21.Münazara : Kalkınma Köyden Mi Başlamalı Kentten Mi?

R
  • Kullanıcı Restful
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Münazara
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Merhaba ForumBahane.Net Kullanıcıları

21. Münazara İle Yine Sizlerle Birlikteyiz.

Gruplar Belirlendi ve Münazara Esnasında Karışıklığın Önlenmesi İçin Grup Üyelerine Ranklar Eklendi.

Münazara Süresi 3 gündür
.

Münazara Üyeleri Dışında Hiç Kimse Yorumda Bulunamaz , Yapılan Yorumlar Silinecektir.


Desteğinizi Teşekkür Butonu İle Gösterebilirsiniz.

24Saat Boyunca Münazaraya Katılımda Bulunmayan Münazaracı Diskalifiye Edilecek ve Bir Sonraki Münazaraya Katılma Hakkını Kaybedecektir.


21.Münazara konusu : Kalkınma köyden mi başlamalıdır kentten mi?



Mavi Grup:"Kalkınma köyden başlayacaktır.'' fikrini savunacak.

Kırmızı Grup:
"Kalkınma kentten başlayacaktır.''fikrini savunacak.


Kırmızı Grup
Pitre
GüLSe

Mavi Grup
Baggins
Profond


Yorumların Saygı Çerçevesinde Yapılmasını Temenni Ediyoruz.


Arkadaşlarımıza Başarılar Diliyoruz.
 
Mavi grup olarak Kırmızı'larımıza başarılar diliyoruz.
Keyifli ve kayda değer bi' münazara olması temennimiz..

Köyler sosyal statünün en alt tabakası olarak tanımlanmaktadır. Bunun nedeni Fransız İhtilalinin yol açtığı Sanayi Devrimi ile birlikte, toprak işlemeciliğinin yerini, sanayi ve ham madde işlemeciliğine bırakmasıdır.

Bu durum ortaya şöyle bir sonuç çıkarmıştır;
Sanayi işlemeciliği daha fazla bilgi, ekipman ve o ekipmanı kullanabilme yetisi bilgisi gerektirmiştir. Bununla birlikte toplu göçler, bu gün ki modern şehirlerin oluşumuna katkı sağlanmış, kırsal alandaki dağınık yerleşme biçimini azaltarak günümüz toplumlarının ve şehir yaşamının oluşmasında etken olmuştur. Öte yandan Sanayi, bir makinenin kullanılabilmesi için gereken bilgiyi verebilecek eğitim kurumlarının kurulma ihtiyacını doğurmuş, buda toplumun bilgilenmesi ve eğitilmesini kolaylaştırmıştır.
İşte tüm bu süreci yaşamak yerine kırsal alanda sadece usta çırak ilişkisi ile eğitim alan köy sınıfı, toplumun daha alt tabakası olarak kalmıştır.

Eğer alt tabakadan yani minimal üreten kesimin geliştirilmesi kalkınma adına oldukça önemli ve hızlı yol alınmasının öncülüğü yapacaktır. Toprak tarihte hiç bir zaman önemini yitirmemiş ve insanlığın birinci tüketim malzemelerinin hammaddesi olmayı başarmıştır. Kalkınma adına eğitilen bilgilendirilen ve geliştirilen köy sınıfı, zaman içerisinde şehir sınıfının da önünü açacak, hatta şehir için gerekli olan insan ihtiyacını da daha sağlıklı bir şekilde karşılayacaktır.
Şehirler belirli bir dereceye gelmiş, toplumların adıdır. Ancak köy sınıfı bu dereceye henüz gelemediğinden altta kalacaktır. Eğer kalkınmaya köyden başlanacak olursa, hem daha geniş bir kesime ulaşılacak hemde sonraki nesilin de milli bilinci körelmeyecektir..
 
Gıda, Eğitim, Çevre..

Gıda
Köyler artık neredeyse tamamı milyon barajına yaklaşan şehirlerin beslenmeleri için gereken gıdanın sağlanması için kaçınılmaz kaynaklardır, şehirler gür bir ağacın güneşli, heybetli gövdesi ve yaprakları olarak tasvir edilecek olsa köyler toprağın derinliklerine uzanıp yoluna çıkan kayayı bile parçalayacak potansiyelde köklerdir.. Bir ağacı kökleri olmadan varsaymak elde değil..
Biz insanlar ne yiyorsak O'yuz..
Sağlıklı bir ömür sürmenin yolu kalkınma hamleleriyle üretimi desteklenen çiftçilerin alınlarının terlerinden geçiyor..

Eğitim
Köylerimiz Sağlık, çevreci ve üretken tarım; zirai ve hayvancılık teknikleri, Tıbbi gereksinimler, Çağın yaşam standartları ve ekonomik&siyasi gelişmeleri kendilerine taşıyacak özkaynaklarını yani gençlerini fevkalade uzun süredir eğitim olanaklarının yetersizliğinde yitirmekte ve saydığım sosyal imkanlarla iletişimi kısıtlanmaktadır. Bu kısıtlılık, şehir yaşamına öncelikle ekonomik ve beraberinde sosyal devlet fikrinin her bir basamağında sekte vurmaktadır.
Köylerini terk edip şehirlere itilen gençler statülerinin kendilerine sağladığı baskıyı taşıyacak eğitim altyapısından mahrum olduklarından, onlarca yıldır sosyologların yüzlerce kez değindiği, sinema ve edebiyat başta olmak üzere sanata yüzlerce defa yansımış psikolojik travmalarla başbaşa bırakılmaktadır.

Çevre
Köylerimiz Ormanlarımızın ve yaban hayatın gönüllü bekçileri ünvanını da taşımaktadır. Çok yönlü bir kalkınma planının söz konusu olması halinde ancak köyler merkez kabul edilebilirse Çevre bu kalkınmadan pay edinebilir..
Yalnızlıpa terk edilmiş köylerin çevre ve ormanların geleceğine verdikleri değerin ne derece eksilere inebileceği tecrübeyle sabittir.

Kalkınma planında köylere atılan her bir adım şehirde adımlayan yüzbinlerce sağlıklı, uzun ömürlü, mutlu adıma karşılık gelir..
 
Günaydınlar olsun, Öncelikle kalkınma şehirlerden başlamalı neden mi, bunun cevabı çok basit köylerdeki yaşamla kentlerdeki yaşamlar arasında oldukça farklılıklar vardır. Yaşam alanları farklı olduğu için kentlerdeki kalkınmaya önem verilmiştir devamda ediliyor. Kentlerdeki insanların yaşam alanlarını ( ör; çalışma, ulaşım, giyinme, ısınma, sosyal alanlar, gıda vb ) kolaylaştırmak adına bir çok önemli yenilikler yapılmıştır yapılmayada devam edilmektedir.
 
