Sanatçının ahlakı, karakteri, hataları eserini değersizleştirir mi?

🟢 Konu yazarı şu anda aktif
Cinsel taciz ifşaları gündemdeyken bu konuyu açmamak olmazdı diye düşündük. (royal we) djks the big lebowski* (esprilerimi açıklamayı sevmem)
Şimdi aslında bu konuyu favela açması gerekiyordu, sonra o shinigami'ye topu atar gibi oldu, shinigami pek oralı olmadı fkd bir şekilde ihale bana kaldı gibi.

Soruyu bırakıyorum tam buraya. Başlık, gündemden dolayı bu şekilde belirlendi ama genel olarak da düşünebiliriz. Nasıl isterseniz. Eh o zaman, "yeni konu aç"a basıyorum, BASTIM GİTTİ
 
Keşke önce ilk olarak senin düşünceni öğrenseydik.
 
ben ufak tefek yazdım zaten. ama daha kapsamlı da yazarım. az dolsun buralar.
 
Ya Lari, bilgisayarim bozuk, 3 cumleden fazlasini telefonda yazamiyorum, dusuncelerimi toparlayamiyorum. O yuzden topu sana atmis oldum, tesekkurler .p
 
Hata,ahlak,karakter denilince ve daha da önemlisi 'sanatçı' denilince neye vurgu yapıldığı önemli diye düşünüyorum.
Hatası,ahlaksızlığı kişiselse, bir başkasını ya da bir topluluğu mahvetmemiş ise değersizleştirmez sanırım.
Hayatı beni ilgilendirmiyor, eserleri şahane deyip dinlediğim sanatçılar vardı.
Hayatını detaylıca araştırsam, belki eserleri bana itici gelmeye başlayacak.
İnsan psikiyatr değilse kırıp dökmüş,yok etmiş saf kötü birinin ruhsal-zihinsel yansımalarını neden anlamlandırmaya çalışsın ki diye düşünüyorum.Saf kötü birinin de sanatsal-müziksel vb. zekası yüksek olabilir. Müthiş bir sesi olabilir mesela... Tek derdi de olayın ticari boyutudur . "Sanatsal-müziksel vs. zekası yüksek insanların ortak özellikleri" şeklinde pek çok sosyometrik veri var fakat güvenilir değil . Zeka ölçümlerinin güvenilir olmaması gibi.
Genel açıdan bakınca böyle, kendi açımdan üzerine düşünmem lazım; birine saf kötü diyebilmek meşakkatli bir iş benim için.
 
Bu konuda, dili benden çok fazla dönen insanlar olacaktır. Kıt düşünceler ile yazalım bir şeyler. Yazının büyük bir bölümü hatta ve hatta tamamına yakını kişisel yorumdur; kimse bu şekilde yapmalı değildir. Naçizane (ne kelime ama ya, kekik gibi ayrı bi tat veriyo) fikirler safsatasıdır.

Sanatçı sadece sanat yapmakla mı mükelleftir? Yoksa halka mal olmak zorunda mıdır? Misyon yüklemek ne kadar doğrudur? Yaptığı hatadan münezzeh midir? Bir sürü belirsiz sorular. Tarih boyunca bile cevaplanamamış; ancak kendi içimizde kuracağımız yargıyla bir şeyler bulabiliriz kendimizce.

Hasan Ali Toptaş'ı hayatımın en çalkantılı döneminde tanıdım. Ve; idol aldığım bir insan tarafından "ne psikoloğu lan saçmalama, oku şu adamı rahatlarsın" gibi saçma sapan bir şekildeydi hem de. Neyse, dramatize etmeyeceğim. "Çok aco çektom ben kızom" edebiyatına da hiç girmeyeceğim. (montla sıç)

Bendeki yeri bu denli etkili olan biri hakkında konuşmak, bir şeyler karalamak inanın çok zor. Belki de taraflı olacak. Aynısını; Ahmet Batman Begins yapsa "vay hayvan herif, püüü sıfatına" diye söylenip, magazin sekmekesine geçmiştim çoktan.

Yaşadığımız coğrafyada Hasan Ali kadar etkili yazabilen belki de çok az insan vardır. Eserleri birçok dile çevrilmiş; doğunun Kafka'sı olarak gösterilmiş, neredeyse Sadık Hidayet ile kıyaslanacak kadar iyi yazı yazan bir adamı tek bir hatasından dolayı öldürmek, kitaplarını yakmak, toplum nezdinde silmek ne kadar doğrudur? Acaba biraz da kendimizi mi cezalandırıyoruz? Ya da birikmiş onca sapkın duygularımızı bu şekilde mi arıtıyoruz?

