ßaşak Kokusu

Konu sahibi son olarak 639 gün önce görüldü
Sevmek harikulade bir patlamayla üzerine devrilirken evrenin
Geceleri şık bir katilin gırtlağına abanması gibi atılıyor üzerime yalnızlık.
Gözyaşı, geceleri daha etkin stratejiler yaratan bir komutan.
Gece, ordularımı bozguna uğratan bir şarlatan.
Gece, gözlerim gözlerine değdiğinde infilak etti, içinde biz de vardık.
Ne talihsiz yaratıklardık, çocukluğunda gözü oyulmuş masallarla uyutulan.
 
cahiliyeden kalma bir alışkanlıktı aşk, cahillik ettik
tanrım bağışla bizi.
siyanür damladı en beyaz tüyüne meleğin
bütün masumiyet eridi karlar gibi.
şimdi bir buzul çağı kaplayacak içimizi,
mirza'yı kalan bir avuç toprağa gömdüm
cahiliyeden kalma bir alışkanlıktı ölüm,
tanrım cahillik ettim bağışla beni
pia'yı da bir çağın kapanan kapıları ardına gömdüm...
 
Üşümek gibiydi ihanet, tabanca gibiydi yalan. Ölmek; böyle zamanlarda bayram şekeriydi inan...
 
Yapma bana bu hainliği, beni sensiz bırakma..

Boğma beni yalnızlığa, kırılan düşlerimle vurma sırtımdan..

Bak titriyor ellerim, dudaklarımda dudaklarının ıslaklığı hala.

Yoktur Tanrının bile hakkı gözlerim de ki seni almaya,Beni sensiz bırakmaya.
 
Biliyor musun artık unutuyorum sanki seni.

Sabahları uyandığım zaman hiçbir şey hissetmiyorum,kalbim yok gibi.

Hem kokun da tenimden silindi..

Artık Servi kokuyor her yanım.

Oh, mis gibi...
 
Demokrasiden nasibini almamış bir adam gibi faşistçe seviyorum seni.
 
Sen benim yırtılan yaralarımı bir arada tutan dikişsin, gecelerden intikam alırcasına hayalini öpüp kokladığım...
 
Yüzüme baktığında içimde bir sürü anne doğuyor. Gökten yağmur gibi yağıyor baba. Yokluğundan öldüğüm huzur şimdi cebimdeki bozuk para. Yani her şeye sahip oldum, hiç olmadığım ne varsa. Çölün ortasında rüzgarsız kalmış, rotası gözlerin olan – ki gözlerin Akdeniz gibi- bir geminin yelkenlerine damlayan rüzgar parçasısın. Benim ciğerlerimi devre dışı bırakıp, ağzından ağzıma bir nefes bıraktığın zamanlar, daha çok bir tanrının gökyüzünde elini uzatıp sırtı sıvazlamasına benziyor.
 
Arkanı dönüp gitmeni
Taklit eden sesler de vardı gecenin içinde
Öyle tırnaklarını yüreğime geçiren vahşi bir hayvan
Öyle üzerime devrilen bir çığ,
Öyle sevdiklerimin payına düşen bir katliam gibi.
Yokluğun,
Gecenin en sert içkisiydi,
Hatrımdaki yüzün;
Derimi ustaca yüzen bir katil.
Caniler vardı gecenin güne bakan saatlerinde,
Palyaçolar vardı,
Yıkılmış krallıkların,
Sabun köpüğü kralları.
Bir tek sen yoktun.
 
Karanlık bir ormanın az ötesindeyim
Bir körün görebildiği kadar aydınlık gece.
İlerliyorum içimde sebepsiz bir korku
Gereksiz bir heyecan gerekli bir kalp sızısı.
Tedirgin bir halde dalıyorum ormana.
Pinokyo karşıma çıkıyor birden
Doğrular anlatıyor insanlara nedense.
İnsan olmaktan vazgeçmiş sanki.
Bu işte bir yanlışlık var ama ne?

İlerliyorum…

Pamuk prenses’i ağlarken görüyorum
Yaşlı bir ağacın gölgesinde.
Ne olduğunu soruyorum ‘Avcı bile gelmedi’ diyor.
Kötü kalpli hanımı dilini kesmiş konuşan aynaların.
Artık kim daha güzel kim daha çirkin söyleyemiyor.
Çünkü herkes çirkin
Ortalıkta kalmadı hiçbir güzel.
Göç etti yıldızlara iyiler hatta dedem!
Cadı elmayı vermemiş hıçkırarak anlatıyor bunu ağaca
Ve ‘Cüceler kalbimi kırdı’ diye yazıyor
Gözyaşlarıyla sepya toprağa.
Bu işte bir yanlışlık var ama ne?

