Srebrenitsa Katliamı Hakkında Bilgi

Konu sahibi son olarak 2626 gün önce görüldü
Anneler, Srebrenitsa Katliamını Anlattı

30575342269306103708.jpeg


34182681814746041582.jpeg


DHA » Tufan HAMARAT

İZMİR'in Bornova İlçesi'nde, İzmir Bosna Sancak Kültür ve Yardımlaşma Derneği tarafından düzenlenen 'Srebrenitsa' konulu panele katılan konuşmacılar, Yugoslavya İç Savaşı sırasında, Temmuz 1995'te yaşanan ve binlerce Boşnak'ın öldürüldüğü katliamı anlattı. Konuşmalar sırasında zaman zaman duygu dolu anlar da yaşandı.

İzmir Bosna Sancak Kültür ve Yardımlaşma Derneği, bugün Çamdibi Kapalı Pazaryeri Nedret Güvenç Salonu'nda, resim sergisiyle 'Srebrenitsa' konulu panel düzenledi.

Etkinliğe, Dernek Başkanı Abdullah Gül, Bornova Belediye Başkanı CHP'li Olgun Atilla, Boşnaklar ve davetliler katıldı.

Panelde konuşmacı olarak, Srebrenitsa Anneleri Derneği Başkanı Munira Subasiç ile yönetim kurulu üyeleri Kada Hotiç, Zumra Sehomeroviç, Sebaheta Fejziç ve Kadira Gabaljiç konuşmacı olarak katıldı.

Srebrenitsa Anneleri Derneği Başkanı Munira Subasiç, Srebrenitsa kentinde, 1995 yılı temmuz ayında, General Ratko Mladiç komutasındaki ağır silahlarla donatılmış Bosna Sırp ordusu tarafından binlerce kişinin öldürüldüğü katliamı anlattı. Subasiç şunları söyledi:

"Srebrenitsa'da yaşanan katliamın şahitleriyiz. Kayıtlara göre, üç gün içinde 10 bin 700 kişi öldürüldü, 570'i kadın, binden fazlası çocuk. 12 binden fazla kadın tecavüze uğradı. Katliamda, 22 kuzenim öldü.

Diğer konuşmacıların da çok kaybı oldu. Srebrenitsa'daki katliamın en önemli nedeni, o bölgede yaşayanların müslüman olmasıydı. O acıyı yaşayan biz anneler olarak, sesimizi duyurmak istiyoruz.

Tüm annelerin, Anneler günü kutluyorum. Anneler lütfen çocuklarınıza dikkat edin, onlara insan olmayı öğretin, diğer insanlarla ilişki kurmalarında onlara yardımcı olun.

Geçen yıl 440 şehit cenazesi oldu. Yaşları 16'nın altında 44 çocuk toprağa verildi.

Yeni doğan bebekler bile o katliamda öldürüldü. Ben çocuğumun kemiklerini, 25 kilometre uzak bir yerde buldum.

O bulunan 440 insana ait kemikten yalnızca 25'inin kafatası vardı. Bu insanlar başsız doğmuyordu elbette, ama savaş bu acımasız. O toplu mezarları düşmanlarımız yapıyordu.

Savaştan sonra evlerimize döndüğümüzde, o toplu mezarları yok etmek istiyorlardı.

Osmanlı'dan intikam almak için Osmanlı'nın torunlarını öldürdüklerini söylüyorlardı.

Biz dernek olarak onları mahkemeye verdik, sonra duyduk ki eğer Balkanlar'da bir savaş olursa hiçbir kadını hayatta bırakmayacaklarını söylüyorlarmış. Biz hayatta olduğumuz sürece sesimizi kısmayacağız. 5 bin 500 çocuk anne ve babasız kaldı o katliamda.

Ama şimdi o çocuklar, düşmanın karşısında en sağlam duranlar. Onlar, avukat, doktor oldu. Yaklaşık 6 bin 600 mezar taşımız var ve 4 binden fazlasını aramaktayız."

Bornova Belediye Başkanı Olgun Atila, Avrupa'nın göbeğinde yaşanan katliamı barbarlık olarak nitelendirip, dünyanın sessiz kaldığı katliamı unutturmayacaklarını belirtti. Diğer konuşmacıların da yaşadıklarını anlatmasının ardından panel sona erdi.
 
Srebrenitsa katliamının kronolojisi

Srebrenitsa

Üzerinden 10 yıl geçen Srebrenitsa katliamına kadar olaylar şöyle gelişti:

NİSAN 1992 - Bosna-Hersek'te savaş başladı. Sırp ordusu doğuya doğru hızla ilerledi ve nüfusunun yüzde 75'ini Müslümanların oluşturduğu 36 bin nüfuslu Srebrenitsa'yı ele geçirdi. Birkaç ay sonra Boşnaklar kasabayı geri aldı.

OCAK-MART 1993 - Sırplar Boşnakların elindeki bölgelere karşı saldırıya geçti. Srebrenitsa ve Zepa, Sırpların elindeki bölgenin oldukça içlerinde, düşman birlikler tarafından kuşatılmış bölgeler haline geldi. Çevre bölgelerden kaçan Boşnakların göçü sonucu Srebrenitsa'nın nüfusu 60 bine çıktı. Su, gıda ve tıbbi malzeme kıtlığı başladı.

NİSAN 1993 - Birleşmiş Milletler, Srebrenitsa, Zepa ve Gorazde'yi, diğer 3 bölge ile birlikte BM koruması altındaki “güvenli bölge” ilan etti. BM Barış Gücü, bu bölgelere asker sevk etti ve Sırp saldırıları durdu.

Ancak Srebrenitsa etrafındaki Sırp kuşatması devam etti ve sonraki 2 yıl içinde çok az sayıda insani yardım konvoyunun kasabaya girmesine izin verildi.

MART 1995 - Karaciç, Srebrenitsa ve Zepa'nın tamamen dış dünyadan koparılmasını emretti ve yardım konvoylarının bu kasabalara ulaşması engellendi.

9 TEMMUZ 1995 - Karaciç, Srebrenitsa'nın alınması emrini verdi. Sırplar kasabayı ele geçirmek için “Krivaya 95 Operasyonu”nu başlattı.

Srebrenitsa'yı kuşatan Sırplar, BM Barış Gücü'ndeki Hollanda askerlerinin gözetleme mevzilerine saldırdı ve 30 kadar Hollanda askerini rehin aldı.

10 TEMMUZ 1995 - Sırp ordusu Srebrenitsa'yı top ateşine başladı. Hollanda güçleri Sırplara, sabaha kadar geri çekilmezlerle NATO'nun hava saldırısı düzenleyeceği tehdidinde bulundu.

11 TEMMUZ 1995 - NATO savaş uçakları Srebrenitsa etrafındaki Sırp tanklarını bombaladı. Sırp ordusu kasabaya bombardımana yeniden başlayacağı ve rehin Hollanda askerlerini öldüreceği tehdidinde bulundu. Aynı gün akşam Sırp Genelkurmay Başkanı Ratko Mladiç Srebrenitsa'ya girdi.

11-18 TEMMUZ 1995 - Aynı akşam 15 bin kadar Boşnak askeri ve sivil, dağları aşarak Srebrenitsa'yı terk etti. Birçok Boşnak bu sırada topçu ateşi ve keskin nişancı ateşiyle öldürüldü. Sırp askerleri yakalayabildiklerini de öldürdü.

Srebrenitsa içindeki Sırp askerleri ise kadın ve çocukları ayırarak, otobüsler ve kamyonlarla Boşnakların elindeki bölgelere gönderdi.

16 yaş ile 70 yaş arasındaki yaklaşık 8 bin Boşnak erkek, depolara, okullara ve ambarlara dolduruldu ve kurşuna dizilerek toplu mezarlara gömüldü.

SREBRENİTSA KATLİAMI HAKKINDA TEMEL BİLGİLER

Srebrenitsa'da 10 yıl önce bugün işlenen katliamda öldürülen Boşnakların kesin sayısı bilinmiyor.

BM'nin eski Yugoslavya Savaş Suçları Mahkemesi savcısı, 7 ila 8 bin kişinin öldürüldüğünü belirtirken, Bosna Sırplarının hükümetinin hazırladığı bir raporda ölü sayısı 7779, Boşnak hükümetinin raporunda ise 8374'den fazla olarak gösteriliyor.

Şimdiye kadar Srebrenitsa etrafında 42 toplu mezar bulunarak açıldı. Uzmanlar 22 bölgede daha toplu mezar olduğunu tahmin ediyor.

Şimdiye kadar 2070 kurbanın kesin kimlik tespiti yapıldı. 7 binden fazla ceset torbasında ise parçalanmış ceset parçaları kesin kimlik tespiti için bekletiliyor.

Cesetler toplu mezarlara atılırken buldozerler tarafından parçalandığı için kimlik tespiti çok zor. Ayrıca Sırplar katliamı gizlemek için bazı cesetleri ilk gömüldükleri toplu mezarlardan çıkarıp, başka yerlere tekrar gömmüşler.

BM'nin eski Yugoslavya Savaş Suçları Mahkemesi'nde açılan davada şimdiye kadar katliamla ilgili olarak 19 kişi suçlandı.

Bunlardan 6'sı hakkında mahkumiyet kararı verildi. 10'u halen yargılanıyor veya yargılanmayı bekliyor. Mahkemede mahkum olan en üst düzey Sırp yetkili, Sırp ordu komutanlarından Radislav Krstic. Krstic 2004'de, ”soykırıma yardım etmek ve soykırıma katılmak” suçlarından 35 yıl hapse mahkum oldu.

Soykırımla suçlanan, savaş sırasında Bosnalı Sırpların lideri Radovan Karadziç ve Genelkurmay Başkanı Ratko Mladiç dahil 3 kişi halen aranıyor.
 
Srebrenitsa katliamı sonrası neler değişti?

54594047139525002516.jpg


11 Temmuz 1995'te Srebrenitsa'da 8 binden fazla Bosnalı Müslüman vahşice katledildi.

Peki, geçen 17 yılda Bosna'da neler değişti?

Srebrenitsa katliamı sorumluları yakalandı mı?

İşte Srebrenitsa katliamı sonrasında gelinen nokta...

Ceren KİRAZ/ GAZETE5

“İşte 11 Temmuz 1995’te, Sırp şehri Srebrenitsa’dayız. Büyük bir günün arifesindeyiz.

Bu şehri Sırp halkına armağan ediyoruz. Nihayet, isyanlardan sonra bu topraklarda Türklerden intikam almamızın zamanı geldi.”

Bu sözler 1995’te Bosna Sırp ordusunu komuta eden General Ratko Mladiç’e ait.

Mladiç’in bu sözleri İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Avrupa’da yaşanan en büyük katliamı başlattı.

Bosna Sırp ordusu Bosnalı Müslüman erkekleri katletti, kadınlara ise tecavüz etti. Öldürülen Bosnalı Müslümanlar bugün hala aranan toplu mezarlara gömüldü.

GÜVENLİ BÖLGEDE YAŞANDI

Ve belki de en acısı, tüm bu yaşanan katliamlar, çekilen acılar Birleşmiş Milletler’in “güvenli bölge” olarak ilan ettiği Srebrenitsa kentinde gerçekleşti…

Srebrenitsa’da yaşananların üzerinden 17 yıl geçmiş olmasına rağmen Boşnakların acıları hala taptaze…

Katliamın on yedinci yılında toplu mezarlardan çıkarılan ve kimlikleri tespit edilen 520 Bosnalı katledildikleri yerde, Srebrenitsa’da toprağa verildi.

Defnedilen Bosnalı Müslümanların arasında yaşları 15 ile 18 arasında değişen 48 genç de bulunuyor.

17 YILDA BOSNA'DA NELER DEĞİŞTİ?

İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’nın gördüğü en büyük insan kıyımı olan Srebrenitsa katliamını USAK Balkanlar Uzmanı Muzaffer Kutlay ile konuştuk.

Muzaffer Kutlay, GAZETE5'e yaptığı değerlendirmede, geçen on yedi yıla rağmen Bosna Hersek halkının hala huzurunun sağlanamadığının altını çizdi.

Çünkü ne Bosna- Hersek’in ne de Sırp Cumhuriyeti’nin ortak bir kararda buluşamadıklarını söyleyen Kutlay, Bosna’da hala soykırımı kınama kararının çıkarılmadığına dikkat çekti.

Srebrenitsa’nın ortak bir acıya dönüşmediğini, hatta radikal Sırpların, katliamın baş sorumlularından Ratko Mladiç yakalandığında üzüldüklerine dikkat çeken Muzaffer Kutlay, Srebrenitsa ile ilgili sorunların çözülememesinin temelinde ortak bir uzlaşma olmayışına işaret etti ve “Siz kendi ülkenizde soykırımı kabul etmezseniz sorunlar nasıl çözülecek?” diye konuştu.

KATLİAMDAN BM DE SORUMLU

Srebrenitsa katliamının birkaç yıl öncesine kadar sadece Bosna-Hersek’te anıldığını ancak artık uluslararası düzeyde de tanınmaya başlandığını ifade eden Muzaffer Kutlay, katliamın gerçekleştiği Srebrenitsa bölgesinin Birleşmiş Milletler'in “güvenli bölge” olarak belirlendiği için katliamdan BM’nin de sorumlu olduğunu kaydetti.

Muzaffer Kutlay, “BM askerleri Srebrenitsa’nın Sırplar tarafından kuşatılması ile başlayan soykırım sürecine seyirci kaldılar.

2006 yılına geldiğimizde ise, Hollanda Savunma Bakanlığınca, Srebrenitsa’da görev alan askerlere ‘karşılaştıkları zor koşullar’ nedeniyle liyakat madalyası takdim edildi.

Özür bile dilemediler” dedi.

KATLİAM SORUMLULARI NASIL YAKALANDI?

Peki, Srebrenitsa katliamında vahşice öldürülen ve Bosna halkına büyük acılar yaşatan sorumlulara ne oldu? Muzaffer Kutlay Srebrenitsa katliamı sorumlularının yakalanma hikayelerini şöyle anlatıyor:

“Bosna Savaşı’nda yaşananların baş sorumlusu olan Slobodan Miloseviç 2001’e kadar Sırbistan Cumhurbaşkanı olarak iktidarda kalmaya devam etti.

Uzun pazarlıklardan sonra teslim olan Sırp lider, Mahkeme’deki yargılanma süreci henüz sonuçlanmamışken 2006’da Lahey’deki hücresinde öldü.

Diğer iki savaş suçlusu ve soykırım sanıkları, Radovan Karadziç ve Ratko Mladiç’in yakalanması ise tam on altı yıl aldı.

Daha da vahim olan, Karadziç 2008 yılında Belgrad’da bir otobüste yakalandığında üzerinde sahte bir kimlik taşıyor ve alternatif tedavi yöntemleri uygulayan özel bir klinikte çalışıyordu.

Benzer şekilde, “Sırp Kasabı” olarak anılan Ratko Mladiç de üzerinde sahte bir kimlikle Sırbistan’a bağlı Voyvodina Bölgesi’ndeki bir köyde günlük hayatını sürdürürken yakalandı.

Sırbistan sınırları içerisinde yakalanan her iki soykırım sanığının bu kadar uzun süre saklanabilmiş olması farklı pazarlıkların yapıldığını gündeme getirdi.”

Srebrenitsa katliamı sorumlularının alacakları cezanın o dönemde yaşananları asla telafi edemeyeceğinin altını çizen Muzaffer Kutlay, yine de katliamda eşlerini çocuklarını kaybeden Bosnalı anneler için teskin edici bir gelişme olduğunu ifade etti.

Muzaffer Kutlay, “Bu dramın hayat bulmasında Avrupalı devletlerin, uluslararası kuruluşların ve ABD’nin geç müdahale etmesinin büyük rolü vardı.

Katliam engellenemediği gibi Bosnalıların aradığı adalet de aradan geçen 17 yılda tam olarak yerini bulmadı.

Bu nedenle Srebrenitsa soykırımını hafızalarda diri tutmak ve insanlığın tekrar benzer dramlar yaşamasına engel olmaya çalışmak gerekiyor” dedi.
 

Srebrenitsa Katliamı Tanıkları

SREBRENİTSA - 11 Temmuz, tarihin gördüğü en büyük soykırımlardan biri olan Srebrenitsa’nın onuncu yıldönümü.

Birkaç günde katledilen 8 bini aşkın erkek ve gençten geriye, kimliği dahi tespit edilemeyen ve çoğu torbalarda saklanan milyonlarca kemik kaldı.

Katiller serbest, öldürülen masum insanların kemikleri torbalarda, yakınlarını kaybetmiş Boşnak kadınlar ise gözyaşlarıyla kayıplarını arıyor.

Tuzla kent merkezinde prefabrik bir yapı... Sokağa girildiği anda burun direğini kıran kesif bir koku yükseliyor binalardan.

Soğuk hava tertibatına sahip binalar, araçlar; bir uzay üssünde çalışıyormuş gibi özel kıyafetler giymiş, ağızları maskeli insanlar...

Yoğun bir tempoda çalışıyor insanlar; çünkü raflarda bekleyen 6 bini aşkın ceset torbası var. Burası Srebrenitsa’nın bakiyesi.

Çalışanlar adli tıp uzmanları, ceset torbalarında bekleyenler ise Srebrenitsa’daki toplu mezarlardan çıkartılan Boşnaklara ait kemikler. Merkez, görenlerin kanını donduracak cinsten. Poşetlerde milyonlarca kemik incelenmeyi bekliyor.

Türkiye’de patates poşetlemekte kullanılan kırmızı filelerde kafatasları, kemikler, cesetlere ait eşyalar var.

Uluslararası Kayıp Kişiler Komisyonu’nun proje koordinatörü Zlatan Şabanoviç, depolarında kimliği tespit edilmeyi bekleyen 6 bini aşkın insana ait milyonlarca kemik olduğunu, bir cesedin kime ait olduğunu bulabilmek için bazen yıllarca uğraştıklarını, bütün akrabaları öldüğü için DNA testi yapılamayacak, dolayısıyla kimliği hiç belli olmayacak yaklaşık 4 bin kişi olduğunu anlatıyor.

Poşetlerde kemikler, sabırla çalışan adli tıp uzmanları, dışarıda ‘bulduk’ haberini bekleyen binlerce Boşnak.

Visoko, Saraybosna’ya 45 dakika mesafede küçük bir kasaba. Buradaki bir hangarda da yoğun bir çalışma var. Bir yandan üzerinde barkod olan ceset torbaları giriyor, bir yandan da tabutlar.

Tuzla ve Saraybosna’daki DNA merkezlerinde kimlikleri tespit edilen 610 Boşnak’a ait kemikler özenle tabutlara yerleştiriliyor. Sonra da yeşil örtüyle kapatılan tabutların üzerine barkod numarası yazılıyor.

Görüntü, tsunami benzeri felaket yaşamış bir bölgeye aitmiş gibi. Fakat, yaşanan doğal bir afet değil. Dünyanın gözü önünde katledilen binlerce Boşnak’ın son yolculuğuna hazırlandığı yer burası.

Toplu mezardan çıkartılan bir Boşnak’ın DNA merkezinde 4 yıl kadar süren bekleyişi son buluyor.

Bosna’nın Sırbistan sınırına yakın şehirlerinden Srebrenitsa yakınlarındaki Potaçari köyü girişi... İş makineleri sıra sıra mezarlar kazıyor.

Ellerinde harita olan işçiler yerleri belirliyor, diğerleri de kazma kürekle mezarları hazırlıyor. Manzara ürpertici. Sıra sıra kazılmış yüzlerce mezar. İşçiler acele ediyor; çünkü hazırlanması gereken 610 mezar var.

Srebrenitsa’da, Tuzla’da, Saraybosna’da ve diğer şehirlerde... Binlere evde acılar tazeleniyor.

Yüzlerce aile yıllardır beklediği güne hazırlanıyor. Anneler evlatlarını, genç kadınlar eşlerini ve çocuklarını son yolculuğuna uğurluyor.

En azından başında dua okuyabilecekleri bir mezar olduğu için şükrediyorlar. Bu manzaralar Srebrenitsa’da yaşanan soykırımının onuncu yıldönümünde gelinen noktanın özeti.

Dünyanın gördüğü en büyük katliamlardan birine şahit olan Srebrenitsa’da gündem hâlâ kayıplar, dönülemeyen evler, kimliği belirlenemeyen cesetler ve bir türlü bulunamayan savaş suçluları.

Geliyorum diyen katliam

BM koruması altında olmasına rağmen İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’da görülen en büyük katliamın yaşandığı Srebrenitsa’da olaylar aslında adım adım gelişiyordu.

Şehir aylardır abluka altındaydı. Çok ciddi ilaç, gıda, su ve elektrik sıkıntısı vardı.

Üstelik katliamdan bir ay önce Amerikan istihbaratı Sırp General Ratko Mladiç ile Yugoslav genelkurmay başkanı arasında saldırı planlarının yapıldığına dair istihbaratı da iletmişti.

8 Temmuz’da Sırplar Barış Gücü binaları dahil şehri bombardımana tutar. Bir gün sonra da kasabanın güneyindeki mülteci kampları bombalanır.

Hollanda askerlerine ait bir ileri karakolu ele geçiren Sırplar, 30 Hollanda askerini esir alır.

10 Temmuz’da Hollandalı Yarbay Ton Karremans hava desteği ister; ama bu talep Saraybosna’daki BM Barış Gücü Komutanı Fransız General Bernard Janvier tarafından reddedilir.

Yarbay Karremans’ın yoğun talepleri üzerine uçaklar havalandı ve Sırplar geri adım attı.

Bu tablo karşısında hava harekâtını erteleyen BM, ertesi gün yaşanacaklara davetiye çıkarıyordu aslında.

Hollandalı Yarbay, Sırp Çetniklere, ertesi sabah 6’ya kadar Potaçari’deki ablukayı kaldırmazlarsa hava akınının tekrar başlayacağını bildirdi.

Fakat, Sırp güçleri çekilmediği gibi hava akını da düzenlenmedi. Sırplar kendilerini korumakla görevli Hollanda askerlerine sığınmış Boşnakları öldürmeye başlamıştı ki iki uçak tekrar havalandı.

Sırplar esir aldıkları 30 askeri öldürmekle tehdit edince hava operasyonları yine durdu.

Saat 16.30’a gelindiğinde Sırp komutan Ratko Mladiç, Hollandalı askerlere bir ültimatom vererek Boşnaklara ait silahlarla birlikte teslim olmalarını istedi.

12 Temmuz’da kadın ve çocukları Tuzla’ya götürecek otobüs ve kamyonlar Srebrenitsa’ya geldi. Sırplar 9-70 yaş arasındaki bütün erkekleri sorgulamak üzere alıkoydu. 23 bin kadın ve çocuğun nakli tam 30 saat sürdü.

13 Temmuz’da Sırplar ellerindeki Hollandalı esirleri serbest bıraktı.

BM ve Sırp güçleri arasında yapılan görüşmeler sonunda, Hollanda askerlerinin şehri terk etmesine izin verildi.

Srebrenitsa ve çevresinde, çoğunluğu erkek 8 bini aşkın Boşnak etnik temizliğin kurbanı oldu.

Sonradan ortaya çıkan video kasetlerinde Hollandalı tabur komutanı Tom Karremans ile Hollandalı General Kees Nicolai’nin kenti teslim ettikten sonra Ratko Mladiç’le bir araya geldikleri, şakalaştıkları hatta kadeh kaldırdıkları görüldü.

Bunlar olurken Sırp Çetnikler Potaçari’de Müslümanları kurşuna diziyordu.

Sırp milislerin sistematik tecavüzüne uğrayan kadınların Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’ne taşıdığı davalar halen devam ediyor.

Katliamın baş mimarı Sırp lider Radovan Karadziç ve General Ratko Mladiç’in Savaş Suçları Mahkemesi’ne teslimi içinse bekleyiş sürüyor.

Sadece üç günde 8 bini aşkın insanın katledildiği Srebrenitsa’da bir isim var ki pozisyonu diğer binlerce Boşnak’tan farklı.

Çünkü o iyi derecede bildiği İngilizce sayesinde BM askerlerine tercümanlık yapıyordu ve Sırp askerleriyle BM askerleri arasındaki tartışmaların, pazarlıkların ve işbirliğinin şahidiydi.

Hasan Nuhanoviç (35), 1993’te BM askerlerine tercümanlık yapmak için NATO bünyesinde işe başlamıştı ve memleketi olan Srebrenitsa’da BM askerleriyle birlikte çalışıyordu.

NATO için çalıştığı 3 yıl boyunca bütün olaylara birinci elden şahitlik yaptı.

Bugünlerde piyasaya çıkacak olan “BM bayrağı altında” başlıklı bir kitapta yaşadıklarını detaylarıyla anlatacak.

Hasan Nuhanoviç, Bosna’da katliamın Srebrenitsa ile sınırlı olmadığını; savaşın başladığı 1992’den itibaren kademeli olarak katliamların yapıldığını, fakat toplu ölümler olmadığı için dikkat çekmediğini söylüyor.

 
87696082790334302263.jpg


BM askerlerine güvenmekle hata ettik

Srebrenitsa’daki Boşnakların kendilerini koruyan BM askerlerine güvenmekle büyük hata ettiğini belirterek, “Sırplar adım adım şehre yakın köyleri alıyor, kenti bombalıyorlardı.

Bunlar olurken BM komutanları ‘Korkmayın, siyasi çözüm bulununcaya kadar korumamız altındasınız.

Sırplar saldırırsa uçaklarımızla onları bombalarız.’ diyordu. Ama, 6 Temmuz’da dört bir taraftan şehre saldırdılar. BM askerleri tek kurşun bile atmadı.

Üstelik kendini savunmak isteyen Boşnaklara engel oldular, az sayıdaki silaha da el koydular.” diyor.

Sürekli BM askerlerinin yanında olduğu için hadiselerin içinde yaşayan Hasan Nuhanoviç, Sırpların gelişmiş tank ve toplarına rağmen şehirdeki Boşnakların bir top ve sadece 56 mermileri olduğunu, BM askerlerinin bu topu Sırp askerlerine bildirerek imha etmelerine göz yumduğunu söylüyor.

En büyük katliamın 11-12 Temmuz 1995’te yaşandığını dile getiren Nuhanoviç, dünyanın üç günde 10 bine yakın insanın katledilmesine inanmak istemediğini; fakat Srebrenitsa’da tarihin gördüğü en büyük katliamın yaşandığını hatırlatıyor: “Şehri ele geçiren Sırp askerleri, bir merkezde topladıkları kadın ve erkekleri önce ayırdı.

Sonra erkekleri dışarı çıkardılar. Bir kısmını hemen orada öldürdüler bir kısmını da ormana doğru götürdüler. Kadınların otobüs ve kamyonlara doğru koşmasını istediler.

Yaşananlar tam anlamıyla trajediydi.” Nuhanoviç, Hollanda askerlerinin olanları izlediğini; hatta bazılarının yardım ettiğini ileri sürüyor: “Boşnakları korumakla sorumlu Hollanda askerleri Sırp Çetniklerden emir alıyordu.

Sırpların bir kısmı BM üniforması giymişti.

13 Temmuz’da içinde kardeşimin de olduğu 5 bine yakın Boşnak’ı toplama merkezinden çıkardılar.

Merkezin önünde erkekleri öldürdüler. Aynı gün, aynı yerde hem annemi hem kardeşimi kaybettim.

Hollanda askerlerinin Boşnaklara yaptığı en büyük kötülük, olup bitenleri gizlemeleriydi.

Dünya, burada ne olduğunu uzun süre öğrenemedi.” Hasan Nuhanoviç’e göre, Potaçari’de katliamlar yaşanırken şehirde BM ve Hollanda bayrakları dalgalanıyordu.

