The Wind Rises

Konu sahibi son olarak 4314 gün önce görüldü
Ne yazık ki burada bir Bab-ı Esrar varmış, ne de güzel duruyordu halbuki üstümde:p Forumlarda en sevdiğim şey, özgürce bana anlam ifade eden ve birbiriyle alakasız her konuyu bir araya toplayabildiğimiz kişisel sayfalarımızdır. "The Wind Rises". Rüzgar Yükseliyor. Dinmeyen rüzgarların arasında yaşamak zorunda olduğumuzu ve her rüzgarın yükselişinde; sinmeye meyilli umudun yükselmesi gerekliliği hatırlatsın diye The Wind Rises.

Rüzgar ki ufak bir kıvılcımı hemencecik söndürebilirken, içimizde büyüyen umut ateşini her defasında bir şiddet daha alevlendirecektir. Varsın rüzgar yükselsin, korkmuyorsan umudumuzdan, perçinliyorsak yaşama sevincimizi varsın umudun dumanı boğsun bütün siyaha meyledenleri.

Sahi, The Wind Rises. İzleyin, izletin. Yazdıklarımın bu anime filmle bir alakası olmayıp başlık konusunda yardımcı olmuştur, özellikle müziği.

https://www.youtube.com/watch?v=lAF1vph4ekA
 
Bazen bir dokunuş küçük bir öpücüktür hücrelerini harekete geçirip bütün yorgunluğunu unutturan. Bazen küçük bir hoşçakaldır bütün dirilmişliği söndürerek hayata sırtını verip bir şarkı kıvamında yeni notalar yaratan. İçimde hiçbir şey kalsın istemem ne seni seviyorumlar ne son kez arkama bakıp kapıyı yaşanmışlıkların üstüne kapatıp geçip gitmeler. Esen rüzgar yağan yağmur saçlarımdan süzülen rüzgar başımı döndüren gökyüzü. Boş sokaklarsiyah ama kırmızı tadında kalbi uyuşturucu geceler. Arzuların pespayeliği yaşanmışlıkların içte kalan anatomik esintileri. Herşeyin bizim için olduğu gibi hepsine bir kerede sırt dönüp güzel anılar biriktirmek de bizim işimiz. Güneş yeniden doğar gece yine siyaha boyanır sokaklar dolar şaraplar hiç bitmezgemiler hep yol alır. Demem o ki çok iyiyim. Çok yoruluyorum ama başım hiç dönmüyor. Dalgalarım yok kıyıya birbir çarpacak derin ve kendinden emin bir akış bulmuşum gecede yakamoz gündüzde mavi oluyorum. Ve kendimi en çok sevdiğim dönemlerle başbaşa kalırken hep beni en çok seven adamları yanımda biriktiriyorum.

Daha önce yazmıştım ama şu anki ruh halime pek iyi geldi, buralarda da kalsın
.
 
"Ve nefesimi tuttum. En derine, en dibe inebilmek için. Bıraktım kendimi hayat okyanusuna. Beni dibe çeken zihnimin ağırlığıydı.Ve dibe daha çok vardı. Ama gidiyordum. Yavaş yavaş. Dünya yuvarlak. Hayat da öyle. En derini aynı zamanda da en yükseğidir hayatın. Nereden baktığına bağlı. Nerede doğduğuna. doğduğun yerden ne kadar uzaklaştığına bağlı. Elindeki şişede ne kadar hayat kaldığına bağlı..."

Kinyas ve Kayra

Ne güzel kitaptır. Hani 15-16 yaşlarında anlaşılmamışlığın ve yalnızlığın hissiyle, içinize attığınız, kimseyle paylaşmadığınız, paylaşsanız da anlayacaklarını düşünmediğiniz, öfkeniz sadece çevrenize değil bütün dünyayayken, hani Kayra gibi dünyanın dibine batıp kendimizi beynimize gömmek istediğimiz zamanlar var ya... Cümlelerimizin karşılığıydı cümleleri. Ölüme götürürken böylesi hayata döndüren kaç kitap vardır ki?

"Topraktan nefret ediyorum. attığım her adımda bugüne kadar içine gömülmüş ve karışmış milyarlarca yaratığı düşünüyorum. ölümün üstünde yürümeyi sevmiyorum. ve dünya aklıma sadece bunu getiriyor, içine gömdüğü milyarlarca ölüyle. birinin burnu, diğerinin ayakları. bunların üzerine basarak gidiyor milyarlarca insan işine, okuluna. hepimizin bastığı yerde bir ceset var. hepimizin altında bir ölü var. insanlık gömdüğü yakınlarının üzerinde yürüyor. insanlık ölümün üstünde duruyor. koşuyor, spor yapıyor."
 
