasıdır.”

Hediye annenin yerini tutmaz

Çalışan anneler çocuklarına vakit ayıramadıkları gerekçesiyle zaman zaman suçluluk duygusuna kapılabiliyorlar. Bu suçluluk duygusuna kapılan anneler de çocuklarına oyuncuk gibi hediyeler alıp çocuklarını sevindirmeyi tercih ediyorlar. Bu davranışın doğru olup olmadığını sorduğumuz Ayşenur Dinç, bu soruya “Çocuğumuza daha çok oyuncak alsak, hiçbir nesnenin eksikliğini hissettirmesek çocuğumuz çalışıyor olduğumuzu unutur mu?” sorusuyla karşılık veriyor. Bu şekilde ailelerin farkında olmadan çocuklarını maddi çıkarları yöneltip, tatminsiz ve bencil bir birey haline getirebileceği konusunda uyarılarda bulunan Dinç, annelere şu önerilerde bulunuyor:

Okul öncesi dönem çocuğu olan bir anne işten eve döndüğünde, öncelikle çocuğu ile günü konuşmalı, onu dinlemeli, onun yapmayı istediği şeyleri yapmalı ve daha sonra günlük İşlerini yapmalıdır. Çünkü okul öncesi dönem çocuğu için anneyi gördükten sonra bir de evin işlerinin yapılmasını beklemek oldukça uzun ve sıkıntı vericidir. Bu şekilde anne; kendisi iş yaparken onun sürekli ortalıkta dolaşıp mızıldanarak ve sürekli sorular sorarak kendisini rahatsız etmesini önlemiş olacaktır. İşten eve döndüğünde çocuğa ayrılan yarım saatlik oyun süresi hem çocuğu rahatlatacak hem de anne-çocuk ilişkisini kuvvetlendirecektir.



Çalışan anne ve çocuk konusunda uzman görüşü böyleyken bu durumu bizzat yaşayan bir anne bu konuda neler söylüyor. İşte size bir örnek...

Melek Kocatürk Yılmaz (Öğretmen): "Çalışan anne olmak fedakar bir anne olmak demek"

Çalışan bir anne olmak başta fedakar bir anne olmak demektir. Çünkü aynı zamanda hem anne, hem eş, hem çalışan, hem de ev kadını olmak demektir. Çalışmak çocuğunuz 2 yaş ve üzeri olana kadar zor değil, fakat o yaşlardan itibaren çocuğun algılama düzeyi gelişiyor ve sizi işe göndermek istemiyor.*
Çalışırken çocuğumu bakıcısına emanet ediyorum. Çalışmak zorunda olmak sizi bir şekilde buna mecbur bırakıyor. Böyle bir yolu tercih etmemdeki en büyük etken aile büyüklerimizin uzak illerde ikamet etmesi ve çocukla ilgilenecek yaş düzeyinin üzerinde olmaları. Çocuğumu bakıcısına emanet edip giderken bir yanım hep onunla kalsam diyor, diğer yanım onun ve kendi geleceğim için buna mecbur olduğumu söylüyor ve diğer yanım galip geliyor.

Çocuğuma yeteri kadar vakit ayırabiliyorum çünkü günlük 1 sınıf olmak üzere derslere giriyorum. Geri kalan zamanım onunla geçiyor. İş ve çocuğum arasında dengemi sağlayabiliyorum. Sınıfımın kapısından girdiğim andan itibaren öğretmen kimliğime bürünüyorum, evimin kapısından girdiğim andan itibarense annelik kimliğime.

Mesleği açısından statik olmayan sürekli değişken ve teknolojiye bağlı gelişen bir işe sahip bayan çalışan olan annelerin hem mesleği hem de anneliği bir arada yürütmelerini destekliyorum.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri