Wine bowl of your father

Konu sahibi son olarak 1 gün önce görüldü
ilahimorluk dostum sende yazar olaçak bir alt yapı varmış lakin sen farklı meslek seçmişsin.
 
Ilık bir ilk bahar akşamıydı. Yaptığı hatadan ötürü kızdığımda çıkıp gitmişdi hiç bir açıklaması olmadan. Kitabımı aldım filtre kahvemi koydum ve balkonda olanları düşünmek için sallanan sandalyeme oturdum. Üzülüyordum aslında ama yinede yaptığı şeyden ötürü ona kızgındım. Yavaş yavaş satır aralarında Agatha ile katili bulmak için dolaşırken zihnime hücum eden düşünceler yorgun düşürdü beni. Kahvemden bir yudum daha aldım, uzaktan gelen meltem rüzgârı adeta tenimi okşarcasınaydı. Gözlerim hafiften kapandı. Uyku bana teslim ol diyordu ve ben direniyordum.

O ara kapının tıkırtısını duydum. Biliyordum o gelmişti. Olduğum yerde onu görmeden bile ne yaptığını ve ne yapacağını tahmin edecek kadar iyi tanıyordum. Uzaktan süzüyordu beni. Yaptığından pişman olduğu belliydi ama gururu yanıma gelmesine mani oluyordu. Bir süre daha böyle devam etti. Nefes alış verişi rüzgârla beraber kulağımda bir melodi gibiydi. Sanırım cesaretini topladı yavaşça yanıma sokuldu. Tenimde nefesini hissetmeye başladım. Sanki bana dokunmadan sever gibi. Kalp atışlarım hızlandı. Bir an kalkıp sarılmak istesemde yaptığı yanlışı anladığından emin olmalıydım.

Burnuyla parmaklarıma dokunmaya başladı. Biliyorum çünkü hep burnuyla tenime dokunurdu. Nefes alış verişi hızlanmıştı. Bense kendimi ele vermemek için aralıklarla nefesimi tutuyordum. Dilini vücudumda gezdirmeye başladı. Yavaş yavaş parmaklarımdan yukarı boynuma doğru geliyordu. Halen emin değildim ne tepki vereceğime. Daha sonra bacaklarıma dokunmaya başladı. Sanki oda uyuduğumu düşünmek istermiş gibi yavaşça uyandırmaya çalışıyordu. Terliğimi çıkardı daha sonra diğerini. "Çoraplarıma dokunma diyorudm" içimden. Biliyorsun gıdıklanıyorum. Ama her zaman yaptığını yaptı ve çoraplarımıda çıkardı. Artık dayanamıyacaktım. Diliyle parmaklarıma dokunmaya başladı. O anda artık gücümün son raddesine geldiğimden ötürü fırladım yerimden ve "ulan itoluit bir daha su kabını dökersen, üstüne üstlük bide çiçek topraklarını eşelersen seni kapı dışarı koyarım" dedim ve sarıldım Jesie'ye. Tatlı köpektir ama birazda dağınık.

Hayvanlara sahip çıkalım. Onlar olmadan bu dünya yaşanılacak yer olmaktan çıkar.
 
İstanbul için iftar vakti denildiğinde ben;

a092QmZ_460sa_v1.gif
 
sayfayı henüz inceleyemedim ama başlığına bayıldım :D
 
Ya niye millet benim sayfamada duygusallı şeyler yazmıyor :( Bende mi incik boncuk güzel müzel şeyler yazayım illa. Şair mi olmak lazım, şiiri metalaştırmak mı lazım illa :(

Bırakın aşkı meşki onu yaşamasını biz bilmiyoruz. Bildiğimizi sanıp kendimizi avutuyoruz. Yapamayınca da aşka kocaman bir leke çalıyoruz. O kadar lekeledik ki aşkı, hani derler ya güneşi balçıkla sıvasan da arkadaki gerçeği herkes bilir. Biz güneşi balçıkla sıvadık arkasındakinide çoktaaaan unuttuk.

