Sedat Arslan'ın makalesi bu konuda güzel bir ironi sunuyor.
...
Shakespeare hakkında biyografi yazan ilk kişi Nicholas Rowe, Thomas Lucy’nin mülkünde kaçak geyik avcılığı davasından kaçmak için Shakespeare’in Londra’ya gitmek üzere kasabayı terk ettiği bir Stratford efsanesi ortaya attı.
Devrik Libya lideri Kaddafi onun Arap olduğunu, adının da Seyh El Zübeyir olduğunu söyledi. Hintliler, Özbekler, İtalyanlar ve daha bir çokları onu kendilerine ait gibi gösterip bir sürü savlar ortaya attı.
Dr. Martin Lings’in onun Tasavvufa ve Müslümanlığa yakın birisi olduğunu beyan etti.
Shakespeare’in kimliği hakkında bir iddia da Hintlilerden geldi.
Bir diğer iddia Profesör Martin Iuvara, Shakespeare’in Sicilyalı olduğunu söyledi. Soyadı Crollelanza’dır ve İtalyanca Shakespeare anlamına geldiğinden hareket ederek. Bir diğer iddia ise Peter Brook’undu. Rusya’da karşılaştığı bir seyircinin ona Shakespeare’in Özbek olduğunu söylediğini,”Sheik”in Şeyh “Peer”in ise erdemli kişi (yani pir) anlamına geldiğini, dolayısıyla Shakespeare’in bir kripto-Müslüman olduğuydu.
Yani demem o ki herkes birşey söylüyor siz benim söylediklerime kulak kabartın. Çocukluğu sallantılı ve güvenilir kaynaklara dayanmadığı için bende makale başlangıcı yapmadan hemen evlilik dönemi 18 den giriyorum konuya. Yoksa çoçukluğu içinde çok şey uydururum. Aslında Shakespeare evlendiğinde 18 değil 17 yaşındaydı. Yaşını 1 yaş daha büyütüp kahvede rahatça okey oynamak ve geneleve girerken polise 1 paket malboro vermemek için büyütmüştü. Ne varki bu dönemde kendisinden 8 yaş büyük olan Anne Hathaway’la tanıştı evlendi. Zaman sonra Anne ile evlilikleri iyi gitmeyip lan ğarı ömrümü yedin demesinden dolayı bu dönemler kayıtlara ‘kayıp yıllar’ olarak geçecekti.
Gel zaman git zaman yemeğin salçalısı kadının kalçalısı, sarışının adı esmerin tadı deyimi Sahkespeare’yi Sonelerde esmer bir kadına yöneltti. Aslında Sonelerde betimlediği kimliği belirsiz esmer kadın olmasaydı ben mevzuyu Bakire KraliçeI. Elizabeth’ bağlardım.
Niye bağlamıyorum çünkü Elizabeth doğduğunda o kadar beyazdı ki onu hayalet sayıp öldürmek bile istediler. O yüzden esmer kadın işi bozdu ama bozmamış gibi davranıyım sizin için. Zaten Kraliçenin Sahakespeare’ye desteği yadsınamazdı. Ateş olmayan yerden duman çıkarmıydı? Bana göre Elizabeth’te ona aşıktı kendisinden yaşça çok küçük olsada. Ve bu duyulmasın diye de Shakespeare yerine Robert Dudley deyip Kraliçenin çocukluk aşkı öne sürülüp konu halı altına süpürüldü. Bu ikili hiç kavuşamadıkları için Shakespeare kendisini iyice yazarlığa, Kraliçede ömür boyu bekaretini bozmadan, hiç kimse ile evlenmeden yalnızlığa gömüldü. Zaten Kraliçe ölürken bile Robert Dudley’in kendisine yazmış olduğu mektubun bulunduğu rivayet edilir. Olamaz mı?
Neyse gelgelelim iş hayatına ve konumuzun başlığına. Sahakespeare onu destekleyen bir Kraliçenin verdiği olanaklardan ötürü gayet tabi durumunuda düzeltti. Bir kaç güzel ev aldı ve terastan manzarayı gören evinin yanı sıra bahçesine ektiği, domates, salatalık, soğanları organik toplayıp her sabah kahvaltısını yaparken eserlerini, oyunlarını yazdı. Ama gel görki o dönemler hırsızlık çok olduğu için bahçesinin talan edilmesine çok kızıp iki tane Kangal eniği alıp bahçeye bağladı. Köpek yavruları sıcaktan bunalınca kaşınmaya başladı. Shakespeare ne yaptıysa kaşıntıları geçmeyen kangal yavrularını hortumla ıslatıp fırçayla yıkamaya başladı. Yavrular temizlendikçe kaşıntılarıda geçmeye başladı. İşte aslında o olaydan sonra Avrupalıların banyo yapmaya başladığınıda söylüyorum. Olamaz mı?