Öncelikle merhaba.
21. münazaramız hayırlı olsun diyerek konuya gireyim.

Bana göre kent kavramı,köy kavramını kapsayan bir unsur.Bir kentin gelişmesi,büyümesi demek dolaylı olarak köylerinde gelişmesi demektir.Profond arkadaşımız genel hatlarıyla endüstrileşmekten,makineleşmekten bahsetmiş.Ancak takdir edersiniz ki.Bir makine üretimi olsun,makine ya da endüstri mühendisliği konularında ki eğitimler olsun,bunların hepsi kentlerimizdeki fabrikalarda,üniversitelerde gerçekleşiyor.Bir Ziraatçi bir toprağın işlenişini,bakımını bilimsel yollarla bilip köylüye fazlasıyla destek olabilmektedir.Keza bugün Erzurum'da 1 metreyi aşan karlardan zorluk çeken köy ahalisinin durumunu,oradaki zorlukları kentlerde kurulmuş medya şirketlerinin yaptığı araştırmalar sonucunda öğreniyoruz.Onların durumundan bihaber olsak tuzlama çalışmaları geç belki de hiç yapılamayabilirdi mesela.Onun dışında bir de sağlık konusuna değinmek istiyorum.Mardin'de bulunan bir köyü baz alalım.Burada bir insan ciddi bir hastalığa yakalandığında neden genellikle hekimler Ankara'ya ya da İstanbul'a gitmelerini tavsiye ediyor sizce? halbuki,Van'da da tıp fakültesi var,Erzurumda'da,Diyarbakır'da da var ve buralarda da hastaneler var neden ille İstanbul ya da Ankara? nedeni basit.Bu iki kentin kalkınmış olması.Van Diyarbakır gibi kentler yeterince kalkınmış olsaydı, sağlık alanında ya da diğer sektörlerde o insanlar tee Ankara ya da İstanbul gibi tuzlu yerlere gideceklerine burunlarının dibindeki kentlere gidebilirdi.Siz de biliyorsunuz ki her insanın ekonomik durumu İstanbul'da ya da Ankara'da yaşamaya elverişli değil.Sosyolojik olarak ta çok zorlar. Düşünsenize köy yaşamına alışmış birinin aniden geçici süreliğine de olsa bir metropole yerleşmek durumunda kalması...Kişiyi yaşama alışkanlıkları açısından da zorlar bu.Velhasıl kentlerin zaten bir temeli var.Köylere baktığımızda su kaynaklarına göre belli bölgelerde ya da birbirine uzak yerlerde toplanmış evler,Küçük bir okul,tarlalar,araziler, ve varsa bir sağlık ocağı...Oysa bir kente baktığımızda içinde hastanesi var,liseleri var,üniversitesi var.Temeli olan bir unsura kalkınma hususunda yatırım yapılsın ki,teknolojiyi daha yakından takip edip,Köylere de gereken yatırımı,desteği verebilelim.Kentler yeterince kalkınmadan köylere ne derece kalkınma hususunda yardım edilebilir ki? Kentlerde ki eğitim sistemleri olsun,iş sahası olsun bu ve bunun gibi sektörler ve içlerinde çalışanları olsun iyileştirilmeli evvela.İyileştirilmeli ki, köylerin yüksek hızda kalkınmasına katkı sağlayacak daha kaliteli sosyologlar,ziraatçiler,ekonomistler yetişsin.Köy Enstitülerini hatırlayın en basitinden.Burada köyde yaşayan insanlara eğitim veren kişiler kentlerde yetişmiş kimselerdi.
 
Sevgili Pitre'yi anlıyorum gayet tabi,lâkin her bir karesi köylere nazaran modernizm ile dolu olan kentler ile doğup geldiğimiz ve beşiğimiz olarak görülen köylerimiz arasındaki uçurumun büyüklüğü barizdir.
Sanayi, endüstri ve makineleşme elbette her ülke için koşulsuz bir dinamo kaynağıdır. Bu sayede ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün de dediği gibi muhasır medeniyetler arasındaki yerimizi alabiliriz..
Lakin unutulmamalıdır ki; kentler, büyük şehirler ve metropoller geliştikçe aslımız olan yani asıl yuvamız ve benliğimiz olan köyleri hep unutuyoruz.
*Köylere yapılan tuzlama çalışmalarından bahsedilmiş,dikkat edilmeyen daha doğrusu farkına varılmayan bi' gerçek var. Tuzlamayı toprak yollara yapsanız beş para etmeyen bir faydasızlık ile karşılaşacaksınız..
Ağır kış şartları altında tamamına yakını toprakla kaplı olan yolları tuzlasanız neye yarar? İlaveten boyu bir metreyi geçkin kar yığını tuzlamakla açılacak ya da önlenecek bir porblem değildir.
Sanırım Sn.Pitre ana yollardan bahsetmiş. Unutulmamalıdır ki, ana yollar değil köy merkezlerine yılan kıvrımı gibi uzanan ara yollar önemlidir..

Gelelim sağlık konusuna..
Ne yazık ki, bu Türkiye'nin kanayan ama bir türlü sarılamayan bi' yarasıdır. Köy merkezlerinde hastane kurmak maliyetli ve yoğun emek isteyen bir gereksinime sahiptir. Ancak buna alternatif olarak köylerde küçük ölçekli klinikler kurulabilir. Basit bir önlem olarak görülen bu klinikler aslında insanlarda meydana gelebilecek hastalıkların ve rahatsızlıkların ilk bulgularını saptamada önemli bir rol oynayacaktır. En azından köy halkının yapılan testler ile birlikte yaşayacağı hastalıklara karşı erken tanısı konulabilir ve *böylelikle şehir merkezlerine olan sağlık göçünün de önüne geçilebilir.* Sonuç olarak hastalığın erken tanısı ve tedavisi ilçe merkezlerinde ya da yakın illerde tedavi edilebilir. Zaten konusunda pek çok uzman doktor da erken tanı ve ilk tedavi yöntemlerinin ne kadar önemli olduğuna hep dikkat çekmektedir.
Son olarak da asıl kalkınmanın hangi kesime verileceğine değinmek durumundayım:
Kent gelişiminin tamamlamadığı müddetçe köylere gereken yardım ve desteğin sağlanamayacağını savunuyor ki bence yanılıyor.
Bence dönüşüm kentlerden köylere değil, en başından beridir savunduğum şekilde köylerden kentlere doğru yol almalı. Bunu bir nevi yelkenli bir gemide olduğunuzu düşünerek değerlendirin..
Uçsuz bucaksız denizde sadece kentleri simgeleyen bir yelken ile yol alamazsınız,aynı zamanda yardımcı yelkenleri de devreye sokmalı ve rüzgârla dolup gücünüze güç katmasını sağlamalısınız.