Yazdıklarını ve yaşadıklarını ayrı değerlendiriyorum ben, kendimce. Adam öldürseydi de benim için bir şey değişmeyecekti. Adam öldürmeyi elbette tasvip etmiyorum daha önce de dediğim gibi. Sonuçta insanı hayattta bir yere getiren şey doğruları değil, yaptığı yanlışlarıdır değil mi?(cık)

"Böylece, sen aklımdan adamakıllı silinir, bir bilinmeyenken hiç bilinmeyen olursun.
Zaten, seni olsa olsa sezerim ben, istesem de bilemem.
Sen de, abartılacak kadar sıradan bir hayat yaşayan bu adamı bilme bence.
Çünkü, her zaman için sezmek, bilmekten daha iyidir."

Bu olaydan sonra Hasan Ali'den sonra en çok mesaj gelen ikinci kişi olabilirim. Emmioğlum bile mesaj atmış; "seninki sapık çıktı ehi ehi" diye.
Şundan da eminim, kendini öyle bir cazalandıracak ki bu adam, belki de adını bir daha asla duymayacağız hiçbir yerde. Evet.
 
Madem öyle, öyleyse kendi düşüncelerimi ve fikirlerimi satırlara dökeyim.

Birey olarak karakteri, ahlakını ve hatalarını değersizleştirebilir ama eserini değersizleştirmez, değersizleştirmemeli de.. Sanat - sanatçı ilişkisi arasında herkesin kendi bakış açısına dayalı yorumları olabilir keza yorumlanmaya açıktır. Şu açıdan ele alalım; Sanatçının hayatına dair hiç bir şey bilmiyorken keyif alarak bir çok eserini okudunuz, değer verdiğiniz herkese tavsiye ettiniz. Belki içten içe onun gibi yazmak bile istediniz. Sonra günün birinde böyle bir haber ile gündeme geldi. Tavrınız sanatçının eserlerine mi olmalı yoksa bizzat kendisine mi? Size iyi-kötü bir takım şeyler katan eseri, sahibi yüzünden katamıyor ki diyerek geri al bunu demek gibi..

Benim anlam veremediğim ve yanlış bulduğum asıl konu sonrasında yaşanan linç hiyerarşisi ve yayınevi - okuyucu kısmının iki yüzlülüğü.. Adam kabullenmiş, özrünü dilemiş ve bunun öncesini de düşündüğümde şayet bu kişi bu kadar popüler olmasaydı belki de bu kadınlar böyle bir vahameti dile getirmeyeceklerdi. Tacizi ya da taciz edeni savunmuyorum. bu hanımefendiler seneler sonra gelen cesaretlerini aynı kararlılıkla adalete kadar götürsünler, yazar için en ağır cezayı da istesinler. Olabilecek en tatmin edici sonuçlar oldu diyelim. Emrah Serbes hapiste mesela ama eserlerini hala alıp okuyabiliyor, bir şekilde ulaşabiliyorsunuz. Behzat Ç. yi dibi düşe düşe izleyen insanlar, öve öve bitiremeyen insanlar silebilir mi hafızalarından o zaman behzat ç. yi ? Ya da mesela Erdal Beşikçioğlu şey diyor mudur; Ulan Senarsti katil olan adamın dizisinde baş rol oynadık, öğk pu.. bu minvalde örneklendirebileceğim nice ses sanatçısı, politikacı, din tüccarı var.

Son olarak bu okuyucular gibi ikiyüzlü olan yayınevlerine de gelelim. O zaman popüler kültür diye Lovercraft'ın herhangi bir eserini basan yayınevi yazarın kendisi gibi ırkçının dik alasıdır. David Edding's diye bir abimiz var mesela çocuk istismarından hüküm giydiği halde metis yayınlarından kitapları çıkmış ve satan, ona da aynı tepkiyi göstersin öyleyse yayınevleri - okuyucular.. buna benzer daha çok olay var. Toptaş okumayan ya da okumaktan iğrenen, okuduktan sonra da eserlerini kötüleyen arkadaşlar aynı tepkiyi bu diğer yayınevlerine de versinler. Bu yayınevleri de mesela Everest'in yaptığı gibi yapsın, yollarını ayırsınlar eser sahipleriyle ? ah tüh para kazanacaktık..
 
Düşüncelerim ektedir.

"Benim adım Emrah Serbes, sonumda 'T' yok, bundan sonra sonumda hiçbir şey yok".

