-Üvercinka

Konu sahibi son olarak 4151 gün önce görüldü
Çok sessizsin diyorlar,
Oysa konuşmaya değer bir şey bulamayacak kadar gürültülüyüm.
 
Aç avuçlarını Züleyha, Birazdan Yusûf düşecek gökyüzünden .​
 
Bende dahil herkesin bi hikayesi vardır....
Nasıl başladığı önemli değil.
Aslında çoğumuz aynı filmi farklı senaryolarla oynadık.
Birileri yabancıyken, gelip her şeyimiz oldu.
Onları mutlu etmek için elimizden geleni ardımıza koymadık,
Yyüreğimizi ortaya koyduk ve hayaller inşa ettik onlar üzerine.
Çok sevdik, çok sevdiğimiz kadar hiç sevilmedik.
Bir noktadan sonra acı çekmeye de alıştırıldık,
Hatta bu durum hoşumuza bile gitmeye başladı, çünkü seviyorduk.
Sevmek katlanmaktı, başka çaremiz de yoktu.
Hep iyi olacak diye bekledik, içimizdeki umut asla bitmedi.
"Ya severse sonradan.." diye çaresizce avunup durduk, sonra gittiler,
İlk başa döndük; birileri her şeyimizken, yabancı oldu.
Nasıl bittiği de önemli değil, hepimiz aynı finali farklı biçimlerde,
Ama aynı kalp kırıklığıyla yaşadık.
Ve bütün bunlar bize tek bir şey öğretti;

İp inceldiği yerden,insan incindiği yerden kopar.
 
Ten sevene erkek, tek de saklı canı sevene ''adam'' denir...​
 
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük.


-Üvercinka ~ Cemal Süreya
 
tumblr_my6e9hm6qc1t9x72ho1_500.jpg
 
Çiçek için teşekkür etmeye geldim sayfana -)
 
Sahibi olmadan sahip çıkardım,
Şimdi duymuyor o içimdeki çocuğu.
Önce haykırır insan yüreğine tokat gibi vurunca,
Aşk sana susmayı öğretir.

-Kördüğüm
 
Ben sana beni sevmenin imkansızlığını nasıl anlatayım ki?
Kendi yarasını kendi öpen bir çocuğum ben..
Kendi acısını kendi örten bir çocuk..
Yaz çiçeğidir tutunduğum dallar,
çabucacık çürür ölümüne,
Güz gelir ağlarım..
Kış bastırır ürkerim..
Yüreğimin gurbetine giderim bir başıma,
Günümü sevda ederim..
Sevdamı hasret….


Ben sana,
Beni sevmenin imkansızlığını nasıl anlatayım ki…
Kendi düşünü,kendi kuran bir çocuğum ben..
Kendi yaşını kendi kurutan bir çocuk… Ölüme yakınım nicedir…
Gel gör ki,büyülü bir şey bu hayat,
Kandırılmışlığımı denize alar mesela…
Toprağın üzerine uzanmışken,
Nasıl diyebilirim ki,
Kimim kimsem yok diye…
Bir sızı kalır işte acemice işlenmiş,
Atsam atılmaz,satsam satılmaz…



Ben sana,
Beni sevmenin imkansızlığını nasıl anlatayım ki…
Kendi ninnisini,kendi söyleyen bir çocuğum ben…
Kendi şiirini kendi ezberleyen bir çocuk…
Anne kokulu mendiller saklarım,
Baba gülüşlü resimler yaparım boyuna…
Her günüm bayram olur,
Her bayram şekersiz,çikolatasız…
Olur olmaz heveslerim inatlaşmaktandır.
Adanmışlıktandır küçücük sevinçlerim,
Sevindirmelerim evrene karşı…


Ben sana,
Beni sevmenin imkansızlığını nasıl anlatayım ki..
Kendi elini kendi tutan bir çocuğum ben…
Kendi yüreğini,
Kendi bilen bir çocuk…
 
SUSUYORSUN… DEVAM ET…

Bir zamanlar seni bir uçurumun kıyısından tuttuğumu ve kurtardığımı söylerdin.
Buna karşılık, ne söyleyeceğini bilemeyen bir insanın, sol yanı şenlenen kadın rolünü oynuyordum.
Yaşadıklarından inatla ders almaya çalışan, her şeye rağmen sevgiye olan inancını yitirmemiş, kıyısından deli, ucundan çocuk, gözleri denize girince yeşile çalan küçük bir kadının tatlı tesellisiydi belki de güzel sözler duymak.
Seni gerçekten de kurtardığıma inandırmıştın beni…

Susuyorsun…Devam Et…

Her güzel başlayan aşklar gibi şendik, heyecanlıydık, beklemedeydik..
Görüşebileceğimiz zamanların ayarlamalarında, duvarlara çentik atan mahkumlar gibiydik. Korkularını ilk yenen sen oldun, sen akıttın dudaklarından “SENİ ÇOK SEVİYORUM” kelimelerini.
Bense yaşadıklarını ve hatalarını tekrarlamak istemeyen ama yine de konuşmak için çıldırasıya tetik de duran telaşlı bir yürektim.
Her şeye rağmen fazla bekletmedim seni. Bir gün..beklediğim ama hiç ummadığım bir anda sana boşaldı dudaklarım; “SENİ SEVİYORUM” diye…

Susuyorsun…Devam Et…

“Bekle” kelimesiyle bitirdiğin her cümleyi virgülle uzattım ve bekleyişlerime sığdırdım düşünü kurduğum geleceğimizi.
Suskunluğu her gün daha fazla uzatıyordun ve ben tek başıma yaşıyordum, seninle beraber ellerinden tuttuğumuz ilişkimizi.
Giderek uzaklaşıyordun, daha çok susuyordun ve ben bilinmezlerin ortasında senin gerçekte neyin olduğumu öğrenmeye çalışıyordum.
Aylar geçiyordu, aramıyordun…Buna karşılık ben de “İYİ Kİ SESİN VAR YOKSA BU HASRET BENİ ÖLDÜRECEK” diyen adamın ölüm haberini bekliyor gibiydim.
Her şeye rağmen bir şeylere sığınmak ve acılarımdan kurtulmak istiyordum.
Ne zaman sana ihtiyacım olsa, “ARADIĞINIZ AŞK’A ŞU AN ULAŞILAMIYOR” diyen kadının mutlu sesi yankılanıyordu kulaklarımda.
Sen sorunlarınla uğraşıyordun, bense sessizliğinle, sevdamla ve yalnızlığımla.
Sevda, her şeye tek vücutmuş gibi göğüs germekti.
Ben bunu biliyordum, böyle seviyordum, sense girdiğin mağaranın içinden uzattığım yardım elini bile görmüyordun…

Susuyorsun…Devam Et…

Herkes seni soruyordu, selamını veriyordu, iletemiyordum. Hep böyle mi çalıyordu sevdanı
çanları?
Farklı olduğumu düşündüğün bana bile geçmişimde bıraktığım yaralı sevdalarımı anımsatıyordun.
Her şeye rağmen hiçbir kötü sözü yakıştıramadım sana. Giderek çoğalan kırgınlıklarımı itinayla kapatmaya çalıştım.
Bir güzel sözün yeterdi belki, bekletirdi, sesimi bile duymadın.
Merak edilmeyen bir yürek kaç zaman tutunabilir anıların güler yüzüne..?
Tutundum, çırpındım düşmemek için, uçurumun kıyısında bana uzanan elin yoktu, düştüm…

Susuyorsun…Devam Et…

Bize ait bir çok düşü sen yaratmıştın ve sen yok ettin yine.
Birer masal kahramanıydık ve masal olarak kaldık, ilerde çocuklara anlatılmak üzere belki de.
Yaşadığım ve yaşattığım hiçbir şey için pişman değilim. Hatta bir de teşekkürüm var sana, kendimi en güzel sevilen kadın gibi hissettirdiğin için.
Adı üstünde bir bekleyişti yaşadığım, belki bu da bir düştü, uyandım, baktım ki yoksun, seni düşlerinde bıraktım…

Susuyorsun…Devam Et…


BİR AŞK’A KAÇ AŞK SIĞAR?” diye soruyor bir şair.Ben aşkıma tek aşk sığdırmıştım oysa, bilmeden ismimin bile unutulduğunu.
Sorulması gereken sorular tedavülden kalktı, ki zaten cevapları da sana aitti.
Sana değil, seninle bir ömrün düşünü kuran kendime yakıştıramadım “HOŞCA KAL” kelimesini.
Ama sen, bedeni dar gelse de, almadan fikrimi, elbisesini diktin vedanın.
Bana sadece ortada kalmamak için giymek ve gitmek düştü. Ama gitmek değil ki öfkeyle, kırgınlıklarla, acıyla..
Kendi özgürlüğüm için bağışladım seni. Yine de, her şeye rağmen merak etmiyor da değilim; içindeki hangi sen gerçekte sevdi beni..?
Hangi sen haykırdı gökyüzüne, “sen bende ömürlük olmalısın” diye..? Ve hangi sen bu kadar kayıtsız kalabildi yüreğini konuşturan bir kadının yüreğine..?



