Six feet under

🕒 Konu sahibi 7 saat önce aktifti
Ben fransızım
Neyse gideyimde şu espirileri soğuk espriler konusuna yapıştırayım da glu sad atsın
 
Son düzenleme:
ilk günah elmanın yenilişi değildi. otoritenin sorgulanması da değildi. tanrı'ya kendi fikrini savunma şansı vermemekti. yılanın sözlerini esas gerçek olarak kabul etmekti. esas günah, tanrı'ya gidip "şeytan bize yalan söylediğini söyledi" denilmemesiydi. tanrı'nın yalan söylediğini varsaymaktı.
 
"eğer hayatı ortaya bir erdem koyduğunda mutluluk alacağın bir satış otomatı gibi görüyorsan, hüsrana uğrayacaksın."
 
claire yeni bir hayat kurmak üzere new york'a gitmeden önce evin önünde bütün ailesiyle vedalaşır ve bu anın fotoğrafını çekmek istediğini söyler, herkes yan yana gelir, poz verilir, makine ayarlanır ve deklanşöre basmadan önce claire nate'in yansımasını görür ve nate kardeşine şöyle der; "you can't take a picture of this it's already gone" - bu anın fotoğrafını çekemezsin, çoktan geçip gitti bile. hayatın geriye dönüşü olmayan anlardan ibaret olduğunu vurgulaması açısından çok sarsıcı bi sahnedir.
 
bu dizi benim friends sendromu yaşadığım dizidir. friends'e 10 kere başlayıp 1. bölümden sonra ilerleyememiş bir insanken en son yeter diye 2. bölümden başlayıp ilk sezonunu bitirmiştim... six feet under'da da aynı şey oluyor, delice izlemek istiyorum ama kafama silah dayanınca mı izleyeceğim bilmiyorum. şu an yine aklıma düştü, birkaç hafta önce hilal'in tivitiyle düşmüştü. tamam... izleyebilirim.
bu post burada dursun, izlemezsem kendimden alıntı yapıp tükürcem.
arkadaşlar, ben başardım.-millet avrupa'ya kaçar, ödül alır bunu yazar benim bu diziye yazmam şoku sjhhs-
forumda da diziyi aratınca, ocak 22, şubat 22, kasım 22 ve sanırım öncesinde de bahsedip bir türlü ilerleyememiştim ama bu sefer oldu. kasım'da başladığım diziyi bugün bitirdim. benim dizi izleme hızım şaka mı? ayrıca ne tükürcem kendime öpüyorum direkt kendimi. <3

bu diziyi izleme hevesim senelerdir olsa da hep 1. bölümünde bilemedin 2. bölümünde kalıyor ilerleyemiyordum ama bu sefer kesin kararlıydım, buna ek olarak da konu sahibi olan sevgili rasko sağ olsun her fırsatta spoiler verecekmiş gibi-verdi de...- ''finali inanılmaz, finali bambaşka ya'' diye diye hırslanmama sebep oldu. teşekkürler rasko, bu gururdan kendine de bi pay çıkarabilirsin. gelelim diziye...

dizinin her bölümünün trajik, trajikomik ölümlerle başlaması başta çok anlamlandıramadığım bir şeyken ilerledikçe çok saçma ve ani ölümlerin olması aslında hayatın gerçekliğinin ta kendisiydi. karakterlerin hepsi çok hayatın içinden, çok bizden, sağda solda gördüğümüz herkes gibi ve en çok kendimiz gibi. nate'in bağlanmaya olan korkusu ve ait hissedememeleri, david'in kendini sevilmeye layık görmediği, eksik hissettiği anlar, claire'ın sevilmek, anlaşılmak isterken saptığı yollar ve hayalleri, ruth'un her şey yolundaymış gibi davranırken, kontrollü olmaya çalışırken hiçbir şeyi kontrol edememesi vs vs hepsi çok tanıdık şeylerdi. dizinin özellikle 3. sezonundan sonra farklı bir bağ kuruluyor bence. benim için öyle olmuştu yani. 3. sezon 7. bölümde brenda - nate sahnesi var ki, benim dizide döktüğüm ilk gözyaşına sebep olmuştur. brenda'nın nate'e ''sen kaybettiğimde bedel ödediğim tek kişisin'' diyor ya, ulan brenda dedim şu ana kadar nefret ediyordum senden ama şu an sarılasım geldi. dizi içinde buna benzer o kadar cümle var ki yürek dağlıyor hem de hiç olmadık anlarda yapıyor bunu. bir zaman sonra da yapabileceklerini tahmin eder oluyorsunuz, aileyle birlikte yaşıyorsunuz her anı. hem çok basit gibi duran bir dizi hem de çok derin, çok derinlerimize ulaşabilecek bir dizi. alışması belki kolay değil ama alıştıktan sonra iz bırakmama ihtimali imkansıza yakın. final sahnesini izledikten sonra bir süre ağladım zaten. masadaki andan itibaren ağlamaya başladım, sia hanımefendi şarkıya girince de dağıldık gitti. o akan sahnelerde herhalde izleyip de kendini, sevenlerini ve ölüm gerçeğini düşünmeyen yoktur. bunca zaman izleyemedim ama belki de en doğru zamanda bitirdim bu diziyi. (alttan sia'yı açtım bak geliyor yaşlar) emeklerinize sağlık... bir repliğiyle de bitireyim. en sevdiğim cümlelerden birini de maggie k*hpesi kurduğu için üzgünüm. onu zaten yazmış rasko.

Nate: eğleniyorsan zaman akıp gider değil mi?
Nathainel: hayır. zaman, eğleniyormuş gibi yaparken akıp gider. brenda’yı, o çok istediği bebeği seviyormuş gibi yaparken akıp gider. zaman, insanlar aşk erken neden bahsettiklerini biliyormuş gibi davranırken akıp gider.

*ek sposu: ay lisa iyi ki ölmedi mi sjhjh hiç sevmem mıymıntı kadınları, dizide öldüğüne sevindiğim tek insan, yelloz. enişteni de al git.
*ek sposu: claire bebeksi cildini ve yaşam süresini uyuşturucuya mı borçlu da 102 yaşını gördü?
 
Geri