10 yıldır her gün ağlıyorum

Pek çok olayı yaşamasına rağmen Savaş Suçları Mahkemesi’ne tanık olarak çağrılmadığını, kendisini dinleyecek makam bulmakta zorlandığını belirten Hasan Nuhanoviç, “Kitabı 2002’de bitirdim, ama bastıracak yayınevi bulamadım.

1998 ve 2000’de Amerikan Kongresi’nde ifade verip yaşananları anlattım. Ama, Batı dünyası görmek istemediği için bütün anlattıklarım havada kaldı.” diyor.

Soykırımını ayrıntılarıyla anlattığı için Sırplardan sürekli “Seni o zaman öldürmeliydik.” şeklinde tehdit aldığını belirten Nuhanoviç, Sırpların Boşnakları öldürürken “Türklerden intikamımızı aldık.” diye konuştuğunu, olaylar sonrasında cesetlerin yerlerinin birkaç kez değiştirildiğini anlatıyor: “Srebrenitsa’nın polis şefi Mane Curiç, BM askerlerinin gözü önünde ölüme gönderilecekleri seçen kişiydi.

Savaş bitti ama o Srebrenitsa’nın güvenlik şefi olarak kaldı.

Ne ABD ne de AB bu konuda bir şey yaptı.

Mladiç’in yeri biliniyorken ABD askerleri gidip almadı.”

“Haberleri izlemek için televizyonu açtığımda on yıldır ardından gözyaşı döktüğüm küçük oğlumu gördüm.

Çok zayıflamış, bitkin düşmüştü. Sırp Çetnikleri onları bir arabadan indiriyordu.

Önce dördünü kurşuna dizdiler.

Sonra oğlumu gördüm. Yanındakini de öldürdükleri zaman geriye döndü.

Sanki yardım istiyordu. Oturduğum yerden televizyona doğru koştum ama ikinci adımda bayılmışım. Oğlumu da kurşuna dizmişlerdi.”

Bu ifadeler Nura Alispahiç’e (61) ait. Çocuklarını kaybeden binlerce Boşnak anne gibi aradan geçen yıllar acısını dindirmemiş.

Onu diğerlerinden daha fazla etkileyen olay, iki yıl önce DNA testiyle kemikleri bulunan küçük oğlunun katledilişini televizyondan izlemek zorunda kalması.

Tuzla kenti yakınlarındaki mülteci kampında kızı Makbule ile yaşayan Nura Alispahiç, haberleri dinlemek için açtığı televizyonda, küçük oğlu Azmir’in öldürülüşüne şahit oldu.

Aslında oğlunun şehit edildiğini biliyordu ama görüntülere kadar kabullenmek istememişti: “Binlerce kişi Hollanda askerlerinin bulunduğu fabrikaya sığınmıştık.

Fakat, onlar bizi Sırplara teslim etti.

Oğlum kuşatmayı yarmak için ormandan çıkış arıyordu. Ona son kez sarıldığım anı unutamıyorum.”

Azmir’in cesedi 1999’da toplu mezarda bulunur, 2003’te de Potaçari’deki şehitliğe defnedilir. Büyük oğlu ise Tuzla bombardımanında şehit olur.

Eşi Aliya ise 1993’te şehit olmuştur. Nura Alispahiç, kalp rahatsızlığına iki evladını şehit vermenin verdiği acı eklendiği için ciddi sağlık sorunları yaşıyor, çocuklarının mezarına gidip dua okuyamıyor, mahkemeye tanık olarak çıkamıyor.

Hiçbir sosyal güvencesi yok; “Kızım ve torunlarımla birlikte bize 175 Euro veriyorlar. Üç yılda iki kez evimiz değişti. Seneye de bu evden çıkartacaklar.

Nereye gideceğimizi bilmiyorum. Bütün dünyanın gözleri önünde katledildik. Yıllardır çile çekiyoruz.”

Nura Alispahiç’in kızı Makbule o dönemde 26 yaşındaymış. Yaşanan hadiseler için “Sırplar her şeyi planlamış. BM askerleri bizi uyuttu.

Biz ölüme giderken onlar şakalaşıyordu. Bizi Tuzla’ya götürecek otobüslerin şoförleri bile Sırp’tı.

Yolda Çetnikler otobüsü durdurduğunda şoför, seçip istediğinizi alın, diye kapıları açıyordu.” diyor.

 
Katliama göz yuman Batı dünyasından umudum yok

Katliam mağdurları için çalışan örgütlerin başında Srebrenitsalı Anneler Derneği geliyor.

Dayton Anlaşması’ndan sonra 1996’da yakınlarını kaybeden Srebrenitsalı annelerin kurduğu derneğin amacı, Sırpların katlettiği 10 bin 701 Boşnak’ın kimliklerini tespit etmek ve mezarlarını yapmak.

Şimdiye kadar yaklaşık 4 bin kişinin kimliği belirlenmiş.

Derneğin başkan yardımcısı Kada Hotiç, hâlâ açılmayı bekleyen 30 ayrı toplu mezar olduğunu, son Müslümanın kimliğinin belirlenip mezarı yapılıncaya kadar çalışmalarının süreceğini söylüyor.

Uluslararası kuruluşlar ve Bosna’da çalışan çokuluslu güçlerle işbirliği yaptıklarını belirterek, “Bir bilgi merkezi oluşturduk.

Yaklaşık 12 bin kişi bize yakınlarının bulunması için dilekçe verdi.

Kayıpların kaybolma tarihini, nerede nasıl kaybolduğunu, hayatta kalan yakınlarının irtibat bilgilerini toplayıp kayıplar komisyonuna veriyoruz.” diyor.

Konuşurken zaman zaman gözyaşlarına hakim olamayan Hotiç, kocasını, çocuklarını ve çok sayıda yakın akrabasını 11 Temmuz’da kaybetmiş.

Yakın zamanda toplu mezarlarda eşi ve eşinin yakınlarının kemiklerini bulmuş; ama oğlu ve kardeşinden hâlâ haber yok.

Savaş Suçları Mahkemesi’nden umutlu olmadığını söylüyor: “Katliama göz yuman Batı dünyası suçluları bulup yargılayacak mı?

Hayır. Yaşananlar bütün çıplaklığı ile ortada; ama muhatap bulamıyoruz.

Hiçbir Batılı kurum yaşananları katliam olarak kabul etmek istemiyor.

1042 çocuk hâlâ kayıp. 570 kızımız tecavüz edilip öldürüldü.

Gözlerimizin önünde erkeklerimizi kurşuna dizdiler.

Ortamdan korkup ağlayan küçük bir çocuğu annesinin kucağından alıp öldürdüler.

Bunların şahidi binlerce kişi var; ama muhatap alan yok.”

Hayatta tek başına kalmak!

Srebrenitsalı Anneler Derneği çalışanlarının tamamının benzer hikayeleri var.

Her anne ortalama 10 dan fazla yakınını kaybetmiş , ardından hiçbir iz bulamamış.

Munira Sipahiç’in ailesinden 24 kişi, Necibe Salihoviç’in ailesinden 30 kişi kaybolmuş.

Salihoviç ailesinden hiç kimseye ulaşılamamış.

Bugün Sırpların yoğunlukta olduğu bir kent olan Srebrenitsa’ya dönebilen birkaç yüz Boşnak’tan biri Hatice Muhammedoviç.

Aynı zamanda Srebrenitsalı Anneler Derneği temsilcisi olan Hatice Hanım, kocası ve çocukları başta olmak üzere kendisinin ve eşinin ailesinden yüzden fazla şehit vermiş.

Şimdi hayatta tek başına. Yaşadıklarını anlatırken gözyaşlarına hakim olamıyor.

Eşinin ve oğullarının kuşatmadan çıkmak için ormana dağıldığını ve bunun onları son görüşü olduğunu anlatırken, “On yıldır her gün aynı acıyı yaşıyorum.

Onları büyütüp düğünlerini yapmayı hayal ederken şimdi bir mezarları olması için çalışıyorum.” diyor.

Hatice Muhammedoviç geçtiğimiz günlerde aldığı bir haberle buruk bir sevinç yaşadı.

Çünkü iki oğlunun kemikleri bulunmuştu.

DNA testleri sonucu çocuklarına ait olduğu tespit edilebilen kemikler bu yılki törenlerde defnedilecek.

Artık başlarında Fatiha okuyabileceği mezarlara sahip olduğu için şükrediyor.

 
Kezzap dökülen cesetler var

Binlerce kayıp yakınının gözü aslında yıllardır Amur Marşoviç’in üzerinde.

Zira, Bosna Hersek Kayıplar Komisyonu Başkanı olan Marşoviç, bütün mesaisini kayıp kişileri bulmaya harcıyor.

Onun verdiği bilgilere göre, savaş sırasında 27 bin 734 kişi kayboldu.

Bunların yüzde 92’si Boşnak, yüzde 6’sı Bosna Sırpı ve yüzde 1,7’si Bosna Hırvatlarından.

Kayıplar arasında bir de Şaban Hüseyinov adlı bir Makedon Türkü var.

Bu kayıpların yüzde 13’ü bayan.

Tüm kayıpların yüzde 90’ı sivil. Amur Marşoviç’e göre, bu veriler yapılanın planlı bir imha çalışması olduğunu ortaya koyuyor: “366 toplu mezar tespit ettik.

Hepsi de Sırp bölgesinde. Crni mezarlığından 629 kişi çıkardık. Çançari’den 506 kişi...

Bugüne kadar tahminen 20 bin kişinin cesedine ulaştık.

Tahminen diyorum çünkü bir kişiye ait ceset 30 kilometre çapında üç farklı mezarda çıktı.

Üstelik birkaç kez yer değiştiren cesetlere de rastladık. İş makineleriyle parçalanmış kemikler bulduk. Böyle bir caniliği Naziler bile yapmamıştı.”

Yaptıkları çalışmalar sayesinde cesedi bulunan 20 bin kişiden 13 bininin kimliğini tespit ettiklerini, halen 6 bin 500 kişinin de cesetlerinin kimlik tespiti için laboratuvarlarda beklediğini; fakat asıl zorluğu DNA örneği alacak hiçbir yakını kalmayan kişilerin kimlik tespitinde yaşadıklarını söylüyor.

Amur Marşoviç’e göre, yaklaşık 4 bin kişinin kimliği asla bilinemeyecek: “İki tür kemikten kimlik belirleyemeyeceğiz.

Birincisi Zvornik yakınlarında bulduğumuz bir toplu mezardaki kemikler.

Bunlar gömüldükten sonra üzerine kezzap dökülüp eritilmişler.

İkincisi ise DNA örneği alacak bir tek ferdi bile kalmayan aileler. Yaşayan hiçbir ferdi kalmayan ailelere ait kemiklerden kimlik tespiti yapamayacağız.”

Bosna’da bulunan büyükelçilere toplu mezarları tek tek gezdirdiğini, çalışmalarını rapor halinde hepsine sunduğunu, yapılanın planlı bir soykırımı olduğunu her platformda anlattığını; fakat Batı dünyasının katliama göz yumduğu gibi gerçeği kabul etmeye de yanaşmadığını söyleyen Marşoviç, “Her gün binlerce insan ‘Acaba oğlum, eşim, babam bulunacak mı?’ diye güne başlıyor.

Yaşananlar delilleriyle ortada. Ama kimse katliam ve Srebrenitsa kelimelerini yan yana getirmeye yanaşmıyor.

Bizi en çok bu yaralıyor. Tekrar birlikte yaşayacak isek bunun yolu katliamın kabulünden geçer.” diyor.

Marşoviç’e göre, Srebrenitsa konusunda bir başka çelişki ise şöyle: “Ermeni katliamı diye Türkiye’yi köşeye sıkıştırıyorlar. Oysa olayı tarihçiler değil parlamentolar tartışıyor.

Tamamen siyasi kararlar alınıyor. Oysa Srebrenitsa katliamı on yıl önceydi ve bütün şahitleri daha burada. Srebrenitsa’yı tarihe gömmek ve örtbas etmek istiyorlar.”

Raflarda 6 bin 500 ceset bekliyor

Sırpların vahşice öldürdüğü binlerce Boşnak’ın kimlik tespit çalışmaları ancak ileri DNA teknikleriyle mümkün olabiliyor.

Çünkü cesetler bulunmasın diye birkaç farklı mezara parça parça gömüldü.

Bosna genelinde kaybolan 25 bin 753 kişi için çalışmalarını sürdüren Uluslararası Kayıplar Komisyonu (International Commissions of Missing Persons) bugüne kadar 7 bin 767 kişinin kimliğini tespit edebildi.

2000 yılından bu yana yapılan çalışmalarda 71 bin kişiden DNA örnekleri aldıklarını, bu verileri mezarlardan çıkan kemiklerin DNA’ları ile karşılaştırdıklarını anlatan ICMP Direktörü Adin H. Jasarogiç, “Komisyon 1996’da kuruldu.

Şimdiye kadar Srebrenitsa başta olmak üzere tüm eski Yugoslavya’dan kan örnekleri topladık.

Onları, kemiklerden aldığımız örneklerle karşılaştırıyoruz.” diyor.

Birbirine karışmış kemiklerle karşılaşıyoruz

Srebrenitsa ve Tuzla’da birer merkezi bulunan organizasyonun bünyesinde çok geniş bir adli tıp uzmanı kadrosu var.

Ülke genelinde bulunan bir tek kemik parçası bile burada detaylı bir değerlendirmeye tabu tutuluyor, binlerce örnekle karşılaştırılıyor.

Milyonlarca kemik parçası tek tek barkodlanıyor ve her bir cesede ait bütün kemikler tamamlanıncaya kadar depolarda tutuluyor.

Çok titiz bir çalışma yürüttüklerini anlatan Jasarogiç, “Ülke geneline yayılmış sahra ekiplerimiz verileri toplayıp merkeze yolluyor.

Fakat DNA örneği alacak bir tek aile bireyi bile bulamadığımız binlerce vaka var. Boşnakların dağıldığı Avrupa ülkelerinde de DNA örnekleri topladık.

Ama, hiçbir DNA örneğine ulaşamadığımız çok sayıda vaka var. Ailelerin çok dağılması da bir başka önemli faktör.