Susuyorsun…Devam Et…

Susuyorsun….Artık konuşma…
 
Sokaktayım ve yürüyorum.
Yürüdükçe arka adımda bırakıyorum unutmaya yeltendiklerimi.
Yürüyorum ve bir bir terkediyorum yitirmeye niyetlendiklerimi.
Kaçmıyorum, korkmuyorum, kırmaktan da çekinmiyorum. Önüme bakıyorum ve yürüyorum.

Yere dönük kafamı kaldırıyorum semaya. Bir nida işitmek istiyor benliğim
” İyisin kulum iyi olacaksın dağın büyük. Yeterki korkma”

” Diren ey gönlüm karanlıklara “
Sokaktayım ve yürüyorum.
Yürüdükçe sonbahara vurgun gönlümdekileri arkamda bırakıyorum.
Kafamı kaldırıyorum ve dilimi şükürle buluşturuyorum.
Ne mutlu ki diyorum gülümseyebilmeyi biliyorum.
Yaramı da seviyorum. Yarayı açan değil açtırana hamd olsun diyorum.
Sıkıntılarım beni güçlü kılıyor.
O halde yorulmak yok yola devam diyorum.
Ellerimi semaya kaldırıyorum. Diz çöküyorum…
Gözyaşlarımı avucuma saklıyorum

Kalbimin kanayan yanını diğer yanıma emanet ediyorum ve şükrediyorum..
Hala dik duracak kadar güvenim olduğu için…
Ağzımdan son bir cümle dökülüyor.

” Kalbi olanın hüznü de vardır …”
 
Anneme dönüyorum;yorgun yüzündeki masmavi gözlerine bakarak;
Burdan atlasam canım acır mı anne?” diyorum…
Olmaz..” diyor.”Ben yanındayken sana birşey olmaz,izin vermem!”


Şimdi yine uçurumun kenarındayım,
Bu sefer yalnız..
Annemin yüzündeki yorgunluğu miras edinip kendime;
uzun uzun bakıyorum uçuruma..
“Susuyorum!”
Hayallerim geliyor gözlerimin önüne…
Karşılığını beklemeden tüm gücümle sevdiklerim!
En zor zamanlarında yanında olduklarım ve hiçbir zor zamanımda;
Yanımda bulamadıklarım!


Yüzümü rüzgara veriyorum…
Kollarımı iki yana açıp soruyorum;
“Buradan atlasam canım acır mı anne?”
Sen duymasan da bu soruyu,ben cevabı biliyorum…
Ne atlayabiliyorum;ne kalabiliyorum..!
Uçurumun kenarında dizlerimin üzerine çöküp ağlıyorum…
Sana,yalnızlığıma,yaşadıklarıma…

“Canım zaten acıyor anne;

Atlayayım mı?”
 
Seferlerden alınmış bir kalyon yüreğim, yosunlu ve yorgun olmayan limanları ararken aşksız kalmış.
Dünyanın ortasında kaldırım taşlarından kurulu kentin sarhoş evsizi. Sözcüklerle bakarken dünyaya, yaralanırken sözcüklerle, gülerken ve delirirken sahte mutluluklarla.
Susuyorum şimdi durmadan… Susuyorum, sesim harfleniyor:

Sana dönüşüyor…
Şimdi yatağında yalınayak, bir akarsu denize koşuyorum.
Kendimi özlemle çoğaltıyorum. Kentin kenar süslerine dönüşen lambalarının altlarında olabilecek tavşan deliklerini arıyorum.
Teninin üzerinde işlenebilecek kelimeleri topluyorum sahilden, yarı akıllı kuşlarla…
Frigya mezarları gibi olabilirdi girdiğim gizli delik.
Bir elimde mührüm, kanlı karanlık üzerinden tenine yol arıyorum.
İçime girip büyüyen, bu beni aşan enerji izin vermiyor etrafa saçılan akıl parçalarımın bir araya gelmesine.
Umursamıyorum, yürüyorum gece yarısından sabaha doğru… Kaçmanı diliyorum benimle başka bir dünyaya -gözlerinde dalgın bir melodi- birkaç saniye de olsa çıplak, mutlak sessizliğe.
Bizim olan mutluluğa…
Kimse bağışlamadı beni ucunda durduğum uçurum çizgisinde.
Kimseyi alıkoymadım hayattan geride bırakırken.

Sen; içimi kaplayan bu korkuyu, saydam kanı esirgemesini istediğim insan;Senin için akıyorum kelimelerin arasından…
Vazgeçerek bildiğim densizliklerden, tanı diye yüzümü iz bırakıyorum, kalbim aklıma el verdiğince.
Bir yolun ortasında duruyorum. Bir çingenenin kahkahasında patlayan güneşe bulanıyor gün.
Bir an dudaklarıma dokunduğunu duyuyor rüzgar. Çıkıyorum doruğunu görmediğim merdivenden , iniyorum dibini görmediğim…
Unuttum yüzümde dağlanan bütün şifreleri. Bütün güneşler yüzüne doğmalı…

Tutkulu benliğime, doğumumda gizlenen sırrı bilmenin sersemliği üzerimde. Etrafı zincirli yolun üstündeki çarpık taşlarla oynayan çocuk gözlerim.
Cennetler çiçekleniyor. Duyuyor musun? Olmazdın ve olmayabilirdin.
Bir kelimen yeterken, üzerime denizlerin gelip, boğmasına gözyaşları cehennemi… Durmuş, akşamüstü kenti çıkarıyorum gözlerinden sabahlara…
Kolaymış gibi karanlık parkın sessiz kabullenişi yalnızlığı… Sabah boyu oynayan çocukları seviyorum.

Ardışık kaygısızlık krizlerime yabancı oldum. Anlatmaya çalışan bir masal kahramanıyım…
“Sahi, ben o ölümü ilk nerede ölmüştüm?”

Beni kutsayan bu güzelliğe harcanacak bir ömrüm var…

Basit: (var) olmasaydın, (var) olmazdım…
 
Kâinattaki en büyük sır ‘AŞK’ tır.
Sev der, çok sev ama en çok beni sev..
Sevdirir birleştirmez, Gösterir yaklaştırmaz,Özletir hasret bırakır, Âşık eder kavuşturmaz…
Zaten kavuşsa adı ÂŞK olmaz…
Yan der, çıra gibi yan ama tutuşma der…
Tutuşacaksan sadece benim için tutuş…
Bir baş eğmezliktir insanın hayata karşı hırçınlığı.
Ve kendini bildiği andan itibaren aşkı arar.
Kâinattaki her şey O’nu arayıştır aslında..
O’nu keşfetmek üzere programlanmıştır hayat.
Her şeye rağmen AŞK tektir.
Gecelerce yıldızların parıltısını seyredersiniz,
Ne güzel, Ne ulaşılmazdır onların ışığı.
Ama onlarda güneşten alırlar parlaklıklarını.
Güneşi seyredemezsiniz gözleriniz kamaşır.
Gaye-i ışıktır güneş, Vesile-i ışıktır yıldızlar, güneşi yansıtırlar.
Vesile-i AŞK tır insan, Gaye-i AŞK'tır ALLAH
Ve perde-i AŞK tır insanı sevmek.
İnsanla perdeler kendini hasret bırakır özletir göstermez.
AŞK-ı dünyevidir insan ve AŞK-ı uhrevidir. ALLAH
O kulunun kalbine nazar etmeye görsün,
Kıvılcımı yaktı mı artık hiç kurtuluşunuz yoktur.
O yarattığı kulunu sevdirerek yaklaştırır kendine.
Sevgilinin zatında aslında kendi nurudur görünen.
Seven O’nu sever, Arayan O’nu arar,
İsteyen O’nu ister, Özleyen O’nu özler.
Peşinden koştuğumuz da O, Kavuşmak istediğimizde O,
Sarılmak istediğimizde O dur..
AŞK; tekdir..
Aslında en büyük lütûftur bu, Kulunun kalbine koyduğu kor ateş.
‘Her göz etmez fark, İşitmez her kulak,
Saklı olmaz birbirinden CAN ve TEN
Canı görmek için izin yok ki bil ki sen…
Bir ateştir, yel değildir ney sesi;
Kim ki ateşsizdir; Yok olsun böylesi ‘ der Mevlana..
İşte yana yana gelir kul ona.
Mucibince amel ederse dünyevi aşktan uhrevi aşka geçiverir.
Aslında Mecnun’a Leyla’dan tecelli eden de onun aşkının nurudur.
Ama o kalbe kendi sevgisinden daha şiddetli bir sevginin girmesine müsaade eder mi hiç?
Kulunu kullanır, önce kulunda hissettirir zatını,
Gönlüne lezzet tat verir…Güllerin kokusunu gül kokusuyla duyurur,
Bülbüllerin sesini dinletir..Şakayıkların renklerini gösterir,
Fark ettirir hayatı…Aldığı soluğu hissettirir,
Sonsuz sevgi pınarından su içirir,
Sevmeyi böyle öğretir kuluna.
Sevince, İlkbahar olur Sonbaharlar âşıklara…
Ve aşkı insana insanla efsane eder ve aşığı aşka müptela eder…
Aşık artık maşuğunun peşinden koşar, her yerde onu arar…
Leylalar Mecnunlar, Yusuflar Züleyha’lar, Ferhatlar Şirinler ve daha nice efsaneler bu aşkla
ona erdiler…​
 
Elimizde vedalar için hazırlanmış bir harita olsa keşke. Çünkü; bilinmezlikle başa çıkabilmek bazen zorluyor insanı…

Ayrılık sonrası yolumuzu belirleyen; sağa mı, sola mı, sapağa mı, düzlüğe mi, feraha mı, sıkıntıya mı doğru yol aldığımızı anlayabileceğimiz ve o yoldan başka bir yolun daha olduğunu görebileceğimiz şöyle açıklayıcı bir harita olsa diyorum…

Ne zaman biriyle vedalaşmak zorunda kalsam ne diyeceğimi, n
Asıl davranacağımı bilemem ve buz kesilirim o an.
Uğurlamanın da uğurlanmanın da bir usulü vardır” derler ya, hiç anlamam o işlerden.
Ve bu gece vedalar adına birkaç satır yazmak istedim.. Daha doğrusu şöyle derinliği olan bir vedayla gitmek istedim kendimce…
Bir aşkın nasıl yaşandığını o aşkı yaşayan iki insandan başka kimse bilemez aslında.
Artık hayatımda olmayacak birini iyi anmaya çalışma çabalarım çevremdeki herkesi çileden çıkarsa da ve bu ısrarıma anlam veremeseler de ben böyleyim.
İnanmışlığımın önüne hiçbir mantık geçmiyor işte…
Madem okuyorsun yazdıklarımı, şimdi dinle:
Işığı göremediğin, hayat adına umudunu yitirdiğin ve kendini çıkmaz sokaklarda hissettiğin
anlarda bil ki sana iyi dileklerde bulunan bir yürek var.
Evet biraz cadıyımdır, huysuzumdur, sinirlenince ne dediğimi bilmem, ağzımdan çıkan
lafların sonunu asla hesap etmem ama her şeye rağmen nasıl bir kalbim olduğunu en iyi sen bilirsin bu hayatta.
Acıyan yanımla acıtmışımdır belki bunu unutma.
Bana yaşattıkların pek hoş şeyler değildi elbette ama tüm bunları şaşkınlıklarına, hayatın
seni artık yorduğuna, huzur istediğine, verdiğin kadarını aynı anda almak istemene filan
veriyorum.
Vicdanen bir rahatlık içinde olmadığını biliyorum ama keşke bazı şeyleri bilmeseydi, dediğini de duyar gibiyim. Ben de iyi ki duydum, demedim zira..
Uzun süren beraberliklerin sonunda iki yol vardır.Ya sonsuzluğa çıkılır el ele ya da sonsuza
kadar ayrılır eller.
Tüm aşkların çizilmiş bir kaderi vardır derdim de bir türlü inanmazdın bana
Bak, sonsuza dek ayrı kalacaklar tayfasındayız artık.
Şimdi cd de “büyük insan” çalıyor..
Geçtiğimiz haftadan sonra bu şarkıyı bir daha hiç dinlemedim biliyor musun? Şimdi ise son dinleyişim;

Nedense samimiyetle ve gerçekten hissederek bana dinle, dediğini düşünmekteyim hala.
Bence artık sen de asla dinleme bu şarkıyı.
Bir zamanlar içim çok rahattı ayrılsak bile birbirimizi sevdiğimizi, varlıklarımızın başka
başka insanlarla asla ikâme edilemeyeceğini, derdim ne olursa olsun aradığım an yanımda
olacağını düşünüyordum.

“YANILMIŞIM”

Şimdi benim telefonumda senin numaran yok, hatırımdaysa daha ne kadar kalır bilmiyorum.
İşte, ayrılıkların en yaman çelişkisi de bu bence.
Umarım çok mutlu olursun umarım sonsuza dek ayrılmaz elleriniz ve umarım benle
yaşayamadığın her şeyi onunla yaşarsın ve böylece yeni arayışlar içine girmene de hiç gerek kalmaz.
Derinliği olan bir veda olsun istedim; İstesem arardım seni ve yine aynı sözcüklerle veda
ederdim sana ama o zaman vedam ölümsüz olmazdı.
Ne ben, bu satırları yazarken ki kadar içtenlikle söyleyebilirdim aynı sözcükleri sana; ne de sen, şu satırları okurken gibi dinleyebilirdin beni.

Şimdi son söz:
Varsa hakkım helal olsun sana ve canın sağolsun. ama ne kadar helal olsun desemde Allah biliyor ya içimi, acımı, çektiklerimi…
bu yüzden bana yapılanlar sana yapılmaz umarım…

Hayat bu sevgilim, ne ekersen onu biçiyorsun…

Hoşçakal.
 
Bir kadının eğer sol göğsünün altında darbe yaptıysanız,
O kadının yaşayacağı devrimlerin tek sorumlusu sizsiniz demektir.
Ve unutmayın; darbe esnasında ilk olarak iktidar değişir!

-Mavi Tuğba Karademir
 
"Ama merak ediyorum.

Seni kimler böylesine hissiz, umarsız birisi olmaya zorladı?
Yaradılışında olduğuna inanamıyorum bir türlü.
Düşün, hala yakıştıramıyorum sana tüm bu yaptıklarını.”​
 
Ben seni anlatamadığım,yazamadığım her kelimede sevdim.
Dudaklarıma tılsım bırakan öpüşmelerinde sevdim, bir mahkumun rüyalarında büyüyen yalnızlığında sevdim ben seni....

Ben seni böyle sevdim aslında.Böyle sevdim derken geçip gitti gençliğim.
Her ağrısında hayatın yüreğime bir bıçak gibi saplanan sessizliğinden sevdim seni ben.
Bayram çocuklarının tebessümleri ceplerinde saklı sevinçlerinden sevdim ben seni.
Ben seni dört duvara yalnızlığı çakarcasına sevdim sevdiğim.

Şehir havasında,deniz suyunda,yosun kokusunda sevdim seni ben.
Martıların denizi kıskanan çığlıklarında sevdim seni.
Aşk şarkılarının dillerden dile dövünen her nakaratında aşk kalarak yüreğine
ve tertemiz düşlerle uyandığın sabahlarında oturup şiir yazarken sevdim seni.

Açıklaması olmayan ayrılıkların başlangıçları vardı zamanımın kollarında, ben seni öyle sevdim sevdiğim.
Ölenle ölünmez diyen feryatların yürek parçalayan cümlelerinde sevdim seni.
Gökyüzümde, ve bulutlarımın sana özgürlüğünü bırakan sahipsizliğinde sevdim seni sevdiğim.

Ben seni anlatamadığım,yazamadığım her kelimede sevdim.
Dudaklarıma tılsım bırakan öpüşmelerinde sevdim, bir mahkumun rüyalarında büyüyen yalnızlığında sevdim ben seni.

Bir ömür saçlarının rüzgarlara savruluşunda sevdim, gözlerin vardı gecelerimde , seni gecelerimden çok sevdim.
Sevdiğim ben seni böyle sevdim.
 
Sarılmak neden güzeldir bilir misin?
– Sağ tarafta kalp yoktur ve boştur, sarılınca sağ tarafını onun kalbi doldurur.
 
Geri