Forumlardaki kişisel sayfa ve kitabe gibi şahsi bölümleri hep sevmişimdir. Beğendiğim, o an hoşuma giden şeyleri paylaşmak için kullanırım genelde kendi sayfamı, diğer çoğu kullanıcı gibi. Ama bu kez farklı bir şey yapmak istiyorum; konsept içeriğe sahip bir sayfa. Bu sayfa içinde okuduğum, izlediğim, dinlediğim şeyler olacak pek tabii yine ama daha farklı bir şekilde. Kendi gelişim yolumda faydalandığım düşünürler, yazarlar, şairler kısacası insanlara yine yer vereceğim ama bu kez kendisine dair bilgiler vererek geniş kapsamlı bir profil hazırlar gibi yapmayı düşünüyorum bunu. Bu yüzden Yüzlerin Hikayesi ismini uygun buldum başlığa.
Burayı bir portfolyo gibi kullanacağım anlayacağınız, aynı konsepte dahil olmak isteyen herkese de açık olacak bu sayfa. Siz de aynı şekilde sevdiğiniz, size yön verdiğini düşündüğünüz kişileri yada şarkıları yada filmleri yani her telden içeriği burada paylaşabilirsiniz. Tabii ki hakkında bilgi vererek ve size düşündürdüklerini/hissettirdiklerini de belirterek.
Not: Konsept haricinde kalan "ben de bu şarkıyı çok severim.
" şeklinde paylaşılan şeyleri maalesef sildirmeyi düşünüyorum, biraz katı yaklaşacağım bu konuda.
Not 2: "Kişisel" olan kişisel sayfam: http://www.forumsal.net/kisisel-say...an-bir-karakterin-oldugu-anlamina-gelmez.html
Not 3: Öneri, fikir ve şikayetleriniz yada eksik bulduğunuz şeyleri bu başlık altında yada özel olarak iletmekten çekinmeyin lütfen. Bu prototip bir konu ve geliştirmek için her türlü akla açığım.
Kolları sıvayıp başlayayım hemen.
İlk tanıştığım düşünürlerden biri olan Jean-Paul Sartre ile başlamak istiyorum bu hikaye defterine. Çünkü bazı cümlelerinde, hayata baktığı noktalarda kendimi bulmuşluğum çoktur şahsım adına. Lise sıralarında tanışmıştım kendisiyle ve o gün bugündür hep akıl ucumda bir köşede durur bazı fikirleri ve söylemleri. Öncelikle biraz hayatından bahsetmek istiyorum, tanımayanlara da bir girizgah olmuş olur.
Tam adı Jean-Paul Charles Aymard Sartre olan Fransız yazar ve düşünür, 1905 yılında doğup 1980 yılı nisan ayında 75. yaşını bitirmeye 2 ay kala ölmüştür. Bu 74 yıllık ömründe felsefi içerikli romanlarının yanında dev ve etkisi hala devam eden hala üzerine yazılıp çizilen Varoluşçuluk fikrini bırakmıştır. 20. yüzyıl Batı felsefesinin en büyük isimleri arasında anılır, öyle ki Sartre isminin geçmediği modern felsefe tartışması manasını yitirir derdi bir hocam.
Kendisi için Vikipedi'de şu ibare geçer; Sartre, bir anlatıcı, denemeci, romancı, filozof ve eylemci olarak yalnızca Fransız aydınlarının temsilcisi olmakla kalmamış, özgün bir entelektüel tanımlamasının da temsilcisi olmuştur.
1974 yılında Sartre'ın gözleri büyük oranda görmez oldu. Bu nedenle politik etkinlikleri yavaşladı, ancak her zaman yine de Batı'nın Doğu üzerindeki baskılarına karşı etkinliklerde bulundu ve insan hakları konusunda her zaman duyarlı oldu. Bu tutumuyla, Aydınların yeri ve rolü konusunda hem teorik hem de pratik bir örnek oluşturdu. Ki kendisi sosyalist ve komünist hareketlerin içinde faal olarak yer alan biriydi aynı zamanda. İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanlar tarafından 9 ay esir alınmasına rağmen bu süre zarfında bile tiyatro oyunları yazıp sahnelemiştir.