Gelişen, eğitimli ve becerikli bir köy halkı modern dünyamızda en önemli yapı taşlarından biri olarak tarihe adını yazacaktır.

Mao Zedung Kominist devrimi kendisi de bir köylü çocuğu olarak gerçekleştirdi kalkınmayı köylerden ve alt tabakadan başlayarak sağlam temele oturttu ve bu gün dünyanın en büyük ekonomi devi oldu..
 
Öncelikle merhaba.
21. münazaramız hayırlı olsun diyerek konuya gireyim.

Bana göre kent kavramı,köy kavramını kapsayan bir unsur.Bir kentin gelişmesi,büyümesi demek dolaylı olarak köylerinde gelişmesi demektir.
Profond arkadaşımız genel hatlarıyla endüstrileşmekten,makineleşmekten bahsetmiş.Ancak takdir edersiniz ki.Bir makine üretimi olsun,makine ya da endüstri mühendisliği konularında ki eğitimler olsun,bunların hepsi kentlerimizdeki fabrikalarda,üniversitelerde gerçekleşiyor.Bir Ziraatçi bir toprağın işlenişini,bakımını bilimsel yollarla bilip köylüye fazlasıyla destek olabilmektedir.

Ne yazık ki Kent kavramı köy kavramını kapsayamıyor, Kent yaşamının olanaklarından -yazının ilerleyen bölümlerinde senin de desteklediğin ifadelerle rahatlıkla söyleyebiliriz- ki köylere ulaştırabilmek nerdeyse hiç mümkün olamamaktadır.

Tarım makinaları, Ziraat eğitimi almış kişilerin köylüye ulaşımı ancak Köylere yapılacak kalkınma hamlesiyle mümkün olabilmekte,

Ancak köylere yapıalcak bir kalkınma hamlesiyle Tarım makinaları, Ziraat eğitimi almış kişilerin köylüye ulaşımı sağlanabilecektir, aksi halde kentlerde ki fabrikalarda üretilen tarım makineleri limanlarımızdan tarıma, köylüye, hayvancılığa değer vermeyi bilmiş ülkelere taşınmaya devam edecektir.

Keza bugün Erzurum'da 1 metreyi aşan karlardan zorluk çeken köy ahalisinin durumunu,oradaki zorlukları kentlerde kurulmuş medya şirketlerinin yaptığı araştırmalar sonucunda öğreniyoruz.Onların durumundan bihaber olsak tuzlama çalışmaları geç belki de hiç yapılamayabilirdi mesela.Onun dışında bir de sağlık konusuna değinmek istiyorum.Mardin'de bulunan bir köyü baz alalım.Burada bir insan ciddi bir hastalığa yakalandığında neden genellikle hekimler Ankara'ya ya da İstanbul'a gitmelerini tavsiye ediyor sizce? halbuki,Van'da da tıp fakültesi var,Erzurumda'da,Diyarbakır'da da var ve buralarda da hastaneler var neden ille İstanbul ya da Ankara? nedeni basit.Bu iki kentin kalkınmış olması.

Çok haklı olarak değindiğin gibi sağlık hizmetlerinin ulaşılabilirliği artmış olsa dahi nitelikli ve çözüme dönük sağlık hizmetleri ancak kalkınmış kentlerde sağlanabilmekte.
Türkiye Cumhuriyeti nin her bir yurttaşı hem sağlık hizmetlerini, hem bahsettiğin gibi ulaşım imkanlarını ülkenin her bir noktasında ulaşabilmeli...
Özellikle de Köylerimize.. Özellikle de bahsettiğin yollarını kapanıp tarım ürünlerini, hayvanlarını, ailesini unuttuğumuz köylerimize devletin olanca imkanlarıyla ulaşabilmeli, tarımı yeniden ekonomik hayatın merkezi haline getirip Dünyanın tarım için en elverişli topraklarında yeniden milyonlarca dönüm tarım arazisini ürünlerle buluşturmamız gerekmektedir..


Van Diyarbakır gibi kentler yeterince kalkınmış olsaydı, sağlık alanında ya da diğer sektörlerde o insanlar tee Ankara ya da İstanbul gibi tuzlu yerlere gideceklerine burunlarının dibindeki kentlere gidebilirdi.Siz de biliyorsunuz ki her insanın ekonomik durumu İstanbul'da ya da Ankara'da yaşamaya elverişli değil.Sosyolojik olarak ta çok zorlar. Düşünsenize köy yaşamına alışmış birinin aniden geçici süreliğine de olsa bir metropole yerleşmek durumunda kalması...Kişiyi yaşama alışkanlıkları açısından da zorlar bu.Velhasıl kentlerin zaten bir temeli var.Köylere baktığımızda su kaynaklarına göre belli bölgelerde ya da birbirine uzak yerlerde toplanmış evler,Küçük bir okul,tarlalar,araziler, ve varsa bir sağlık ocağı...
Oysa bir kente baktığımızda içinde hastanesi var,liseleri var,üniversitesi var.Temeli olan bir unsura kalkınma hususunda yatırım yapılsın ki,teknolojiyi daha yakından takip edip,Köylere de gereken yatırımı,desteği verebilelim.

Kentler bugün ki standartlarıyla hiçbir kalkınma planı olmaksızın çok rahat hayatlarını idame ettirebilir; peki sizin ifadenizde ki -koyulaştırdığım bölümleri yazınızın- şartlar altında yaşayan insanlar sizce daha ne kadar sürdürebilir yaşamlarını?


Kentler yeterince kalkınmadan köylere ne derece kalkınma hususunda yardım edilebilir ki? Kentlerde ki eğitim sistemleri olsun,iş sahası olsun bu ve bunun gibi sektörler ve içlerinde çalışanları olsun iyileştirilmeli evvela.İyileştirilmeli ki, köylerin yüksek hızda kalkınmasına katkı sağlayacak daha kaliteli sosyologlar,ziraatçiler,ekonomistler yetişsin.Köy Enstitülerini hatırlayın en basitinden.Burada köyde yaşayan insanlara eğitim veren kişiler kentlerde yetişmiş kimselerdi.