Dosyalarını kapatamadığımız için de araziden yeni kemikler getiremiyoruz, yeni mezarlar açılamıyor.” diyor.

Proje koordinatörü Zlatan Şabanoviç ise depolarında halen 6 bin cesede ait kemik örneklerinin olduğunu hatırlatarak, “İşimiz hiç kolay değil.

Çünkü cesetler paramparça olmuş. Bazen tek cesede ait kemikleri birden fazla bölgeden topluyoruz. Birbirine karışmış kemiklerle karşılaşıyoruz. Bu da katliamın delili.” diyor.

 
Dönülemeyen evler

Savaşın üzerinden neredeyse on yıl geçti.

Yerlerinden ayrılan yüz binlerce mülteci Bosna için hâlâ ciddi bir sorun.

Dönüşün neredeyse yok denecek kadar az olduğu bölge ise Srebrenitsa.

Müslümanların yoğun olarak yaşadığı bölgede dönüşler ciddi oranlarda sağlansa da Srebrenitsa gibi sıkıntılı şehirlerde dönüşler çok az.

Şehir merkezine bugüne kadar 600 kadar Boşnak dönebilmiş, köylere ise 1300 civarında kişi...

Bosna genelinde mültecilerin geri dönüşleriyle ilgili en yetkili kurum BM Mülteciler Yüksek Komiserliği.

Komiser Semih Bülbül’ün verdiği bilgiye göre, 1992’den itibaren yaklaşık 2 milyon insan yerinden oldu.

Bu insanların geri dönüşleri ancak 1996’da başladı.

Bugün, 450 bini yurtdışından olmak üzere 1 milyon kişinin evlerine döndüğünü belirten Bülbül, geri dönüşlerin önünde ciddi engeller olduğunu söylüyor: “En büyük engel döndüklerinde oturacak bir evlerinin olmaması.

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği dönmek isteyenler için mali destek sağlıyor.

Çok yaşlı ve kendi kendine bakamayacak durumda olanların olanların evleri restore ediliyor ve bunlara iş kurmaları için bir miktar yardımda bulunuluyor.

Şu anda 6 tane Srebrenitsa’da, 12 tane de Bratunats’ta ev inşa ediyoruz.”

Uluslararası camianın Bosna’da sorunların çözümü için geri dönüşlerin bir an önce bitirilmesi gerektiğine inandığını; bu sebeble Avrupa Kalkınma Bankası’nın mültecilerin konut sorununun çözümü için 8 milyon Euro ayırdığını anlatan Semih Bülbül, 2006 sonuna kadar eski evlerine dönmek isteyenlerin yerleştirilmesinin planlandığını söylüyor.

Srebrenitsa’yı yeniden inşa edeceğiz

Bosna Hersek’in Sırp bölgesinde yer alan Srebrenitsa aslında oldukça küçük bir kasaba.

Savaş başlamadan önce 36 bin kişi yaşıyordu ve nüfusun 20 bini Boşnaklardan, 8 bini Sırplardan, geri kalanlarsa Hırvatlar ve diğer etnik gruplardan oluşuyordu.

Savaşın başlamasıyla civar köylerdeki Boşnaklar da Sreprenitsa’ya sığındı ve nüfus 50 bini aştı.

11-16 temmuz 1995 tarihinde meydana gelen olaylarda 8 bin Srebrenitsalı hayatını kaybetti.

Korunmuş bölge olarak kabul edilen civar bölgelerde ise yaklaşık 5 bin kişi hayatını kaybetti.

10 bini aşkın insanı birkaç günde kaybeden Srebrenitsa bugünlerde yaralarını sarmaya çalışıyor.

Şehrin Boşnak Belediye Başkanı Abdurrahman Malkiç, katliamın üzerinden on yıl geçmesine rağmen Boşnakların dönemediğini, bugün şehrin nüfus dengesinin Sırpların lehine değiştiğini söylüyor: “2000’den bu yana sadece 3 bin Boşnak şehre dönebildi.

Şu anda şehirde 10 bin kişi yaşıyor ve 6 bini Sırp.

Müslümanlar dönemiyor çünkü ne evleri, ne işleri, ne de aileleri kaldı. Belediyenin bütün evleri yapmaya yetecek kadar imkanı yok.

Bu yüzden dış destek şart.” Güvenlik sağlansa da katliam yüzünden Boşnakların artık Sırplara sırtını dönemeyeceğini belirterek, “Burada tarihte eşi benzeri olmayan bir katliam yaşandı. Eskisi gibi olması mümkün değil.

Ben 5 ay esir kampında kaldım, bunun bir ayı hücre cezasında geçti.

Çekmediğim işkence yok. Ama biz buradan giden bütün Boşnakları geriye getirmek istiyoruz.” diyor.

Sırp tehdidinin sürdüğünü, şimdiye kadar ciddi olay olmasa da bunun Sırpların uslandığı anlamına gelmediğini dile getiriyor.

1992-1995 arasında inanılmaz bir vandalizme sahne olan, çoluk çocuk binlerce insanın öldürüldüğü Bosna’da yaralar henüz sarılmış değil.

Aradan geçen 10 yılda başarı sağlanmış çok fazla konu yok. Adeta sorunların üzeri örtülmüş.

Her gün “Acaba bugün bir haber alır mıyım?” diyen binlerce Boşnak anne ise gözyaşlarını içine akıtmaya devam ediyor.

Binlerce insanın öldürülmesi emrini veren Mladiç ve Karadziç ise hâlâ serbest.


 
SEVLiYA FEYZiÇ: ALLAH’TAN TEK DiLEĞiM BiR ARADA ÖLEBiLMEKTi

Katliamda eşini kaybeden, dört çocuğu ile günlerce süren bir yolculuktan sonra Tuzla’ya Selviya Feyziç’in Srebrenitsa Günlüğü:

“3 Mart 1992’de Sırplar ültimatom yayınlamıştı silahlarınızı bırakın diye.

Ailecek Bayramoviç köyüne gittik.

Ertesi gün Arkan’ın Çetnikleri geldi. Bütün köy halkı ormana çekildik. 3 Mayıs’a kadar orada yaşadık.

Boşnak direnişçilerin mücadelesi başarılı oldu ve Bratunats köyüne geri döndük. Halk da Srebrenitsa’ya döndü.

Fakat şehir sürekli bombalanıyordu.

1992 yazında büyük bir açlık başlamıştı.

Otları kaynatıp yiyorduk.

Açlıktan çok sayıda bebek hayatını kaybetmişti.

Su ve elektrikler kesikti. Ocak 1993’te nadiren yardımlar gelmeye başladı.

O da haftalık yarım kilo un bir paket süttü.

Bu esnada civar kasabalar Sırpların eline geçti.

Halk Srebrenitsa’ya akın etti. Aylardan temmuzdu. Top sahasının yanına bomba düştü ve 50 kişi öldü.

1994 başında tekrar yardımlar başladı. Fakat Sırplar yardım konvoylarına el koyuyordu.

Olanlara BM askerleri seyirci kalmıştı. Sırplar kenar mahallelere kadar gelmişti.

Hatta Akif isimli bir Müslüman genci öldürüp kafasıyla top oynadılar. 25 kişiyi öldürüp cesetlerine işkence ettiler aynı yerde.

Her geçen gün şartlar zorlaştı. Köylerle irtibatımız kesilmişti.

Daha sonra Bratunats köyündeki tüm erkeklerin öldürüldüğünü duyduk.

Babam ve eşim tarafından 60’a yakın akrabam bu saldırılarda öldürüldü.

1995’in altıncı ayına geldiğimizde Sırplar artık iyice azmıştı. Solutuşa köyüne girdiler.

Çember giderek daralıyordu. 6 Temmuz sabahı büyük gürültülerle uyandık. Tanklar sokaklardaydı.

Srebrenitsa’da panik başlamıştı.

Civar köylerden dumanlar yükseliyor, sokaklarda insanlar öldürülüyordu.

10 Temmuz’a geldiğimizde kocam ‘Artık ayrılıyoruz.’ diyerek benimle ve çocuklarla vedalaştı.

Sabah erken Tuzla yoluna çıkıyorsunuz demişti.

Sabah erkenden bütün halk BM askerlerinin bulunduğu fabrikaya doğru gittik.

Yanımda kızım Elvisa, oğullarım Elvis, Roma ve 14 aylık kızım Adisa vardı.

Fabrikada ve civarında 15 bin kişi olmuştuk.

BM askerleri vardı ama hiçbir şey yapmadılar.

Genç kızlara tecavüz etmeye başladılar, bazı erkekleri fabrika önünde kurşuna diziyorlardı.

Allah’tan tek dileğim bir arada ölmekti.

Sırp komutan Mladiç geldi ve hiçbir şey olmayacak dedi.

Fakat inanmıyorduk çünkü erkekler öldürülüyor, kızlara tecavüz ediliyordu.

12 Temmuz sabahı onlarca kamyon ve otobüs geldi.

Erkekleri alıkoydular. Sırp ve BM askerleri koridor oluşturmuştu otobüs yolunda.

Sırp askerleri arasında Zlatan ve Cvetin isimli iki komşumu gördüm. Bize küfrederek tekmeler savuruyordu.

Bir otobüsün koridorunda zorlukla yer buldum. Çocuklarım ağlıyordu.

Sımsıkı ellerini tuttum. Sırpların taşladığı otobüs Bratunats’a doğru yola çıktı.

Yol boyunca otobüsleri durduran Çetnikler bazı erkekleri indirip kurşuna diziyordu.

Bizim arabayı kullanan komşumuz Milan Miçiç adlı şoför kapıyı açıp, ‘Benim için de öldürün.” diye bağırdı.

Sırplar genç kızları da arabalardan indiriyordu.

Teyzemin kızı da aynı arabadaydı ve onu da indirip tecavüz ettiler.”


ELViSA LOKMAN: BABAMA SARILAMADAN AYRILDIĞIM iÇiN KENDiMi AFFETMEYECEĞiM

Savaş başladığı zaman çocukluğum kesildi.

En çok ihtiyacım olduğunda babam yanımda yoktu.

Bodrumlar, tank sesleri, patlamalar vardı çocukluğumda.

Ben cılız olduğum için su bulmaya gidiyordum.

Hiç unutmayacağım ise Sırpların Akif abiyi öldürüp kafasıyla top oynamalarıydı.

Srebrenitsa koruma altına alınınca çocukluğuma devam edeceğimi sanıyordum.

Babamın ölümüyle yıkılmıştım.

Babamı son gördüğümde sarılıp onu öpmediğim için kendimi asla affetmeyeceğim.

Onu son kez gördüğüme inanmak istememiştim.

Ama onu bir daha hiç göremedim.

Kamplar, sefalet, oradan oraya sürüklendik.

Bugün hâlâ karanlıktan korkuyorum, evde en küçük bir gürültüde çığlıkla uyanıyorum
 
Srebrenitsa Katliamı ve Emperyalist savaşın kanlı adımları…



2. Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'nın gördüğü en acımasız savaş, en vahşi katliam olan Srebrenica katliamında 5 gün gibi kısa bir süre içerisinde yaklaşık 8 bin Müslüman erkek Sırplar tarafından şehit edilmişti.

Bu katliamı diğerlerinden ayıran en önemli özelliklerden biri, katliamın, Srebrenica'nın Birleşmiş Milletler tarafından "güvenli bölge" ilan edildiği bir dönemde gerçekleştirilmiş olmasıydı!!Bu savaşta en çok zarar görenler savaşla hiçbir ilgisi olmayan masum insanlardı.

Sırplar tarafından yürütülen 'etnik temizlik' binlerce Bosnalı Müslüman'ın hayatına mal olmuştu. Şehit olan tüm kardeşlerimizi Rahmetle anıyoruz.

Bugün "halkı katliamdan koruma" yalanıyla Libya'ya bomba yağdıran NATO birlikleri, bundan 16 yıl önce Srebrenitsa'da yaşanan katliam karşısında kıllarını bile kıpırdatmadılar.

Milliyetçilik zehriyle zehirledikleri halkları birbirlerine karşı kışkırtan ve kırdıran emperyalist güçler, halklar arasında derin yaralar açtılar.

Katliamın ardından yıllar geçse de yaralar kapanmadı, yakınlarını kaybedenler yaşadıkları travmadan kurtulamadılar.

O büyük acıyı yaşayan annelerden biri olan Meyra Cogaz, duygularını şöyle ifade ediyor: "Artık vücudum ve kalbim bu acıyı kaldıramıyor.

Artık gözlerim bu dünyaya ve bu acılara bakmaktan bıktı.

Çektiğimiz acılar sağlığımıza zarar veriyor, ancak elimizden de bir şey gelmiyor.

Aşırı üzüntüden karaciğerimden ameliyat oldum.

Hastaneden taburcu olup evime döndüğümde günlerce bir bardak su verenim olmadı. İşte Avrupa'nın ortasında, dünyanın gözleri önünde işlenen soykırım bizi bu durumda bıraktı."

Bizler şehit Müslüman kardeşlerimizin cansız bedenlerini tekmeleyenleri unutmadık, unutmayacağız.

Peki böyle bir katliamın Allah esirgesin bir daha gerçekleşmemesi için, tüm dünyada Müslümanlara uygulanan zulmün durması için ne yapmalı, intikamımız nasıl olmalı?

Türk devletleri biran evvel birleşirse, Birleşmiş Milletler gibi bir Turan devleti kurulursa, Türkmenistan, Özbekistan, tüm Türk devletleri...

Yine müstakil devletler ama bir turan topluluğu içerisinde... Koskoca bir Turan birliği oluşursa, İslam âlemi için kapı gibi bir güç oluşmuş olur.

Muazzam bir güç, dünyanın en büyük güçlerinden biri oluşmuş olur, Allah'ın izniyle. Böyle bir güçte, tek bir Müslüman kardeşimizin saçının teline bile zarar gelmez.