Bu arada Shakespeare yazdığı oyunların yanında bir çok oyunda da oynuyor aktörlüğünü geliştiriyordu.
Yeşilçam’da aslında ayağı kaydırılmasaydı bugün Ayhan Işık, Yılmaz Güney, Kadir İnanır yerine Sahakespeare adını sıkça duyardık. Mecbur biz onu 1623’teki Birinci Folyo’da “tüm bu Oyunlardaki Başlıca Aktörler”den, Volpone’dan sonra ilk sahneye çıkanlardan biri olarak bileceğiz , ancak hangi rollerde oynadığı konusunda emin olamayacağız. 1610’da, John Davies, “iyi Will”in “kral gibi” rollerde oynadığını yazsada ben Shakespeare’ye daha çok Cüneyt Arkın’ın bir yumrukda devirdiği Bizans askelerinin içinden bir yumrukta devrilmeyen ve daha çok çalışmasın evlat diyen biri yapıyorum. Lütfen kayıtlara geçmeyen kamera görüntüleri incelesin tekrardan. Böyle hatalar olabilir sinema da. Müslüm babanın bir filminde ben annesi kılığında olan kadının önden beyazlatılmış saçlarını görürken arkadan simsiyah gür saçlarını kapatmayı unuttukları setleri de bilirim. ,,Olacak o kadar ama!
Gelelim Shakespearenin yapıtlarına ve vasiyetine. Aslında Kış Masalı şarkısını Adem Gümüşkaya ve Sibel Can’dan önce Shakespeare yazmıştı. Kitaplaşmıştı üstelik. İlk Leontes adlı bir kral hiçbir neden yokken karısı Hermione´yi kıskanır, karısıyla tüm ilişkisini keser ve bebek yaşındaki Perdita adlı kızının, yabani hayvanlara yem olsun diye ıssız bir yere bırakılmasını emreder. Karısından ayrılıp, kızını kurda kuşa yem eden Kral Bu süreçte çok efkarlanıp kaçak tütün içip, Orhan Gencebay’dan batsın bu dünyayı dinlerken Shakespeare’ye di üzer ve alır kalemi eline ve yazar bu şarkı sözünü onun ağzından.
Şarkının orjinali Sahakespeare’ye göre şöyledir aslında:
Adını dağlara yazdım Hermione
Buğulu camlara kazdım
Kışın masal dinlemek zor Hermione
Hem ağladım hem anlattım
Gözyaşım kederden miydi Hermione
Çektıgım kaderden mıydı?
İçtim hep ona sarıldım Hermione
Tek dostum kadehlerimiydi
Özledim gitme deseydin Hermione
Bırakma etme deseydin
Şimdi ardıma bakmazdım Hermione
Elini tutabilseydim
Gülmeyen gözler ıslaktı Hermione
Benim hayalim vuslattı
Seni sensiz yasamak zor Hermione
Benide Allah yarattı
Aşka tövbe etmekte zor Hermione
Bir daha böyle sevmekte
Ömründe bir kere yandı kalbim
Bu canı sana vermekte
Adem Gümüşkaya’ya değil de Shakespeare’ye ait olamaz mı bu Kış Masalı şarkısı da ,'Sallamak serbest ölçülü bir şekilde dimi ama. Olamaz mı'
Gelelim artık yazımı sonlandırıp Shakespeare’nin vefatı ve mirası konusuna. Aslında burayı hiç yazmak istemiyorum ama sizler için yazmak zorundayım. Niye yazmak istemiyorum onuda belirteyim, çünkü servetimle gündeme gelmekten kaçıyorum. Normalde Rowe’nin Shakespeare’nin biyografisini yazarken hiç bilmediği bir çok şeyde vardı. Onları ilk kez burda açıklıyorum.
Shakespeare’nin aslında üveyoğlu diye anılan John Hall benim. Ve Susanna’ya bir servet yığını bıraktığı masalıda yalan. O servet hep bana kaldı. Bir sabah postacı bir telgraf getirdi ve size hiç tanımadığınız üvey babanızdan çok büyük miras kaldı dedi. Tabi ben şaşırdım. Nasıl olur dedim? Postacı olur dedi. Üzümünü ye bağını sorma. Tamam dayı kızma dedim. Ardından hayrıma vakıf kuruluşlarına dağıttım birazını, birazı ile üstü açık bir şahin aldım. Tekerlerini kalın yaptırdım, camlarına siyah film çekip modifiye yaptırdım. Arkasınada yalandan kim ölmüş yazdırdım? Sonra bu vakıf kuruluşlarının içinden bir kaç kişi bu dağıttığım paraları kendi hesabına geçirip Siyah Tv adında bir televizyon kurmuşlar hiç haberim yok. Ogün yemin ettim artık bir daha hayrıma bir yere para bağışlamayacağım diye.
İşte o televizyonda Kadir Mısıroğlu’nun bu demecini görünce hepsini yazayım dedim.(Sedat Arslan)