Srebrenitsa Katliamı Hakkında Bilgi

Konu sahibi son olarak 2626 gün önce görüldü
Srebrenitsa Katliamı Duruşması Başladı

OJZDz5.jpg


Bosna’da 1995′te 8 bin Boşnak’ın ölümüyle sonuçlanan Srebrenitsa Katliamı’nın 7 yıl önce açılan davasında, bugün duruşma günü.

Bosna Savaşı sırasında Hollanda’nın Srebrenitsa katliamında sorumluluğu bulunduğu suçlamasıyla yedi yıl önce açılan dava Lahey Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

Srebrenitsa Anneleri Derneği, katliamda ölen 8 bin Boşnak’ın hayattaki 6 bin yakınına tazminat ödenmesini istiyor.

8 BİN BOŞNAK’IN AİLELERİNE TAZMİNAT ÖDENMESİNİ İSTİYORLAR


srebrenitsa-katliami-aniliyor-5890-49gDernek Başkanı Munira Subaşiç de duruşmaya tanık sıfatıyla katıldı: “İkinci Dünya Savaşı’nda sonra Yahudilere yapıldığı gibi bir fon oluşturulması gerektiğini düşünüyoruz. Şimdiye kadar onlara tazminat verildi.

Hiç kimse bize çocuklarımızı geri getiremez, acımızı dindiremez. O dönemde gerçekten de onların koruması altında gözleri önünde neler olduğuna dair 19 yıldır Hollanda’dan bir söz duymadık. Hala sessizler.”

MLADİÇ’İN YARGILANMASI DEVAM EDİYOR


Tarihe Srebrenitsa katliamı olarak geçen soykırımı yapan Mladiç’in Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (ICTY) yargılanması devam ediyor.

Kaynak: Haberler.com
 
11 Temmuz 2013 Srebrenitsa Katliamı Nedir/Nasil Oldu?

OJZD5Z.jpg


Yıl 1995 11Temmuz Srebrenica da 8372 Müslüman Boşnak hunharca katledildi. Lahey soykırım dedi.

Srebrenitsa Katliamı ya da Srebrenitsa Soykırımı,[1] 1991-1995 Yugoslavya İç Savaşı(Hırvatistan Savaşı ve Bosna Savaşı)’nda Srpska Cumhuriyeti Ordusu’nun Srebrenitsa’ya karşı giriştiği Krivaya ’95 Harekâtı esnasında Temmuz 1995′te yaşanan ve en az 8,372/ Boşnak’ın Bosna-Hersek’in Srebrenitsa kentinde general Ratko Mladiç komutasindaki ağır silahlarla donatılmış Bosna Sırp ordusu tarafından öldürülmesine verilen addır.

Katliamda bir kısım kadın ve küçük yaşta çocuğun da öldürüldüğü, belgelerle kanıtlanmıştır.

Bosna Sırp ordusunun dışında katliama “Akrepler” olarak tanınan Sırbistan özel güvenlik güçleri de katılmıştır.

Birleşmiş Milletler Srebrenitsa’yı güvenli bölge ilan etmiş olmasına karşın 400 silahlı Hollanda barış gücü askerinin varlığı katliamı önlememiştir.

Srebrenitsa katliami II. Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’da gerçekleşmiş en büyük toplu insan kıyımı olması ve Avrupa’daki hukuksal olarak ilk kez belgelenmiş soykırım olması açısından da önem taşır.

Katliamın Gelişimi

Yugoslavya’nın çöküşü üzerine 1992 yılında Sırpların Bosna’da başlattıkları soykırımın ardından bölgeye zoraki olarak müdahele eden Birleşmiş Milletler’in güvenli bölge ilan edilen 6 bölge arasında Srebrenitsa’da bulunmaktaydı.

Savaştan önce nüfüsu 24 bin civarı olan kentin nüfusu diğer bölgelerden gelen mülteci göçleriyle 60 bin civarına gelmişti.

Artık Srebrenitsa ‘açlık’ ve ‘hastalıklar’ ile mücadele eden bir ‘toplama kampı’na dönüşmüştü.

Müslümanların elindeki silahlar BM Barış Gücütarafından koruma gerekçesiyle toplanmıştı.

Ratko Mladiç komutasındaki Sırplar Srebrenitsa’ya olan saldırılarını sıklaştırdıklarında müslümanların toplanan silahlarını geri almak için yaptıkları başvuru , sorumlu Hollanda komutanı Thom Karremans tarafından reddedildi.

BM yalnızca iki F16′yı kent üzerinde bir uçuş yaptırmakla yetindi.

Hollandalı askerler bir gece yarısı Bosna’daki BM Barış Gücü komutanı Fransız generalden aldıkları emir doğrultusunda kenti boşalttılar.

Savaş sırasında şehrin güvenliğinden sorumlu olan Hollandalı Komutan Thom Karremans kendisine sığınan 25 bin mülteciyi ve şehri Sırplara teslim etti.

Daha sonra orataya çıkan bir video kasedinde Sırp generalin kenti boşaltan Hollandalı komutana bir hediye verirken görüntüleri çekilecekti.

Bir hafta süren katliam II. Dünya Savaşı’ından sonra insanlığa yapılan en büyük suç olarak arşivlerde yer aldı.

Lahey Adalet Divanı bir hafta süren katliamın bir ‘soykırım’ olarak kabul etti; ancak Sırbistan’ın sorumlu tutulmayacağına karar verdi/

Öldürülen Boşnak sivillerden birisi olan, 13 yaşındaki Sadık Ömer Hüseinoviç’in mezarı


nYgl6V.jpg


Srebrenitsa Katliamı ve Müslümanların Toplu Şekilde Kıyımı

1992 Bosna Savaşı’ndan sonra Sırbistan, Bosna-Hersek’in stratejik alanı haline geldi.

Özellikle ülkenin doğu tarafı Avrupa Birliği tarafından Yasak Bölge ilan edildi. Bu bölge içinde Sırbistan’ın o zamanki başkenti Srebrenitsa da vardı.

Bu da Bosna Hersek Silahlı Kuvvetleri için bir fırsat olarak değerlendirildi.

Ayrıca Bosna Hersek’in bütün maddi varlığı olan en büyük maden ocakları da ülkenin tek geçim kaynağıydı.

Bu da Sırplar için bir araç olarak değerlendirildi.

Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu ve Sırp zulmüne karşı yetersiz imkânlarla karşı koymaya çalışan Srebrenitsa’nın Tanjarz Kırsalı’nda tam 10000 kişiyi esir alan askeri grup Mladiç’in emriyle esirleri öldürmeye başladı.

Sırp vahşeti Avrupa’dan yüz bularak doruğa çıktı ve tam 5 gün süren katliamda 8300 kişi öldürüldü.

Kalan 2700 kişi serbest bırakıldı. Öldürülen bu 8300 kişinin cesetleri parçalanıp iskeletleri çıkarttırıldı ve bu cesetler krematoryumda yakıldıktan sonra Lahey Mezarlığı’na gömüldüler.