Ekran görüntüsü 2020-12-10 235200.jpg
 
Edison ahlaksız biriyse bile hiç önemli değil

Sanatçının eserinden insanlar faydalınyorsa etkilemez
 
Biri bir vatandaş kimliği ile karısını döverek öldürmüş birinin aşk romanlarını okumak istemeyebilir fakat edebiyatçı kimliği varsa ve işi eser değerlendirmesiyse, eseri okur ve değerlendirir. Edebi teknik açısından harikulade bir eserse esere "edebi açıdan değerli" diyebilir.
Bu da bir bakış açısı.
Yargılamaya,manipülasyona açıklığımızı düşünürsek sanatçının hatasına-kötülüğüne (her neyse) göre insanlar sanatçının kitaplarını yakmak isteyebilir,heykellerini yıkmak isteyebilir,Favela beyin dediği gibi sanatçının adını bir daha duymayabiliriz.
Verisine,ürününe göre de durum değişebilir, unutulmaya da bilir.
Neyse çok konuştum bu konuda...
 
Roman Polanski, bir kadın oyuncu tarafından tecavüzle suçlanmış ve belli bir süre de hapis yatmıştı fakat bu olay yönetmenlik kariyerine hiç etki etmemiş hatta filmleri övgü almaya devam etmişti. Piyanist filmini izleyip de etkisinde kalmayan birileri var mıdır?

Sanatçı, felsefeci ya da bilim insanı olsun hiç fark etmez, bu insanların yaşam boyu ürettikleri ile kişisel yaşamları ayrı tutulmalıdır. Polanski filmlerini izleyenlerin hiçbiri tecavüz ya da taciz destekçisi değildir fakat onun sanatına hayranlık beslemekten de geri duramazlar.

Taciz ve tecavüz olayı, kim olursa olsun kadında derin bir yara açar ve bu acı yıllar sonra da ortaya çıkabilir çünkü ömür boyu o yükü taşımanın altında ezilmiştir, dışa vurup bu acıdan arınmak isteyebilir. Tacizi dile getirmek, kadınlar için hiç de kolay değildir ve çoğu bunu unutmaya ya da yok saymaya çalışır fakat yaşamı boyunca da tüm kararlarını-seçimlerini etkiler.

Erkek, hangi statü ya da koşulda olursa olsun, bir kadını taciz etme hakkına sahip değildir ve bu hatayı yaparsa da mutlak surette bir bedel ödemesi gerekir çünkü karşı tarafa büyük bir travma yaşatmış oldu. Tacizin büyüğü ya da küçüğü olmaz ve bunu haklı gösterecek hiçbir bahane üretilemez.

Bu olayda ise sürecin nasıl işleyeceğini kestirmek mümkün değil fakat kuru bir özürle kalmayacağı da ortada görünüyor. Yine de sonuç ne olursa olsun eserlerini ayrı bir kefede tutmak gerekiyor. Felsefe dünyasında da böyledir ve felsefecilerin kişisel yaşam-tercihleri, ortaya attıkları görüşlerden bağımsız ele alınır, keza bilim insanları için de öyle değil midir?
 
ben sanırım bu noktada biraz eylem odaklı bakıyorum. daha önce ufak ufak yüzeysel olarak yazmıştım. şahsın zararı yalnızca kendine dönük eylemlerinden çok etkilenmiyorum bu bağlamda. mesela amy winehouse, bir uyuşturucu bağımlısıydı. direkt olarak zararı kendisineydi aslında. (sanatçının topluma örnek olması gerektiğini düşünmüyorum) "rehab" diye şarkı yaptı hatun. bütün dünya onunla beraber "they tried to make me go to rehab. I said no no no" diye söyledi. tabi ki kimse uyuşturucuyu onaylamadı. amy'nin uyuşturucu bağımlılığı, "back to black" dinlerken aklıma gelmedi.
dostoyevski'nin kumarbazlığı, şair nedimin çapkınlığı hdsjh bilmem kimin alkolikliği vs vs bunlar sanırım direkt olarak başkasını etkilemediği için sanatçının kişiliği ya da alışkanlıkları hakkında eserlerini de daha iyi anlayabilmek için bir bilgi olarak kalıyor insanın zihninde. zaaf sahibi oldukları için yargılamak doğru gelmiyor. eserlerine de bu gözle bakmıyor, ayrı düşünmeye çalışıyorum.
lakin iş kadın tacizi, tecavüz, çocuk istismarı, adam öldürmeye geldi mi benim için işler değişiyor. bu benim kişisel görüşüm. yine de sanatçının eseri değersizleşiyor demiyorum. sanatçıyı suç teşkil eden eylemlerinden dolayı yargılamak, mahkemelerin işi, ben onu yapamam. adalet yerini bulsun isterim sadece.
işin bana dönük kısmında ben bir edebiyatsever olarak hayalkırıklığına uğruyorum. bir şeyleri samimiyetsiz bulmaya başlıyorum. kişisel olarak eserlerinden uzaklaşıyorum. sanatçının eserlerine yönelik toptan bir boykot, sansür içerdiği için özgürlük açısından kaygan bir zemin. bunu savunuyor muyum emin değilim. ama kişisel olarak uzaklaşma hakkım var, eserlerine aynı gözle bakmama hakkım var, neden olmasın? "o her şeyin mutlaka bir iz bırakacağına inanıyordu; izsiz şey olamazdı; kuşların bile izi vardı gökyüzünde, sözcüklerin dişte, bakışların yüzde.” her şey iz bırakıyor çok üzgünüm.