"On dört yaşındaki bir çocuğunun ergen öfkesi olarak nitelenerek küçük görülen aşırı davranışları, doğal olandır. gözlerindeki doğum çapakları dökülmüş ve dünya üzerinde dönen bütün dolapların sırtına yüklenmiş olduğunu anlamıştır."

Az
 
VpaMZq.jpg


İfadende kararsızsın, ışıkların altında
Seni tutan birşeyler var, korkuların yanında

Renklerin içinde düşlerin içinde
Doğmak sessizce...
Renklerin içinde cennetin içinde
Ölmek sessizce....

Anlaşılmaz bir yanın var, öldürmeye hevesli
Kupkuru çiçek gibisin, biraz suya özlemli

Renklerin içinde düşlerin içinde
Doğmak sessizce...
Renklerin içinde cennetin içinde
Ölmek sessizce....


KARGO Renklerin İçinde - YouTube
 
İlkbahar demişken;

"yüz binlerce insan avuç içi kadar bir yere toplanıp üst üste yaşadıkları toprak parçasını çirkinleştirmek için var güçleriyle çalışmış olsalar; üzerlerinde hiçbir şey yetişmesin diye her yanına taş dikmiş, filizlenen her otu kökünden koparmış, havayı taş kömürü, petrol yakarak ellerinden geldiğince kirletmiş, çevredeki tüm ağaçları kesmiş, tüm hayvanları, kuşları uzaklaştırmış olsalar bile gene de ilkbahar ilkbahardı."

Tolstoy
 
Korkutucu bir şekilde kafamdaki hayata dair soruları bir kenara bırakırsak, hayatın farklı saflarında farklı farklı güzel gidiyor hayat. Kelimeleri bir araya getirip anlamlı birşeyler zırvalamak isterken tam da orta yerine etmek istemem ama güzel. Şimdilik kafamdaki milyonlara soru işaretini bir kenara bıraktım duvara yaslandım, dinlediğim müziğin izlediğim filmin yediğimin yemeğin öptüğümün adamın tadını çıkarıyorum. Müsabakanın devamında gelecek silleyi şimdilik görmezden gelerek, hayatın belli dönemlerinde yaşadığım ve hakettiğimi düşündüğümün umursamazlığın keyfine varıyorum. Biliyorum ki ufacık bir gazete haberiyle bile bunun vicdanını duyup hayattan yediği tokatları boğazlarında kalan birçok hayatın içine dahil olacağım, ama biraz zaman verin de boğazımdakileri temizlemişken azıcık olsun nefes alıyım.
 
tumblr_lj89w8XnTk1qhog5z.jpg


"Dünyayı değiştirmek istemiştik ama perişanca yenildik. Şimdiyse değişmemek için ben dünyaya direniyorum."
 
''Eğer bir şeyi bütün olarak görebilirsen, hep güzelmiş gibi görünür. gezegenler, yaşamlar... ama yakından bakıldığında bir dünya yalnızca toz ve kayadan oluşur. günden güne yaşam daha da zorlaşır, yorulursun, ritmi kaçırırsın. uzaklığı ararsın-ara vermeyi. dünyanın ne kadar güzel olduğunu görmenin yolu, onu ay gibi görmekten geçiyor. yaşamın ne güzel olduğunu görmenin yolu, ölümün bakış açısından bakmaktan geçiyor.''

Mülksüzler
 
QX7mrk.jpg


Umut getirip umut götüren o trenler şimdi nerdeler?

"Bir gün bir rüya gördüm
O turuncu balık benmişim
Büyümem beklenmeden afiyetle yenmişim"



Harun Tekin - İstasyon İnsanları - YouTube

Hiç bilmediğim yerlerde hiç bilmediğim insanların gözlerinde hiç bilmediğim hayallere şahit olmak istiyorum. Hiç bilmediğim hayatları yaşayıp hiç bilmediğim acılara bant çekmek istiyorum.

"Bir sırrım var saklarım
Ama görünce anlarsınız
Yalnız dikkat acımayın
Bu en çok yakandır."
 