Sartre demişken Varoluşçuluk fikrine büyük bir paraf açmadan olmaz. Varoluşçuluk Sartre'ın yarattığı bir kavram ve düşünce değil tabii ki ama Varoluşçuluk fikrini olduğu noktaya getiren ve asıl şeklini veren başta Sartre ve sonrasında Albert Camus'dur. Peki Sartre'a göre Varoluşçuluk nedir?
Sartre'ın, varoluşçuluğunda ilk olarak görülen, insanın önceden-tanımlanmamış bir varlık olarak ele alınmasıdır. İnsan kendi yaşamını ya da tanımını kendi kararlarıyla verecektir. İnsanın içinde bulunduğu koşullar içinde yaptığı tercihleri onun kim olacağını ve ne olacağını belirler. Bu, "varoluş özden önce gelir" sözünün anlamıdır. İnsan önceden-zaten-belirlenmiş bir öze sahip değildir, daha çok o özünü kendi eyleyişleriyle gerçekleştirecek, yani varoluşunu şekillendirerek özünü ortaya koyacaktır.
30'a yakın kitabı olan Sartre sayısız makale, dergi yazısı ve deneme de yazmıştır.
Çok uzun tutup bunaltmak istemiyorum sizleri, amacım biraz tanıtmak ve neden ve hangi yönleri ile bende yer ettiğini anlatmak aslında. Hani derler ya bam teline dokunmak diye, Sartre'ın yazdığı bazı şeyleri okurken içimde bir şeyler alevlenir hep, bir şeyleri düşünmeye iter beni. Buraya sevdiğim birkaç alıntısını bırakayım son olarak.
Burayı bir portfolyo gibi kullanacağım anlayacağınız, aynı konsepte dahil olmak isteyen herkese de açık olacak bu sayfa. Siz de aynı şekilde sevdiğiniz, size yön verdiğini düşündüğünüz kişileri yada şarkıları yada filmleri yani her telden içeriği burada paylaşabilirsiniz. Tabii ki hakkında bilgi vererek ve size düşündürdüklerini/hissettirdiklerini de belirterek.
Not: Konsept haricinde kalan "ben de bu şarkıyı çok severim.
Not 2: "Kişisel" olan kişisel sayfam: http://www.forumsal.net/kisisel-say...an-bir-karakterin-oldugu-anlamina-gelmez.html
Not 3: Öneri, fikir ve şikayetleriniz yada eksik bulduğunuz şeyleri bu başlık altında yada özel olarak iletmekten çekinmeyin lütfen. Bu prototip bir konu ve geliştirmek için her türlü akla açığım.
Kolları sıvayıp başlayayım hemen.
İlk tanıştığım düşünürlerden biri olan Jean-Paul Sartre ile başlamak istiyorum bu hikaye defterine. Çünkü bazı cümlelerinde, hayata baktığı noktalarda kendimi bulmuşluğum çoktur şahsım adına. Lise sıralarında tanışmıştım kendisiyle ve o gün bugündür hep akıl ucumda bir köşede durur bazı fikirleri ve söylemleri. Öncelikle biraz hayatından bahsetmek istiyorum, tanımayanlara da bir girizgah olmuş olur.
Tam adı Jean-Paul Charles Aymard Sartre olan Fransız yazar ve düşünür, 1905 yılında doğup 1980 yılı nisan ayında 75. yaşını bitirmeye 2 ay kala ölmüştür. Bu 74 yıllık ömründe felsefi içerikli romanlarının yanında dev ve etkisi hala devam eden hala üzerine yazılıp çizilen Varoluşçuluk fikrini bırakmıştır. 20. yüzyıl Batı felsefesinin en büyük isimleri arasında anılır, öyle ki Sartre isminin geçmediği modern felsefe tartışması manasını yitirir derdi bir hocam.