Kimse böyle bir ahlaksızlığa yeltenemez. Biz Müslümanların intikamı, vahşete vahşetle karşılık vermek değildir asla, biz intikamımızı güçlenerek alacağız, dünyanın en büyük güçlerinden birini oluşturarak alacağız inşaAllah.

Fikir ayrılıklarını bir kenara bırakıp, birbirimize sevgi ile yaklaşıp birlik olacağız. İslam âlemindeki tüm acılara son vermek için İttihad-ı İslam'ı oluşturacağız.







ALINTIDIR

 
Benim Adım Bosna Her Şeyimi Çaldılar 90′larda (Srebrenitsa Katliamı)

Srebrenitsa katliamının üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen Boşnak Halkının acısı dinmiyor.

1995 senesinde gerçekleşen Srebrenitsa Katliamı Avrupa’nın en büyük ayıplarından birisidir.

Yıllardır Sırp halkı ile birlik ve beraberlik içerisinde yaşayan Boşnak Halkı meydana gelen kışkırtmalar sonucunda Srebrenitsa katliamı adını alan katliam çerçevesinde katledildi.

Silahsız halka böyle bir zulmün yapılmış olması günümüzde soykırım olarak kabul edilse de savaş suçluları halen elini kolunu sallayarak gezmeye devam etmektedir.

Bir Boşnak olarak yapılan bu katliamı gelecek nesillere aktarabilmek adına bu gün bu makalemizde yeni hazırlanmış olan bir videoya yer vermek istiyorum.

Eğer Boşnak isen atalarının çektiği acıları, gördükleri zulümleri unutma!

Srebrenitsa katliamının yaraları kısmen de olsa sarıldı ancak o günleri yaşayan kişiler aradan uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen acılarını yüreklerinden atamamaktadır.

Osmanlı Devleti zamanında İslamiyet’i kabul eden Boşnaklar yani bizler Türkiye Cumhuriyeti Bayrağına ölümüne sahip çıkan milletlerden birisiyiz.

Kanımız Boşnak kanı olsa da şahsımıza sorulduğu zaman Türküm ve Ne Mutlu Türküm Diyene sözlerini canı gönülden söyleyen bir milletiz.



Unutmayın bir Boşnak hırsız, katil ve dolandırıcı olabilir ama asla vatan haini olmaz.

Siz değerli kardeşlerimden tek isteğim acımıza ortak olmanız ve tüm dünyaya yapılan bu zulmü yaymanızdır.

Aynı acıları hiçbir milletin yaşamamasını temenni ederim.

ALINTIDIR
 
Karadziç: "Srebrenitsa katliamı efsaneden ibaret"



Bosna Savaşı'nda işlediği savaş suçlarından Lahey'deki Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde yargılanmaya devam eden Bosnalı Sırpların lideri Radovan Karadziç'in savunması sürüyor.

Karadziç, Srebrenitsa katliamının bir efsaneden ibaret olduğunu söyledi.

Karadziç savunmasında Bosnalı Müslümanları suçlayarak, "Saraybosna ve Srebrenitsa'da kendi kendilerini öldürdüklerini" iddia etti.

Duruşmada, Srebrenitsa katliamında öldürülen 8 bin kişi hatırlatılarak, toplu mezarlar soruldu.

Radovan Karadziç, "Mezarlar zaten kazılmıştı. Bosnalı Müslümanlar başka şehirlerden cesetleri buraya getirerek gömdü" açıklamasında bulunarak, iddiaları reddetti.

Duruşmayı yürüten hakim, Karadziç'in iki günlük savunmasının ardından davayı ileri bir tarihe erteledi.

Srebrenitsa kurbanlarının yakınları ise açıklamalara tepki göstererek, Karadziç'e "yalancılık dalında Nobel ödülü verilmesini" istedi.
 
Srebrenitsa Katliamı Yargılamasında Lahey Mahkemesi Acele Etmeli

Lahey Mahkemesi, görev süresi tamamlanmadan önce Srebranitsa soykırımı başta olmak üzere Balkanlar'da yakın dönemde yaşanan savaş suçlarının en önemli sanıklarını bulmak ve mahkeme önüne çıkarmak konusunda acele etmeli.

Selvet Çetin İzmir - BİA Haber Merkezi

Srebrenitsa soykırım kurbanlarını yeniden andığımız bugünlerde Balkanlarda savaş döneminde işlenen insanlık suçlarının soruşturulmasındaki aksaklıklar devam ediyor.

Hükümetlerin siyasi hesaplarıyla başetmeye çalışan Lahey Mahkemesi (BM Eski Yugoslavya Savaş Suçları Mahkemesi) diğer yandan yargılama sürecinin hızını kaybetmesi ve ünlü savaş suçluları Radovan Karadzic ve Ratko Mladic'in halihazırda yakalanamayışı nedeniyle uluslararası toplum tarafından eleştirilmektedir.

Mahkeme, Bosna-Hersek ve Kosova Savaşları ile 2001 Makedonya Çatışmalarında savaş suçu işledikleri iddiasıyla aranan kimi sanıklara 2008 yılında ulaşmayı ve bu sanıkları yargılamayı başardı.

Sırbistan Gizli Servisi eski başkanı olan ve depresyon tedavisi gören Jovica Stanisic ve Franko Simatovic, Bosna savaşı süresince Boşnak ve Hırvat sivilleri öldürmek suçlamasıyla Nisan 2008'de mahkeme önüne çıkarıldılar.

Her iki sanık savaş ve insanlık suçu işlemekten yargılanıyorlar.

Yine Nisan 2008'de BH Mahkemesi Mirko Todorovic ve Milos Radic isimli iki Bosnalı Sırp'ı 1992 yılında Bosna'nın güneyinde bir madende saklanan 14 müslümandan 8'ini öldürmekten 17'şer yıl hapis cezasına çarptırdı.

Bir başka mahkumiyet ise Bosnalı Hırvat Komutan Pasko Ljubicic hakkında çıktı. Ljubicic, Nisan 93'te Ahmici köyüne yönelik saldırı'da 100'den fazla Müslüman sivilin öldürülmesi olayında emirlere itaat ettiği gerekçesiyle Nisan 2008'de on yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Eski Makedonya İçişleri Bakanı Ljube Boskovski ve güvenlikten sorumlu eski yetkili Johan Tarculovski'nin; 2001'de Makedon güçleri ve Arnavut savaşçılar arasında yaşanan olaylar sırasında Üsküp yakınlarında bulunan Arnavut nüfusun yaşadığı Ljuboten kasabasına saldırı emri vererek sivillerin ölümüne ve evlerin yakılmasına neden olmakla suçlandıkları dava Mayıs 2008'de sona erdi.Mahkemenin Temmuz 2008'de kararını açıklaması bekleniyor.

Tüm bu gelişmeler umut verici olsa da, aranmakta olan savaş suçlusu zanlılarının yakalanmaları ile ilgili yasal süreçlerin çok uzun bir zaman dilimine yayılması mahkemeye olan güveni sarstığı gibi, adaletin gerçekleşmesini de güçleştiriyor.

Yeni göreve gelen Başsavcı Serge Brammertz'in Nisan'da Sırbistan Hükümetine çağrıda bulunarak Lahey Mahkemesi ile işbirliğini güçlendirmesi ve savaş suçlularının mahkemeye teslim edilmesini istemesi sadece bir temenniden öteye geçemedi.

En önemli dört sanık olan Ratko Mladic, Radovan Karadzic, Stojan Zupljanin ve Goran Haciç halen ortalıklarda yok.

BM Sırbistan'a bu konuda uyguladığı baskı ve yaptırımlara devam ederken, AB ülkeleri de üyelik için öngörülen İstikrar ve Ortaklık Anlaşmasının (SAA) imzalanmasında ön şart olarak savaş suçlularının yakalanmalarını istemekteler.Tüm bu yaptırım çabalarından şu ana kadar herhangi bir sonuç alınabilmiş değil.

Lahey Mahkemesi, görev süresi tamamlanmadan önce Srebranitsa soykırımı başta olmak üzere Balkanlar'da yakın dönemde yaşanan savaş suçlarının en önemli sanıklarını bulmak ve mahkeme önüne çıkarmak konusunda acele etmeli. Aksi halde uluslararası adalete olan güven, büyük bir güvensizliğe dönüşebilir. (SÇ/EZÖ)

* Selvet Çetin, İnsan Hakları Gündemi Derneği Balkan Koordinatörü.
 
Bir Katliamın Anatomisi

Srebrenitsa kenti, BM tarafından güvenli bölge ilan edildikten iki yıl sonra Bosna savaşının en büyük katliamına sahne oldu.

Bosnalı Sırplar 12-77 yaşları arasındaki binlerce Müslüman erkeği toplayarak, BM birliklerinin gözleri önünde öldürdü.

Srebrenitsa - Bbc türkçe

6-8 Temmuz 1995: Bosnalı Sırp güçler Srebrenitsa'yı kuşattı.

Kentte Sırpların kuzeydoğu Bosna'daki diğer saldırılarından kaçarak sığınan onbinlerce Müslüman sivil vardı.

Onları hafif silahlarla donatılmış 600 Hollandalı asker koruyordu.

Petrol stoklarının azaldığı kente mayıs ayından beri gıda sevkiyatı yapılamamıştı.

Sırplar, Srebrenitsa'yı bombalamaya başladı. Müslüman savaşçılar, barış gücü askerlerine teslim ettikleri silahları geri istedi ama redddedildi.

9 Temmuz 1995: Bosnalı Sırplar bombardımanı yoğunlaştırdı. Güneydeki kamplardan kaçan binlerce mülteci kent merkezine akın etti.

Bosnalı Sırplar, 30 Hollandalı askeri rehin aldı. Sırpların Hollandalı birlikler çekilirken açtıkları ateşte de bir asker öldü.

10 Temmuz 1995: Hollandalı komutan Albay Ton Karremans, BM'den hava desteği istedi.

BM Komutanı General Janvier önce bu isteği reddetti, ancak talep tekrarlanınca kabul etti.

Nato uçakları gelmeden Sırp topçusunun ateşi durdu; BM saldırısı ertelendi.

Akşama dek kente 4 bin göçmen yığıldı; sokaklarda panik havası vardı.

Hollandalı askerlerin mevzileri çevresinde büyük kalabalıklar oluştu.

Hollandalı komutan kentin ileri gelenlerini topladı ve eğer Sırplar sabah 06.00'ya kadar çekilmeze, Nato uçaklarının hava bombardımanı yapacağını söyledi.

11 Temmuz 1995: Sırp güçleri çekilmedi. 09.00'da Albay Karremans'a yakın hava desteği talebini yanlış formla yaptığı bildirildi.

10.30'da yeni formla iletilen talep, General Janvier'e ulaştı. Ancak sabah 06.00'dan beri havada olan Nato uçakları yakıt ikmali için İtalya'daki üsse dönmek zorunda kaldı.

Potocari'deki Hollanda üssüne sığınan mültecilerin sayısı 20 bini buldu. Bunlardan çoğu kadın, çocuk ve yaşlıydı.

14.30'da Hollanda'ya ait iki F-16 uçağı, Sırp mevzilerine iki bomba attı.

Sırplar ellerindeki rehineleri öldürme ve mültecileri bombalama tehdidiyle karşılık verince, saldırılar askıya alındı.

İki saat sonra Bosnalı Sırp komutan Ratko Mladiç, Sırp televizyon kameraları eşliğinde kente girdi.

O akşam Mladiç, Hollandalı komutanı çağırarak eğer silahlarını teslim etmezlerse Müslümanlar'ın öldürüleceği ültimatomunu verdi.

12 Temmuz 1995: Kadın ve çocukları Müslüman bölgesine götürecek otobüsler geldi.

Sırplar 12-77 yaş arasındaki tüm erkekleri 'savaş suçu sorgusuna için' ayırdı.

Bunu izleyen 30 saat içinde 23 bin kadın ve çocuğun kentten çıkarıldığı tahmin ediliyor.

Yüzlerce erkekse kamyon ve depolara dolduruldu.

O gece kentten kaçarak dağlara sığınmaya çalışan 15 bin Müslüman savaşçı top ateşine tutuldu.

13 Temmuz 1995: Silahsız Müslümanlar'ın katli, yakındaki Kravitsa köyünde başladı.

Barış gücü askerleri Potocari üssünde bulunan 5 bin Müslüman'ı teslim etti.

Karşılığında Bosnalı Sırplar 14 Hollandalı askeri salıverdi.

16 Temmuz 1995: Srebrenitsa'dan Müslüman bölgesine yürüyerek ulaşan mültecilerin anlattıklarıyla, katliam haberleri ilk kez duyuldu.

BM ve Bosnalı Sırplar arasındaki pazarlıklar sonucu Hollandalı askerlerin kentten ayrılmasına izin verildi.

Silah, gıda ve tıbbi stoklarını geride bıraktılar.

Bosnalı Sırpların Srebrenitsa'yı ele geçirmesini izleyen beş günde binlerce Müslüman erkek öldürüldü.
 
Srebrenitsa 12 Yıldır Adalet Bekliyor

12 bine yakın insanın öldürüldüğü Srebrenitsa, soykırımla sadece nüfusunu değil, birlikte yaşama iradesini de kaybetti.

Adaletin gerçekleşeceği umudu sadece ölenlerin yakınlarının değil aynı zamanda insanlık vicdanının iç huzura kavuşmasını sağlayacak.

Selvet Çetin İstanbul - BİA Haber Merkezi

1990 yılında yapılan eski Yugoslavya dönemi nüfus sayımına göre nüfusunun yüzde 75.2'si Boşnaklardan, yüzde 22.7'si ise Sırplardan oluşan Srebrenitsa, 1992 yılında başlayan savaş ve 1995'te yaşanan soykırım ile birlikte sadece nüfusunu değil, birlikte yaşayabilme iradesini de kaybetti.

Şimdi, her 11 Temmuz'da insanlık vicdanının yeniden uyanmasına yardımcı oluyor.

Srebrenitsa Belediye Başkanı Abdurrahman Malkiç, aradan geçen 12 yıla rağmen Boşnakların kente dönmek için cesaretleri bulunmadığını ve 2000'den bu yana sadece 3 bin civarında Boşnak'ın kente geri döndüğünü belirtiyor.