Olayı siyasete döndürmeyin diyenler var ya; insani görevimiz olarak orada canı çekilen her insan için üzülüyorsak bu olayların bir daha yaşanmaması için yürümek, protesto etmek, yanlış olanları söylemek yani ihmalkarlıkları dile getirmek ve bir daha bunların yaşanmaması için mücadele etmek de siyasi bir girişimdir. Hem insanlığımızı hem de siyasi tavrımızı dengeleyemiyorsak kusura bakmayın sıkıntı sizde. Bir kere asgari ücrette insanlık dışı şartlarda çalışıyor bu insanlar. Paradan başka hiçbir şeye değer vermeyen sermaye babaları emeği bir meta olarak görüyor. Daha az para daha çok emek. Çıkarılan yasalar, uygulanan politikalar sendikalaşmayı yok etti. Dini peşkeş çekip bu halkın başına gelen herşeyi takdiri ilahi deyip olan biten herşeye alıştıranlar da onlar değil mi? Dini tekeline alıp cebini dolduranlar, halkı emeği sömürenler, önergeye red cevabı verenler yine bunlar değil mi? İş kazası değil, bu iş cinayeti. Sen çıkarların doğrultusunda zengini daha da zengin etmek için ihmalkarlıkları görmezden geliyorsan, insanın hakkının sömürülmesine ve insan dışı bir ortamda çalışmaya bu emekçilere hak görüyorsan bu tam da siyasi bir tepkidir. Ben de siyasi tepkimi yaparım, buna sebep olanlardan da nice canın hesabını sorarım.

Üzüldük millet olarak. Birileri birilerinden daha çok üzülmedi. Ama bu üzüntümüz çözüm üretmememizi engellememeli. Hala binlerce işçi var yerin dibinde ekmek parası kazanabilmek için yarın işe gidecek. Maden işçileri öldü bitti değil, daha binlercesi hergün bu korkuyla çocuklarının karınlarını doyurabilmek için o cehenneme inecek. Çözüm üretmeyip evimize kapandığımız müddetçe daha çok çocuk babasının tabutu başında hayallerine veda edecek. Daha çok kadın hayatının baharında insan olmanın başlı başlına zor olduğu bu ülkede ev geçindirmeye, yalnız kalmaya mahkum olacak. Daha çok ana baba çocuğunun tabutuna kapanacak.

Ben ne annemi kaybettim ne de babamı. Düşüncesi bile acı veriyor. Küçüklükten kalma bir şey olsa gerek annem veya babamı kaybettiğimi düşündüğümde kendimi balkonda sallanırken buluyorum. Sanki onlarsız hayat olmazmış gibi. Dün kavruldum. Bu düşüncemle onların binde bir acısını çekemezken bile kavruldum. Fotoğraflara bakamadım, babamı gördüm. Abimi gördüm. Eşimi gördüm. Çocuğumu gördüm. Çektiğim üzüntü sadece bir yanılsamaydı. Benim abim babam eşim çocuğum değillerdi. Bir yabancıydılar ve içim çekildi. Acıyı anlamaya çalıştım ama bu kadarına yetti. Anlayamadığım anda ağlamanın faydasız olduğunu görüp bağırdım çağırdım küfrettim. Çaresizdim.

Buna bir son vermeli. Yitip giden canlara, eriyip giden hayatlara bir son vermeli. Ve bu son evde verilmiyor arkadaşım. Bu son sokakta, bu son umudunda, bu son haykırışında bu son iradende.

Hani gıcır takım elbisesiyle bakan üstü başı toz içinde delinmiş çoraplarıyla çıkan cesetlere ve yaralılara öyle uzaktan bakıyor ya. Devlet işte bu, iktidar işte bu. Bize dokunmuyor, kibiriyle uzaktan ezilmişliğe öylece bakıyor.

Güzel günlere göreceğimize hep inandım. Ama bazen sendeliyor işte, sendeliyor da yere çakılıyor. Bazen güç yetmiyor, tırnaklarım her defasında yere çakılan umudumu sıyırıp gökyüzüne fırlatmaktan kırıldı. Yenilerinin çıkmasını bekliyorum. Yenileri çıksın tırnağımla yerden sökeceğim umutlarım olacağı gibi gökyüzünden çekip alacağım pislikleriniz var.

Sahi neden ağaçlar bu kadar yeşil gökyüzü bu kadar mavi iken dünya bu kadar kararmış olabiliyor?
 
Geri