Sayın Henry,
İlk argümanınızdan başlayalım isterseniz.
Diyorsunuz ki ; İnsanların doğanın hizmetlerinden 'faydalanıyor' olması bir hakimiyet sağladığı anlamına gelebilir mi? Bence gelmez,sizin de verdiğiniz örneklerde herhangi bir hakimiyet söz konusu değil zaten.
Doğa,insan üzerinde kıldığı hakimiyetle,insanı ona sunduklarıyla mutlu olmaya itmiştir. Balık yiyebilmek,ormanlara pikniğe gidip ; buz gibi derede karpuzumuzu soğutmak.. Bunlar doğanın bize sunduğu güzel hediyeler.
Diyorum ki ; Evet, bu argümanınız yanlıştır. Çünkü siz doğanın insana direkt karpuzu, armutu, meyveyi sebzeyi verdiğini zannediyorsunuz. Oysa bilime göre günümüzde bulunan sebze ve meyveler, insanlar tarafından seçildiği için, bugünkü tat, koku, renk ve boyutlara ulaşmıştır. Elma, armut gibi meyvelerin acıları, beğenilmeyen türleri, ekilmemiş ve beğenilen türleri korunmuştur. Mısır 5000 yıl önce 2-3 cm iken, insanlar tarafından devamlı irileri seçilerek ekildiği için bugünkü boyuta ulaşmıştır.
Diyorsunuz ki; Evimi korusun diye bir köpek edindiğimde,onu beslemek benim görevimdir ama ona özel oyuncaklar ve kıyafetler almak ona verdiğim hediyelerdir.
Bunu bir örnek olarak düşünürsek ; doğa,insanlar üzerinde hakim olduğu için,onlara sayısız güzellikle hediyeler sunmaktadır. Zaten hakimiyet doğada olduğu için,insanlar bu hediyelerin güzellikleriyle mutlu olup,yetinmektedir.
Diyorum ki; Sonuca göre neden değil, nedene göre sonuç üretmek gerekir sayın Henry. Doğa üstündür diye sonuç belirtiyorsunuz, nedenini köpek diye bir canlının var olmasına bağlıyorsunuz. Verdiğiniz bu örneğin, doğanın insana hakim olması ile bir alakası yoktur. Köpek diye bir canlının var olması ve diğer canlıların olması stabildir, sabit bir durumdur. Biz var olan olguları değiştiremeyiz. Bu olguların var olduğunu kabul ederek tartışıyoruz. Aksi halde tartışmamızın hiçbir anlamı kalmaz. Burada aslolan köpeğin, sizin bahsetmiş olduğunuz ''evimi korusun'' moduna gelmesidir. Köpek evinizi korusun diye doğa vermemiştir. İnsanlar zaman içerisinde evcilleştirmiştir. İlk köpeğin ortaya çıkışı onbinlerce yıl öncesine dayanırken, insanlar cilalı taş devrinde ilk defa köpeği evcilleştirmiş ve bugünkü konuma getirmiştir. Köpeği doğanın bir parçası olarak kabul ediyoruz ve dolayısıyla, burada da insanın doğayı kendi çıkarları doğrultasında yönettiği sonucuna varıyoruz.
Diyorsunuz ki; Karıncalar basit bir örnekti. Karıncaları yok edebiliyorum. Peki depremi?
Peki sel basmasını? Toprak kaymasını?
Deprem için de keşke insanlar kırmızı biber,nane ve sirke kullanabilseler fakat olmuyor. Depremler oluyor,az veya çok ; bir zarar görüyoruz.
Diyorum ki; gerçekten bu argümanınızdan sıkıldım. 6 sayfa mesaj oldu, hala aynı şeyler söyleniyor. Ve bu söyleminize birkaç defa cevap yazıldı. Bu sebeple bu argümanınıza cevap yazmayacağım. Konuyu takip edenler verilen cevapları zaten bilirler. Takip etmeyenler ise benim yazmış olduğum 43 numaralı mesajımı okuyabilir.