Katliamdan yaklaşık 13 yıl sonra Bosnalı Sırp komutan Ratko Mladiç kaçak olarak yaşadığı Sırbistan’ın Sermiyan köyünde Radovan Karadzic ile beraber yakalanarak tutuklanmış ve Lahey Uluslararası Ağır Ceza Mahkemesi’nde 1 hafta yargılandıktan sonra haklarında tutuklama kararı çıkmıştır, ayrıca Mladiç’in cezası müebbet hapis olarak belirlenmiştir.

Lahey’deki uluslararası savaş suçları mahkemesince 16 yıldır aranan Mladiç’in yakalanmasına yönelik Sırp istihbaratının çalışmalarının ardından özel polis birlikleri, Zrenyanin kenti yakınlarında Lazarevo köyüne operasyon düzenledi.

Operasyonda “Milorad Komadiç” sahte kimliğini kullanan Ratko Mladiç yakalandı.BM Güvenlik Konseyi kararıyla kurulan Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi’nce yapılan açıklamada, Mladiç’in, Sırbistan’ın iç hukuku gereğince yerine getirilmesi gereken hukuki süreç tamamlandıktan sonra Lahey’e sevkedileceği, bu transferin sabırsızlıkla beklendiği belirtildi.

Soykırımdan Sorumlu İsimler

11 Temmuz 1995 günü Ratko Mladiç silahlarından arındırılmış kente hiç zorlanmadan girdi.

Sonra da Sırp askerler Müslüman Boşnakları yolarda, dağlarda öldürdüler.

Sırp askerler cesetlerin kimlikleri tespit edilmesin diye cesetleri parçalayarak sayıları 64′ü bulan toplu mezarlara gömdüler.

Uluslararası Savaş Suçluları Mahkemesi Tarafından Srebrenitsa Soykırımından Dolayı Aranan, Yargılanan ve Mahkum Olan Sırp Üst Subaylar ve Siyasilerin listesidir.

Momcilo Krajisnik

Bilyana Plavsiç

Ratko Mladiç

Zdravko Tolimir
 
Soykırımın adı: Srebrenitsa

Bosna Hersek Üçlü Devlet Başkanlığı Konseyi'nin Boşnak üyesi Bakir İzzetbegoviç, yapılan bir törendeki konuşmasında, Srebrenitsa’nın her zaman dünya tarihinin kara bir lekesi olacağını söylemiştir.



Srebrenitsa Katliamı, II. Dünya Savaşı’nda yaşanan kayıplardan sonra Avrupa’da meydana gelen en büyük soykırımın adıdır. Soykırımda katledilenlerin sayısı ise resmi rakamlara göre 8372′dir.

Srebrenitsa Soykırımı, Ratko Mladiç komutasındaki Sırp Cumhuriyeti Ordusu, Sırp Cumhuriyeti siyasi liderlik görevinde olan Radovan Karadziç, Yugoslav Ordusu’nun Generali Momcilo Perisiç, Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan Miloseviç ve Sırbistan İçişleri Bakanlığı’ndan doğrudan destek alan paramiliter grubu “Akrepler” (Scorpions) öncülüğünde gerçekleşmiştir.

Mağdur insanları korumak için bölgeye gelen Birleşmiş Milletler Hollanda Koruma Gücü’nün (UNPROFOR) gözleri önünde binlerce kişi öldürülmüştür.

1993 yılında Doğu Bosna’daki çatışmaların dorukta olduğu sırada Bosnalı Sırp güçlerinin “Etnik Temizlik” amaçlarının tam anlamıyla ne demek olduğu görülmeye başlanmış; bölgedeki birçok şehir saldırıya uğramıştır.

Srebrenitsa da bunlardan biridir. Diğer şehirlerden gelen Bosnalı Müslümanlar burada güvende olabileceklerini düşünerek kendi evlerini terk etmiş; fakat onlar için burada geçen her gün ağır ölümlerle son bulmuştur.

Çatışmalar arttıkça insani yardım giderek azalmış ve bu durumu daha da dayanılmaz kılmıştır. Gerçekleşen bu durum, 16 Nisan 1993 tarihi itibariyle “Güvenli Bölgeler” kurulmasına sebep olmuştur.

Kurulan bu bölgelerin çatışmalardan uzak olması, bir başka deyişle Bosnalı Sırpların Srebrenitsa ve diğer güvenli bölgeleri (Saraybosna, Zepa, Gorazde, Tuzla, Bihaç) terk etmeleri anlamına gelmiştir.

Srebrenitsa için alınabilecek en kötü karar ise bölgenin silahsızlandırılması olmuştur.

Bu durumda Srebrenitsa, silahlanmış olan Bosnalı Sırp ordusuna karşı tamamen savunmasız kalmış ve Temmuz 1995′te yapılan soykırımı daha da kolaylaştırmıştır.

11 Temmuz tarihinde Ratko Mladic soykırım öncesi şu sözleri söylemiştir: “Büyük Sırp kutsal gününün öncesindeyiz. Bu şehri Sırp milletine armağan ediyoruz.

Türklere karşı ayaklanmamızı hatırlayarak, Müslümanlardan intikam almanın zamanı geldi.” Bu cümle Srebrenitsa’nın kaderini tayin etmiştir. 8372, 12-77 yaş arası erkek sivil Boşnak topluca katledilmiştir. Kadınlar ise tecavüz ve kötü muameleye maruz kalmıştır.

Bosnalı Sırp askerler Boşnakların bazılarını toplu infaz yerlerinde, bazılarını yollarda, bazılarını dağlarda, katliamdan kaçmak isteyenleri de çeşitli tuzaklar kurarak hunharca katletmişlerdir. Katledilen masum siviller toplu mezarlara gömülmüşlerdir.

Daha sonra cesetler gömüldükleri yerden kepçelerle parçalanarak çıkartılıp, kimlikleri tespit edilemesin diye sayıları tahmini 64 olan toplu mezarlara gömülmüştür.

Avrupa’nın İkinci Dünya Savaşından sonra yaşadığı en büyük trajedi olan Srebrenitsa Soykırımı, ülkenin doğusunda yer alan, bir zamanlar doğal güzellikleri ve şifalı kaplıcalarıyla ünlü kentin sosyal yapısını altüst etmiştir.

Boşnak aileleri erkeksiz, çocukları babasız, anneleri evlatsız bırakan bu soykırımın acısı, aradan geçen 18 yıla rağmen hiç dinmemiştir.

Bir zamanlar evlatları ve kocalarıyla yaşadıkları mutlu hayatları ansızın yok edilen ve hayatta yapayalnız kalan Srebrenitsalı annelerin her birinin hayati ayrı bir hikâye, her birinin yaşadığı olaylar insanın kanını dondurmaktadır.

Mutlu hayatlarının yok edildiği kente her şeyi göze alarak dönen, burada her türlü tehditle karşılaşan, yıkılmış ve harabe edilmiş evlerinin tek gözlü bodrumlarında yaşamak zorunda bırakılan bu anneler, hayata küsmek yerine, acılarını yüreklerine basarak, haklı davalarını dünyaya anlatmak için çaba harcamaktadır.

Yaşadıkları topraklara geri dönerek sönen ocaklarına tekrar hayat veren bu anneler sayesinde Srebrenitsa kurbanları toplu bir şekilde Potoçari mezarlığına gömülerek, burası adeta uçsuz bucaksız “Beyaz Zambaklar Ülkesi” haline getirilmiş ve soykırım burada tescillenmiştir.

