climax
Elmas Üye
-
- Katılım
- Mart 2, 2014
-
- Mesajlar
- 27,021
-
- Tepkime puanı
- 18,412
-
- Puanları
- 354
-
- Yaş
- 50
...Günün sonunda yine kendimi Dr. House gibi hissediyordum. İnsanların yaşamlarına dokunmak çok etkileyici. Bu haletiruhiye içindeyken birden kendimi Dudullu trafiğinde buldum. Oysa eve giden en kestirme yol bu değildi. Önümdeki kavşak biraz tıkalı diye sağa kırdım direksiyonu. Sırf daha boş diye. Ne önemi vardı biraz yolu uzatmanın. Radio Eksen dinliyorum zaten mood, yol modu.
.. sofrada mercimek yerken buldum kendimi sonra. Ne ara eve geldim ve ben bunu hakedecek ne yaptım hiç bilmiyorum. Yani daha iyisini hakettigime eminim. üstelik öğlen hanim arayıp ne yemek yapayım diye sormuştu. Sac kavurma istediğime yemin edebilirim. Meğer onu yarin için planlamış. Değersiz hissettim. aktörler değilse de sahne değismeliydi.
Dedim bari biraz caddede yürüyüş yapayım. Malum yaşlıyım ve daha sert sporlar bana çok uygun değil. Zaten amaç spor değil, meditasyon. Kutlu değil yürüyüşlerim ama dissosiyatif. Bir yanımda sekiz yaşım diğer yanımda seksen yaşım birlikte yürürüz. Plan yapmam, hayal kurmam yürürken. Paralel evrendeki yansımalarıma bakarım. Onlarla konuşurum. Kelebek etkileri, son dakika kararları, kırılma anları.. pişmanlıklar.. kendime öfkem.. insanın başına gelen herşeyin kendi davranışları sonucu olduğuna inanırım. Meğer buna karma diyorlarmış.
Kalabalık yalnızlığımla yürürken telefon çaldı ve terapist parmağını şıklatmışcasına uyandım şehir akşamının tam ortasına. "3-4 kırmızı biber al gelirken, evde kalmamış kavurmaya koyacam" dedi telefonun ucundaki sarışın. Cevap bile vermeden sonlandırdım hanımın bu münasebetsiz çağrısını. Ulan olacak iş miydi. Meditasyon biberle bölünür müydü! Hem de 3-4 tane!
Manav reyonunda, küçük şeffaf poşete konmuş dört kırmızı biberle duruyordum. Tüm spotlar üzerime çevrilmişti sanki. Tüm gözler bana dönmüştü. Yo, bu şekilde kasadan çıkamazdım. 2,75 lira tutan alışveriş için elli lira uzatamazdim kasiyere. Ne vardı sanki bozuk paraları evde bırakacak! Neymiş yürürken rahatsız ediyormuş. Al işte çok rahat ettin şimdi salak climax!
Coca cola ve vienetta kırmızı biberle iyi kombin olusturmadı ama kasadan geçme anksiyetemi gecirebilirdi. Öyle de yaptım. Milimetrik hesap yapmadım ama 20 liranın biraz altı olsa gerek diye düşündüm ve kasada yazan 20,80 ile tasikardim başladı!
Aman tanrım. Yine paramparça edilmeden verilebilecek bir para üstü değildi beni bekleyen. Keşke bi liram olsaydı. Ama yoktu işte lanet olsun.
Kasiyer kızım avucuma bıraktığı bozuk paraların sesi ile küstüm hayata.
bozulan elli lira değildi. Benliğimdi. Atomlarıma kadar dağılmış hissettim kendimi. Herşey bitmişti. Geçmiş, gelecek bir salisede birbirine girmiş, kulak memesi kıvamına gelmiş, yaşam tüm anlamını kaybetmiş ve evrenin tüm kaosu inşaa ettiğim muaazam mimariyi yerle bir etmisti.
Ve artık zihnimi demlendiren büyülü yürüyüş, yerini marketten alışveriş yapıp evine giden adam yürüyüşüne evrildi. "keşke aldıklarını dikkatli hesaplasaydim" dedim icimden. Mis gibi 30 lira olacaktı cebimde bu demir yığınının yerine. Keşke üç biber alaydım. Nasıl olsa 3-4 demişti hanım ne vardı üst limiti seçecek! Ama yaaaa, ne fark ederdi ki. Sonuçta market poşeti yine yoldaşım olacaktı.
omuzları çökmüş ve tüm özgüveni sıfırlanmış olarak döndüm eve. Midem bulanıyordu. Basım değil tüm dünya dönüyordu.
"nooldu" dedi hanım.