Evet, mesajınızın buralara kadar olan kısımları somut bazı kavramlar içerirken geri kalanı soyut kavramlar içermekte. İlahi gücün ne olduğunu ve doğa üzerinde ne yaptığını, nasıl bir işlevi olduğunu bu işe karıştırmak doğru bir yöntem değildir. Bunu şu yüzden söylüyorum; çünkü inanç sistemlerinde doğru baştan bellidir ve tartışmaya kapalıdır. Kaldı ki herkesin inancı kendinedir ve dolayısıyla doğrusu evrensel değil, kendi tabanına göre doğrudur. Biz ise burada daha genel, herkese hitap edebilecek bir tartışma yürütmeye çalışıyoruz. O sebeple bu yönteminiz tartışmamızın zeminini daraltacaktır ve bu da gerek biz gerekse de takipçiler açısından son derece sıkıcı olur.
Sonrasında diyorsunuz ki; Yalnız herkes önlem almayı,doğanın güzelliklerinden faydalanıyor olmayı 'hükmetmek' olarak gösteriyor.
Hükmetmek ; egemenliği altına almaktır.
Önlem almaktan vs. çıkıp,insanın doğayı egemenliği altına aldığını örnekleri görmek isterim.
Diyorum ki; Burada sizin önlem olarak atfettiğiniz şey sürekli tekerleme gibi söylediğiniz deprem, sel vs gibi olaylar. Her mesajınızda bunu ısrarla dile getiriyorsunuz. Oysa doğa gibi bir kavramı depreme, sele sıkıştırarak kendinize haksızlık ediyorsunuz. Doğa, depremden ve selden ötededir, daha geniştir. Yani keşke doğayı korumak bana kalmasaydı ama savunduğunuz kavrama bu kadar da haksızlık etmeyiniz lütfen.
Şahsen benim de mesleğim yer bilimi ile ilgilenen bir mühendislik dalı. Ve şunları söyleyebilirim ki; dünya oluşurken, herhangi bir canlı yokken de bunlar vardı. Söz konusu olan depremler, seller, heyelanlar, obruklar vs. jeolojide ''pangea'' adı verilen büyük kıta döneminden bu yana var olmuştur(dilerseniz ek olarak ''levha tektoniği'' kuramına da bakabilirsiniz). Yani bu saydığınız özellikler doğanın eli, kulağı, burnudur... Bizler doğanın eli, kulağı, burnu yoktur demiyoruz ki. Bunlar var. Doğa canlıdır. Bu şekilde nefes alır ve verir, tıpkı insan gibi. Nefes alıyor olması da sabittir. Bizler nefesini ölçer ve ne tepki vereceğini biliriz. Sizin söyleminiz de ‘’hadi o zaman doğanın nefes almasını engelle’’ gibi bir şey. Yada ‘’evet ateistler o zaman güneşin doğmasını engelleyin’’ demekle aynı zihniyet. Dolayısıyla bunlar doğanın insandan üstün olduğu anlamına gelmez. Ve insanların önlem almış olması, üstün olmadığı anlamına da... Doğal faktörler diye bir kavramdan ötürü insanlar mecbur kalır diye bir durum söz konusu değildir. Yapılmayacak şey yoktur. İnsan alüvyona da ev yapar, ıslak-killi zemine de… Bunlar sadece maliyet getirdiğinden ötürü yapılmıyor.
Örnek istemişsiniz insanın doğaya hükmetmesiyle ilgili… Sadece çevrenize bakın, bitkiler, hayvanlar vs. her biri doğanın birer parçası ve insanlar bunların her birini istediği gibi, çıkarı doğrultusunda kullanıyor. Ve daha önce söylemiştim. İnsanlar bugün doğaya nasıl hükmederim diye düşünmüyor. Daha verimli nasıl hükmederim diye düşünüyor…