Teknolojik gelişmelerin, ulaşım imkanlarının, hayat standartlarının, yaşama dair hemen herşeyin sürekli kendini yenilediği; geliştiği bir dönemde Kentlerin yeterince gelişmesi noktasına neredeyse hiç ulaşılamayabilir..
Eğer tüm diğer şartları bir kenara bırakıp salt adları üzerinden bir sıralama yapacak olsak bile ki fevkalade eksik kalmış bir düşünce biçimi olurdu; Köylere yapılacak kalkınma hamlesi kısa sürede müthiş potansiyelleri sayesinde inanılmaz neticeler, geri dönüşler sağlar.. Yaşanan bu inanılmaz gelişim kısa sürede kentlerin zenginleşmesini sağlar ve beraberinde Köylerin ihtiyaç duyduğu 'sosyologlar, ziraatçiler, ekonomistler'i de yine köylerin içinden, o hayatın göğsünden kopup yetişen gençlerden sağlanacaktır ki buda verimliliğin kat be kat artması anlamına gelir..

Köy Enstitüleri sadece başlık olarak ta, içeriğine dair yapılacak her yorumla da Köylerin kalkınmasının nedenli önemli bir hamle olduğunun ispatlarından biridir.
 
Aslında bir nevi benim anlatmak istediklerimi siz de yazmışsınız.Tabi önemli anektodları atlayarak.
Kentlerin kendi yaşamını idame ettirebilmeleri,köylerin yeterli derecede kalkınabileceğinin bir nişanı olamaz.Ziraatçilerin,tarım makinelerinin köylüye ulaşma aksaklığından bahsetmişsiniz.O ulaşım/iletişim olanakları da takdir edersiniz ki kaliteli mühendislerimizin çalışmaları ile mümkün olabilmekte.O mühendislerde kentte yetişiyor.Köyde doğanları da gidip kentte okuyor.Bir ODTÜ,İTÜ mezunu inşaat mühendisiyle, yeterli kalkınmayı görmemiş bir kentte bulunan üniversiteden mezun bir inşaat mühendisini aynı kefeye koymak haksızlık olur.Neden her kentteki üniversite ODTÜ kalitesinde olmasın?Neden insanlar kaliteli mühendislere burnunun dibinde değilde Ankara'da İstanbul'da ulaşmak zorunda kalsın?Her kente yeterli kalkınma planı yapılırsa her köye kaliteli mühendisler,hekimler ulaşabilir.Köylere klinik kurulsun demişsiniz. O kliniğe gelecek doktorun eğitimi son derece önemli değil midir? Benim Tekirdağ'da yaşayan bir arkadaşımın annesi,Tekirdağ'daki bir hastaneye baş ağrısı şikayetleriyle gitti.Oradaki hekimler kesin ameliyat dediler.Daha sonra annesi Cerrahpaşa'ya muayeneye geldiğinde oradaki hekimler ameliyatlık bir durumun olmadığını söylediler.Ne demek istediğimi anlatabildim umarım.Kentler yeterli düzeyde kalkınmalı ki köylere kaliteli makineler,sağlam yollardan ulaşabilsin,kaliteli hekimler sağlık ocaklarında olabilsin,İnsanlar Ankara ya da İstanbul'a gitmek zorunda kalmasın.Sayın Baggins'in bir yazımda koyu olarak betimlediği yere değinmek gerekirse: konumuz sağlıklı/dengeli yaşam değil, kalkınma. Ha ona da açıklama getirirsem: Köylerde yaşayan insanlar daha organik,daha sağlık yaşıyor (özellikle ruh sağlığı açısından) daha temiz oksijenle besleniyor.Ha tabi nedir:Bir rahatsızlığa yakalandığında iyi bir araştırma hastanesine yetiştirilmeleri güç oluyor.E bunu da yukarıda belirttiğim gibi, kalkınmış kentlerden mezun sağlam mühendislerimiz son derece sağlam bir şekilde halledebilir.
Günümüzde kaba milliyetçiliği ve başına burukluğu ile tanınan süper güç Fransa bile özünü kaybetmediyse eminim bizde kaybetmeyiz.G-8 mensubu/ süper güç ülkelerde kolay kolay gelişmemiş bir kent bulamazsınız e tabi dolaylı yoldan sağlıksız koşullarda bulunan köy de bulamazsınız.
Ek olarak Mao: değil kalkınma, en basit konularda bile örnek bile gösterilemeyecek kıyımcı bir liderdir (bana göre ve de pek çok kişiye göre) dolayısıyla ideolojisi de, yaptıkları da çok derin mevzulardır.Çin'e bugün sosyalist demek pek çok uzmanca gülünç bir durum olarak niteleniyor.Pek çok kişiye göre Çin, kapitalist görünümlü sosyalist bir ülkedir.Mao'nun köyden geliyor olmasına yönelik verilen örnek te tutarsızdır.Kendi ülkemizdeki kentlerde bulunan üniversitelerde de zilyon tane köy yaşamından gelen arkadaşlarımız var ancak eğitimlerini kentlerden alıyorlar,köylerden değil.
 
Aslında bir nevi benim anlatmak istediklerimi siz de yazmışsınız.Tabi önemli anektodları atlayarak.
Kentlerin kendi yaşamını idame ettirebilmeleri,köylerin yeterli derecede kalkınabileceğinin bir nişanı olamaz.

Kentlerinin kendi yaşamını idame ettirebilecekleri kısa vadeli bir planda kalkınma planlarının köylere yönlendirilmesi durumunda, ne kentlerde aksayan bir gündelik hayata rastlanır ne de köyler için yetersiz bir kalkınma planı gerçekleştirilmiş olur.
Köylülerimiz, müthiş bir eğitim iştahına müthiş bir uyum potansiyeline, müthiş bir çalışkanlıkla üretim enerjisine sahip.. Yatırılan kalkınma kapitalini onbinle çarpan bir getiri elde edeceği su götürmez bir gerçekliğe sahiptir.

Ziraatçilerin, tarım makinelerinin köylüye ulaşma aksaklığından bahsetmişsiniz. O ulaşım/iletişim olanakları da takdir edersiniz ki kaliteli mühendislerimizin çalışmaları ile mümkün olabilmekte. O mühendislerde kentte yetişiyor. Köyde doğanları da gidip kentte okuyor. Bir ODTÜ,İTÜ mezunu inşaat mühendisiyle, yeterli kalkınmayı görmemiş bir kentte bulunan üniversiteden mezun bir inşaat mühendisini aynı kefeye koymak haksızlık olur. Neden her kentteki üniversite ODTÜ kalitesinde olmasın? Neden insanlar kaliteli mühendislere burnunun dibinde değilde Ankara'da İstanbul'da ulaşmak zorunda kalsın? Her kente yeterli kalkınma planı yapılırsa her köye kaliteli mühendisler,hekimler ulaşabilir.

