Sıfır Noktasındaki Kadın-Neval El Saddavi /alıntılar

Konu sahibi son olarak 672 gün önce görüldü
Haz, acı, hiçbir şey hissetmeden orada öylece yatardım. Bir tahta parçası, çıkarıp atılmış bir çorap ya da ayakkabı gibi cansız, ölü bir beden...
 
Yüzümü yüzüne, bedenimi bedenine edilgen bir biçimde, hiç direnmeden, hareket bile etmeden, çürük bir tahta parçası, öylece atılmış eski püskü bir eşya, iskem*le altında unutulmuş bir çift ayakkabı gibi, canı çekilmişçesine bıraktım.
 
O gün, beni terliğiyle dövmüştü. Yüzüm, bedenim çürük içinde kalmıştı. Evi terk edip amcamın evine gittim. Oysa amcam bütün kocaların karılarını dövdüğünü söyledi. Amcama kendisi gibi saygıdeğer bir şeyhin, dini bütün bir adamın kansını dövme alış*kanlığında olamayacağını hatırlattım. Yengem, asıl ulemaların karılarını dövdüğü karşılığını verdi. Din kuralların böyle bir ceza*ya izin veriyordu. Dini bütün bir kadın kocasından yakınmamalıydı. Kadının görevi, kocasına sorgusuz sualsiz itaat etmekti.
 
Geri döndüğüm zaman amcamın evine nasıl tahammül ettim, nasıl Şeyh Mahmut'un karısı oldum, bilmiyorum. Bütün bildiğim, orada, aklıma geldikçe tüm bedenimi tere boğan o iki gözden daha az korkutucu bir dünyayla karşılaşacağımdı.
 
Karanlık bastığında hala geceyi geçirebilecek bir yer bulama*mıştım. İçimden avaz avaz bağırmak geliyordu. Yorgunluktan bitmiştim, açlıktan midem gurulduyordu. Bir duvara dayandım, bir süre çevreme bakınarak öylece durdum. Önümdeki sokak uçsuz bucaksız bir deniz gibi geldi bana. Otobüstekileri, arabadakileri, yayaları, hiçbir şeyi algılamadan, yürüyen kalabalığın arasında görmeyen gözlerle yuvarlanan, sulara fırlatılmış bir çakıl taşıy*dım yalnızca. Her dakika önümden binlerce göz geçiyordu; fakat ben onlar için yoktum.
 
Bitirme sınavlarının so*nuçları açıklanırken, okul İkincisi ve ülke yedincisi olduğum söy*lendi. Diplomalann dağıtıldığı gece özel bir tören vardı. Yüzlerce anababanın ve akrabanın bulunduğu büyük bir salonda, müdire adımı okuyunca diplomayı almak için kimse ortaya çıkmadı. Salonu ani bir sessizlik kaplamıştı. Müdire adımı yineledi. Ayağa kalkmaya çalıştım, fakat bacaklanm bana itaat etmiyordu. Oturduğum yerden seslendim:
"Burada."
 
Geçmişimde, çocukluğumda kayda değer bir şey yoktu; ne aşk ne de başka bir şey. Bu yüzden benim söylediğim her şey gele*cekle ilgiliydi. Çünkü gelecek, istediğim renklerle boyamak üzere hala benimdi. Özgürce karar vermek, istersem değiştirmek üzere hala benim...
 
Kız çocuklarından biri öldüğü zaman babam her zamanki gibi yemeğini yer, anneme ayaklarım yıkatır, sonra yatmaya giderdi. Ölen çocuk erkekse babam annemi dövdükten sonra yemeğini yiyip gene yatağa yollanırdı.
 
Çoğu insan gibi be*nim de bir sürü kız ve erkek kardeşim vardı. Baharda çoğalan, kı*şın titreyip tüylerim döken, yazınsa ishal olup zayıflayan, birbiri ardına köşeye büzülüp ölen civcivler gibiydiler.
 
Geri