Dolayısıyla kentte yaşayanların çoğunluğu bugün artık Sırplardan oluşmakta.

Srebrenitsa'da ne oldu?

Nisan 1992'de "Büyük Sırbistan"ı kurmak amacıyla harekete geçen Sırbistan Devlet Başkanı Slobodan Milosevic, Yugoslavya Ordusu'nun tüm askeri gücünü de kullanarak, Sarajevo, Tuzla, Zvornik, Gorajde ve Bihaç kentlerine saldırı başlattı.

Milosevic'in etnik temizlik politikalarının en önemli iki aktörü olan Bosna Sırp Devlet Başkanı ve aynı zamanda eski bir psikiyatri doktoru olan Radovan Karadzic ve General Ratko Mladic komutasındaki Sırp Güçleri, uluslararası toplumun tüm tepkisine rağmen on binlerce sivilin öldürülmesinde önemli bir rol oynadı.

Savaşın ilk yıllarında Srebrenitsa halkı, Sırp güçlerine karşı büyük bir direniş gösterdi. Srebrenitsa bu yıllar süresince aynı Gorajde, Sarajevo ve Jepa'nın Sırp kuşatması altında bulunuyordu.

Savaş şiddetini artırdıkça Bijeljina, Brutunaç ve Zvornik gibi komşu bölgelerden kaçan binlerce Müslüman yaklaşık 10 bin nüfuslu Srebrenitsa'ya sığınmak zorunda kaldı ve kentin nüfusu bir anda 60 bine kadar yükseldi.

İklim koşulları ve Sırp kuşatması nedeniyle kentte çok ciddi açlık ve sefalet yaşandı. Bugün hala sayıları belirlenemeyen önemli sayıda sivilin Srebrenitsa soykırımından kurtulsalar da açlık nedeniyle öldükleri ifade edildi.

1993'te Srebrenitsa etrafındaki Sırp kuşatmasının iyice daraldığı görülünce 16 Nisan 1993'te olağanüstü toplanan BM Güvenlik Konseyi, Sarajevo, Tuzla, Jepa, Gorazjde ve Bihaç'la birlikte Srebrenitsa'yı da güvenli bölge ilan etti.

Bir süre sonra kentteki nüfusun güvenliğini sağlamak üzere BM Koruma Gücü adı altında Hollanda askerlerinden oluşan askeri birlik kente gelerek görev yapmaya başladı.

Srebrenitsa BM tarafından Güvenli Bölge ilan edildikten iki yıl sonra 8-13 Temmuz 1995'te II.Dünya Savaşı'ndan bu yana yaşanan en büyük toplu katliama tanıklık etti.

Geliyorum diyen soykırım

Görgü tanıkları 6 Temmuz 1995'te Sırp saldırılarından kaçan binlerce sivilin "güvenli bölge" Srebrenitsa'ya sığınmaya başladığını anlatıyor.

Böyle olunca da zaten Sırp ablukası altındaki kente yönelik saldırılar daha da hız kazandı.Tank ve top ateşi altındaki kent aylarca yiyecek, ve yakıt yardımı alamadı.

Kentte 600 civarında Hollandalı Koruma Gücü askeri bulunuyordu .

Durumun kötüleşmekte olduğunu fark eden Müslüman Direnişçiler, koruma gücüne teslim ettikleri silahların kendilerine geri verilmesini istediler, ancak istekleri yerine getirilmedi.

Sırp saldırıları yoğunlaşınca ve Koruma Gücü de hedef haline gelince Hollandalı Komutan BM'den yardım talep etti.

9 Temmuz'da Sırpların 30 Hollanda askerini rehin almasıyla birlikte kentteki gerilimin yükselmeye başladığı ve binlerce sığınmacının Potaçari'deki Hollanda üssüne yığılmaya devam ettikleri görüldü.

Bir sonraki gün Sırpların BM koruma gücü mevzilerini bombalamaya başlaması üzerine Hollandalı birliklerin komutanı Albay Ton Karremans BM'den hava desteği istedi.

BM Koruma Gücü Komutanı General Bernard Janvier başlangıçta bu isteği reddetse de ardından kabul etmek zorunda kaldı.

Fakat Sırplar askeri bir taktik kullanarak NATO uçakları şehre ulaşmadan saldırılarını geçici olarak durdurdu ve böylece Sırplara yönelik BM hava akını ertelenmiş oldu.

Aynı gün akşam sivillerin kent merkezinde panik içerisinde sokaklarda koşuşturmaya devam ettiği ve Hollanda mevzileri etrafında büyük kalabalıklar halinde toplanmaya başladığı bilgileri verildi.

Hollandalı Komutan Sırpların sabah 06:00'ya kadar kent çevresinden çekilmemeleri halinde NATO bombardımanının başlayacağını açıklayıp sözüm ona Ratko Mladic komutasındaki Sırplara gözdağı vermek istedi.

11 Temmuz'da Sırp güçleri beklenen saatte geri çekilmediği gibi Albay Karremans'ın hava saldırısı yapılması isteğini içeren dilekçesi ancak 11:00'de General Janvier'e ulaştı.

06:00'dan beri havada olan NATO uçakları yakıt ikmali için İtalya'ya geri dönmek zorunda kaldı ve bu oyalanma kente Sırpların girmeye başlamasının da önünü açmış oldu.

Hava saldırısı konusundaki belirsizlik saat 14:30'da iki Hollanda F-16 uçağının Srebrenitsa'yı kuşatan Sırp mevzilerine saldırı düzenlemesiyle sona erse de Sırplar bu saldırılara ellerindeki Hollandalı rehineleri öldürecekleri ve kenti bombalamaya başlayacakları tehdidiyle karşılık verince saldırılar durduruldu.

İki saat sonra kameralar eşliğinde kente giren Sırp General Mladic, Hollanda Biriliğinin Komutanı Albay Karremans'a, silahların teslim edilmemesi halinde herkesin öldürüleceğini bildirdi.

Ölüme giden yürüyüş

Kadınlar ve çocuklar Müslüman bölgesine götürülmek üzere toplanırken Sırplar, 12 ile 77 yaş arası bütün erkekleri "savaş suçlusu olanları sorguya çekmek" bahanesiyle ayırmaya başladı.

Ayrılan binlerce erkek Sırplar tarafından kamyonlara ve depolara doldurulmaya başlandı ve adresi bilinmeyen bir yolculuğa çıkarıldılar.

Kadın, çocuk ve yaşlılardan oluşan 15 bin civarında Boşnak, Susnjari'den Tuzla'ya ulaşabilmek için ormanlık bölgeye yürümeye başladılar.

Gece boyu bu grup Sırplar tarafından bombardımana tutuldu.

Çoğu bu ölüm yürüyüşünde ya saldırılar ya da açlık ve susuzluk yüzünden yaşamını yitirdi.

Yola çıkanlardan çok azı bu yolculuk sonunda Tuzla'ya ulaşmayı başardı.

General Mladiç ve beraberindekiler Brutanaç'ta Hollanda yetkilileri ile yaptıkları görüşmeler sonucu Hollanda üssü durumundaki Potoçari'ye sığınan 5 bin Boşnak'ı Sırplara teslim etti.

Buna karşılık olarak Sırplar Nova Kasaba üssünde tutulan 14 Hollandalı askeri serbest bıraktı.

BM ile Sırplar arasındaki müzakereler sonucu Hollandalıların geride silahlarını, yiyeceklerini ve sağlık gereçlerini bırakarak Srebrenitsa'yı terk etmelerine izin verildi.

Srebrenitsa'da neler olduğuna dair ilk bilgilere ölüm yürüyüşünden sonra Tuzlaya ulaşmayı başaran görgü tanıklarının inanılması güç anlatımlarıyla ulaşıldı. Srebrenitsa korkunç bir soykırım yaşamıştı.

BM'nin "güvenli bölgeleri"

Srebrenitsa Soykırımı BM'nin "güvenli bölge" stratejisinin iflas ettiğini gösterdi ve BM'nin bu tür krizlere müdahale yöntemleri tamamen tartışılır hale geldi.

Bosna Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzzetegoviç savaş boyunca birçok kez güvenli bölgelerin durumu hakkında BM yetkililerini uyarmış ve sorumluluklarını yerine getirmeye davet etmişti.

Ancak BM yetkilileri her defasında gerekeni yaptıkları ve Sırpların güvenli bölgelere giremeyecekleri yönündeki cevaplarını tekrarladılar.

Sırpların Srebrenitsa sokaklarında insanları toplayıp erkekleri toplu katliam merkezlerine götürdüğü, kadınlarına tecavüz edip çocuklar ve yaşlılarla birlikte şehir dışına sürdüğü sırada BM Sorumlusu Akashi, ellerinde yeterli bilgi olmadığını iddia edebilmiş, birkaç gün sonra yaklaşık 4 bin sivilin kayıp olduğu kendisine iletildiğinde ise "verilerimizdeki büyük boşluklar" yanıtını vermişti.

Bosna-Hersek Kayıplarını Araştırma Komisyonu Başkanı Amor Masovic savaş sırasında 27 bin 734 kişi kaybolduğunu bildirmekte. Bunların yüzde 92'si Boşnak, yüzde 6'sı Bosnalı Sırpı ve yüzde 1,7'si Bosna Hırvatlardan oluşuyor.

Masovic Sırp Bölgelerinde 366 toplu mezar tespit ettiklerini daha önceki yıllarda açıklamıştı.

Masovic'in, bir cesede ait parçaların bazen 30 kilometre çapında üç farklı mezarda çıkabildiğini, iş makineleriyle parçalanmış kemikler bulduklarını vurgulaması ise işlenen insanlık suçunun boyutlarını gösteriyor.

Srebrenitsa'da yeni açılan toplum mezarlardan DNA örnekleri ile kimlikleri belirlenen cesetlerin yanı sıra DNA örneği alacak hiçbir yakını hayatta bulunmayan yaklaşık 3 bin insan iskeleti bulunduğu belirtiliyor.

Elde edilen veriler, 9 bin dolayında yetişkin erkeğin Srebrenitsa'da öldürüldükleri yönünde. Diğer kayıplarla birlikte bu sayının 12 bini geçeceği tahmin ediliyor.

12 Yıldır gerçekleşmeyen adalet

26 Şubat 2007 tarihinde Uluslararası Adalet Divanı (ICJ) kararı ile Bosna-Hersek'in Sırbistan ve Karadağ'a karşı açtığı Soykırım Davasında Srebrenitsa'da yaşananı "Soykırım" olarak niteledi.

Karara göre "Sırbistan'ın savaş döneminde Bosnalı Sırplara silah, maaş ve her türlü desteği sağlamış olması, Sırbistan'ın Bosnalı Sırpların soykırım işleyeceklerini bildiği ve bu yardımın o yüzden yapıldığı anlamına gelmez ve bu gerekçeyle Sırbistan devlet olarak suçlu gösterilemez."

Eski Yugoslavya Ceza Mahkemesi (YUCM) Savcıları, Srebrenitsa'da işlenen savaş ve insanlık suçlarının en önemli failleri olarak nitelenen Karadzic ve Mladic'in bugüne kadar yakalanamamasından NATO Güçlerini sorumlu tutuyor ve yetkilileri yakalama konusundaki "isteksizlikleri" nedeniyle eleştiriyor.

Srebrenitsa 12 yıldan bu yana adaletin gerçekleşeceği umuduyla bekliyor.

Bu bekleyiş, sadece ölenlerin yakınları için değil aynı zamanda insanlık vicdanının da adaletin tecelli ettiğini görmesi ve "iç huzura" kavuşması için önemli ve bunun gerçekleştiğini görünceye kadar devam edecek. (SÇ/AÖ/NZ)

* İnsan Hakları Gündemi Derneği Balkanlar Koordinatörü
 
Babi Yar ve Srebnitsa

İnsanlık tarihi bir o kadar kısa ve bir o kadar da yüzyıllar istiyor yazılmak için.

Ya bizim tanıklıklarımız? Geçmişi çok konuşmayı bırakın, konuşmuyoruz bile.

Konuşursak ve geçmişimizle korkmadan yüzleşirsek, güçlünün gücünden korkmamayı becerebiliriz.

Fikret Ilkiz İstanbul - BİA Haber Merkezi

İnsanlık tarihi aslında ne kadar kısa ve ne kadar da uzun. Yazılması için yüzyıllar geçiyor. Geçmişi konuşmak ve geçmişle yüzleşmek için yazılan insanlık tarihi, kan, gözyaşı ve katliamlardan bir türlü kurtulamıyor. Neden?

1940'lı yıllarda "Babi Yar"... 1990'lı yıllarda "Srebrenitsa". Her iki yer de Avrupa'nın ortasında. Ortak paydaları, dünya üzerinde yaşanan soykırım suçuna tanıklık etmeleri.

İkinci Dünya Savaşının üzerinden elli yıl geçmeden yaşanan katliamlar ve soykırım...

Soykırım deyince ilk akla gelen isimlerden birisi de, kapatılmasının üzerinden 62 yıl geçmiş olan Auschwitz ve Birkenau toplama kampları...

Auschwitz Toplama Kampı'nda 4 milyonu Yahudi olmak üzere 6 milyon insanın öldürüldüğü tahmin edilmektedir.

Soykırım, 1939 yılının eylülünde Almanların Polonya'yı işgaliyle birlikte başlamıştı.

22 Haziran 1941'de Hitler'in Rusya'yı işgaliyle kamplardaki esir sayısı birden bire artmış, kamplardaki Sovyet subayları öldürülmüştü. Bunun dışında kalan birkaç bin Rus askeri ve subayı da barakalarda tecrit edildiler ve açlıktan öldüler.

Birleşmiş Milletler'in 24 Ocak 2005 tarihli özel oturumunda, "Holokost" kurbanları anılmış ve ana konuşmayı, Holokost'tan kurtulan, Nobel Barış Ödülü sahibi Elie Wiesel yapmıştı.