Konumuz Kalkınma Köyden mi Başlamalı Eğitimden mi olsa çok güzel bir argüman olurdu bu ifadeleriniz Pitre..
Oysa kastımız Kentler mi Köyler mi doğrultusunda, elbette akademik eğitim imkanları kent merkezlerine daha yakın noktalarda bulunduruluyor, bunların nedenlerini tartışmakta bambaşka bir topic in içeriği..
Eğitim in önem olarak, Kalkınma politikalarının önünde yer aldığı tartışmasız bir gerçek.

Köylere klinik kurulsun demişsiniz. O kliniğe gelecek doktorun eğitimi son derece önemli değil midir? Benim Tekirdağ'da yaşayan bir arkadaşımın annesi,Tekirdağ'daki bir hastaneye baş ağrısı şikayetleriyle gitti.Oradaki hekimler kesin ameliyat dediler.Daha sonra annesi Cerrahpaşa'ya muayeneye geldiğinde oradaki hekimler ameliyatlık bir durumun olmadığını söylediler.Ne demek istediğimi anlatabildim umarım.Kentler yeterli düzeyde kalkınmalı ki köylere kaliteli makineler,sağlam yollardan ulaşabilsin,kaliteli hekimler sağlık ocaklarında olabilsin,İnsanlar Ankara ya da İstanbul'a gitmek zorunda kalmasın.


Öncelikle arkadaşınızın annesine en samimi ifadelerle geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum.
Türkiye de 84 tıp fakültesine sahibiz. 130 bine yakın doktorumuz ve halen eğitim almakta olan 50binin üzerinde tıp öğrencisi var..
Sizce daha fazla fakülte açarak, nitelikli eğitim veren akademisyenleri daha eşine az rastlanır yapmakmıdır mesele? Hali hazırda mezun olmuş 130bin hekim için gerekli standartları sağlayacak, tıp gereçlerini temini ve Köyler yada kasabalarda konuşlandırılacak Kliniklere yerleştirmek mi?

Sayın Baggins'in bir yazımda koyu olarak betimlediği yere değinmek gerekirse: konumuz sağlıklı/dengeli yaşam değil, kalkınma. Ha ona da açıklama getirirsem: Köylerde yaşayan insanlar daha organik, daha sağlık yaşıyor (özellikle ruh sağlığı açısından) daha temiz oksijenle besleniyor. Ha tabi nedir: Bir rahatsızlığa yakalandığında iyi bir araştırma hastanesine yetiştirilmeleri güç oluyor. E bunu da yukarıda belirttiğim gibi, kalkınmış kentlerden mezun sağlam mühendislerimiz son derece sağlam bir şekilde halledebilir.

Mühendisler, yolları açmazlar.. Mühendisler projeler hazırlarlar, bakanlığın bunun için bütçesi varsa o yollar açılır, onarılır, tedbirler alınır, kar temizleme araçları sağlanır vs.. Bütün bunlar iyi eğitim almış mühendisler sayesinde değil köylere yapılan kalkınma hamleleriyle mümkün olabilir.

Günümüzde kaba milliyetçiliği ve başına burukluğu ile tanınan süper güç Fransa bile özünü kaybetmediyse eminim bizde kaybetmeyiz. G-8 mensubu/ süper güç ülkelerde kolay kolay gelişmemiş bir kent bulamazsınız e tabi dolaylı yoldan sağlıksız koşullarda bulunan köy de bulamazsınız.

Fransa Avrupa Birliği tarım ürünleri ihtiyacının %25’ini sağlayan bir ülkedir.
Sadece bu tanım bile Fransa nın kentleşmede gösterdiği başarının temelinde Köylerine yani tarıma ve hayvancılığa dönük projelerinin olduğunu göstermeye yetebilir.


Değerli yorumlarınız için teşekkürlerimle..
 
Eğitimsiz kalkinabileceğimize inanıyor musunuz sayın Baggins Eğitim ile kalkınma son derece iç içedir. Yeni tıp fakülteleri açılsın demedim.Mevcut tip fakülteleri kalkınsın, niteliği artırılsın dedim.Kalkınsın ki, insanlar Ankara ve Istanbul dışı semtlerde de yüksek teknolojilerle tedavi olabilsin. Projesiz, denetimsiz her hangi bir imar ya da restorasyon çalışması da yapılmaz takdir edersinizki. Fransa güçlü teknolojisi sayesinde tarıma önem verebiliyor keza Hollanda da öyle. Kentlerinde bulunan teknoloji enstitülerine ve de türevlerine yatırım yapıyorlar. Böylelikle tarım alanlarını en faydalı şekilde kullanabiliyorlar.
 
"Ek olarak Mao: değil kalkınma, en basit konularda bile örnek bile gösterilemeyecek kıyımcı bir liderdir (bana göre ve de pek çok kişiye göre) dolayısıyla ideolojisi de, yaptıkları da çok derin mevzulardır.Çin'e bugün sosyalist demek pek çok uzmanca gülünç bir durum olarak niteleniyor.Pek çok kişiye göre Çin, kapitalist görünümlü sosyalist bir ülkedir.Mao'nun köyden geliyor olmasına yönelik verilen örnek te tutarsızdır.Kendi ülkemizdeki kentlerde bulunan üniversitelerde de zilyon tane köy yaşamından gelen arkadaşlarımız var ancak eğitimlerini kentlerden alıyorlar,köylerden değil."



*Mao Zedung Çin Çarlığına karşı halkı ile ayaklanarak, ilk büyük işçi ve halk devrimlerinden birini gerçekleştirmiştir. Eğer böyle olmasaydı ve temellerini halkından alan bir devrim yapmasaydı ABD ve Avrupa Emperyalizmine karşı koyabilecek Rusya dışında bir güç kalmayacaktı.
Dünyada Avrupa ve ABD dışında çok az ülke kıyım yapmamış mıdır zaten?
Afrika ve G.Amerika ülkelerine yapılan,Çin'in kendi ülkesinde yaptıkları boy bile ölçülemez.
Bu gün Çin'in haline bir de bizim hâlimize bakın o vakit..
Her ülkenin tarihinde kan akmıştır ama konumuz ne kıyım ne de liderlerin diktatörlükleridir,tenzih ederim.


