Satır Arasından Notlar..

Konu sahibi son olarak 32 gün önce görüldü
Günaydın.
"Yeni"ye ne denli açık olursak olalım, zaman zaman endişe duyarız değişimden. Bir şeyleri muhafaza etme arzusu mu bu yoksa korku mu? Bilmiyoruz.
Charles Soule bir başka kitabında, "Dünya değişmemiş gibi davranmak, dünyanın yaşadığı değişimi geri almaz." der. Belki de bir şeyleri kabul etmek hatta bütün bunlara ayak uydurmak gerekir.
 
Günaydın.
İnsan ne tuhaf. Yapmak istediği yahut istemediği ne varsa bir âna, bir işe, bir başka "şey"e bağlamak istiyor bunu.
Suçlamak, bahane etmek için ya da nasıl diyelim, bilirsiniz işte.
Fatma Nur Kaptanoğlu başka bir öyküsünde, "Doğanın bana tam şu anda bir işaret göndermesi gerek. Ani bir yağmur, deprem, kum fırtınası. Hiç fark etmez." diyor ve varlığından emin olamadığımız bir şarkı çalıyor: "Bir yağmur bile yağdıramayacaksak sevgilim karşılaşmamızın ne anlamı vardı?" Sonra şarkı bitiyor. Var olun
 
Merhaba.

Çokça bilmek, her şeyden haberdar olmak ne büyük bir yüktür insana.

"Bilmemek bilmekten iyidir, düşünmeden yaşayalım, Mâra."
Düşünmek, her şeyi düşünmek zorunda olmak ne büyük bir bela...
 
Günaydın.
İnsanı en çok haksızlığa taraf olan kalabalıklar üzüyor. Aslında her şey apaçık ortadadır, herkes olan bitenin farkındadır da... Bilirsiniz.
Çakalkaplan'daki o cümleyi hatırlayın: "Üzülme, insanların çoğu maskeli artık." Önce zor geliyor sonra insan alışıyor arkadaşlar.
 
Günaydın.
Olan biteni hatırlamak mühimdir fakat geçmişe saplandı mı insan, ne fena.
Nina Berberova, "Geçmiş; bana şimdiyi yaşatmadan kaçıp gitmiş, önümde karanlık, bomboş bir gelecek bırakmıştı." der. Önümüze bakmak gerek arkadaşlar. Yaşanacak bir ömür.
 
Günaydın.
Yoruyor bizi kalabalıklar. Teker teker geliyorlar üzerimize, herkesin bir gündemi var herkesin derdi tasası başka. Kendi derdimize dahi yanamıyoruz. Bir dünyamız olsa da bir başımıza kalsak diye geçiyor içimizden.
Gülten Akın bir başka şiirinde, "Gel gör ki yalnızlığa dayanılmaz." diyor sonra. İşin bir de bu tarafı var arkadaş. İnsan ne tuhaf, insanla da insansız da yapamıyor. Var olun.
 
An olur, insan adını dahi unutmak ister. Birine söylese deli derler, aklını kaybetmiş diye söylenirler, kaçarlar etrafından aman ha, ne olur ne olmaz! Hâlbuki bir huzur çığlığıdır bu, şairler hariç kimsecikler anlamaz:
Bir misafirliğe gitsem, Bana temiz bir yatak yapsalar
Her şeyi adımı bile unutup Uyusam.
Bu haftadan tek isteğimiz huzur arkadaşlar. H U Z U R
 
Merhaba.
Bazen işler yolunda gitmez. Hatta bu bir tekrara dönüşür, bir çıkmaza. Bilirsiniz.
Harwicz kitabında, "Günlerim bundan ibaret benim, daimi bir tıkanıklık. Ağır ağır gerçekleşen bir yıkım." der.
Hepimiz böyle zamanlar yaşarız.
Enkazlar da kaldırılır yollar da açılır hiç merak etmeyin.
 
Günaydın.
Hakikat her zaman mutlu etmez. Suratına çarpıverir insanın.
"Fars"ı hatırlayın: "Hep böyle olmuştur. Siz uzakta ve bilinmezlikler içinde bir yaşam sürdüğünüzü düşünürsünüz, ama gerçekte küçük ve çevrelenmiş bir dünyanın içindesinizdir."
Hepimiz kendi masallarımızın kurbanıyız.
 
