ßaşak Kokusu

Konu sahibi son olarak 637 gün önce görüldü
Elveda dedin
Ve böylece dikenli tele benzer
bir mekanizmayı
tenimden içeri saldılar...
önce ellerini nefesimle ısıttığım bir kadın,
sonrasında birkaç kılcal damarımı çaldılar.
ben babamın tabutuna uzanan elim gibi çaresizdim,
Elimi gitme diye sana uzatırken.
Elimi düştüm diye sana uzatırken
Ve bir ağıta tüketilen nefes gibi yorgundum
bunu en iyi Ankara'nın gözlerimle suladığım kaldırımları bilir!
 
Allah beni sevmiyor,
Çünkü yeteri kadar ağlayamıyorum;
"Gece, sev beni!"
Bu,
bıçkınlıkla öfkenin arasına sıkışmış,
elleri olmayan bir istektir sadece.
Şarkılar tarafından ağlatılmış,
hatıralar tarafından parçalanmış,
kanayan bir dilek.

Ben büyük bir kayaydım.
Sen ağzında rüzgârlar saklayan
bir canavar olarak beni aldın.
Öptün beni.
Kum tanelerime kadar parçaladın.
En ufak esinti de bile
çok uzaklara sürüklendiğim an bunu anladım.

Gece, saçlarımı okşa annem gibi.
Karşında bir velet kadar küçülüyorum.

-Syd'ın şarkıları asit kokuyor
 
+ Yaşamıyor gibiyim.
- ben bazen şüpheleniyorum ha cidden acaba diyorum öldük de mevzuyu çaktıran mı yok bize. belki öldük, belki cehennem böyle bir şeydir yani ateş mateş diyor ya hani temsilidir o ateş. bu göğsümüzdeki gibi.
 
Baskın yemiş bir ev gibi talan edilmişken ruhum, gözlerin yasaklı bir kitap gibiydi bana. Hemen tekbirlerle uzaklaş benden! Sivas gibi yanıyorum, dokunma...
 
Ben seni çok özlerken herkes el birliği yapmış gibi bu kentte , herkes kürek birliği yapmış gibi ölmemi bekliyorcasına kuyumu kazıyor.Şehirler arası otobüs firmaları , bu kentin sokakları , bu gezegenin yıldızları ve tanrının onca insanı. Hepsinin bakışları suratıma sensizliği çarpar gibi.

Rasyonel Şizofreni - Beni Bir Cinayetin Tam Ortasında Öp.
 
Senin saçlarında değişik bir sihir var. Dokunduğumda başka başka âlemlere açılan kapılar, hiç duymadığım şarkılar, okumadığım masallar ve daha bir sürü güzel şey var senin saçlarında. Dedim ya, senin saçların bayram yeri gibi.

Sen ve saçların, tarafımdan çok seviliyorsunuz. Güzel burnundan öperim!
 
Bana bağımlı olma. Ben uyuşturucu değilim , ben en sevdiğin yemek de değilim. Ama bana bağlı ol. Özgürlük hakkın varken , bağımsız olabilmek avuçlarında duruyorken sırf beni sevdiğin için bağlı ol. Birbirinden ayrılamayan ülkeler gibi.
 
Çırılçıplak soyunduğum harflerin/üst üste getirdiği/bir ayrılıktayım ve farkındayım/üşüyor sözlerim sensiz/sar bikere cümlemi
 