"Kendi ülkemizdeki kentlerde bulunan üniversitelerde de zilyon tane köy yaşamından gelen arkadaşlarımız var ancak eğitimlerini kentlerden alıyorlar,köylerden değil"

Bu,durumun zaten vahim olduğunu göstermektedir ve işte bu nedenle köylerden kalkınmaya geçilmesi gerekiyor.
Siz diyorsunuz ki;
Bütün icraatlar kentlerde sürüme geçsin köy insanı ordan beslensin.Biz de diyoruz ki;
Aynı imkanlar köyler içinde geçerli olsun bir bütün olalım.



Günümüz dünyasında ve Türkiye'sin de belirgin olan iklim değişikliğinin de küresel olarak tarım yapılan her yerde büyük darbeleri olmuştur ve olacaktır. Eğer, devlet ve politikacılar ile birlikte toplumsal duyarlılık sağlanamaz ise yeni iklim olaylarının vurduğu tarım sadece köyleri ve köy insanlarını yere düşürmeyecektir. Bu bir nevi domino taşı etkisi olacaktır.
Köylere gerekli ve hak ettikleri insani değer verilmez ve önlemler alınmaz ise bu domino taşları bir bir yıkılmaya başlayacaktır.
Şüphesiz ki, çöküş şehirlerden köylere değil köylerden devasa metropollere doğru yol alacaktır.
Bu sebeplerden ötürü her köyün istisnasız bir şekilde alt yapı sorunlarından başlayarak, eğitim, öğretim, sağlık, hayvancılık ve tarım gibi problemleri giderilmelidir.

Unutulmamalıdır ki, medeniyetin başlangıcı hep küçük yerlerden doğan bir kıvılcım ile yangına dönüşerek yayılmıştır..
 
Zafere giden her yol mübahtır anlayışı bana faziletsiz bir düşünce olarak geliyor.
Zira Mao'nun yapmış olduğu katliamlar ''Her ülkenin kanlı geçmişi vardır'' tadında hafife alınacak katliamlar değildir.Her neyse konumuza dönelim.
Bakın diyorsunuz ki:''Köylerin alt yapı problemleri onarılsın'' Ben de size diyorum ki: ''O alt yapı sorunlarını giderecek vasfa sahip insanlar kentlerde: endüstri kuruluşları olsun,eğitim,sağlık kuruluşları olsun buralardan gelmiş insanlardır diyorum ve yine diyorum ki: Köylerde ki alt yapı problemlerinin en iyi şekilde ve max. hızda onarılması için güçlü bir teknolojiye ihtiyaç vardır.Bu teknolojiyi perçinlemek için köy yakınlarında bulunan kentlerdeki bütün fabrikalara kuruluşlara vesaire kalkınma yolunda planlamalar yapılmalıdır.Köylere daha hızlı yetişebilmek ve sorunlarını max. hızda halledebilmek için.Neden İstanbul yakınlarında bulunan köy ve türevi yerleşim yerlerindeki sorunlar minimumda seyrediyor? Neden genelde sorunları olan köyler gelişmemiş kentlerin yakınlarında bulunan köyler oluyor? Yanıtı gayet açık: O köylerin civarındaki kentlerin yeterli düzeyde kalkınmamış olması.Ben köy halkı kentten beslensin demiyorum.Sadece kendi hayatlarını daha iyi,daha konforlu idame ettirebilmeleri için teknolojinin nimetlerinden faydalanmalıdır diyorum.Bu teknolojinin gelişebileceği yerlerde bellidir.
 
Köylerdeki sorunların hızlı ve etkin bir şekilde giderilebilmesi için güçlü bir teknolojiye gereksinim vardır demişsiniz ve yine bu teknolojik gelişim için kentlerin de kendi kendilerini geliştirmesini belirtmişsiniz.
Ortada anlaşılmayan durumlar mevzu bahis.
Her fırsatta ne kadar modern ve gelişmiş olduğunu söyleyen hükümetimiz, yani devletimiz teknolojik birikimden yoksun mu?
Devlet; Cumhuriyet sınırları içerisindeki köylere yıl 2015 olmuşken yardım etmekten bu kadar mı aciz?
Görkemli saraylar, hava limanları, köprüler ve camiler yaparken teknolojinin ve mühendisliğin her bir milini ve ilmini kullanan yetkililer doğunun ücra bir köşesindeki köylülerimizin yuvasını geliştirme konusunda bu kadar mı özürlü?
Belki bu yazdıklarıma siyasi propaganda diyebilirsiniz fakat gerçekler acıdır ve acıtır. Bahsetmiş olduğunuz köy yakınlarındaki planlamaların yıllar önce gerçekleştirilmesi gerekiyordu. Avrupa’ya gelip Türkiye’deki köy manzaraları ile karşılaşacağınızı sanmıyorum.
Çünkü buradaki devlet yönetimi ne olursa olsun kendi sınırlarındaki her bir metre karenin geleceğini iyi hesaplıyor.
 
Eğitimsiz kalkinabileceğimize inanıyor musunuz sayın Baggins Eğitim ile kalkınma son derece iç içedir. Yeni tıp fakülteleri açılsın demedim.Mevcut tip fakülteleri kalkınsın, niteliği artırılsın dedim.Kalkınsın ki, insanlar Ankara ve Istanbul dışı semtlerde de yüksek teknolojilerle tedavi olabilsin. Projesiz, denetimsiz her hangi bir imar ya da restorasyon çalışması da yapılmaz takdir edersinizki.Fransa güçlü teknolojisi sayesinde tarıma önem verebiliyor keza Hollanda da öyle. Kentlerinde bulunan teknoloji enstitülerine ve de türevlerine yatırım yapıyorlar. Böylelikle tarım alanlarını en faydalı şekilde kullanabiliyorlar.


Şüphesiz ki öyle; eğitim ve kalkınma iç içedir, şu var ki eğitim vr öğretim akademik eğitimle nokta buluyor olsa da, akafemik eğitimle de başlamıyor..
Eğitim standartlarının da her seviye de anadoluya, köylere uzanması gerekiyor..
Hali hazırda öğrenci kapasitesinin üzerinde fakülte bulunan ülkemizde köy okullarının ne denli sıhhatsiz şartlarda eğitim verdiğini bşken stk lar ve Bjk Çarşı Grubu kısıtlı imkanlarla bu köylere uzanmaya çabalamaktadır.
Taşıma suyuyla değirmen dönmez Sayın Pitre ..
Köylere yapılacak kalkınma hamlesi için yeterli hekim, mühendis, öğretmen var..
Tıbbi cihazlar, tuğlalar, iş makinalarına ihtiyaç var..
Sosyal devletin ellerini ücra köylerde ki çocukları güldürme vakti gelmedi mi??
 