Her biri ayrı tarihte çocuklarını doğuran, her biri farklı yaşta olan bu annelerin en büyük özelliği, hepsinin aynı tarihte yakınlarını kaybetmesi ve hepsinin bu olayın ardından hayatta yapayalnız kalmasıdır.

Ancak bu anneler hayata küsmek yerine, haklı davalarını dünyaya anlatmak için dernekler kurmuş ve sosyal hayatin içine girmişlerdir.

Bu annelerin çığlıkları sayesinde BM ve Lahey’deki Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi, 2004 yılında Srebrenitsa’yı “Soykırım” olarak tanımak zorunda kalmıştır.

Bosna-Hersek’in doğusunda bulunan Srebrenitsa, BM’nin “Güvenli Bölge” ilan ettiği Saraybosna, Bihaç, Gorajde, Zepa, Tuzla gibi yerlerden biriydi. Boşnaklar, “Soykırımın” sadece Srebrenitsa’da değil, tüm Bosna’da yapıldığının kabul edilmesini istemektedir.

Srebrenitsa’da Boşnakların katliamının üzerinden 18 yıl geçmesine rağmen Sırp Cumhuriyeti ve Sırbistan’daki siyasi ve sosyal çevrelerce soykırım hala inkâr edilmektedir.

Bu da soykırımın son halkası yani 8.inci fazıdır.

(Soykırımın 8 fazı: 1-Sınıflandırma 2-Simgeleme 3-Dehümanizasyon 4-Örgütlenme 5-Kutuplaşma 6-Hazırlık 7-İmha 8-İnkâr)

Srebrenitsa’daki soykırımdan kaçan kurbanların, orman yolunu kullanarak geçtiği güzergâhta geleneksel olarak düzenlenen ”Ölüm Yürüyüşü”, binlerce kişinin katılımıyla gerçekleşmektedir.

Tarihler 11 Temmuz 1995′i gösterdiğinde Srebrenitsa’nın işgal edilmesi üzerine soykırımdan kaçan kurbanlar orman yolunu kullanarak tuzla kentine ulaşmaya çalışmıştır.

Sonralar ölüm yürüyüşü diye adlandırılan bu yolculuk üç gün sürmüştür.

O günden bu yana her yıl aynı tarihte bu güzergâhta ölüm yürüyüşü düzenlenmektedir. Bosna Hersek Üçlü Devlet Başkanlığı Konseyi’nin Boşnak üyesi Bakir İzzetbegoviç, yapılan bir törendeki konuşmasında, Srebrenitsa’nın her zaman dünya tarihinin kara bir lekesi olacağını söylemiştir.

Cansel KARASU
 
Yakın Zaman Vahşeti: Srebrenitsa Katliamı

Srebrenitsa Katliamı 11 Temmuz 1995 yılında yaşanan II. Dünya savaşından sonra Avrupa’daki hukuksal olarak ilk kez belgelenmiş soykırım olması açısından önem arz etmektedir. II. Dünya savaşından sonra Avrupa’daki en büyük insan katliamıdır.



KÜBRA KAYAOKAY

Sakarya Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler

Katliamın gelişmesine bakıldığında; 1992 yılında Yugoslavya’nın çökmesi üzerine Sırplar Bosna da soykırım başlatmıştır. Ve bu olay üzerine Birleşmiş Milletler Srebrenitsa’yı da güvenli bölge olarak ilan etmiş.

II. Dünya savaşından sonra 24 bin civarı olan nüfusu 60 bine yaklaşmış ve bu bölge adeta hastalıklı bir bölge haline gelmiş.

Beraberinde açlık ve sefalet yerini alarak Srebrenitsa “toplama kampına” dönüşmüş. Müslümanların elinden tüm silahları toplanarak Srebrenitsa saldırıya açık ve korumasız bir hale gelmiş.

1992 yılında Avrupa birliği tarafından o zamanın başkenti Srebrenitsa olan Sırbistan “yasak bölge” olarak ilan edilmiştir.

O bölgenin tek geçim kaynağının maden ocakları olması, korumasız ve güçsüz bir bölge olması Sırbistan’ın böyle bir katliamı yapmasındaki en büyük etkendi.

Bölgenin savunmasız oluşu Bosna Hersekin stratejik bölgesi halini almasına neden olmuş ve 5 gün süren katliamda 8372 kişi acımasızca katledilmiştir.

Binlerce insanın kimlikleri tespit edilmesin diye de öldürdükten sonra parçalanarak gömülmüşlerdir.

Bu dehşetin suçlularına bakıldığında ise Bosna-Hersek Sırp Cumhuriyetinin kurucusu Bilyana Plavsiç, Bosna-Hersek Millet Meclisinde milletvekili olan Momcilo Krajisnik, Bosna Sırp Ordusu’nun Başkomutanı Ratko Mladiç , Sırp Cumhuriyeti Genelkurmay Başkan Yardımcısı Zdravko Tolimir dir .

1992-1995 yılları arasında Radovan Karadziç ve Momcilo Krajisnik ile birlikte “Müslüman ve Hırvatlardan Arındırılmış Bosna” projesinin çerçevesinde “etnik arındırma” olarak adlandırdıkları katliamda binlerce insanı katletmişler ve müebbet hapis cezası yerine belirli süreler dahilinde hapis cezasına çarptırılmış. Momcilo Krajisnik 20 yıl, Bilyana Plavsiç 8 yıl hapis cezası almıştır.

Zdravko Tolimir 2007 yılında ve Ratko Mladiç ise 2011 yılında tutuklanmıştır. Bu katliamdan önce Ratko Moliçin “İşte 11 Temmuz 1995′te Sırp şehri Srebrenitsa’dayız.

Büyük bir Sırp bayramı arifesinde iken bu şehri Sırp milletine armağan ediyoruz. Nihayet, yeniçerilere karşı ayaklanmasından sonra bu toprakta “Türkler”den intikam almamızın vakti geldi” sözleri meşhurdur.

Srebrenica katliamının canlı tanığı Hasan Nuhanoviç’in bu katliam anında yaşadıklarını bizzat kendisi anlatmıştır.

Bosna-Hersek Polis Görev Gücü’nde birlikte görev yaptığı Türk Emniyet Müdürü Ali Dikici tüm yaşanılanları bir yazısında keleme almış.

Katliam sırasında mülteci kampın boşaltılmasını Hasan Nuhanoviç şöyle anlatıyor: “Askerler kampı boşaltmak için her şeyi dört dörtlük planlamışlardı.

Mültecilerin sırayı bozmadan çıkmalarını sağlamak üzere kampın çıkışına naylon şeritler bile çekmişlerdi.

İnsanlara sadece bir hayvan sürüsü gibi kapıya doğru yürümelerini emrediyorlardı.” Orada insanlara adeta zulüm yapılıyor oradakilerin insan olduğu unutuluyordu.

Hasan Nuhanoviç ailesini korumak için elinden gelen her şeyi yapmasına rağmen onları bir arabaya binişini son olarak görmüştü.

Babası yaşanılanların unutulmaması, orada yapılan cinayetleri, zulümleri, acımasızca insanları katletmelerini tüm dünyaya anlatması için oğlunun orada kalmasını istemiş ve Hasan Nuhanoviç ailesini bırakıp kampta kalmıştır.

