SUSUYORSUN… DEVAM ET…
Bir zamanlar seni bir uçurumun kıyısından tuttuğumu ve kurtardığımı söylerdin.
Buna karşılık, ne söyleyeceğini bilemeyen bir insanın, sol yanı şenlenen kadın rolünü oynuyordum.
Yaşadıklarından inatla ders almaya çalışan, her şeye rağmen sevgiye olan inancını yitirmemiş, kıyısından deli, ucundan çocuk, gözleri denize girince yeşile çalan küçük bir kadının tatlı tesellisiydi belki de güzel sözler duymak.
Seni gerçekten de kurtardığıma inandırmıştın beni…
Susuyorsun…Devam Et…
Her güzel başlayan aşklar gibi şendik, heyecanlıydık, beklemedeydik..
Görüşebileceğimiz zamanların ayarlamalarında, duvarlara çentik atan mahkumlar gibiydik. Korkularını ilk yenen sen oldun, sen akıttın dudaklarından “SENİ ÇOK SEVİYORUM” kelimelerini.
Bense yaşadıklarını ve hatalarını tekrarlamak istemeyen ama yine de konuşmak için çıldırasıya tetik de duran telaşlı bir yürektim.
Her şeye rağmen fazla bekletmedim seni. Bir gün..beklediğim ama hiç ummadığım bir anda sana boşaldı dudaklarım; “SENİ SEVİYORUM” diye…
Susuyorsun…Devam Et…
“Bekle” kelimesiyle bitirdiğin her cümleyi virgülle uzattım ve bekleyişlerime sığdırdım düşünü kurduğum geleceğimizi.
Suskunluğu her gün daha fazla uzatıyordun ve ben tek başıma yaşıyordum, seninle beraber ellerinden tuttuğumuz ilişkimizi.
Giderek uzaklaşıyordun, daha çok susuyordun ve ben bilinmezlerin ortasında senin gerçekte neyin olduğumu öğrenmeye çalışıyordum.
Aylar geçiyordu, aramıyordun…Buna karşılık ben de “İYİ Kİ SESİN VAR YOKSA BU HASRET BENİ ÖLDÜRECEK” diyen adamın ölüm haberini bekliyor gibiydim.
Her şeye rağmen bir şeylere sığınmak ve acılarımdan kurtulmak istiyordum.
Ne zaman sana ihtiyacım olsa, “ARADIĞINIZ AŞK’A ŞU AN ULAŞILAMIYOR” diyen kadının mutlu sesi yankılanıyordu kulaklarımda.
Sen sorunlarınla uğraşıyordun, bense sessizliğinle, sevdamla ve yalnızlığımla.
Sevda, her şeye tek vücutmuş gibi göğüs germekti.
Ben bunu biliyordum, böyle seviyordum, sense girdiğin mağaranın içinden uzattığım yardım elini bile görmüyordun…
Susuyorsun…Devam Et…
Herkes seni soruyordu, selamını veriyordu, iletemiyordum. Hep böyle mi çalıyordu sevdanı
çanları?
Farklı olduğumu düşündüğün bana bile geçmişimde bıraktığım yaralı sevdalarımı anımsatıyordun.
Her şeye rağmen hiçbir kötü sözü yakıştıramadım sana. Giderek çoğalan kırgınlıklarımı itinayla kapatmaya çalıştım.
Bir güzel sözün yeterdi belki, bekletirdi, sesimi bile duymadın.
Merak edilmeyen bir yürek kaç zaman tutunabilir anıların güler yüzüne..?
Tutundum, çırpındım düşmemek için, uçurumun kıyısında bana uzanan elin yoktu, düştüm…
Susuyorsun…Devam Et…
Bize ait bir çok düşü sen yaratmıştın ve sen yok ettin yine.
Birer masal kahramanıydık ve masal olarak kaldık, ilerde çocuklara anlatılmak üzere belki de.
Yaşadığım ve yaşattığım hiçbir şey için pişman değilim. Hatta bir de teşekkürüm var sana, kendimi en güzel sevilen kadın gibi hissettirdiğin için.
Adı üstünde bir bekleyişti yaşadığım, belki bu da bir düştü, uyandım, baktım ki yoksun, seni düşlerinde bıraktım…
Susuyorsun…Devam Et…
“BİR AŞK’A KAÇ AŞK SIĞAR?” diye soruyor bir şair.Ben aşkıma tek aşk sığdırmıştım oysa, bilmeden ismimin bile unutulduğunu.
Sorulması gereken sorular tedavülden kalktı, ki zaten cevapları da sana aitti.
Sana değil, seninle bir ömrün düşünü kuran kendime yakıştıramadım “HOŞCA KAL” kelimesini.
Ama sen, bedeni dar gelse de, almadan fikrimi, elbisesini diktin vedanın.
Bana sadece ortada kalmamak için giymek ve gitmek düştü. Ama gitmek değil ki öfkeyle, kırgınlıklarla, acıyla..
Kendi özgürlüğüm için bağışladım seni. Yine de, her şeye rağmen merak etmiyor da değilim; içindeki hangi sen gerçekte sevdi beni..?
Hangi sen haykırdı gökyüzüne, “sen bende ömürlük olmalısın” diye..? Ve hangi sen bu kadar kayıtsız kalabildi yüreğini konuşturan bir kadının yüreğine..?
Susuyorsun…Devam Et…
Susuyorsun….Artık konuşma…