Arkadaşlar ülkemizin sorunları belli, yıl 2015 olmuş evet çarpık kentleşme işsizlik fakirlik göç vs vs Sayın Baggins Köylere yapılacak kalkınma hamlesi için yeterli hekim, mühendis, öğretmen var..
Tıbbi cihazlar, tuğlalar, iş makinalarına ihtiyaç var..
Sosyal devletin ellerini ücra köylerde ki çocukları güldürme vakti gelmedi mi??


şu son 3 kelimenize cevap vermek istiyorum bu saydıklarınızın hepsi var varda köylerimizin nüfuslarından haberiniz var mı sizin ?

sizce bir doktoru yada bir mühendisi 50 kişilik bir köye yollayıp orda ne yapmasını beklersiniz, istersiniz

bakın yıl 2015 olmuş benim köyümün yolları yeni yapıldı, sağlık ocağı var haftada bir gün doktor geliyor okulda var taşımalı sistemle çevre köylerden çocuklarda geliyor kaç köyden öğrenci geliyor bir tek okul yetiyor, dikkatinizi çekmek istediğim nokta bu köylerimizde kimse kalmadı ki çiftçi desteklenmedi uğradıkları zararlar karşılanmadı, mazot gübre tohum bunlara yeteri kadar destek verilmedi. İnsanlar tarlasını bahçesini ekip dikemez hale geldiler çünkü bir yıl bekledikleri ürünlerini alamadılar, aldıkları ürünüde sattıklarında ellerine geçen para mazot ve gübreye verdigi parayı karşılamadı. Sonra ne mi oldu şehire geldiler sigortalı bir işe asgari ücrete talim oldular. İnsanların Emeklililk hayallerinide suya düşürdüler malesef en azından emekli olurum düşüncesi vardı artık oda yok.
 
Bakın, zaten cevabı siz de vermişsiniz sevgili GüLSe
Devletin böylesine bir zamanda ve çağda gücünü şehirler için değil en kuytu köşedeki köylerimiz için de göstermesi gerekmektedir. Fakat köy nüfusları yetersiz ve az diye o insanlarımızı hiçe saymak ve onlara biraz da olsa yeterlilik göstermememek sizce adilane bir yaklaşım mı?
İster on hane olsun ister yüz..


Sayıları çoğaltmak veya yok etmek devlete ait. GAP projesi kapsamında yapılan onca barajın sadece enerji amaçlı olmadığını umarım biliyorsunuzdur. Zira asıl ve en önemli gaye, bölgedeki susuzluğu en aza indirgeyerek tarımın yeniden kalkınmasını sağlamak ve bunu takriben orada bulunan nüfusu tutarak göçü önlemektir.
Devletimiz, yeterli politikaları ve önlemleri alıp uygun bir çalışma gösterirse emin olunuz ki, o 50 insanın kaldığı köyler modern köleliğin cezbettiği şehirlerden daha da ideal gelecektir.


Türkiye'de eskiden şöye bir anlayış vardı; "Halkıma, toprağıma ve devletime hizmet etmek kutsaldır.."
Bu anlayış ne yazık ki, ötekileştirmeler, yanlış politikalar, tatminsizlik ve insani değerlerin yozlaşmasıyla yok olmuştur. Önceden modern şehirlerdeki insanlar uzaktaki bir doğu köyüne can-ı gönülden gitmek ve görev yapmak istiyorlardı. Ne yazık ki, bu istek ve arzu yıllar içinde soldu..


Alt yapısı yetersiz olan, modernizmden uzak, kışın metrelerce yağan kar yüzünden en yakınındaki köyden bile izole olan köyler değersiz ve sıkıntı verici olarak kabul edilmiştir. Daha da acı olanı bu düşünce herkes arasında kulaktan kulağa yayıldığı için o gönülden gelen istek tarihin tozlu raflarına kendiliğinden kalkmıştır.
Tam da bu sebeplerden ötürü köyler nüfusları ve potansiyelleri ne olursa olsun geliştirilmelidir.
Yok olan o görev arzusu belki bu sayede yeniden küçük bir kıvılcımdan bir yangına dönüşebilir. İşte bu kıvılcımı sağlamak adına köylerimizi unutmayı bırakmalıyız.
Orada yaşayan insanlarımızı, doğayı, bereketli toprakları ve daha da önemlisi masum çocukları düşünüp harekete geçmeliyiz..
 
Bakın, zaten cevabı siz de vermişsiniz sevgili GüLSe
Devletin böylesine bir zamanda ve çağda gücünü şehirler için değil en kuytu köşedeki köylerimiz için de göstermesi gerekmektedir. Fakat köy nüfusları yetersiz ve az diye o insanlarımızı hiçe saymak ve onlara biraz da olsa yeterlilik göstermememek sizce adilane bir yaklaşım mı?
İster on hane olsun ister yüz..


Sayıları çoğaltmak veya yok etmek devlete ait. GAP projesi kapsamında yapılan onca barajın sadece enerji amaçlı olmadığını umarım biliyorsunuzdur. Zira asıl ve en önemli gaye, bölgedeki susuzluğu en aza indirgeyerek tarımın yeniden kalkınmasını sağlamak ve bunu takriben orada bulunan nüfusu tutarak göçü önlemektir.
Devletimiz, yeterli politikaları ve önlemleri alıp uygun bir çalışma gösterirse emin olunuz ki, o 50 insanın kaldığı köyler modern köleliğin cezbettiği şehirlerden daha da ideal gelecektir.


Türkiye'de eskiden şöye bir anlayış vardı; "Halkıma, toprağıma ve devletime hizmet etmek kutsaldır.."
Bu anlayış ne yazık ki, ötekileştirmeler, yanlış politikalar, tatminsizlik ve insani değerlerin yozlaşmasıyla yok olmuştur. Önceden modern şehirlerdeki insanlar uzaktaki bir doğu köyüne can-ı gönülden gitmek ve görev yapmak istiyorlardı. Ne yazık ki, bu istek ve arzu yıllar içinde soldu..