Arkalarından ;“Kardeşim, annem, babam arkalarında bir grup Sırp askerle birlikte gözlerimin önünde çıkıp gittiler. Annemi en son bir otobüse bindirilirken gördüm. Bense hala BM’nin ailemi koruyacağını sanıyordum.” demiş.

Yaşanılan Srebrenitsa katliamda hayatını kaybeden insanların neler hissettiğini ve birbirlerini bir daha hiç göremeyeceklerini bile bile vedalaşmalarını, bütün dünyanın gözü önünde katledilmelerini ve bütün dünya tarafından yapayalnız bırakılmanın verdiği ıstırabı anlamak için Hasan’ın yaşadığı dram en çarpıcı örnek olarak karşımızda duruyor.

Bir anekdota dikkat çekmek gerekir ki; 11 Temmuz 1995 günü oradaki insanları korumak kimin göreviydi?

Bahsedilen Birleşmiş Milletler kimdi?

Vatandaşa karşı olan sorumlulukları neydi Birleşmiş Milletlerin? BM’nin “Güvenli Bölgesi” Srebrenica değil miydi?

Bu katliamda onların suçu yok muydu? Binlerce insan annesini, evladını, babasını kaybederken BM neredeydi?

Annesini özlediğinde onu ziyaret edeceği bir mezarlığı olmayan masumlar vardı.

Yaşanılan bu acıların dinmesi asla kolay olmayacak. Tüm dünya kamuoyu bunlar yaşanılırken neredeydi? İnsanlık ölmüş müydü?

Ratko Mladic soykırım öncesi “Büyük Sırp kutsal gününün öncesindeyiz. Bu şehri Sırp milletine armağan ediyoruz.

Türklere karşı ayaklanmamızı hatırlayarak, Müslümanlardan intikam almanın zamanı geldi.” diyerek Srebrenitsa’nın kaderini önceden belirlemişti.

Srebrenica katliamı Uluslararası camia tarafından unutturulmak istenen ama asla unutmamamız gereken olaylardan biridir .

Çünkü burada 12 bin insan sadece Türk ismi taşıdıkları için öldürüldü.

Sırp ve Hırvatlar, Boşnaklar’a ’Türk’ diyorlar ve bu insanlar, “burada Türkleri istemiyoruz, bütün Türkleri Türkiye’ye göndereceğiz” sloganlarıyla öldürüldüler.

Türk isimleri taşıdıkları için öldürülen bu kardeşlerimizi unutmayalım ve bu yaşanılan katliamın sorumlularına, suçlularına, bu vahşette sessiz kalanlara; yaşanılan acıları, dökülen kanları, yetim kalan binlerce çocuğu, mezarı bile olmayan din kardeşlerimizi, evlatlarını kaybeden annelerimizi, dinmeyen acıları, yakılan feryatları, onca dökülen gözyaşlarını, yapılan toplu mezarlıkları , biten hayatları, yaşanılacakları , toprağın altındakileri , eskiden şifalı sularının olduğu şirin bir yer olan Srebrenitsan’ın şimdi toplu bir mezar yeri olduğunu ,her karış toprağının kardeşlerimizin kanıyla sulandığını , her adımda onların bir kemiğine çürümüş bir ceketine rastlanacağını, hala orada ki kokunun gitmediğini ve gitmeyeceğini, o yaşanan katliamdaki yaşanılan acılara rağmen tarihin kara lekesi olan 11 temmuz 1995 yılını gülerek eğlenerek kutlayanlara unutmadığımızı ve asla da unutturmayacağımızı her zaman hatırlatalım .

UNUTMADIK UNUTTURMAYACAĞIZ!
 
Soykırımın 19. Yıldönümünde Toprağa Verildiler

Avrupa’nın en acı insanlık trajedisinin yaşandığı Srebrenitsa soykırımında hayatını kaybeden 175 kurbanın cenazesi, soykırımın 19. yıldönümünde toprağa verildi.



Srebrenitsa yakınlarındaki Potoçari Anıt Mezarlığı’nda yine gözyaşı vardı. Yüzlerce kurban yakını, en sevdiklerini 1995 yılından bu yana devam etmekte olan acılarla toprağa verdi.

Avrupa’da, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından yaşanan en büyük insanlık trajedisi olarak kabul edilen Srebrenitsa soykırımında hayatını kaybeden 175 kurbanın cenazesi, Potoçari Anıt Mezarlığı’nda kılınan namazın ardından gözyaşları arasında toprağa verildi.

Türkiye’yi Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın temsil ettiği törene kurban yakınlarının yanı sıra, dünyanın farklı ülkelerinden birçok vatandaş ve üst düzey devlet yetkilisi katıldı.

Törene ayrıca, Bosna Hersek Üçlü Devlet Başkanlığı Konseyi Başkanı Bakir İzzetbegoviç, Konsey’in Hırvat üyesi Jelyko Komşiç, Bosna Hersek Temsilciler Meclisi Başkan Yardımcısı Denis Beçiroviç katıldı.

Törenler kapsamında önce Srebrenitsa soykırımında hayatını kaybedenler anısına yaptırılan anıta çelenk bırakıldı, saygı duruşunda bulunuldu.

Törende Srebrenitsa Belediye Başkanı Çamil Durakoviç ile Diyanet İşleri Başkanı konumundaki Bosna Hersek Reis-ul Uleması Husein Kavazoviç birer konuşma yaparak, soykırımın sorumlularının bulunarak cezalandırılmasını, soykırımda hayatta kalmayı başaran kurban yakınları için adaletin sağlanması gerektiğini söyledi.

Potoçari Anıt Mezarlığı’nda kılınan Cuma namazındaki hutbede, soykırımın 19 yıl sonrasında bedenlerine ulaşılan kurbanları toprağa vermek, onların cenaze namazlarını kılmak amacıyla toplandıklarını belirtti.

Konuşmaların ve Cuma namazının ardından Reis-ul Ulema Kavazoviç, 175 kurbanın toplu cenaze namazını kıldırdı.

Kılınan namaz ve okunan duaların ardından kurbanların cenazeleri, törene katılan yakınları ve vatandaşlar tarafından toprağa verildi.
 
#TomasicaTweetDay

Bosna'daki katliamı yaşım itibariyle belki “unutmayacağız” diyemeyeceğim ancak Ebu’l Hasan Harakani’nin diğergamlığıyla “asla unutturmayacağız” diyebilirim.



“Türkistan’dan Şam’a kadar olan sahada birinin parmağına batan diken, benim parmağıma batmıştır, birinin ayağına çarpan taş, benim ayağıma çarpmıştır. Onun acısını bende duyarım. Bir kalpte üzüntü varsa, o kalp benimdir.”

Dertlinin derdiyle ilgilenmeyi seven Ebu’l Hasan Harakani bu sözlerle dile getirmişti diğergamlığını.