"bozukluklar" dedim. Bozukluklar moralimi bozuyor.
"Ver bana, bozuk para cüzdanima koyarım" dedi
ohhhh.. sanki bir abse patladı ve tüm cerahat boşaldı. Tüm irin aktı gitti. Ruhum bir A4 kağıt kadar beyaz ve lekesizdi.
Artık huzur içinde ölebilirim...
.. sofrada mercimek yerken buldum kendimi sonra. Ne ara eve geldim ve ben bunu hakedecek ne yaptım hiç bilmiyorum. Yani daha iyisini hakettigime eminim. üstelik öğlen hanim arayıp ne yemek yapayım diye sormuştu. Sac kavurma istediğime yemin edebilirim. Meğer onu yarin için planlamış. Değersiz hissettim. aktörler değilse de sahne değismeliydi.
Dedim bari biraz caddede yürüyüş yapayım. Malum yaşlıyım ve daha sert sporlar bana çok uygun değil. Zaten amaç spor değil, meditasyon. Kutlu değil yürüyüşlerim ama dissosiyatif. Bir yanımda sekiz yaşım diğer yanımda seksen yaşım birlikte yürürüz. Plan yapmam, hayal kurmam yürürken. Paralel evrendeki yansımalarıma bakarım. Onlarla konuşurum. Kelebek etkileri, son dakika kararları, kırılma anları.. pişmanlıklar.. kendime öfkem.. insanın başına gelen herşeyin kendi davranışları sonucu olduğuna inanırım. Meğer buna karma diyorlarmış.
Kalabalık yalnızlığımla yürürken telefon çaldı ve terapist parmağını şıklatmışcasına uyandım şehir akşamının tam ortasına. "3-4 kırmızı biber al gelirken, evde kalmamış kavurmaya koyacam" dedi telefonun ucundaki sarışın. Cevap bile vermeden sonlandırdım hanımın bu münasebetsiz çağrısını. Ulan olacak iş miydi. Meditasyon biberle bölünür müydü! Hem de 3-4 tane!
Manav reyonunda, küçük şeffaf poşete konmuş dört kırmızı biberle duruyordum. Tüm spotlar üzerime çevrilmişti sanki. Tüm gözler bana dönmüştü. Yo, bu şekilde kasadan çıkamazdım. 2,75 lira tutan alışveriş için elli lira uzatamazdim kasiyere. Ne vardı sanki bozuk paraları evde bırakacak! Neymiş yürürken rahatsız ediyormuş. Al işte çok rahat ettin şimdi salak climax!
Coca cola ve vienetta kırmızı biberle iyi kombin olusturmadı ama kasadan geçme anksiyetemi gecirebilirdi. Öyle de yaptım. Milimetrik hesap yapmadım ama 20 liranın biraz altı olsa gerek diye düşündüm ve kasada yazan 20,80 ile tasikardim başladı!
Aman tanrım. Yine paramparça edilmeden verilebilecek bir para üstü değildi beni bekleyen. Keşke bi liram olsaydı. Ama yoktu işte lanet olsun.
Kasiyer kızım avucuma bıraktığı bozuk paraların sesi ile küstüm hayata.
bozulan elli lira değildi. Benliğimdi. Atomlarıma kadar dağılmış hissettim kendimi. Herşey bitmişti. Geçmiş, gelecek bir salisede birbirine girmiş, kulak memesi kıvamına gelmiş, yaşam tüm anlamını kaybetmiş ve evrenin tüm kaosu inşaa ettiğim muaazam mimariyi yerle bir etmisti.
Ve artık zihnimi demlendiren büyülü yürüyüş, yerini marketten alışveriş yapıp evine giden adam yürüyüşüne evrildi. "keşke aldıklarını dikkatli hesaplasaydim" dedim icimden. Mis gibi 30 lira olacaktı cebimde bu demir yığınının yerine. Keşke üç biber alaydım. Nasıl olsa 3-4 demişti hanım ne vardı üst limiti seçecek! Ama yaaaa, ne fark ederdi ki. Sonuçta market poşeti yine yoldaşım olacaktı.
omuzları çökmüş ve tüm özgüveni sıfırlanmış olarak döndüm eve. Midem bulanıyordu. Basım değil tüm dünya dönüyordu.
"nooldu" dedi hanım.
"bozukluklar" dedim. Bozukluklar moralimi bozuyor.
"Ver bana, bozuk para cüzdanima koyarım" dedi
ohhhh.. sanki bir abse patladı ve tüm cerahat boşaldı. Tüm irin aktı gitti. Ruhum bir A4 kağıt kadar beyaz ve lekesizdi.
Artık huzur içinde ölebilirim...