velhasıl, ayrı düşünmek doğrudur, doğrusu bu olabilir. ama benim içn böyle işlemiyor galiba. değersizleştirmese bile, bir gölge düşüyor.
 
Son düzenleme:
Degersizlestirmez güzel kardesim. Sanatçı dedigin senin çürümüş sosyal normlarına uyan karakterde değildir çoğu zaman zaten.
 
Dilim döndüğünce konu hakkında bir kaç kelam edeyim.
Eserlerin eser sahiplerinden ayrı değerlendirilmesi gerektiği taraftarıyım. Sonuç itibariyle her eser yazıldıktan , bestelendikten sonra okuyucu veya dinleyiciyle buluştuğunda artık dinleyici/okuyucunundur. Her birimiz dinlediğimiz şarkılarda, film ve kitaplarda kendimizden bir şeyler bulur yada kendimizi karakterin yerine koyup öyle dinler/okuruz. Bu yüzden sanatçıların karakterleri hataları ahlaki, eserlerini değersizleştirmez ve değersizleştirmemeli.

Kendimce bir kaç örnek vereyim.
Cem adrian'ın cinsel eğiliminin toplumun ahlak değerlerine ters düştüğü söylenir ancak bu benim gözümde söylenmiş hiç bir şarkısını değersiz ve önemsiz kılmıyor.
Yine Yılmaz güney'in ( yumurtalık hakimini öldürdüğü söylenir) katil olduğu söylenir, bu benim için onun filmlerini ve yaşamını değersiz kılmıyor.
Bu alanda örnek verilebilecek bir çok isim vardır elbette.
Kendi fikriyatıma göre her eser, sahibinden ayrı değerlendirilmelidir.
Ve bu değerlendirme yapılırken eser sahibinin hataları değil,insana kattıkları,topluma verdikleri göz önünde bulundurulmalı.
Yani eser sahibinin işlediği suçları , kitaplar şarkılar ve filmler çekmemeli.

Diknot: Zihnim çöplük gibi ve toparlayamadım.
 
Kendi yazdığımı bir kez daha destekler nitelikte bir davranış ve duygu biçimindeyim. Biliyorsunuz bu aralar taciz ifşaları gündemde. Sanatçıların mesajları vs derken anonim hesaplardan yapılan ifşalar da işin içine girdi. Anonim olması kafaları biraz karıştırsa da suyu bulandırıyor. Benim dikkatimi çeken Mesut Süre ile ilgili olan iddialar oldu. İçinde bulunduğu her işi keyifle seyreden ve dinleyen biri olarak doğruluğu/yanlışlığı bir yana isminin böyle bir şeye karışmış olması bile gerçek ortaya çıkana kadar işlerini seyretmeyeceğim ya da mesafeli olacağım anlamına geliyor. Nasıl bilet alayım ya da nasıl podcast dinleyeyim, yapamam.
İddialar doğruysa zaten umarım hakettiğini bulur, adalet de tecelli eder. Ama iftira ise anonim hesaplardan yapılan bu tarz söylemler, kadınların gerçek mücadelesine çok büyük zarar verir. Buna da bir kadın olarak üzülürüm.
 
Tanrıların ve peygamberlerin yaptıklarını sanatçılar yapınca ahlâksız, kitapsız, karaktersiz, şerefsiz olurlar.

İnsan, iki yüzlü bir varlıktır. Zombilerin zombi eti yemesi güzel mi çirkin mi tartışması bir yerde.
 
Evet,bende değersizleştiriyor.
 
Geri