“Mavi Kelebeğin Hikayesi” diye geçti kayıtlara Bosna’nın destansı kahramanlarının umuda yolculukları…

“Bosnalılar savaş sonrasında hep kelebekleri takip ettiler…

Mavi kelebekleri…

Biliyorlardı ki; o kelebekler tek bir çiçeğin üzerine konuyordu…

Bu çiçeklerin adına ÖLÜM ÇÜÇEKLERİ deniyordu…

Bosna’da Ölüm Çiçekleri sayesinde 300 toplu mezar bulundu…”

Bosna’daki katliamlarda öldüren sivillerin gömüldüğü toplu mezarların yeri bilinmiyordu, ki pek çoğunun halen de bilinmiyor. Söylenenlere göre toplu mezarların saklanmasında gösterilen itina pek az şeyde gösterilmiş.

Mezarlar hem derin kazılmış hem de üstü kapatıldıktan sonra çevrenin doğal bitki örtüsüne uygun olarak yeşillendirilmiş.

Toplu mezar bulma işiyle ilgilenen insanların kullandıkları yöntemler( uydu resimleri vb.) bu yüzden pek işe yaramamış.

Mevcut coğrafyanın belli bazı bölgelerinde kelebek nüfusunda ciddi artış gözlemlenmiş.

Bu bölgeleri inceleyen uzmanlar bu bölgedeki bitki örtüsünde de tuhaf bir zenginleşme farketmişler.

Toplu mezarlara gömülen cesetler toprağa karıştıkça toprağın besleyiciliğini arttırmışlar( mineral vb. yönünden) ve bu da bölgede bulunan misk otu ya da yavşan otu olarak bildiğimiz bitkinin coşup fırlamasına ve bu da yalnızca bu bitki ile beslenen mavi kelebek nüfusunun artan besin miktarına paralel olarak artmasına sebep olmuş.

Bunun nasıl olduğunu araştırma yaparken bu yerlerin altındaki cesetlere ulaşmışlar, araştırma derinleşmiş ve toplu mezarlara ulaşmışlar. Olay basına yansıyınca yerel halk da araştırmaya katılmış ve öncelikli bölgeler belirlenip bu yolla pek çok toplu mezara ulaşılmış”

Geçenlerde ülkedeki en büyük toplu mezarlardan biri olduğu “sanılan” Tomaşica’da da kelebekler yardımcı olmadı mı? 3 bin metre kare alana yayılan toplu mezarda 800 kişinin cesetlerine ulaşılırken, 300 cesedin daha çıkarılacağı söylendi.

Yaşım itibariyle belki “unutmayacağız” diyemeyeceğim ancak Ebu’l Hasan Harakani’nin diğergamlığıyla “asla unutturmayacağız” diyebilirim.

Twitter’de başlatılan “#TomasicaTweetDay” hashtagıyla Bosna’yı tekrar gündemimize alanlara ve destek everen tüm dostlara teşekkürlerimi sunarım.

Bu katliamları yapanları ülkelerinde kahraman gibi karşılayanlar, ülkelerinde katliamı tanımayan askerlere madalyalar veren sözde insan hakları savunucuları, yaratılanın en kıymetlisi insanlığın hakları, sizin direktifleriniz ve baskıcı tutumlarınızla asla yanlışa saptırılamayacaktır.

Srebrenitsa, Tomaşica asla unutulmayacaktır. Bosna’yı unutmak vicdansızlıktır, Srebrenitsa’yı , Tomaşica’yı görmemek insafsızlıktır.

1992 Martında başlayan Bosna Savaşı’ndan üç yıl sonra, savaş tam bitti denilen bir zaman dilinimde bölgede Hollandalı BM Barış Gücü askerlerinin bulunmasına rağmen 1995 yılı Temmuzunda Srebrenitsa’da büyük bir insanlık ayıbı yaşandı.

Bosna’nın doğusunda bulunan ve nispeten daha izole bir bölgede bulunan Srebrenitsa’nın savaş öncesinde %75’i Müslüman Boşnak olmak üzere 24 bin civarı nüfusu bulunmaktaydı.

BM’nin “Korunaklı Bölge” olarak ilan ettiği altı bölgeden (Saraybosna, Bihaç, Gorajde, Zepa, Srebrinitsa, Tuzla) biri olan Srebrenitsa’nın bu özelliğinden dolayı komşu bölgelerden de bölgeye mülteci akını yaşanmış ve katliam öncesinde 45 bine yakın bir nüfus Srebrenitsa’da toplanmıştı.

ABD’nin katliamdan bir ay öncesinde istihbarat bilgisi olarak haberdar olduğu, Ratko Mladiç’e bağlı 10 binden fazla çetniğin (aşırı Sırp milliyetçileri) bölgeye doğru hareket ettiklerinin bilinmesi ve katliamın bir hafta kadar devam etmesine rağmen Batılı ülkeler tarafından herhangi bir müdahalenin yapılmamış olması hala cevap bekleyen sorulardan.

Katliamdan Sırbistan’ın sorumlu tutulamayacağını söyleyenler,insanlığın haklarını savunmadan önce insanlıklarını tekrar gözden geçirsinler.

Ağlamayacağız , Affetmeyeceğiz , Unutmayacağız , Unutturmayacağız…

Eren AKIN
 
Bosna Katliamı, Sırbistan ve AB

9bR
9vq0pQ.jpg


Soğuk savaş sonrası dönemde Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla, komunist sistemler de dağılmaya başlamıştır. Bu devletlerden biri olan Yugoslavya da; Sırbistan, Bosna-Hersek, Hırvatistan ve Karadağ olmak üzere dörde ayrılmıştır.

Bu dağılma, toprak kavgalarını, etnik ve din temelli anlaşmazlıkları da beraberinde getirmiştir.

Daha önce Yugoslavya sınırları içerisinde olan, ayrı devlet vasfını taşımayan toplumlar kendi devletlerini kurduktan sonra aralarında pek çok anlaşmazlık ortaya çıkmıştır.

Özellikle Sırbistan’ın hem sınırlarını genişletmek hem de Müslümanları ortadan kaldırma çabaları kendini bariz bir şekilde göstermiştir.

1992-1995 yılları arasında gerçekleşen ve daha çok Sırpların Müslümanları katlettiği olaylar ortaya çıkmıştır.

Bu katliamların en önemlilerinden bir tanesi ise ”Srebrenitsa Katliamı”dır.Sırpların Bosna’da gerçekleştirdikleri katliamlar, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’daki en büyük ”İNSAN KIYIMI” olarak kayda geçmiştir.

Erkek, kadın, genç, yaşlı, çocuk demeden acımasızca katliama girişen Sırplar, başta Srebrenitsa olmak üzere müslümanların yaşadığı bir çok köyü, kasabayı ve şehri yakıp yıkmışlar, yağmalamışlar, yüzbinlerce masum insanı çeşitli işkencelerle katletmişlerdir.

Bu bölgede güvenliği sağlamak için bulunan Hollandalı askerlerin bu katliama seyirci kalıp, güvenliği sağlamaması da, Hollanda’nın hem bu suça yataklık ettiğini hem de görevini yerine getirmediğini açıkça göstermektedir.

Katliamın sorumlularından Slobodan Miloseviç 2001 yılında yakalanıp Uluslararası Adalet Divanı’na teslim edilmiştir.

Diğer savaş suçluları Radovan Karadziç (2008 yılında yakalandı.), Radko Mladiç (2011′in Mayıs ayında yakalandı.) ve son olarak Goran Hadziç’in (2011′in Temmuz ayında yakalandı.) de yakalanmasıyla Sırbista’nın savaş suçlusu komutanlarını teslim etme süreci de tamamlanmış oldu.

Sırbistan’ ın savaş suçlusu olan Goran Hadziç’i uzun yıllar bulamayıp, bugün yakalayıp Uluslararası Adalet Divanı’na teslim etmesi, inandırıcılıktan uzak, göstermelik bi hareket olup, aslında kendi çıkarları için, daha açık bir ifadeyle AB’ye girebilmek için yapılmış bir davranış olarak yorumlanmaya müsaittir.

Çünkü AB savaş suçu işlemiş bir kimseyi bünyesinde barındıran, onu teslim etmeyip cezasız bırakan bir devletin birliğe alınmasını dünya kamuoyuna izah edemez.

Şayet AB ve Sırplar bu konuda gerçekten ”vicdani sorumluluk” duygusuyla hareket etseydi Sırp”KASAP”lara zamanında müdahale eder, güvenliği sağlamak amacıyla orada bulunan Hollandalı askerlerin görevlerini ihmal etmelerine ve Sırpların katliam yapmalarına göz yummaz, bu vahşeti önleme girişiminde bulunmayan Hollandalı askerleri 2006 yılında ödüllendirme yoluna gitmezdi.

Merve Hasene Özkuyumcu

Uludağ Üni – Uluslararası İlişkiler
 
Srebrenitsa Katliamı ve Dayton Anlaşması Analizi

Yugoslav İç Savaşı’nı Bitiren Dayton Anlaşmasının analizine ve ona yöneltilen eleştirilerin bir bölümüne makalede yer verilmiştir.

LdgmEj.jpg


OZAN PEKİN

Marmara Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler


Dayton Barış Anlaşması’nı analiz edebilmemiz için önce Yugoslav İç Savaşı’nı ve de özellikle Srebrenitsa Katliamı/Soykırımı’nı irdelememiz gerekmektedir.

Tito’nun ölmesinden sonra Yugoslavya Federasyonu’nda bağımsızlıkçı hareketler de başlamıştır.

Haziran 1991’de Slovenya ve Hırvatistan bağımsızlığını ilan etmiş, bunun üzerine Sırp kuvvetler harekete geçmiş Avrupa Topluluğu’nun arabuluculuğu ile ateşkes yapılmıştır fakat bu ateşkese Sırplar tarafından uyulmamıştır.

Avrupa Topluluğu’nun Hırvatistan ve Slovenya’ya desteği Yugoslav İç Savaşı’nı daha da şiddetlendirmiştir, Bosna-Hersek ve Makedonya’nın da bağımsızlıklarını ilan etmesiyle Sırp milliyetçiliği tepe noktasına ulaşmış çatışmalar artmıştır.

Nisan 1992’de Bosna Hersek’in hem Avrupa Topluluğu hem de ABD tarafından tanınmasıyla Sırplardan oluşan federal ordunun desteği ile Bosna topraklarının %70’i kısa bir sürede işgal edilmiştir.

Sırplar, işgalden sonra Bosnalı Müslümanların ayrı bir ulus olmadığı iddası ile etnik temizliğe girişmişlerdir. Bu arada Hırvatlar da ağırlıklı olarak yaşadıkları ülkenin batı kesimini birleştirmek için savaşa dahil olmuşlar, Büyük Hırvatistan ve Büyük Sırbistan oluşturma projesi yüzünden savaş üç buçuk yıl sürmüştür.

Dayton Barış Anlaşması’nın imzalanmasında bir diğer önemli etken de Srebrenitsa Katliamı/Soykırımı’nın yaşanmasıdır.

Çünkü bu olaydan sonra uluslararası kamuoyunun, Batı’nın ve özellikle Birleşmiş Milletlerin sesi daha gür çıkmaya başlamış, savaşan tarafları barışa ve uzlaşmaya zorlamışlardır.

Srebrenitsa Katliamı/Soykırımı, Temmuz 1995 yılında, General Radko Mladiç komutasındaki Srpska Cumhuriyeti Ordusu’nun Bosna Savaşı sırasında Bosna-Hersek’in Müslüman Srebrenitsa kentinde gencinden yaşlısına yaklaşık 8372 Müslümanın katledilmesine verilen addır.

Daha öncesinden Birleşmiş Milletlerin bölgeyi “güvenli bölge” ilan etmesi ve bölgede Hollanda Barış Gücü askerlerinin bulunması katliamı önleyememiştir.

Bu olay, Balkanlardaki çatışmaların tepe noktası olmuş, Balkanlar’daki en kanlı ve en kötü olay olarak tarihe geçmiştir.

1990’lı yılların başında Batılı devletler Yugoslavya bunalımı karşısında etkili bir politika izleyememiş ve bunun doğrudan bir sonucu olarak ABD ve Avrupa devletleri Bosna-Hersek Savaşı’nın başlangıcında olayları yönlendirme bakımından kayıtsız kalmışlardır.

Bosna Savaşı’nda Sırpların belirgin siyasi tutumu olduğunu reddeden Batılı devletler, savaşı salt askeri bir çatışma ve iç savaş olarak algılamıştır.

Bu nedenle diplomatik kanallar yolu ile bir çok kez toplanan konferanslar ve yapılan planlara rağmen 30 Ağustos 1995 tarihinde durumun vehametinin devam etmesi gerçeği karşısında NATO öncülüğünde hava operasyonu düzenlemiştir.

Bunun sonucunda Sırbistan hükümeti barışı kabul etmek durumunda kalmıştır. Savaş sona erdiğinde yaklaşık 150.000’den fazla insan ölmüş, 2 milyondan fazla insan evsiz kalmıştır.

1 Kasım 1995 günü Aliya İzzetbegoviç, Franjo Tudjman ve Slobodan Miloseviç başkanlığındaki Bosna-Hersek, Hırvatistan ve YFC-Republika Srpska heyetleri ABD’nin Ohio eyaletindeki Dayton’daki Wright- Patterson Hava Üssü’nde Temas Grubu temsilcileriyle bir araya gelip Dayton Barış Görüşmelerini başlatmıştır.

ABD’de 20 gün süren barış görüşmeleri, “Bosna-Hersek’te Barış İçin Genel Çerçeve Anlaşması”nın ve 11 Eki’nin parafe edilmesi ile sona ermiştir.

22 Kasım 1994’te Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, eski Yugoslav Cumhuriyetleri’ne uygulanan silah ambargosunun aşamalı olarak kaldırılmasını öngören 1021 sayılı ve YFC’ye uygulanan yaptırımları koşullu ve süresiz olarak askıya alan 1022 sayılı kararları almıştır.

Kararların Dayton Anlaşması’nın resmen imzalanmasının ardından yürürlüğe girmesi öngörülmüştür. Dayton Barış Anlaşması’nın biri kısa, diğeri de uzun vadeli olmak üzere, iki temel amacı vardır.

Kısa vadede savaşın durdurulması, ölümlerin ve yıkımların önüne geçilmesi hedeflenmiştir.

Daha uzun vadede ise, kalıcı barış ve istikrar için gerekli ortamın oluşturulması amaçlanmıştır.

Bosna-Hersek Devleti’nin yapısı 1992-95 yılları arasında cereyan eden iç savaşı sona erdiren Dayton Barış Anlaşmasıyla belirlenmiş olup ülke Bosna-Hersek Federasyonu (Federasyon da kendi içinde 10 Kantona ayrılmıştır) ve Sırp Cumhuriyeti (Republika Srpska-RS) olarak iki entiteye (devletçiğe) ve bir küçük özerk bölgeye (Brcko) bölünmüştür.

Sözkonusu Anlaşma ve ekleri ile ülkenin aynı zamanda devlet sistemi ve Anayasası oluşturulmuştur.

Bu anlaşma sayesinde Bosna-Hersek, uluslararası tanınmış sınırları ve toprak bütünlüğü ile bağımsız bir devlet olarak ayakta kalmayı başarmış, ayrıca Boşnaklar, Müslümanlar adı altında kurucu bir unsur olmaktan ziyade gerçek isimleriyle ayrı bir millet olarak sayılmışlardır.

Dayton Barış Anlaşması “sivil” ve “askeri” olmak üzere başlıca iki alanda düzenlemeler de içermektedir.

Anlaşmanın askeri yönlerinin uygulanması, Aralık 2004′e kadar NATO öncülüğündeki SFOR tarafından üstlenilmiş olup, bu tarihten sonra AB öncülüğündeki EUFOR Althea Harekatı tarafından yürütülmektedir.

Dayton Barış Anlaşması’nın sivil yönlerinin uygulanmasından ise Yüksek Temsilcilik Ofisi (OHR) sorumlu bulunmaktadır.

Söz konusu Yüksek Temsilcilik Barış Anlaşması’nın sivil kısmının uygulanmasının yorumlanmasıyla ilgili nihai otorite olarak tanımlanmıştır.

Yüksek Temsilci’ye yasal yükümlülüklere ve Dayton Barış Anlaması’na uymayan resmi görevlileri görevlerinden alma; Bosna Hersek’in ilgili kurumları bazı gerekli yasaları almadığı zaman ise, Yüksek Temsilci’ye söz konusu yasaları uygulatma yetkisini tanımıştır.

T.C. Dış İşleri Bakanlığı’nın Bosna ile ilgili kaynaklarından alınan bilgiye göre, “Dayton Anlaşması’nın temelindeki düşünce, üç kurucu halkın (Boşnak, Sırp, Hırvat) ülke idaresinde biraraya gelerek uzlaşıyla karar almalarını sağlamaktır. Ancak uygulamada bu kolay olmamaktadır.

Aşırılık yanlısı politikacıların milliyetçi söylemlerini güçlendirmesi, mevcut siyasi yapıyı gererek uzlaşma çabalarına sekte vurmaktadır.”

Dayton Barış Anlaşması’na yönelik başka eleştiriler de mevcuttur.

Örneğin, şu anda T.C. Dış İşleri Bakanlığı görevini yürüten Prof.Dr. Ahmet Davutoğlu kitabı Stratejik Derinlik’te Bosna Sorunu ve Dayton Barış Anlaşması’na geniş bir bölüm ayırmış ve anlaşmaya yönelik çeşitli eleştirilerini dile getirmiştir.

Davutoğlu’nun eleştirileri kısaca şöyle özetlenebilir:

“Dayton Barış Anlaşması’ndan sonra Bosna-Hersek devleti hala kendi sınır egemenliğini tümüyle sağlayabilir bir iç bütünlük kazanamamıştır.

Bu durumun temel sebebi büyük ölçüde Dayton Anlaşmasının taraflar arasında yol açtığı statü eşitsizliğidir.

Etnik temizlik suçlusu işgalci Sırplar, 1992 Nisanı’ndan Dayton Anlaşması’na kadar geçen süreç içinde önce Bosnalı Sırplar olarak meşrulaştırılmışlar, daha sonrada Bosna Sırp Cumhuriyeti tanımlamasıyla devlet kurucu unsuru olarak takdim edilmişlerdir.

Bir tarafta Sırp tarafı Cumhuriyet tanımlaması ile konsolide olurken diğer tarafta Müslüman Hırvat tarafı bir federasyon olmanın bütün çelişkilerini barındıran bir nitelik arz etmektedir.

Böylece Sırplar kendilerine ait bölgede tam bir otonom statü temin ederken Müslümanların diplomatik ve askeri pozisyonu Hırvat faktorü ile denetim altına alınmıştır.

Dayton Anlaşması’nı takip eden aylarda Müslümanlar ile Hırvatlar arasında özellikle Mostar’da yasanan gerginlik anlaşmanın yumuşak karnını ortaya koymuştur.” Davutoğlu eleştirilerine şu şekilde devam etmektedir: “Savaş öncesinde hemen hemen tamamıyla Müslüman olan ve Birleşmiş Milletler temsilcileri önünde tarihin gördüğü en acımasız etnik kıyımın yapıldığı Srebrenica ve civarındaki bölgede hala tek bir Boşnak’ın bulunmaması Dayton Anlaşması’nın sağladığı statünün meşruiyetini tartışmaya açmaktadır.

Bu, Dayton Anlaşması’ndaki etik-reel politik dengesizliğinin tipik bir göstergesidir.

Srebrenica ve Zepa gibi Birleşmiş Milletler’in gözetimi altındaki kitlesel katliamların yapıldığı güvenlik bölgelerinin eldeki açık savaş suçu delillerine rağmen Sırplara verilmiş olması hiç bir uluslararası hukuk değeri ile bağdaştırılamaz.

Evrensel insanlık ve uluslararası hukuk değerlerinden çok reel politikin diplotik izlerini taşıyan Dayton Anlaşması bu yönüyle uluslararası sistemik dengelerin ortaya çıkardığı konjonktürel bir anlaşmadır.

Konjonktürel kaygılar anlaşmada herkesi memnun etmeye çalışan muğlak ifadelerin hakim olmasına yol açmış görülmektedir.

Bu da tarafların anlaşmayı kesin bir çözüm şekli olmaktan çok nihai hesaplaşmayı erteleyenn taktik bir adım olarak değerlendirmeleri sonucunu beraberinde getirmektedir.

Uluslararası kamuoyunda etnik kıyım suçunun yükünü taşıyan Sırplar bu anlaşma ile üzerlerindeki psikolojik baskıyı atarken, Hırvatlar Hırvatistanın iç konsolidasyonunu sağlayan uygun konjonktörü Bosna’dakı Hırvatların eşit statüsü ile daha da güçlendirme imkanı kazanmıştır.

Bir varoluş mücadelesini bütün imkansızlıklara rağmen sürdüren Boşnaklar ise Dayton’u etnik kıyımın bütün yükünü taşıyan yorgun halkın kendini toparlamasına imkan tanıyan ve ülkenin uluslarararası hukuk açısından iç bütünlüğünü nominalde olsa tescil eden bir metin olarak kabullenmişlerdir” .

Son olarak Davutoğlu’nun Dayton Anlaşması ve Bosna-Hersek ile ilgili, “Bosna-Hersek devletinin kendi iç bütünlüğünü sağlayarak yaşayabilirliğinin jeopolitik şartlarını gerçekleştirmekten uzak görünen Dayton Anlaşması gerek anayasal çerçeve gerekse reel askeri ve stratejik durum açısından ciddi boşluklar barındırmaktadır.

Bosna devletinin sınır bütünlüğü zikredilmekte fakat ne bunu koruyacak olan Bosna ordusunun alacağı yapı ortaya konmakta ne de cumhuriyet statüsü tanınan Sırpların tek taraflı kararının uluslararası mueyyidesi belirtilmektedir.

Bu anlaşma ile Sırbistan ve Hırvatistan kendi bölgelerinde uniter konumlarını güçlendirirken, Müslümanların çogunlukta olduğu Bosna-Hersek Cumhuriyeti eski Yugoslavya’nın bütün iç çelişkilerini barındıran ve yeni bunalımlara açık bir çatışma alanı haline getirilmiş ve geleceği, muhtevası muğlak bir anlaşmanın getireceği barışa bağlanmıştır.

Bu durum genelde Balkanlardaki Müslüman topluluklar için özelde Boşnaklar için yeni tehdit unsurları barındırmaktadır.” şeklinde eleştirileri olmuştur.

Sonuç olarak, özellikle 2000’li yıllar sonrasında Bosna savaş acılarını önemli ölçüde sarmış olsa da, ekonomik, sosyal ve kültürel pek çok alanda adeta derin bir çözümsüzlük içerisinde yer almaktadır.

Bu sorunların temelinde ise Dayton Barışı’nın getirmiş olduğu tarafların birbirine güvensizliğini simgeleyen “köhne siyasi yapı” bulunmaktadır.

Ülkede şu an demokrasi teamülleri açısından sıklıkla tartışma konusu olan, kimi çevrelerce barış ve istikrarı korumakla görevli olduğu iddia edilen ve lüzumu görüldüğü takdirde Cumhurbaşkanı’nı bile görevden almak gibi güçlü yetkilerle donatılmış bir “Yüksek Temsilcilik” makamı bulunmaktadır.

Ayrıca üç kurucu halk olarak kabul edilen; Boşnak, Hırvat ve Sırpların ortak karar almasını öngören Dayton sisteminin, bu unsurların her birisine ayrı ayrı veto hakkı tanıyan siyasi yapısı da sistemin işlemesinin önündeki ciddi engellerden birisidir.

Ülkedeki bu derin siyasi çözümsüzlük durumu ekonomik hayatıda etkilemektedir.

Yaşanan tüm bu gelişmeler ışığında Dayton Barışı’nın günün gerekleri doğrultusunda tekrar revize edilmesi ve işleviz kalan yahut sistemi işlevsiz kılan çeşitli maddelerin yeniden değerlendirilmeye tabi tutulmasının dışında başka bir köklü çıkış yolu görünmemektedir.

KAYNAKÇA:

Akgün Sibel, Dayton Anlaşması Sonrası Türk Dış Politikası’nda Süreklilik ve İstikrar: Bosna

Hersek,Stratejik Araştırmalar ve Etüt Merkezi, 2011

Ceylan Ahmet, Dayton Barış Anlaşmasının Revize
Edilmesinin Zamanı Gelmiştir, Uluslararası Politika Akademisi,2012

Dikici Ali, An International Betrayal During the War in Bosnia: Srebrenica Genocide, Turkish Review of Balkan Studies, 2007

Davutoğlu Ahmet, Stratejik Derinlik: Türkiye’nin Uluslararası Konumu, Küre Yayınları, 2001

Soysal İsmail ve Şule Kut, Dağılan Yugoslavya ve Bosna
Hersek Sorunu: Olaylar ve Belgeler 1990-1996, Ortadoğu ve Balkan İncelemeleri Vakfı,1997

Şafak Yasin, Bosna Savaşı ve Yugoslavya’nın Parçalanması, Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve KüreselleşmeBölümü Yüksek Lisans Tezi,İstanbul(2010)

Türberar Erhan, Barışının 15. Yıldönümünde Bosna-Hersek: Dayton Barış Anlaşmasının Neticelerinin Değerlendirilmesi,Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı,2010
 
çok anlamlı bir konu...bugün filistinde olanları görüyoruz.bunlar dün bosna da oldu.Natoymuş,birleşmiş milletlermiş,avrupa insan hakları mahkemesiymiş,unescoymuş hepsi boş hepsi palavra,hepsi aşağılık birer leş kargası hepsi faşist satılmış birer köpek...

bu dünyada adalet falan yok.fani insan adaleti bu kadar işte..gerçek adalet ilahi adalettir.

gerçekleri anlatan,doğruları satılmışların suratına vuran çok az insan ve çok az eser var.ben de bu konuda bir çalışma yapacağım.Bunlardan biride tüm dünyanın şerefsizliğinin kanıtı olan bosna hersek teki katliamdır.Bu konu başlığı da çok işime yaradı.Ben her şeye teşekkür etmem.Ama bu konu başlığı için teşekkür ediyorum.
 
İşte gerçek görüntülerle Srebrenitsa Katliamı - Vicdansız Sırplar - 11.07.2013

[YOUTUBE]lB3xjFnKIoQ[/YOUTUBE]​
 
çok anlamlı bir konu...bugün filistinde olanları görüyoruz.bunlar dün bosna da oldu.Natoymuş,birleşmiş milletlermiş,avrupa insan hakları mahkemesiymiş,unescoymuş hepsi boş hepsi palavra,hepsi aşağılık birer leş kargası hepsi faşist satılmış birer köpek...

bu dünyada adalet falan yok.fani insan adaleti bu kadar işte..gerçek adalet ilahi adalettir.

gerçekleri anlatan,doğruları satılmışların suratına vuran çok az insan ve çok az eser var.ben de bu konuda bir çalışma yapacağım.Bunlardan biride tüm dünyanın şerefsizliğinin kanıtı olan bosna hersek teki katliamdır.Bu konu başlığı da çok işime yaradı.Ben her şeye teşekkür etmem.Ama bu konu başlığı için teşekkür ediyorum.


Ben tşk ederim sağolasınız okuyan gözlerinize yorumunuza yüreğinize sağlık sağolunuz
 
Srebrenitsa Katliamı Anısına

[YOUTUBE]PEwmPeGqEGI&feature[/YOUTUBE]​
 
Kanlı Bayram Srebrenitsa (Belgesel)

[YOUTUBE]KJOX8ChBrjU[/YOUTUBE]​
 
Devrialem Srebrenitsa

[YOUTUBE]G2LFPbjQCBc[/YOUTUBE]
 
SREBRENITSA ANISINA

[YOUTUBE]NSRaY6e2eHg[/YOUTUBE]
 
Haluk Levent - Srebrenitsa

[YOUTUBE]mHGsYSyR4Tw[/YOUTUBE]
 
Srebrenitsa Katliamı Anma Törenlerinde Gönül Köprüsü Röportajı

[YOUTUBE]Hx6WIQxGzKs[/YOUTUBE]
 
Srebrenitza katliamı - Unutma, Unutturma!

[YOUTUBE]S7iSBienjsE[/YOUTUBE]
 
Srebrenitsa Katliamı ve Ratko Mladic Türklere olan öfkesi !

[YOUTUBE]P1hSEtoOQvM[/YOUTUBE]
 
İşte gerçek görüntülerle Srebrenitsa Katliamı - Vicdansız Sırplar - 11.07.2013

[YOUTUBE]lB3xjFnKIoQ[/YOUTUBE]
 
Geri