Şimdi ilk uçağa atlayıp yanına gelesim var çoçuk, sahi vize istiyorlar mıydı senin oraya? Metrobüse binip öndeki metrobüsü takip et faslını geçeli çok oldu. Birdenbire bir tramvay, birdenbire bir çiçek, birdenbire hiç bir şey olduğu yok. O şairin dediği gibi dengeler adına oldu ne olduysa. Sen bu şehirde dengeler adına yoksun ve ben bu boktan zamanda sana birşeyler anlatamıyorum, küfür edemiyorum, içimi dokemiyorum dengelerin gücü adına. Herşey bir şeylerin adına olurken ben ne adına bu durumdayım inan bilmiyorum. Bildiğim bir şey var bu durumda bile yanına gelemiyorum. Çünkü işle düzenli bir ilişkim var, kredi kartları var, aylık akbiller sonra, sonra taksitler, belediyeler, aidatlar, sorumluluklar, mutsuzluklar, daha çok sorumluluklar, daha çok mutsuzluklar, sonra daha çok, daha, daha...
Bir sigara versen, herşeyi anlatırım.
Oturup bir takım şeyler söylüyorum imla kuralları olmadan mutsuzluk üzerine. Oysa ben hergün metrobüse biniyorum, hergün sıradan, düz, dümdüz, çok düz olduğuma yetecek onlarca veriyi koyuyorum beynime ama yetmiyor demek ki insan umut ediyor, inanmak istiyor işte albayım, bir şeylerin düzeleceğine, değişeceğine bir inanç besliyor, sonra eve gidiyor. Bazen duş alıyor, bazen uyuyor, bazen dişlerini fırçalıyor, bazen yemek yiyor, bazen film, bazen futbol, bazen...bazen...bazen...
Tamam lan otlakçılık yapmayacağım, cebimde sigaram var, bir ateş versen.
Anlatacak çok şey var ama sen yoksun. Sigara varken olmayan çakmak gibi zaten bütün çakmaklar, dostluklar gibi, eski aşklar gibi, senin gibi oğlum hep kayboluyor. Bit pazarından aldığım bir çakmak vardı, hani şu japon malı gemiye benzeyen onu sen mi hacılamıştın bu arada? Ben aynı sokaklardayım oğlum, aynı caddeler, aynı binalar, aynı bulvarlar, aynı otobüsler, aynı otobüsler, aynı otobüsler, aynı insanlar, aynı kadınlar geçip gidiyor ömrümden. Az önce iki arap genç geçti önümden, sonra merdivenlerde tartısıyla duran çocuğa biri hırkasını verdi. Hani böyle videolarda gördüğümüz gibi sağa sola baktım kimse kameraya çekmiyordu. Böyle işte aziz dostum ben bu şehri İstanbul'un sokaklarında onlarca ayakkabısız çocuk, belki binlerce evsiz insan gören ben o kadar kanıksamışım ki herşeyi sana durup neler anlatıyorum. Biraz daha konuşsam "hafız bu şehirden gitmek lazımlar", "beni boğuyorlar", "nefes alamıyorumlar" bohem, şehirli, beylik laflar...
Sahi bir ateş versen.
Bir sigara versen, herşeyi anlatırım.
Oturup bir takım şeyler söylüyorum imla kuralları olmadan mutsuzluk üzerine. Oysa ben hergün metrobüse biniyorum, hergün sıradan, düz, dümdüz, çok düz olduğuma yetecek onlarca veriyi koyuyorum beynime ama yetmiyor demek ki insan umut ediyor, inanmak istiyor işte albayım, bir şeylerin düzeleceğine, değişeceğine bir inanç besliyor, sonra eve gidiyor. Bazen duş alıyor, bazen uyuyor, bazen dişlerini fırçalıyor, bazen yemek yiyor, bazen film, bazen futbol, bazen...bazen...bazen...
Tamam lan otlakçılık yapmayacağım, cebimde sigaram var, bir ateş versen.
Anlatacak çok şey var ama sen yoksun. Sigara varken olmayan çakmak gibi zaten bütün çakmaklar, dostluklar gibi, eski aşklar gibi, senin gibi oğlum hep kayboluyor. Bit pazarından aldığım bir çakmak vardı, hani şu japon malı gemiye benzeyen onu sen mi hacılamıştın bu arada? Ben aynı sokaklardayım oğlum, aynı caddeler, aynı binalar, aynı bulvarlar, aynı otobüsler, aynı otobüsler, aynı otobüsler, aynı insanlar, aynı kadınlar geçip gidiyor ömrümden. Az önce iki arap genç geçti önümden, sonra merdivenlerde tartısıyla duran çocuğa biri hırkasını verdi. Hani böyle videolarda gördüğümüz gibi sağa sola baktım kimse kameraya çekmiyordu. Böyle işte aziz dostum ben bu şehri İstanbul'un sokaklarında onlarca ayakkabısız çocuk, belki binlerce evsiz insan gören ben o kadar kanıksamışım ki herşeyi sana durup neler anlatıyorum. Biraz daha konuşsam "hafız bu şehirden gitmek lazımlar", "beni boğuyorlar", "nefes alamıyorumlar" bohem, şehirli, beylik laflar...
Sahi bir ateş versen.