Yani sen…

İklimlerden sonbahar

Avluda saklambaç mevsimini geçtim yar
 
Birgün biryerde karşılaşırız inan
sen bir başkasının kollarında ben elimde bir kız çocuğu ile
öylece dona kalırız belkide
hani hatırlasana en güzel bestemiz kızımız olacaktı ya
şimdi hasretinin izlerini taşıyacak son notası.
Sen gittin gideli yatak yorgan dağınık
ellerimde hırsıma yenik düştüğüm cam izleri
bir dilim ekmek bile fazla sabah çayıyla
gerçi çayında lezzeti kalmadıya artık
sırf giderken içtiğin kahvenin fincanını görebilmek için oturuyorum o masaya
öylece duruyor kurumuş izleri.
Tüm perdeleri kapattım evde güneş ışığına tahammülüm yok..
En son sen giderken battı güneş bir daha doğmasın.
Saç sakal birbirine karıştı traş olmak için elime aldığım jilet
gidişinin karanlık yüzü gibi korkutucu vede bir o kadarda çekici..
Aklım almıyor fikrim kabul etmiyor şimdi ben sensiz mi yaşlanacağım.?
Sensiz mi aklar düşecek saçlarıma.?
ve Sensiz yılları izini mi taşıyacak yüzümdeki çizgiler..!
Olsun gülüm olsun..!
Kader deyip geçmektense
"YAŞANMIŞ YILLARIMIZIN ANISINA"
adarım ömrümü..!
Hoşçakal Kalbim..
Hoşçakal..!
 
Düştün Yine Aklıma.. Düş'tün Uyandırma !
 
Senin ölünü öpmek istiyorum
Yalan söyleyen dilini kopartıp
Dilsiz bir ağzı öpmek kanlar içinde
Ah sevmek.
Ah sevmek yazıyor
...Nefretin bileğindeki paslı künyede.
 
Bana dudağının kenarından düşen bir tebessüm uzat. Onu kesip, kanını akıtacağım. Kanından mürekkep yapacağım. Belki birgün aşk adına vahşi şiirler yazarlar...
 
Kanamaktan emekli olmuş bir yaranın kabuğu derin bir iz bırakırken ömrümde, bir aşkın kesilmiş bacaklarından sarkan mide bulandırıcı bir damar gibi iğreti bakıyorum ayrılığa. Masalların elinden tutup kaçırıyorum, fidye istiyorum seni. Getirmezsen vallahi öldürürüm Pamuk Prensesi...
 
Senin gözlerin en güzel gezegendi. Oksijen vardı, su vardı, mutluluk vardı, umut vardı. Yani yaşanılabilirdi. Yani yaşlanılabilirdi. Stabil hüzünlerden ırak bir şekilde, erdemlerin gölgesinde serinleyip sıcak bir öğle vaktinde ya da ufacık özlemlerin soğukluğundan sıcak şaraplara sığınmak yokluğunu ören bir gecede...
 
Alnı yarık bir melek uyurken kollarımda dolmayan
boşluklar kıskıvrak yakalanıp idam edilmeli.
Bir tene karışıp yok olmak mülteci gibi kanunen suç kabul edilmemeli...
 
Gök gürlüyor yağmur yağıyor.
Yağmurda boğuluyor binlerce karınca.
Hava kararınca şeytanlar ortaya çıkıyor.
Dünya dönüyor sonra gündüz oluyor.
Bu seferde insana benzeyen şeytanlar sahne alıyor.
Kazalar oluyor insanlar ölüyor.
Doğumlar oluyor insanlar ürüyor.
Ben istifimi bozmadan seni düşünüyorum...
 
Hep sevmekten kaybettim ben,
Hep severek kaybettim.
...İçimi eze eze, avuçlarımı tutuştururcasına...
Eğer şahitse şu kentin asfaltlarına düşen yağmur damlaları,
Suyun intihar ettiğini düşündün mü hiç?
Ben bu kente ne zaman ayak bassam bir başıma,
Ağaçlar, yapraklar bile yalnızlığı öğretiyor,
Yalnızlığın lisanını konuşuyor;
"Yalnızca."
Yalnızca, salınıyor dallar
Yapraklar yalnızlık kanamış, ölüyorlar,
Sonbahar bahane...
 
Kolu kopartılıp kan kaybederek ölmeye terk edilmiş bir masalın, dudaklarını söküp de gülümsemeyen bir yüze germesi gibiydi bütün çabalarım. Hadi ikna ol! Vaktim az, kan kaybediyorum ve son arzum; göğe yükseldiğim zaman meleklere gülümsemenden bahsetmek istiyorum, buluşana kadar…
 
Ey ölüm; arkamdan konuşma yüzüme bağır.Ey şair; yorma satırları boş yere hepsi sağır.Ey melek; kır kanatlarını yoksa sihir dağılır.
 
Geri