Merhaba.
Hafıza ne tuhaf. Kimine unutmak nimettir kimine hatırlamak. Ne olursa olsun bütün yaşananlar yaşanacaklara giden bir yoldur belki de.
İtalo Calvino, "Yitirilmiş bir geçmişin anısı, kavuşmayı arzuladığımız bir geleceğin güvencesini oluşturur." der.
Yaşadığımız her şey, belki de, bu yüzdendir.
Güzel mutlu günlere...
 
Mutluluk ne güzel şey.
Hani insanın içi kıpır kıpır olur hani o an yaşanacak en güzel andır, öyle hissederiz. Bilirsiniz. "Yüreğimin Sesini Dinle"yi hatırlayın: "Belki de bu günleri yaşamak için doğmuşumdur."
Bu cümleyi kuracağınız günler yakın olsun arkadaşlar.
Var olun.
 
Günaydın.
Her gerçek işimize gelmez. Bu yüzden bir şeyleri, birilerini suçlamaya meyillidir insan. Wilhelm Schmid, "Mutsuz Olmak"ta şöyle diyor: "Hakikati istediğiniz gibi eğip bükemezsiniz."
Öyleyse, kendimizi yıpratmaya lüzum yok. Hakikatle yaşamaya bakmalı.
 
Günaydın.
Öyle bir zamana denk geldik ki, hiçbir şeyi anlamak mümkün değil.
Kurt Vonnegut, "Anlamıyorum, hiç anlamıyorum. Ya da bazen anlıyorum da... Sonra yine anlayamıyorum." derken bundan bahseder.
O vakit, kendinizi yormayın arkadaşlar.
Anlamak bir beladır bu çağda.
Saygılar..
 
Günaydın.
Bu asır canımızı fena hâlde sıkıyor. Umudumuz azaldıkça Siddhartha'yı hatırlıyoruz:
"Güzeldi dünya, renkliydi, garip ve gizemliydi! Burada mavi, şurada sarı, orada yeşildi." Her şeye rağmen güzellikler yaşıyor. .
Yorulacağız ama uyumayacağız. Var olun.
 
Geçe her ânın bir şeyleri değiştirdiğini kabul edemiyoruz bazen.
Hakan Günday, "Hiçbir şey yerinde durmuyor bu hayatta. Hiçbiri memnun değil yerinden. Belki de hiçbir şeyin yeri yok aslında." derken bundan bahsediyor belki de. Bazen, değişime direnmemek gerek.
 
Ne vakit bunaltsa bizi kalabalıklar, "Ruhun Yalnızlığı"nı hatırlarız: "Bizi sessizlik içinde, gereksiz konuşmalardan, eskimiş ve anlamsızlığa batmış işlerden kurtaran yol arkadaşı olan yalnızlık vardır."
Kendinizi de bu aralar unuttuğunuz bu yol arkadaşınızı da ihmal etmeyin.
 
Günaydın.
İnsanın özleyeni, bir ses edeni olmadı mı ne fena.
Aruoba'nın şu sözünü hatırlayın: "Özlem, işitilmek istenen bir sestir. Karanlıkta yağan yağmur gibi…"
Ses edeniniz çok olsun arkadaşlar.
Var olun.
 
Günaydın.
Ne vakit fenalıklar peşimizi bırakmasa, Utançtaki şu ânı hatırlayın:
" 'Her şey düzelecek,' diye fısıldıyor. 'Göreceksin.' " Göreceksiniz, elbet her şey yoluna girecek.
Güzel bir hafta olsun. Var olun.
 
Günaydın.
Bazen kendimizi tanıyamıyoruz. Bu nasıl olur, bu ben miyim, diye kendimizi yer dururuz.
Cesar Aira bir başka kitabında, "Derken kendi kendimden sıkılmaya başladım. Aynaya bakınca beni temsil eden tek bir unsur bile görmüyordum. Görünmezdim." der.
Zor zamanlar gelir geçer ve insan kendisiyle elbet barışır. Var olun.
 
Günaydın.
Ömür geçiyor. Bunu sıkça söylüyoruz belki. Yaşananlar, yaşanamayanlar, pişmanlıklar vesaire. İnsan şöyle bir durup düşününce kimine üzülüyor kimine gülümsüyor.
Ali Teoman, "Yaptıklarından çok, yapmadıklarına pişman oluyor insan." diyor ya... Yapılmayanın telafisi olmuyor.
Dilediğiniz gibi olsun her şey. Var olun.
 
Geri