Kendisi için Vikipedi'de şu ibare geçer; Sartre, bir anlatıcı, denemeci, romancı, filozof ve eylemci olarak yalnızca Fransız aydınlarının temsilcisi olmakla kalmamış, özgün bir entelektüel tanımlamasının da temsilcisi olmuştur.
1974 yılında Sartre'ın gözleri büyük oranda görmez oldu. Bu nedenle politik etkinlikleri yavaşladı, ancak her zaman yine de Batı'nın Doğu üzerindeki baskılarına karşı etkinliklerde bulundu ve insan hakları konusunda her zaman duyarlı oldu. Bu tutumuyla, Aydınların yeri ve rolü konusunda hem teorik hem de pratik bir örnek oluşturdu. Ki kendisi sosyalist ve komünist hareketlerin içinde faal olarak yer alan biriydi aynı zamanda. İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanlar tarafından 9 ay esir alınmasına rağmen bu süre zarfında bile tiyatro oyunları yazıp sahnelemiştir.
Sartre demişken Varoluşçuluk fikrine büyük bir paraf açmadan olmaz. Varoluşçuluk Sartre'ın yarattığı bir kavram ve düşünce değil tabii ki ama Varoluşçuluk fikrini olduğu noktaya getiren ve asıl şeklini veren başta Sartre ve sonrasında Albert Camus'dur. Peki Sartre'a göre Varoluşçuluk nedir?
Sartre'ın, varoluşçuluğunda ilk olarak görülen, insanın önceden-tanımlanmamış bir varlık olarak ele alınmasıdır. İnsan kendi yaşamını ya da tanımını kendi kararlarıyla verecektir. İnsanın içinde bulunduğu koşullar içinde yaptığı tercihleri onun kim olacağını ve ne olacağını belirler. Bu, "varoluş özden önce gelir" sözünün anlamıdır. İnsan önceden-zaten-belirlenmiş bir öze sahip değildir, daha çok o özünü kendi eyleyişleriyle gerçekleştirecek, yani varoluşunu şekillendirerek özünü ortaya koyacaktır.
30'a yakın kitabı olan Sartre sayısız makale, dergi yazısı ve deneme de yazmıştır.
Çok uzun tutup bunaltmak istemiyorum sizleri, amacım biraz tanıtmak ve neden ve hangi yönleri ile bende yer ettiğini anlatmak aslında. Hani derler ya bam teline dokunmak diye, Sartre'ın yazdığı bazı şeyleri okurken içimde bir şeyler alevlenir hep, bir şeyleri düşünmeye iter beni. Buraya sevdiğim birkaç alıntısını bırakayım son olarak.
"Varlığında, varlığın var olmasının söz konusu olduğu bir varlık olarak var olan bir varlığım."
Ben bir hiçtim; silinmeyen bir saydamlıktım.
- Sözcükler/Sartre
Yalnızım. İnsanların çoğu evlerine gitti; radyo dinleyerek akşam gazetelerini okuyorlar.Sona eren pazar günü, ağızlarında bir kül tadı bırakmıştır.Daha şimdiden pazartesiyi düşünüyorlar.Ama benim için ne pazartesi ne de pazar var.Günler ite kaka sürüyor birbirlerini, sonra ansızın bunun gibi bir parıltı ortaya çıkıyor.
Hiçbir şey değişmedi, ama yine de her şey başka bir biçimde var olup gidiyor. Anlatamıyorum...
- Bulantı/Sartre
Her yanda tertemiz, gülümseyen, ama gözleri tükenmiş, boşalmış yüzler.
- Akıl Çağı - Özgürlüğün Yolları 1/Sartre