Kendisini şöyle tanıtmıştı:

"Önünüzde duran adam çok ayrıcalıklı... Avrupa Hıristiyan uygarlığı ve hükümranlığının göbeğinde, tüm hükümet üyelerinin katkılarıyla mümkün kılınan vahşi bir dikta rejiminin yarattığı, tarihte eşi görülmemiş zulmü yaşamış, yaşadıklarına tanıklık etmiş bir eğitimci, bir yazar var karşınızda. (...) Siyasi fanatizmin zaferini ve değişik ırklara nefreti öğreten ideolojinin yarattığı dehşeti, genç bir yetişkinken yaşadı.

Sayısız insanın aşağılanmasına, tecrit edilmesine, işkence edilmesine ve katline tanıklık etti. Kurbanlar çoğunlukla Yahudi'ydi ama başkaları da vardı.

Bu cinayetleri gerçekleştirenler alışılagelen katil, cani, eşkıya değil, tersine Alman devletin üst makamlarına, akademik, endüstriyel veya tıpta en üst seviyelere ulaşmış kimselerdi. (...)"

Tanık E. Wiesel neden söz ediyordu?

"Yahudi tanık sizi uyarmak için milletinin ıstırabından söz ediyor, ve bunların tekrarlanmaması için alarmı çalıyor.

Yoksa, ölüler için çok geç kalındığını biliyor; Tanrı tarafından terk edilen, insanlık tarafından ihanete uğrayan onlar için, zafer çok geç geldi.

Fakat sizin ve benim çocuklarımız için daha geç kalınmadı.

Onlar için tanıklık ediyoruz. Onların geleceği için Antisemitizm'i, ırkçılığı, din ve kültür düşmanlığını yeriyoruz.

Bugün ölüm vaazları verenlerin, intihar saldırılarını gerçekleştirenlerin insanlığa karşı işledikleri suçlardan dolayı mahkum edilmeleri gerekiyor.

Istırap insana ayrıcalık vermiyor. Ancak onu nasıl kullandığımız önemli. Geçmiş bugün oldu, ancak geleceğimiz hala elimizde."

Ya bizim tanıklıklarımız... İşte gözlerimizin önünde olup biten bir katliam. Bosna savaşının yaraları daha sarılmadı.

Uluslararası Adalet Divanı; Bosna-Hersek tarafından Sırbistan ve Karadağ'a karşı açılan davada karar verdi.

Divan'a göre "Srebrenitsa katliamı" bir soykırım suçu.

Fakat, Sırbistan sorumlu değil.

Sadece; soykırım suçunu önleme yükümlülüğünü yerine getirmemekten dolayı sorumlu. Bu karar çok tartışıldı ve tartışılacak. Türkiye'de daha çok konuşulmalı ve daha çok tartışılmalı.

Hepimizin gözü önünde gerçekleşen soykırımdı. Bu suçtan Sırbistan'ın sorumlu tutulması gerektiğini düşünüyorum.

Herkes barış için çabalıyordu. Savaş bitsin istiyordu.

Bosnalılar öldürülüyor ve kimse Sırpları durduramıyordu.

Durmadılar. Kim ne dersin desin, ortada bir soykırım suçu var. Bir ceza mahkemesi olmayan Uluslararası Adalet Divanı, kendisine sunulan kanıtlarla bağlı olan ve bir çeşit "değerlendirme yapan" veya olay hakkında "tespit" kararı veren mahkeme statüsünde ama; görünen gerçekleri karara çevirememesi ayrı bir düş kırıklığı...

Ama yine de hiç olmazsa uluslar arası hukuk yoluyla; "Srebrenitsa Katliamının" bir 'soykırım' olduğunun tespit edilmesi çok önemli.

Acaba Babi Yar neresidir? Nazilerin işgali öncesinde Kiev'de 160 bin Yahudi yaşamaktaydı. Babi Yar; Naziler tarafından Ukrayna Kiev'de 60.000 Yahudi'nin iki gün içerisinde katledilmesiyle tarihe "Babi Yar" Katliamı olarak geçmiş bir yerdir.

Nazi Mobilize Ölüm Birlikleri 48 saat içinde 29 Eylül 1941 günü 33.771 kişiyi ve ertesi gün de gerçekleştirdikleri katliamla yaklaşık 60 bin kişiyi öldürdüler.

Babi Yar'da Yahudiler, Çingeneler, Sovyet savaş suçluları, komünistler dahil olmak üzere 100 binden fazla insan öldürüldü. 66 yıl önce... Soykırımın adreslerinden biri olan Babi Yar'da öldürülen Sovyet vatandaşları için resmi bir anıt 1976 yılında dikildi.

Katledilen Yahudiler için dikilen anıt, 1991'de Babi Yar parkına yerleştirildi. Rus şair Yevgeni Yevtuşenko'nun "Babi Yar" isimli şiiri ve Dimitri Shostakovich'in bir senfonisi bu katliama ithaf edildi.

Bütün bunları anımsamamın nedeni K Dergi... 6 Nisan 2007 tarihli 27 inci sayısında Perihan Özcan; etkileyici bir dille "Serserilerin Şairi"ni yazmış. Serserilerin şairi; Yevgeni Yevtuşenko...

Yaşayan Rus şairleri arasında en çok tanınanı.18 Temmuz 1933'de Sibirya'da Baykal Gölü yakınlarında doğdu. Dünya katliamları yaşarken o daha çocuk...

1951-54 yılları arasında Gorki Edebiyat Enstitüsü'nde okudu. İlk kitabı "Zima Junction" 1956 yılında yayımlandı. Dünya onu 1961 yılında yayımlanan "Babi Yar"la tanıdı.

Yaban Yemişleri ve Pearl Harbour onun eserleridir. Stalin'e, Hitler'e ve savaşa karşıdır.

Yahudi düşmanlığını ve ırkçılığı şiddetle eleştirir. Nazım Hikmet'in yakın arkadaşıdır.

1986 yılında Türkiye'ye gelen şair geçmiş hakkında çok konuştuğu için eleştirilirmiş. Yanıtı, yazıda yazılı:

" Öyle de olsa, bizim için geçmiş hakkında konuşmak, gelecek hakkında konuşmak demektir.

Çok yanlışımız oldu. Fakat sosyalizmin ülkülerini uygulamaya çalışanlar da ilk biz olduk. Belki de biz o hataları, bizim yolumuzdan gelecek ülkeler, aynılarını tekrarlamasınlar diye işledik."

İnsanlık tarihi ne kadar eski. Yaşadığımız geçmiş ne kadar uzak..Aslında bu güne ne kadar da yakın duruyor geçmiş yaşadıklarımız...

İnsanlık tarihi bir o kadar kısa ve bir o kadar da yüzyıllar istiyor yazılmak için. Ya bizim tanıklıklarımız?

Ya bizim yaşadıklarımız? Hangi dersler? Hangi acılar için ders çıkardık geçmiş yaşadıklarımızdan?

Geçmiş hakkında konuşmak, gelecek hakkında konuşmak demek midir? Tanıklıklarımızı tartışmadan gelecek kurulabilir mi?

Geleceğimizi kurmak için tanıklıklarımızı yeniden mi yaşamalıyız?

Aynı acılar, aynı gözyaşları ve aynı katliamlar üzerine kurulu bir dünya mı düşlemiştik?

Bizler, geçmişi çok konuşmayı bırakın, konuşmuyoruz bile... Konuşursak ve geçmişimizle korkmadan yüzleşirsek, güçlünün gücünden korkmamayı becerebiliriz.

Serserilerin şairi, Yevgeni Yevtuşenko'nun çağına tanıklığı ve dediği gibi. Yazıda, yazılı: "Önemli olan güçlü olmak değil, güçlünün gücünden korkmamayı bilmektir." (Fİ/TK)
 
11 Temmmuz Srebrenitsa Katliamının 18. Yılı (1992-1995 Bosna Hersek Savaşı )

11 Temmuz tarihi hayatımın en acı tarihlerinden birtanesi..

Müslüman kardeşlerimin gördüğü işkence , ailelerinin halen daha yaşadığı acılar görmezden gelinecek bir acı değil..

312.000 bin kişinin hayatını kaybettiği bu soykırım , tarihe kirli bir yazıyla not edildi..

Toplu mezarlara gömülen bosnalı kardeşlerimizin bulunmamması adına ellerinden geleni yapmışlar..

Sırf bulunmammaları adına Belirli sürelerde bu toplu mezarların yerlerinin değiştirildiği bile söyleniyor..Bukadar ki zalim bir zavaştan bahsediyoruz..

Halen daha birçok insan kayıp..Aileleri hala taşın toprağın altını kazıyıp yakınlarından bir parça bulmaya çalışıyor..Çünkü 12.000 kişi hala kayıp ..Bugüne kadar 8.372 kişinin naaşına ulaşılmış..

51.000 kadın tecavüze uğradıkları gerekçesiyle mahkemelere başvurmuş..

Güvenli bölge ilan edilip silahları ellerinden alınan halk aylarca açlığa ve hastalığa teslim edildikten sonra birleşmiş milletler tarafından sırp yönetimine teslim edildiler..

Hollandalı generalin teslimat sırasında sırp generallerden aldığı hediyelerin o utanç verici görüntüleride yıllar sonra ortaya çıkmıştı..

Kısacası Bosnada insanık dışı adına ne varsa yaşanmış ve yaşatılmıştır..

Bugün birazcık şapkamızı önümüze alıp düşündüğümüzde neden hep müslüman halkın böyle acı olayları yaşadığını anlayabiliriz sanırım..

Tek amaç müslüman soykırımı yapmak !Ama onların sahibini unutuyorlar..Bilmiyorlar ki bu dünya fani ,aslolan öteki dünyada nasıl hesap verilecek ?

Son zamanlarda Ülkemizde oynanmaya çalışılan oyunlara bir örnek olsun Srebrenica !

Rabbim birdaha böyle acılar yaşatmasın hiçbir din kardeşime ve insanlığa..

Bosnada ve diğer yerlerde işkenceyle katledilen kardeşlerime Allah gani gani rahmet eylesin , mekanları Cennet olsun İnşallah ..

Bu günü unatmayalım , unutturmayalım !
 
Srebrenitsa katliamında hayatını kaybeden 175 kişi toprağa verildi!

Avrupa'da, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından yaşanan en büyük insanlık trajedisi olarak kabul edilen Srebrenitsa soykırımında hayatını kaybeden 175 kurban, Cuma namazının ardından Potoçari Anıt Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Srebrenitsa katliamı nedir?


Avrupa'da, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından yaşanan en büyük insanlık trajedisi olarak kabul edilen Srebrenitsa soykırımında hayatını kaybeden 175 kurban, Cuma namazının ardından Potoçari Anıt Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Anneleri evlatsız, çocukları babasız bırakan Srebrenitsa soykırımının acısı, aradan geçen 19 yıla rağmen hala daha dün gibi taze.

Srebrenitsa'da hayatını kaybeden kurbanların yakınlarını bu anlamlı ve acılı günde yalnız bırkmamak için Bosna Hersek'in yanı sıra Türkiye'den ve dünyanın birçok ülkesinden binlerce insan cenaze töreninin yapılacağı Potoçari'ye akın ediyor.

Srebrenitsa'daki soykırımdan kaçmak isteyen Boşnaklar'ın kullandığı ve "ölüm yolu" olarak bilinen orman yolunda, binlerce kişinin katılımıyla düzenlenen ''Barış Yürüyüşü''ne katılanlar da geceyi, Potoçari'de kurdukları çadırlarda geçirdi.

Sabahın erken saatlerinden itibaren Potoçari Anıt Mezarlığı'na gelen kurban yakınları, sevdiklerinin mezarı başında dua edip gözyaşı döktü.

Eski akümlatör fabrikasından dün akşam defnedilecekleri mezarlık alana getiilen tabutların başında da gözyaşı ve hüzün hakim.

Kurban yakınları, son yolculuklarına uğurlayacakları sevdiklerinin tabutu başında son kez veda ediyor.

Bu arada, bugünkü törene Türkiye'yi temsilen Adalet Bakanı Bekir Bozdağ katılacak.

En küçük kurban 14 yaşında

Potoçari'de bugün düzenlenecek törende, 175 soykırım kurbanı defnedilecek.

Kurbanların en küçüğü öldürüldüğünde 14 yaşında olan Senad Beganoviç, en yaşlısı ise 79 yaşındaki Hurem Begoviç olacak.

Senad Beganoviç'in yanı sıra öldürüldüklerinde 18 yaşından küçük 14 kurban daha cuma günü toprağa verilecek.

Potoçari Anıt Mezarlığı'nda defnedilen soykırım kurbanlarının sayısı da 6 bin 241'e yükselecek.

Srebrenitsa'da ne oldu?

Bosna'daki savaş sırasında, BM'nin güvenli bölge ilan ettiği Srebrenitsa, 11 Temmuz 1995'te Ratko Miladiç'e bağlı Sırp birlikleri tarafından işgal edildi. İşgal üzerine BM bünyesindeki Hollandalı askerlere sığınan sivil Boşnaklar, Sırplar'a teslim edildi.

Otobüs ve kamyonlara bindirilen Boşnaklar'dan 8 bin 372'si götürüldükleri ormanlık alanlarda, fabrikalarda, depolarda hunharca katledildi.

Katledilenlerin cenazeleri, ülkedeki çeşitli toplu mezarlara gömüldü.

Soykırımda katledilenlerin bir kısmının cesedine ise bugüne kadar hala ulaşılamadı.

Davutoğlu: Herkes unutsa da unutmayacağız

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, sosyal paylaşım sitesi Twitter'dan paylaştığı mesajda, "Srebrenitsa'da 20. yüzyılın bu insanlık dışı katliamının yıldönümünde tüm şehitleri rahmetle anıyorum.

Srebrenitsa'yı herkes unutsa ve unuttursa da biz unutmayacağız" ifadelerini kullandı.

Bakan Davutoğlu, "Türkiye'nin, uluslararası toplumun geçmişteki hatalarından ders çıkararak Balkanlarda barış ve istikrar için çalışmaya devam edeceğini" de vurguladı.
 