Neyse siz hele bir kulak verin bana bakın neler oluyor bu dünyada;

Dünya
uyur dönermiş...
Döner gidermiş…

Gidip dönemeyenler varmış…
Dönüp gidemeyenler varmış…
Dönüp dönüp duranlar da varmış…
Dönüp susanlar da olmuş…
Susup uyuyanlar çoğalmış…
Sus ile pus’un seviştiği de olmuş…
Bazen onlarda uyumuş…
Uyuşmuşuz cümleten…
En iyisi yazıp kurtulmak!
Yahut yatıpda mı kurtulmak!
 
Once upon a time when i was young has a uncle Mehmet. Kendisi Recep İvediğin 90'lı yıllarındaki hali gibiydi. Hatta Şahan'ın Mehmet amcayı görüp ondan kopya çektiğini bile söyleyebilirim. Kendisi bildiğimiz kamyon şöförüydü. Sol serçe parmağında altın Mercedes yüzüğü, bileğinden hiç düşürmediği gümüş imameli akide taşlı tesbihi ve o zamanlar yeni çıkan Nokia 8850 cep telefonu vardı. Ne telefondu ama. Ne zaman gitsek nasıl aldığını ne kadara aldığını anlatırdı. Ama ne hikmettirki hiç çaldığını konuştuğunu görmedim.

Bir gün yine misafirliğe gittiğimizde damda oturuyoruz. O zamanlar çatı matı yok şimdiki gibi. Bildiğiniz dam çıkarsın çay demlersin minder atarsın yere uzanır yatarsın canın sıkılır kalkar oturursun. Tamamen relax zamanlardan kalma. Peder beyle telefon hatları üzerinden konuşuyorlar. O zamanlar Aysel, Aria gibi hatlar vardı. Şimdinin Avea'sı. Sanırım Mehmet amca farklı bir hat kullanıyordu. Hatlardan muhabbet açılınca peder beyde ona "duydunmu Aysel çıkmış" dedi. Mehmet amca şöyle bir doğruldu "ne zaman çıkmış lan hapisde değilmiydi o" dedikten sonra bir anda herkes sessizleşti. 'Dip not: Aysel o zamanlar hatsı sayılır bir uruspuydu :D'

Ben peder beyin suratına bakıyorum kızarıyor bozarıyor, Mehmet amca halen "lan o içerde baya kalacaktı nasıl çıkmış ola ki" diyerek olayı anlamamanın dibine vuruyordu. Tabi o ara ben gülmemek için kafamı mindere gömdüğümden bir ara kendimi o kadar sıkmışımki bir pırtlatmamla beraber konu benim üstümden dağılmış oldu. Aradan yarım saat geçti geçmedi ilk defa Mehmet amcanın telefonu çaldı. O elinden hiç düşürmediği telefonu titrediği anda "hananı s..mmmmm" cümlesiyle beraber telefonu kaldırıp yere fırlattı. Hepimiz şoktayız. Adamın telefonu bu güne kadar hiç çalmamış ilk defa titreyince o dağ gibi adam korkup telefonu yere atıp kırdı.

Mukadderat diyip en son elinde Ericson A1018 telefonla görmüştüm kendisini. Zor zamanlarında kamyona takoz olarak kullanıyorum diye espiri yaparak eskiyi unutturmaya çalışıyordu hep bize. Heyyy gidi günler heyy. Hobaaaaaa :p
 
Bi gun yine sinirlendim. Fakirlikten hep, zengin olsam parasini veririm benim yerime sinirlenmesi icin birini tutarim. Boylelikle ekonomiyede can vermis olurum. Indim assagi hemen apartmanin cop konteynirina Allah ne verdiyse daliyorum. Etraftaki kediler "geldi yine tipini .... gosun lan ekmek teknemize saldiriyilar" diye bagirisiyolar. Tabi konteynirin karsilik veremeyisininde bir rahatligi var uzerimde.

Ertesi gun ise giderken copcu amcalarin diyaloguna kulak misafiei oldum
Guzel bir dille "aha bu anasunu .....mun copine kim boyle yapi bir bulsam gonteyniri sokacagum ....." diye devam eden aciklayici bir bilgilendirme gibiydi. O gunden sonra copumu daha bir hurmet ve sevgiyle atmaya basladim. Hayata bakis acim degisti diyebilirim.
 
Geri