Alt yapısı yetersiz olan, modernizmden uzak, kışın metrelerce yağan kar yüzünden en yakınındaki köyden bile izole olan köyler değersiz ve sıkıntı verici olarak kabul edilmiştir. Daha da acı olanı bu düşünce herkes arasında kulaktan kulağa yayıldığı için o gönülden gelen istek tarihin tozlu raflarına kendiliğinden kalkmıştır.
Tam da bu sebeplerden ötürü köyler nüfusları ve potansiyelleri ne olursa olsun geliştirilmelidir.
Yok olan o görev arzusu belki bu sayede yeniden küçük bir kıvılcımdan bir yangına dönüşebilir. İşte bu kıvılcımı sağlamak adına köylerimizi unutmayı bırakmalıyız.
Orada yaşayan insanlarımızı, doğayı, bereketli toprakları ve daha da önemlisi masum çocukları düşünüp harekete geçmeliyiz..

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2013 yılı adrese dayalı nüfus sistemi sonuçlarına göre, Türkiye'nin en kalabalık şehri İstanbul 14 milyon 160 bin 467 nüfusuna sahip.

Peki burdaki insanları hiçe sayabilirmiyiz. Tabiki ben demiyorum ki köylerde yaşayan insanlarımızı bir kenara atıp görmezden gelelim. Gündemdeki sorunları bile çözülemezken götürüpte bir şehir hastanesi dikemezsiniz yada metro yapamazsınız yada büyük alışveriş merkezleri vs vs ? Demem o ki nüfus yoğunluğuna göre halkımızın ihtiyaçlarının karşılanması hayatlarını devam ettirebilecek kolaylaştıracak geçimini sağlayacak yatırımlar hizmetler yapılmalı.
 


Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2013 yılı adrese dayalı nüfus sistemi sonuçlarına göre, Türkiye'nin en kalabalık şehri İstanbul 14 milyon 160 bin 467 nüfusuna sahip.

Peki burdaki insanları hiçe sayabilirmiyiz. Tabiki ben demiyorum ki köylerde yaşayan insanlarımızı bir kenara atıp görmezden gelelim. Gündemdeki sorunları bile çözülemezken götürüpte bir şehir hastanesi dikemezsiniz yada metro yapamazsınız yada büyük alışveriş merkezleri vs vs ? Demem o ki nüfus yoğunluğuna göre halkımızın ihtiyaçlarının karşılanması hayatlarını devam ettirebilecek kolaylaştıracak geçimini sağlayacak yatırımlar hizmetler yapılmalı.






Siz benim yazdıklarımdan bunu çıkardınız?
Ben size köyler gelişsin derken gereksiz avm'lerden, koca koca hastanelerden, metrolardan bahsetmedim ki...
Adı üstünde bu bir köy..
Peki, küçük ölçekli bu köylerin ne gibi ihtiyaçları olabilir?
En basitinden donanımlı bir ilk öğretim okulu, doanınmlı bir sağlık ocağı, kanalizasyon sistemi, elektirik, su ve telefon hattı..
İlaveten, her köye tahsis edilecek bir ambulans, yol açma aracı verilebilir. Böylelikle köylerimiz ideal bir gelişim sağlar. Bu kadar küçük şeyler emin olun büyük bir fark yaratacaktır.
 







Siz benim yazdıklarımdan bunu çıkardınız?
Ben size köyler gelişsin derken gereksiz avm'lerden, koca koca hastanelerden, metrolardan bahsetmedim ki...
Adı üstünde bu bir köy..
Peki, küçük ölçekli bu köylerin ne gibi ihtiyaçları olabilir?
En basitinden donanımlı bir ilk öğretim okulu, doanınmlı bir sağlık ocağı, kanalizasyon sistemi, elektirik, su ve telefon hattı..
İlaveten, her köye tahsis edilecek bir ambulans, yol açma aracı verilebilir. Böylelikle köylerimiz ideal bir gelişim sağlar. Bu kadar küçük şeyler emin olun büyük bir fark yaratacaktır.

Bu konuda hem fikiriz zaten bir önceki yorumumda kendi köyümü örnek vererek açıklama yapmıştım. Demek istediğim mantıklı olarak kalkınmaların Kentlerden ve nüfus büyüklüğüne göre insanların yaşamsal faliyetlerini kolaylaştıracak geçimlerini ulaşımlarını sağlayacak yatırımlar yapılması. En basit örneği insanlar sabah işlerine gitmek için resmen çin işgencesi çekiyorlar :) yollardaki içi çocuk dolu servis araçlarını söylemek bile istemiyorum
 


Bu konuda hem fikiriz zaten bir önceki yorumumda kendi köyümü örnek vererek açıklama yapmıştım. Demek istediğim mantıklı olarak kalkınmaların Kentlerden ve nüfus büyüklüğüne göre insanların yaşamsal faliyetlerini kolaylaştıracak geçimlerini ulaşımlarını sağlayacak yatırımlar yapılması. En basit örneği insanlar sabah işlerine gitmek için resmen çin işgencesi çekiyorlar :) yollardaki içi çocuk dolu servis araçlarını söylemek bile istemiyorum



İstanbul'da ki çilekeş trafiği bizzat yaşadım ve haklısınız. İnsanın ömrü yollarda tükeniyor.
Ancak bu konuda cidden yurt dışından yardım almalıyız. Bir belgeselde dünyanın en iyi otoyol sistemine sahip olan Alman'yayı izlemiştim. İnsanlar binlerce kilometre uzunluğundaki yolları için o kadar kapsamlı ve bilimsel çalışmışlar ki anlatamam..
Hem metropol hem de köylerde işte bu deneyimin gerçeğe dökülmesi gerekmektedir.
Bakın altını çize çize söylüyorum;
Sadece kentlerde değil, köylerimizde de bu yapılmalı..
Yani iki elimizi de çalıştırmayı bilmeliyiz.


İlaveten konuyu biraz toparlayacak olursam.Ki zaten yeterince yazdığıma ve açıkladığıma inanıyorum savunduğum bahsi.

Eğer bir gelişim yaşanacak ise bunu sadece kentlerde değil aynı zamanda köylerde de sağlamalıyız. Metropoller büyük ölçekli devrimleri hak ediyor ancak o devrimin ve gelişimin bir parçasını da köylerimize vermemiz vatani bir görevdir.
Eğer bu konuda ne yapabiliriz diye düşünüyorsak, en azından yurt dışındaki ülkelere göz atalım. Araştıralım veya üniversiteli genç beyinlerin ve akademisyenlerin fikirlerini değerlendirelim.
Ancak bu sayede etkin bir başarıya ve medeniyet seviyesine ulaşaçağımıza gönülden inanıyorum.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri