Toryum Nükleer Reaktör

  • Kullanıcı İnanna
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Çevre ve Hayvan Hakları
Konu sahibi son olarak 2 gün önce görüldü
Şöyle bir habere denk geldim. Bu dursun burada.


Bu haber baya kıymetli bir haber. Türkiye’de, Çin gibi toryum yatakları bakımından zengin bir ülke. Çin başarılı bir ilerleme kaydederse eğer Türkiye’nin de bu konuda AR-GE çalışması yapması ve uranyum yerine bu reaktörü geliştirmesi, enerjide dışa bağımlılığını azaltacak önemli bir gelişme olacaktır.
 
Çin'in toryum reaktörleri satma planı

Çin'in, Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında diğer ülkelere küçük toryum reaktörleri satmayı planladığı konuşuluyor.
Böylece daha küçük enerji talepleri veya sınırlı altyapısı olan ülkelere veya bölgelere "nükleer giriş noktası" sağlanması hedefleniyor.
 
Türkiye'de "Nükleer Enerji Santralleri" nin yeşil enerji mi değil mi, güvenlik açısından durumları hala tartışılmaya devam ederken, dünyada yaşanan enerji krizi sebebiyle yerli enerjinin önemi bir kez daha ortaya çıkmıştır. Nükleer enerji santrallerinin kendimce iki olumsuz tarafı olduğunu, bu durumların düzeltilmesi halinde sayılarının artırılması gerektiğini savunuyorum.
Bu durumlar;

1. Nükleer Enerji sektöründe öncü olan Rusya ve Japonya, reaktör yapımları ve işletilmesi konusunda bilgi gizliliğine önem vererek paylaşım yapmamaktadır. Bu nedenle ülkelere reaktör kurulumu ve işletilme aşaması kendileri tarafından yapılmakta ve yapılan sözleşmelerde söz hakkının %51'lik kısmı bu ülkelere ait olmaktadır. Bu durum her ne kadar ülke topraklarımızda üretilen enerji olsa da "yerli enerji" olmadığının kanıtıdır, yapılan sözleşmelerin tekrar gözden geçirilmesi, ulusal güvenlik ve güncel piyasa koşullarının dikkate alınması gerekir.

2. Kullanılan radyoaktif madde (uranyum) sebebiyle oluşturduğu risk faktörü ve soğutma amacıyla kullanılan su miktarı. (Örn: Chernobyl faciası )

Bu maddeler göz önüne alınınca nükleer santrallerde kullanılan "uranyum-235" izotopu yerine, "toryum" un kullanılması gündeme gelmiştir. Toryumlu yakıt denemeleri 1960 yıllarının ortalarında başlamış olmasına rağmen güç reaktörlerinde kullanılmasına 1976 yılında başlanmıştır. Normal şartlarda toryum tek başına nükleer yakıt olarak kullanılamaz. Fertil bir izotop olan Th-232'nin bir öntron yutarak fisyon yapabilen bir izotop olan U-233'e dönüştürülmesi gerekir.

Toryum Avantajları;
* Toryum, radyoaktif özelliği nedeni ile önemli bir enerji kaynağıdır. Nükleer reaktörler arasında daha çevreci kimliğe sahip bir yakıttır. Uranyum ile kıyaslandığında doğaya daha az zarar verir. Yakıt döngüsünde uranyumdan daha az plütonyum ve trans uranyum elementleri üretir. Bu nedenle nükleer yakıt olarak uranyumun yerini alabilecek niteliktedir.
* Türkiye kendine ebediyen yetecek bir toryum rezervine sahip. Dünya toryum rezervi toplam bir milyon 780 bin tondur. BUNUN 790 BİN TONU TÜRKİYE'DEDİR. Bir kg toryumdan elde edilecek enerjinin 200 kg uranyumdan elde edilecek enerjiye eşit olduğu savunulmaktadır.
* Toryum nükleer tip reaktörlerin su yollarının yakınında inşa edilmesine gerek yok, çünkü erimiş tuzların kendileri reaktörlerini soğutmak için çok büyük miktarda suya ihtiyaç duyan geleneksel uranyum santrallerinin aksine bir soğutucu görevi görüyor. Kısaca su yataklarımızı da etkilemeyecek.
* Türkiye'nin yerli enerjiye geçişini hızlandıracak bir sistem olacak.

Bu konu hakkında çok değerli çalışmalar yapan Engin Arık ve ekibini unutmamak gerekir. 2007 yılında yaşadıkları uçak kazasıyla hayatını kaybeden, değerli Bilim İnsanı Engin Arık ve ekibini rahmetle hatırlayarak şu video ile bitirelim konuyu.



Gerçekten güzel bir makaleydi. Nükleer Enerji konusunda söylediklerinizin bir çoğuna katılmakla birlikte çekingelerinize katılıyorum. Kurulum ve işletme konusunda yapılan sözleşmelerden kaynaklı yerlilik konusundaki eleştirinize de harfiyen katılıyorum. Ama bunları eleştirirken Nükleer santralin çevreci olması hususundaki eklemeleriniz ve gerekliliğine dair atıflarınız da gerçekten takdir edilesi.

Biraz daha akademik dilden uzaklaşarak ekleme yapmak gerekirse, Nükleer yakıtlı enerji üretim santrallerine karşı olmak, geçmişte matbaaya karşı olmakla eş değerde bir sığ ve bağnazlıktır. Nasıl ki gerikafalı bir zihniyet bu coğrafyada matbaaya karşı çıkmışsa, günümüzde sanayi toplumlarında nükleer santrallere de yanlış tezlerle ve bir takım çevrelerin etkileriyle karşı olmak da aynı bilim dışılığın bir benzeridir.

Toryum konusunda da fazlaca bilgisizdim. Bu konuda da yazınızdan oldukça faydalandım. Teşekkür ederim.

Yaşasın Bilim.
 
Gerçekten güzel bir makaleydi. Nükleer Enerji konusunda söylediklerinizin bir çoğuna katılmakla birlikte çekingelerinize katılıyorum. Kurulum ve işletme konusunda yapılan sözleşmelerden kaynaklı yerlilik konusundaki eleştirinize de harfiyen katılıyorum. Ama bunları eleştirirken Nükleer santralin çevreci olması hususundaki eklemeleriniz ve gerekliliğine dair atıflarınız da gerçekten takdir edilesi.

Biraz daha akademik dilden uzaklaşarak ekleme yapmak gerekirse, Nükleer yakıtlı enerji üretim santrallerine karşı olmak, geçmişte matbaaya karşı olmakla eş değerde bir sığ ve bağnazlıktır. Nasıl ki gerikafalı bir zihniyet bu coğrafyada matbaaya karşı çıkmışsa, günümüzde sanayi toplumlarında nükleer santrallere de yanlış tezlerle ve bir takım çevrelerin etkileriyle karşı olmak da aynı bilim dışılığın bir benzeridir.

Toryum konusunda da fazlaca bilgisizdim. Bu konuda da yazınızdan oldukça faydalandım. Teşekkür ederim.

Yaşasın Bilim.
Nükleere karşı olmanın temellerinde yatan şey bilim düşmanlığı değil. O nedenle matbaa ile olan benzetmenizi son derece yersiz, temelsiz ve anlamsız buluyorum. Sorun, bağımlılığın düşmeyeceği, tersine devam edeceği, halkın enerjiye ulaşımında faturalara ne kadar yansıyacağının soru işareti olarak durması, nükleerin yönetiminin Rus firmasında olması ve bundan ötürü ulusal güvenlik sorununa gebe olması, “çevreciliği” ile ünlü malum zihniyetin nükleerde bizi neyle sınayacağın bilinmemesi vs vs gibi şeyler.
 
Nükleere karşı olmanın temellerinde yatan şey bilim düşmanlığı değil. O nedenle matbaa ile olan benzetmenizi son derece yersiz, temelsiz ve anlamsız buluyorum. Sorun, bağımlılığın düşmeyeceği, tersine devam edeceği, halkın enerjiye ulaşımında faturalara ne kadar yansıyacağının soru işareti olarak durması, nükleerin yönetiminin Rus firmasında olması ve bundan ötürü ulusal güvenlik sorununa gebe olması, “çevreciliği” ile ünlü malum zihniyetin nükleerde bizi neyle sınayacağın bilinmemesi vs vs gibi şeyler.
Sizin karşıtlığınızın temelini bilemem, o yüzden şahsınıza dair yorumda bulunamam. Ama nükleere karşıtlığın temelinde yatan şeylere dair çekinceleriniz, nükleer santrallerin kendi olgusuna değil, bunu yapacak olan zihniyete karşı olabilir. Buna da saygı duyarım elbette. Ama bu bir nükleer karşıtlığı olamaz, bu doğru yapılması, yönetilmesi ve işletilmesi açısından bir yönlendirme olabilir ancak. Ama eminim gayet farkındasınızdır ki, ülkemizdeki "sözde çevreci kuruluşların" da yönlendirmesiyle bir çok insan olaya kökten bir karşıtlık içerisinde. Bunun da bence karşılığı tam olarak tarihteki matbaa karşıtlığındaki bağnaz, gerici ve bilim düşmanlığı.

"Sorun;
*bağımlılığın düşmeyeceği; doğru tasarlanmış ve kendi içinde uranyum ya da toryum geliştirme kısmını da yaparsanız eğer dışa bağımlılığınız düşer.
* halkın enerjiye ulaşımında faturalara ne kadar yansıyacağının soru işareti olarak durması; doğru planlama ile halkın faturalarına da yansır, sanayi üretiminize de büyük katkı sağlar. Enerji çağı diye bir çağ içerisinde girdik/girmek üzereyiz her ne kadar tarih kitaplarında bu henüz yer almasa da. o yüzden buna ayak uydurmayan toplumlar, sanayi devriminden sonra bilime ayak uyduramayan şu anki üçüncü sınıf toplumlar gibi kalmaya devam edeceklerdir.
*nükleerin yönetiminin Rus firmasında olması ve bundan ötürü ulusal güvenlik sorununa gebe olması; bu konudaki çekincenize katılıyorum fakat buna dair muhalefet üretip, doğru ve bilim ışığında yapılması için yönlendirmek yerine kökten karşı olayı doğru bulmuyorum.
 
Sizin karşıtlığınızın temelini bilemem, o yüzden şahsınıza dair yorumda bulunamam. Ama nükleere karşıtlığın temelinde yatan şeylere dair çekinceleriniz, nükleer santrallerin kendi olgusuna değil, bunu yapacak olan zihniyete karşı olabilir. Buna da saygı duyarım elbette. Ama bu bir nükleer karşıtlığı olamaz, bu doğru yapılması, yönetilmesi ve işletilmesi açısından bir yönlendirme olabilir ancak. Ama eminim gayet farkındasınızdır ki, ülkemizdeki "sözde çevreci kuruluşların" da yönlendirmesiyle bir çok insan olaya kökten bir karşıtlık içerisinde. Bunun da bence karşılığı tam olarak tarihteki matbaa karşıtlığındaki bağnaz, gerici ve bilim düşmanlığı.

"Sorun;
*bağımlılığın düşmeyeceği; doğru tasarlanmış ve kendi içinde uranyum ya da toryum geliştirme kısmını da yaparsanız eğer dışa bağımlılığınız düşer.
* halkın enerjiye ulaşımında faturalara ne kadar yansıyacağının soru işareti olarak durması; doğru planlama ile halkın faturalarına da yansır, sanayi üretiminize de büyük katkı sağlar. Enerji çağı diye bir çağ içerisinde girdik/girmek üzereyiz her ne kadar tarih kitaplarında bu henüz yer almasa da. o yüzden buna ayak uydurmayan toplumlar, sanayi devriminden sonra bilime ayak uyduramayan şu anki üçüncü sınıf toplumlar gibi kalmaya devam edeceklerdir.
*nükleerin yönetiminin Rus firmasında olması ve bundan ötürü ulusal güvenlik sorununa gebe olması; bu konudaki çekincenize katılıyorum fakat buna dair muhalefet üretip, doğru ve bilim ışığında yapılması için yönlendirmek yerine kökten karşı olayı doğru bulmuyorum.
Bazı noktalarda anlaşılıyor olmaktan ötürü mutlu oldum. Dünyada şu an yaşanan şey bir enerji krizi. Herkesin enerji temini için birbirinin altını oyduğu bir ortamda bazı durumlar tolere edilebilir. Bunu anlaşılır(kabul edilebilir değil) buluyorum. Lakin yine de bilimsel bazda kimi olgulardan söz etmek gerekiyor.

Türkiye’de bilinen bir uranyum rezervi yok. Bu şu demek; ülkesi sınırları içerisinde uranyum hammaddesi olmadan uranyumun hammaddesi ile çalışacak bir nükleer reaktör yapacak dünyadaki ilk ve tek ülke Türkiye olacaktır. Bunun komik tarafı ilgililerin bu şekilde dışa bağımlılığını azaltacağını iddia etmesidir. AKP hükümeti ülkenin elektrik ihtiyacının neredeyse a%40’ını Rusya’dan ithal ettiği doğal gaz ile karşılıyordu zaten. Bir de buna uranyumu ekleyince bağımlılık haliyle azalmayacaktır. Yani nükleer santralin popüler bir şey olması, ekonomik görünmesi her yerde nükleer santralin yapılmasının doğru olacağı anlamına gelmez. Bunu belirleyen faktör kâr/zarar tematiğinin rasyonel kurulmasından geçer. Kâr ediyor olsanız bile o kâr oranı karşılığında feragat edilen diğer önemli konuların içeriğinden geçer(örneğin yılda sırf 1-2 milyar dolar kâr ediyorsunuz diye ülkenin temel politikalarını etkileyecek bir adım atmanın mantıksız olması gibi). Toryum ise başlı başına ayrı bir konu. Bu ülkede bunun yapılması için aşılması gereken uzunca bir yol var(bunu bir maden mühendisi olarak söylüyorum). Ama daha önce başka bir konuda ifade ettiğim gibi “bilimle kavgalı bir zihniyet üretemez, ancak ithal eder”…
 
Bazı noktalarda anlaşılıyor olmaktan ötürü mutlu oldum. Dünyada şu an yaşanan şey bir enerji krizi. Herkesin enerji temini için birbirinin altını oyduğu bir ortamda bazı durumlar tolere edilebilir. Bunu anlaşılır(kabul edilebilir değil) buluyorum. Lakin yine de bilimsel bazda kimi olgulardan söz etmek gerekiyor.

Türkiye’de bilinen bir uranyum rezervi yok. Bu şu demek; ülkesi sınırları içerisinde uranyum hammaddesi olmadan uranyumun hammaddesi ile çalışacak bir nükleer reaktör yapacak dünyadaki ilk ve tek ülke Türkiye olacaktır. Bunun komik tarafı ilgililerin bu şekilde dışa bağımlılığını azaltacağını iddia etmesidir. AKP hükümeti ülkenin elektrik ihtiyacının neredeyse a%40’ını Rusya’dan ithal ettiği doğal gaz ile karşılıyordu zaten. Bir de buna uranyumu ekleyince bağımlılık haliyle azalmayacaktır. Yani nükleer santralin popüler bir şey olması, ekonomik görünmesi her yerde nükleer santralin yapılmasının doğru olacağı anlamına gelmez. Bunu belirleyen faktör kâr/zarar tematiğinin rasyonel kurulmasından geçer. Kâr ediyor olsanız bile o kâr oranı karşılığında feragat edilen diğer önemli konuların içeriğinden geçer(örneğin yılda sırf 1-2 milyar dolar kâr ediyorsunuz diye ülkenin temel politikalarını etkileyecek bir adım atmanın mantıksız olması gibi). Toryum ise başlı başına ayrı bir konu. Bu ülkede bunun yapılması için aşılması gereken uzunca bir yol var(bunu bir maden mühendisi olarak söylüyorum). Ama daha önce başka bir konuda ifade ettiğim gibi “bilimle kavgalı bir zihniyet üretemez, ancak ithal eder”…
Tartışma nezaketiniz için öncelikle teşekkür ediyorum.

Verdiğiniz bilgilerin bir kısmında maalesef ki yanlış bilgiler ya da yanlış anlamalar var. Türkiye, Özellikle Avrupa Ülkelerine baktığımız zaman Almanya ile eşdeğer bir uranyum rezervine sahipken Fransa ise hiç uranyum rezervine sahip değil. Dolayısıyla ülkesi sınırları içerisinde uranyum hammaddesi olmadan çalışacak bir nükleer reaktör yapacak dünyadaki ilk ve tek ülke olmayacağız. Aksine rezerve sahip olup bunu yapan nadir ülkelerden olacağız.

Nükleer reaktör yapmak için yeterli bilgi ve çalışmalara ( özellikle atom / nükleer kurumu olarak ) sahip miyiz, evet bu konuda soru işaretlerim benim de var. Ama bir yerden başlamanın ve bunu en azından bu alanda daha önce birçok çalışması olan ülkelerle ortaklaşa yapmanın daha sonra bağımsız bir nükleer çalışmalar yapabilmenin önünü açacağını düşünüyorum.

AKP hükümeti kısmına gelince de, konu iktidarlardan bağımsız ve siyaset üstü bir konu olduğu için olayı hükümet kapsamında değerlendirmeyeceğim. Bu konuda benzer düşünüyor da olsak, herhangi bir yönetimin ve buna dair kendi eleştirilerim de dahil, uzun vadeli devlet politikalarının önünde bir set olmasının doğru olmadığını düşünüyorum.

Değerlendirmelerinizin ve özellikle rasyonel verilerle nerede ve nasıl kurulacağına dair bir çalışma olması yönündeki düşüncelerinize de tamamen katılıyorum. Benim de üzerinde durduğum nokta Nükleer, doğru planlanırsa ve bilimin içinde kalarak tasarlanırsa ülkelere katkısı olan bir enerji kaynağıdır. Yani nükleer aslında gelecektir.
 
Tartışma nezaketiniz için öncelikle teşekkür ediyorum.

Verdiğiniz bilgilerin bir kısmında maalesef ki yanlış bilgiler ya da yanlış anlamalar var. Türkiye, Özellikle Avrupa Ülkelerine baktığımız zaman Almanya ile eşdeğer bir uranyum rezervine sahipken Fransa ise hiç uranyum rezervine sahip değil. Dolayısıyla ülkesi sınırları içerisinde uranyum hammaddesi olmadan çalışacak bir nükleer reaktör yapacak dünyadaki ilk ve tek ülke olmayacağız. Aksine rezerve sahip olup bunu yapan nadir ülkelerden olacağız.

Nükleer reaktör yapmak için yeterli bilgi ve çalışmalara ( özellikle atom / nükleer kurumu olarak ) sahip miyiz, evet bu konuda soru işaretlerim benim de var. Ama bir yerden başlamanın ve bunu en azından bu alanda daha önce birçok çalışması olan ülkelerle ortaklaşa yapmanın daha sonra bağımsız bir nükleer çalışmalar yapabilmenin önünü açacağını düşünüyorum.

AKP hükümeti kısmına gelince de, konu iktidarlardan bağımsız ve siyaset üstü bir konu olduğu için olayı hükümet kapsamında değerlendirmeyeceğim. Bu konuda benzer düşünüyor da olsak, herhangi bir yönetimin ve buna dair kendi eleştirilerim de dahil, uzun vadeli devlet politikalarının önünde bir set olmasının doğru olmadığını düşünüyorum.

Değerlendirmelerinizin ve özellikle rasyonel verilerle nerede ve nasıl kurulacağına dair bir çalışma olması yönündeki düşüncelerinize de tamamen katılıyorum. Benim de üzerinde durduğum nokta Nükleer, doğru planlanırsa ve bilimin içinde kalarak tasarlanırsa ülkelere katkısı olan bir enerji kaynağıdır. Yani nükleer aslında gelecektir.
Medyada çıkan kimi haberleri görmezden gelirsek(her seçim dönemi şu kadar x bulundu gibi) gerçek anlamda referans alınabilecek kurumlar belli zaten. Özellikle MTA yapısal olarak olumsuz anlamda onca değişime rağmen hala değerli bir kurum. Bu kurumlar bir takım araştırmalar yapıp, raporlaştırıp kimi sonuçlar paylaşıyor ve bunlar da olması gereken yere, yani akademinin konusu haline dönüyor(maalesef biz akademiden çok siyasi malzeme haline geldiğini görüyoruz). Doğrusunu isterseniz Türkiye’de buna dair söylemler hala akademik düzeyde. Sizi teknik kimi kavramlarla yormak istemem ama bir yerde Uranyum rezervinin bulunması orada Uranyum madeni olduğu anlamına gelmez. Bir şeyin maden hüviyetine bürünmesi için gereken bazı koşullar var, onları karşılaması gerekir. Görünür rezerv nedir, gerçek rezerv nedir, hangi kriterler referans alınmıştır, ilgili cevhere ulaşmak için yapılacak harcama ile çıkması tahmin edilen rezervin(yanılma payı dahil olmak üzere) üretiminden elde edilecek gelirin kıyaslanması, madenin yataklanma şekli, tenörü, dağılımı, derinliği vs gibi teknik bir sürü detay içeriyor. Ayrıca devlet buna dair bütçe ayırıyor mu onu bilmiyorum. Zira Dediğim gibi bu hala akademinin tartışma konusu, herhangi bir üretim yok. Varsa benimle de paylaşın lütfen, öğrenmiş olurum.

Aslında buna dair sanırım 2014’de yazmış olduğum bir yazı var. Biraz daha derli toplu olabilir söylemlerimi daha iyi ifade edebilmek açısından(önceki mesajlarda konu içerisinde paylaşmıştım). Bana şerh düştüğünüz cümleme dair haklısınız, zira orada eklemediğim bir hususu eklememe izin verin;
“Türkiye’de bilinen bir uranyum madeni yok. Bu şu demek; ülkesi sınırları içerisinde uranyum hammaddesi olmadan başka bir ülkeye uranyumun hammaddesi ile çalışacak bir nükleer reaktör yaptıracak dünyadaki ilk ve tek ülke Türkiye olacaktır.”

Bunu bu şekilde söyleyince daha anlaşılır olur ^^

Velhasıl, temenni ediyorum ki buna dair araştırmalar ilerler ama gördüğüm kadarıyla ciddi bir ilerleme yok.
 
Çok daha fazla uzatmak istemiyorum. Teşekkür ederim bilgiler için. Ama bahsetmiş olduğunuz Rezerv ve maden hüviyeti olduğuna dair referans değerleri özellikle üzerinde durduğunuz iktidar verilerinden değil OECD Nükleer Enerji Ajansı ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı tarafından verilen verilere göre söyledim. Hala söylemimin arkasındayım bu ajanslara göre herhangi bir uranyum üretimi, rezervi olmayan fransa'da birden çok Nükleer Santral var.

Mesleğinizle ilgili kısma saygı duyuyorum, çok da güzel açıklamışsınız ama "ülkesi sınırları içerisinde uranyum hammaddesi olmadan başka bir ülkeye uranyumun hammaddesi ile çalışacak bir nükleer reaktör yaptıracak dünyadaki ilk ve tek ülke Türkiye olacaktır" tezini kabul etmek mevcut verilerle mümkün değil. Üzgünüm ama rasyonellikten uzak sadece popülist bir yaklaşım olarak görünüyor.
 
Çok daha fazla uzatmak istemiyorum. Teşekkür ederim bilgiler için. Ama bahsetmiş olduğunuz Rezerv ve maden hüviyeti olduğuna dair referans değerleri özellikle üzerinde durduğunuz iktidar verilerinden değil OECD Nükleer Enerji Ajansı ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı tarafından verilen verilere göre söyledim. Hala söylemimin arkasındayım bu ajanslara göre herhangi bir uranyum üretimi, rezervi olmayan fransa'da birden çok Nükleer Santral var.

Mesleğinizle ilgili kısma saygı duyuyorum, çok da güzel açıklamışsınız ama "ülkesi sınırları içerisinde uranyum hammaddesi olmadan başka bir ülkeye uranyumun hammaddesi ile çalışacak bir nükleer reaktör yaptıracak dünyadaki ilk ve tek ülke Türkiye olacaktır" tezini kabul etmek mevcut verilerle mümkün değil. Üzgünüm ama rasyonellikten uzak sadece popülist bir yaklaşım olarak görünüyor.
Bazı noktalarda anlaşmakta gerçekten zorlanıyoruz. Hoş gerçi anlaşmak zorunda da değiliz. Birkaç şey ekleyip bırakayım;

Bizlerin özel olarak Uranyum aramak gibi bir misyonu yok. Bunun aranması rezerv tahmini vs yapılması üst düzey imkanlar gerektiren(devlet desteği imkanı gibi) bir süreç. Bahsettiğiniz kurumlar da rakamları bizim kurumlarımızdan alıyor. Gelip burada ayrı-özel uranyum arama çalışması gerçekleştirmiyorlar. Kaldı ki bilindik, deneyimimizin fazla olduğu bir hammadde de değil. Üzerinde çalışılması gerekiyor.

Fransa’nın nükleer hammadde durumu nedir bilmiyorum. Nükleer santrallerini başka ülkelere mi inşaa ettirdiler onu da özel olarak araştırmak aklıma gelmedi. EMO’nun nükleer enerji raporunda okumuştum ve o bilgiyi anektod olarak kullanıyorum. O bilgiye göre de başka bir ülkeye kendi topraklarında nükleer santral inşa ettiren kimse yok, Türkiye dışında. Katılıp katılmamak değil, inanıp inanmama konusu.

Hoş kalın.
 
Gerçekten güzel bir makaleydi. Nükleer Enerji konusunda söylediklerinizin bir çoğuna katılmakla birlikte çekingelerinize katılıyorum. Kurulum ve işletme konusunda yapılan sözleşmelerden kaynaklı yerlilik konusundaki eleştirinize de harfiyen katılıyorum. Ama bunları eleştirirken Nükleer santralin çevreci olması hususundaki eklemeleriniz ve gerekliliğine dair atıflarınız da gerçekten takdir edilesi.

Biraz daha akademik dilden uzaklaşarak ekleme yapmak gerekirse, Nükleer yakıtlı enerji üretim santrallerine karşı olmak, geçmişte matbaaya karşı olmakla eş değerde bir sığ ve bağnazlıktır. Nasıl ki gerikafalı bir zihniyet bu coğrafyada matbaaya karşı çıkmışsa, günümüzde sanayi toplumlarında nükleer santrallere de yanlış tezlerle ve bir takım çevrelerin etkileriyle karşı olmak da aynı bilim dışılığın bir benzeridir.

Toryum konusunda da fazlaca bilgisizdim. Bu konuda da yazınızdan oldukça faydalandım. Teşekkür ederim.

Yaşasın Bilim.
Çok teşekkür ederim. Aslında bir "çevreci" gözüyle değerlendirerek, realist yaklaşımla paylaştım görüşlerimi. :) İthal bir enerji kaynağı olması, tehlike ve risk boyutlarının belirlenemiyor olması ve benim için en önemli nokta olan "radyoaktif atık" konusu tartışmalarda yerini alacak en önemli başlıklar benim için.
 
Geri