SREBRENİTSA KATLİAMI…



Bosna Hersek Kayıplar Komisyonu Başkanı olan Marşoviç, bütün mesaisini kayıp kişileri bulmaya harcıyor.

Onun verdiği bilgilere göre, savaş sırasında 27 bin 734 kişi kayboldu. Bunların yüzde 92’si Boşnak, yüzde 6’sı Bosna Sırpı ve yüzde 1,7’si Bosna Hırvatlarından.

Bu kayıpların yüzde 13’ü bayan. Tüm kayıpların yüzde 90’ı sivil.

Amur Marşoviç’e göre, bu veriler yapılanın planlı bir imha çalışması olduğunu ortaya koyuyor: “366 toplu mezar tespit ediliyor. Hepsi de Sırp bölgesinde. Crni mezarlığından 629 kişi çıkarılıyor. Çançari’den 506 kişi...

Bugüne kadar tahminen 20 bin kişinin cesedine ulaşılıyor.

Tahminen diyorum çünkü bir kişiye ait ceset 30 kilometre çapında üç farklı mezarda çıktı.

Üstelik birkaç kez yer değiştiren cesetlere de rastlanıyor.

İş makineleriyle parçalanmış kemikler bulunuyor.

Yaptıkları çalışmalar sayesinde cesedi bulunan 20 bin kişiden 13 bininin kimliğini tespit ettiklerini, halen 6 bin 500 kişinin de cesetlerinin kimlik tespiti için laboratuvarlarda beklediğini; fakat asıl zorluğu DNA örneği alacak hiçbir yakını kalmayan kişilerin kimlik tespitinde yaşadıklarını söylüyor.

Amur Marşoviç’e göre, yaklaşık 4 bin kişinin kimliği asla bilinemeyecek: “İki tür kemikten kimlik belirleyemeyeceğiz. Birincisi Zvornik yakınlarında bulduğumuz bir toplu mezardaki kemikler.

Bunlar gömüldükten sonra üzerine kezzap dökülüp eritilmişler. İkincisi ise DNA örneği alacak bir tek ferdi bile kalmayan aileler. Yaşayan hiçbir ferdi kalmayan ailelere ait kemiklerden kimlik tespiti yapılamıyor.”

Bosna’da bulunan büyükelçilere toplu mezarları tek tek gezdirdiğini, çalışmalarını rapor halinde hepsine sunduğunu, yapılanın planlı bir soykırımı olduğunu her platformda anlattığını; fakat Batı dünyasının katliama göz yumduğu gibi gerçeği kabul etmeye de yanaşmadığını söyleyen Marşoviç, “Her gün binlerce insan ‘Acaba oğlum, eşim, babam bulunacak mı?’ diye güne başlıyor.

Yaşananlar delilleriyle ortada. Ama kimse katliam ve Srebrenitsa kelimelerini yan yana getirmeye yanaşmıyor.

Bizi en çok bu yaralıyor. Tekrar birlikte yaşayacak isek bunun yolu katliamın kabulünden geçer.” diyor.

Marşoviç’e göre, Srebrenitsa konusunda bir başka çelişki ise şöyle: “Ermeni katliamı diye Türkiye’yi köşeye sıkıştırıyorlar.

Oysa olayı tarihçiler değil parlamentolar tartışıyor. Tamamen siyasi kararlar alınıyor.

Oysa Srebrenitsa katliamı onüç yıl önceydi ve bütün şahitleri daha burada. Srebrenitsa’yı tarihe gömmek ve örtbas etmek istiyorlar.”

Katliamda eşini kaybeden, dört çocuğu ile günlerce süren bir yolculuktan sonra Tuzla’ya Selviya Feyziç’in Srebrenitsa Günlüğü:

“3 Mart 1992’de Sırplar ültimatom yayınlamıştı silahlarınızı bırakın diye. Ailecek Bayramoviç köyüne gittik. Ertesi gün Arkan’ın Çetnikleri geldi.

Bütün köy halkı ormana çekildik. 3 Mayıs’a kadar orada yaşadık. Boşnak direnişçilerin mücadelesi başarılı oldu ve Bratunats köyüne geri döndük. Halk da Srebrenitsa’ya döndü.

Fakat şehir sürekli bombalanıyordu. 1992 yazında büyük bir açlık başlamıştı. Otları kaynatıp yiyorduk.

Açlıktan çok sayıda bebek hayatını kaybetmişti. Su ve elektrikler kesikti. Ocak 1993’te nadiren yardımlar gelmeye başladı. O da haftalık yarım kilo un bir paket süttü.

Bu esnada civar kasabalar Sırpların eline geçti. Halk Srebrenitsa’ya akın etti. Aylardan temmuzdu. Top sahasının yanına bomba düştü ve 50 kişi öldü.

1994 başında tekrar yardımlar başladı. Fakat Sırplar yardım konvoylarına el koyuyordu. Olanlara BM askerleri seyirci kalmıştı.

Sırplar kenar mahallelere kadar gelmişti. Hatta Akif isimli bir Müslüman genci öldürüp kafasıyla top oynadılar.

25 kişiyi öldürüp cesetlerine işkence ettiler aynı yerde.

Her geçen gün şartlar zorlaştı. Köylerle irtibatımız kesilmişti.

Daha sonra Bratunats köyündeki tüm erkeklerin öldürüldüğünü duyduk. Babam ve eşim tarafından 60’a yakın akrabam bu saldırılarda öldürüldü.

1995’in altıncı ayına geldiğimizde Sırplar artık iyice azmıştı. Solutuşa köyüne girdiler.

Çember giderek daralıyordu. 6 Temmuz sabahı büyük gürültülerle uyandık. Tanklar sokaklardaydı.

Srebrenitsa’da panik başlamıştı. Civar köylerden dumanlar yükseliyor, sokaklarda insanlar öldürülüyordu. 10 Temmuz’a geldiğimizde kocam ‘Artık ayrılıyoruz.’ diyerek benimle ve çocuklarla vedalaştı.

Sabah erken Tuzla yoluna çıkıyorsunuz demişti. Sabah erkenden bütün halk BM askerlerinin bulunduğu fabrikaya doğru gittik.

Yanımda kızım Elvisa, oğullarım Elvis, Roma ve 14 aylık kızım Adisa vardı. Fabrikada ve civarında 15 bin kişi olmuştuk.

BM askerleri vardı ama hiçbir şey yapmadılar.

Genç kızlara tecavüz etmeye başladılar, bazı erkekleri fabrika önünde kurşuna diziyorlardı.

Allah’tan tek dileğim bir arada ölmekti. Sırp komutan Mladiç geldi ve hiçbir şey olmayacak dedi.

Fakat inanmıyorduk çünkü erkekler öldürülüyor, kızlara tecavüz ediliyordu. 12 Temmuz sabahı onlarca kamyon ve otobüs geldi. Erkekleri alıkoydular.

Sırp ve BM askerleri koridor oluşturmuştu otobüs yolunda.

Sırp askerleri arasında Zlatan ve Cvetin isimli iki komşumu gördüm. Bize küfrederek tekmeler savuruyordu.

Bir otobüsün koridorunda zorlukla yer buldum.

Çocuklarım ağlıyordu. Sımsıkı ellerini tuttum. Sırpların taşladığı otobüs Bratunats’a doğru yola çıktı. Yol boyunca otobüsleri durduran Çetnikler bazı erkekleri indirip kurşuna diziyordu.

Bizim arabayı kullanan komşumuz Milan Miçiç adlı şoför kapıyı açıp, ‘Benim için de öldürün.” diye bağırdı. Sırplar genç kızları da arabalardan indiriyordu. Teyzemin kızı da aynı arabadaydı ve onu da indirip tecavüz ettiler.”

Bosna Savaşı’nın sonlarına doğru Müslümanların birçok cephede zafer kazandığı bir sırada öne çıkarılan Dayton Barış müzakereleriyle savaşın sona ereceğini gören Sırplar, avantaj elde etmek için iki stratejik kent olan Gorajde ve Srebrenica’yı ele geçirmek maksadıyla bütün güçleriyle bu iki kente saldırdılar ve tarihin gördüğü en büyük katliamlardan birini tüm dünyanın seyirci bakışları arasında sergilediler.

BM tarafından güvenli bölge olarak ilan edildikten iki yıl sonra Srebrenica, 1995 yılının yaz ayında II. Dünya Savaşı’ndan sonra meydana gelen en büyük toplu katliamının kurbanı oldu.

Srebrenica, insanoğlunun sınırlarını anlatıyor.

Srebrenica vahşetin, katliamın, acımasızlığın, gözü dönmüşlüğün, nefretin hangi uçlara varabileceğini anlatıyor.

Srebrenica, sadece Hollandalılar’ın, İsveçler’in, Ruslar’ın, Yunanların değil, tüm Batı dünyasının müslümanlar sözkonusu olunca nasıl duyarsız kalabileceğini, vahşete nasıl kayıtsız kalabileceklerini, hatta vahşete nasıl ortak olabileceklerini anlatıyor.

Srebrenica,2000’li yılların(Milenyum yılının) en acı öyküsünü,vahşetini,katliamı,insanlık adına işlenen cinayetleri,din savaşlarını ve insanın insan olduğunu unuttuğu medeniyet denen tek dişi kalmış canavar diye nitelendirilen Avrupa medeniyetinin geldiği son noktayı anlatıyor.

İşte bunun için asla unutulmaması, unutturulmaması, nesilden nesile aktarılması gereken bir öykü Srebrenica.

Ki, biz unutsak bile, gördükleri vahşeti Bosna’nın kentleri, ormanları, kan olup akan Buna, Neretva, Drina nehirleri unutmayacak.Buradaki hava da belki yüzyıllar boyunca dağılmayacak

Bosna-Hersek’te devam eden soykırım karşısında dünya kamuoyunun yükselen tepkisi, BM’ye ve batılı ülkelere yöneltilen ağır eleştiriler ve Saraybosna’nın Sırplar tarafından ele geçirilemeyeceğinin anlaşılması bir hava operasyonu yapılması gerekliliğini hatırlattı BM’ye.

Ancak yıllarca üzerinde tartışılan bu düşünce bir türlü hayata geçirilemiyordu. Bunda, Sırpların rehin aldıkları ve çoğu Fransız olan 350 kadar BM askerinin yanısıra, bizzat Fransız General tarafından dile getirilen Srebrenica ve Gorazde gibi kuşatılmış bölgelerin “barışın önünde en büyük engel olması” fikri de etkili oluyordu.

Sırplar bu kuşatılmış bölgeleri bir an önce ellerine geçirebilse, barış görüşmelerine başlanabilecekti!

60 bin Müslümanın açlık sınırında yaşadığı “barışın önündeki engel” Srebrenica’yı ele geçirmek için Sırp birliklerinin ilk harekatı 6 Temmuz 1995 sabahı tank ve top ateşiyle başladı.

Sırbistan’dan gelen ağır silahlarla saldıran Sırp askerlerinin yanısıra Arkan denilen kan içici katilin (15 Ocak 2000’de Belgrad’da bir otelde öldürüldü) paramiliter Sırp çeteleri de dağlarda görünmeye başlamışlardı.

Gelişmelerden hem CIA’nin, hem de BM’nin bilgisi vardı.

Belgrad-Mladiç arasında geçen konuşmaları biliyorlar, bölgeye sevkedilen 12 bin asker, 30 tank ve top ile Sam füzelerini uydudan takip edebiliyorlardı.

Hem Hollanda askerlerinin, hem de BM’nin fiyaskosunun en somut örneği olan Srebrenica katliamının ardından Hollanda askerleri bölgeyi terkederek evlerine dönmek üzere Zagreb’ geldiler.

Burada Hollanda’dan gelen üst düzey erkan tarafından “Kahramanlar Hoşgeldiniz” sloganıyla karşılandılar.

Hollanda’da Askeri Havaalanı’ndaki karşılama ise daha şaşaalıydı. Ama bu rüya hali çok sürmedi. Bir süre sonra şüpheler artmaya ve daha yüksek sesle gündeme getirilmeye başlandı.

8000 boşnak erkeği bile bile ölüme gönderen hollandalı askerlere altın madalya verilerek yeni bir insanlık utancına yol açan katliam.

hollanda, bosna katliamına seyirci kalan askerlerine madalya veriyor korumakla görevli olduğu 8 bin boşnak'ın sırplar tarafından öldürülmesine göz yuman hollanda, yeni bir utanca imza atıyor.

kaynak:Srebrenitsa.com
 
Srebrenitsa katliamı nedir nasıl olmuştur?



Yakın tarihin ve 20.Yüzyılın en büyük ve en önemli insanlık katliamlarından birisi olan Srebrenica katliamı 1990′lı yılların başında cereyan eden en önemli olaylardan bir tanesidir.

1991-1995 yılları arasında Yugoslavya da yaşanan iç savaşının en kanlı olaylarından birisidir.

Özellikle bu katliam Birleşmiş Milletlerin gözleri önünde olmuş bir katliamdır.

11 Temmuz 1995′te Ratko Mladiç komutasındaki Sırp Cumhuriyeti Ordusu tarafından ele geçirilen bu bölgede sırp askerleri yaklaşık 25.000 kadın ve çocuku ayırarak, otobüslerle Boşnakların elindeki Kladanj bölgesine gönderdi.

Srebrenicalı erkeklerin ise bazı verilere göre 13 yaş ile 70 yaş arasındaki yaklaşık 8 bin Boşnak erkek kurşuna dizilerek toplu mezarlara gömüldüğü söylenmektedir.

Bu katliam II. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’nın gördüğü en vahşi katliam olarak bilinmektedir.

26 Şubat 2007′te Lahey Adalet Divanı da bu katliamı bir ‘soykırım’ olarak kabul etmiştir.

Sırp kesimi ise öldürülenlerin Boşnak askerleri olduğunu ama ölü sayısının 3 kat fazla söylendiğini iddia etmiştir.

4 ve 9 Ekim 1995 yılında gerçekleştirilen NATO saldırısı ile Sırpların yaptığı katliama son verilmiştir.
 
Geri