Karanlığın ötesinde ağlak sesler duyuluyor
Yaklaşıyorum
Gözleri dolu dolu bakıyor Hansel.
Sözleri Grathel’in avuçlarında.
Anlattıklarına bakılırsa Robin Hood soymuş masalın bu kısmını.
Cadı evini esirgiyor
Ekmek kırıklarını yürütmüş arsız güvercinler.
Bıçak kemiği yarıp geçmiş bu ormanda
Duygular cam kadar kırılgan.
Bu işte bir yanlışlık var ama ne?
 
Önüm arkam sağım solum!
Her yanım yalan.
Zifir yüzlü çirkinler işgal etmişken ruhumu
- ki ruhum talan-
Etrafta yüzlerce maskeden yüzler varken
Sen dupduru güzel sen hangi eşraftan?
Saçlarında bir cennet yansıması
Gözlerin çöl kadar sıcak ve sözlerin kurak.
Kıvamında olmalı aşk ne fazla ilâhi ne de fazla mecazî.
Eğer seni saramıyorsam ruhumla
Ölümüne dövüşemiyorsam sana zararı olabilecek şeylerle
Bu aşk bana farazî.
 
Hangi kıta verebilir ki mutluluğu bana?
Hangi kara parçası? Hangi turistik volta?
Ne İspanya ne İngiltere ne Fransa.
Tenindir yeryüzünde gezilecek en güzel coğrafya.
 
Tanrı bazı insanları yaratırken beyinlerine ve ağızlarına müshil karıştırmış
olmalı Jose. Ortalık b.ktan geçilmiyor ve inatla insanlar ağız ve
beyinlerini bezlemiyor.
 
Sis çökmüş istanbulun üzerine
Uslu bakışlar atıyor puslu gözlerle
Birşeyler var sanki yüreğimde
Kaybolursam bir gün aramasın kimse
Beni ancak sen bulabilirsin
Seni sevmenin cumhuriyetinde
 
Yüzümdeki yarasın.
Kalbime doğru büyüyen.
 
Umudunu kalabalığın içinde cebinden düşürmüş
Küçük çocuklar gibi ararken belimi büküp,
Elime basıyorlar tanrım,
Canım acıyor, nereye gittiğini bilmeyen bu kalabalığın içinde
Manzara resimleri yapmak istiyorum,
Masmavi denizlerin üzerinde umuda doğru uçan martılar
Aşağıda duran çöp adamlara el sallayan bir güneş
–evet, çöp adamdan ileri tekniğim yok
 
Aslında hayatımızı yöneten bizler değiliz, yaralarımız, kanamalarımız... Bizler; kan pıhtılarının eline giydirdiği birer bez kuklayız...
 
Gözümü kapattığımda çan sesleri duyuyorum,
bir papaz gırtlağını kesiyor bütün öğretilerin,
diğer yanda esrar kokuyor çocukluğum,
bildiğim bütün insanlar esaret altında.
Hayatlarınızdan çekiliyorum,
mayın döşenmiş yollarınızdan çekiliyorum,
damarlarınızdan çekiliyorum kan gibi.
Etrafımı çeviriyor büyülü bir hikaye dikenli tellerle
ellerini ellerimden çek, ben İsa değilim!
 
Hatıra kalan sararmış bir mektup gibi
Korumak istedikçe sevdiklerimi
Üzerlerine şeytani masumiyetler giydiler,
Tam bu noktada ellerim kanıyor,
Çünkü Syd Barrett şarkı söylemeye başlıyor
Bu yüzden,
Bu şiirin sonunu da evden gelirken sen getir sevgilim!
 
Yırtıldı ellerimin en sağlam politikası...
Ve ben,
bir
kez
daha
yara
landım.
öylece, kalbimin kırıldığı bir meydanda
bırakıldım
kanlar içinde.
Evreka,
bana aşktan bahsetme
hiçbir insan
sevemez cerahatli bir yarayı
insanlar,
bozulmayan evliya cesetlerini
taklit etse
de...
 
Geri