Sahipsiz Satırlar

  • Kullanıcı T
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Üye Günlüğü
Konu sahibi son olarak 2330 gün önce görüldü
Şimdi ilk uçağa atlayıp yanına gelesim var çoçuk, sahi vize istiyorlar mıydı senin oraya? Metrobüse binip öndeki metrobüsü takip et faslını geçeli çok oldu. Birdenbire bir tramvay, birdenbire bir çiçek, birdenbire hiç bir şey olduğu yok. O şairin dediği gibi dengeler adına oldu ne olduysa. Sen bu şehirde dengeler adına yoksun ve ben bu boktan zamanda sana birşeyler anlatamıyorum, küfür edemiyorum, içimi dokemiyorum dengelerin gücü adına. Herşey bir şeylerin adına olurken ben ne adına bu durumdayım inan bilmiyorum. Bildiğim bir şey var bu durumda bile yanına gelemiyorum. Çünkü işle düzenli bir ilişkim var, kredi kartları var, aylık akbiller sonra, sonra taksitler, belediyeler, aidatlar, sorumluluklar, mutsuzluklar, daha çok sorumluluklar, daha çok mutsuzluklar, sonra daha çok, daha, daha...

Bir sigara versen, herşeyi anlatırım.

Oturup bir takım şeyler söylüyorum imla kuralları olmadan mutsuzluk üzerine. Oysa ben hergün metrobüse biniyorum, hergün sıradan, düz, dümdüz, çok düz olduğuma yetecek onlarca veriyi koyuyorum beynime ama yetmiyor demek ki insan umut ediyor, inanmak istiyor işte albayım, bir şeylerin düzeleceğine, değişeceğine bir inanç besliyor, sonra eve gidiyor. Bazen duş alıyor, bazen uyuyor, bazen dişlerini fırçalıyor, bazen yemek yiyor, bazen film, bazen futbol, bazen...bazen...bazen...

Tamam lan otlakçılık yapmayacağım, cebimde sigaram var, bir ateş versen.

Anlatacak çok şey var ama sen yoksun. Sigara varken olmayan çakmak gibi zaten bütün çakmaklar, dostluklar gibi, eski aşklar gibi, senin gibi oğlum hep kayboluyor. Bit pazarından aldığım bir çakmak vardı, hani şu japon malı gemiye benzeyen onu sen mi hacılamıştın bu arada? Ben aynı sokaklardayım oğlum, aynı caddeler, aynı binalar, aynı bulvarlar, aynı otobüsler, aynı otobüsler, aynı otobüsler, aynı insanlar, aynı kadınlar geçip gidiyor ömrümden. Az önce iki arap genç geçti önümden, sonra merdivenlerde tartısıyla duran çocuğa biri hırkasını verdi. Hani böyle videolarda gördüğümüz gibi sağa sola baktım kimse kameraya çekmiyordu. Böyle işte aziz dostum ben bu şehri İstanbul'un sokaklarında onlarca ayakkabısız çocuk, belki binlerce evsiz insan gören ben o kadar kanıksamışım ki herşeyi sana durup neler anlatıyorum. Biraz daha konuşsam "hafız bu şehirden gitmek lazımlar", "beni boğuyorlar", "nefes alamıyorumlar" bohem, şehirli, beylik laflar...

Sahi bir ateş versen.
 
Düzeni çok iyi kurmuştunuz. Hep bizim adımıza, bize benzemeyen insanlar çıkarıyorduk aramızdan. Kimse bizim tanımımızı yapmıyordu ki biz kimiz bilelim. Gerçi bazı adamlar çıktı bizi anlamak üzere; ama bizi size anlattılar, bizi bize değil.

Oğuz Atay

 
İnsanın aklı gelir gider. Anı anını tutmayadabilir. Bunların hepsine saygım var. Kendimden biliyorum en azından. Kendimi çok kötü hissediyorken, bir anda neşeli bir hale bürünebiliyorum. İnsanlara kendimi ispatlama gibi bir zorunluluğum da yok üstelik. Mutluysan mutlusundur. Ağlamaklıysan, zaten ağlarsın. Güçlü olmak diye bir kavram çıkarmışlar. İnsanları boş yere kastırıyorlar. Nasıl davranmak istiyorsan öyle davran demiyor kimse. Güçlü ol, kendini ezdirtme, ezilme falan filan. Uyduruyorlar yani.

Sonra insanlar kalkıp bunun üzerine ulan beni ezeni bende ezerim gibi bir ruh haline bürünüyor. İçten içe hesaplaşmalara falan giriyorlar. Ortada bir şey de yok. Eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmek deyimi ortaya çıkıyor. Eh bir kere insanın aklına tilkiler girdiğinde de sonrası hep kendine zarar. Kendine zarar verirken de, çevresindekileri de ihmal etmiyor tabi ki.

- Dengeniz şaşabilir. Lastiğiniz de patlayabilir. Benzin de bitebilir. Tükenedebilirsin.

Hayatta her türlü konunun oluru var.

Ama durduk yere;

- Ruh Hastası gibi davranmak niye ?
 
Kendini bir ırmağın sularına bırakan kayık hangi okyanusa açılacağını bilir mi? Kayığı suya salan kendi iradesi mi zaten? Oyun yazılmış. İte kaka çıkarıldığımız sahnede görülmeyen bir suflörün fısıldadığı kelimeleri tekrarlamaya, manalandırmaya çalışıyoruz. Vazife ahlakı ! Senin, kendine karşı hiç vazifen yok mu?

Cemil Meriç
 
Hakkımda ne derseniz deyin boş işlerin adamı olmaktansa, garip işlerin adamı olmayı yeğlerim.
 
Bi kere kırılmış insan bi daha kırılmamak için herkesi kırabilir, pişman da olmaz.
 
Seçimini zekice yapmak yarılamaktır zafere giden yolu; diğer yarısı kayıtsızlıkla fethedilir. Bir yanda istediğin her şeyi söyleyebilirsin, öte yanda mecbur değilsin. Ben bir şekilde ikisini de yapmayı becerdim. Bu yüzden benimle bir sorununuz varsa size aittir.
 
Bir daha ki sefere gelirken elinde fındık kabuğunu dolduracak kadar cümleler olsun T. Bu şekilde gerçekten komik duruma düşürüyorsun. Kendini rezil ediyorsun. Kimseye bir şeyler ispat etmek zorunda değilsin üstelik. İsteyen istediğini düşünebilir. Seni anlayan anlıyor zaten. Bunların en başında da ben yer alıyorum. Fazlasına da gerek yok zaten. Buraları bu kadar ciddiye almanın bir anlamı da yoktu ama her zaman anlamlı olamıyor işte insan. Kartlarım her zaman açık. Bilirsin, çok güzel poker oynarım. Açık olmaya da devam edecek.
O kadar salladıktan sonra erdemden falan bahsetmek hoş olmuyor ama bunu da bilmeni isterim.

Unutmadan;

- Para, sadece paraya önem verenler için önemlidir.
 
Final

[YOUTUBE]6wIfAQtoatg[/YOUTUBE]
 
Kırgın değil, yorgundum.

- Yormak istemedim. -

Not: Rıhtım Cad. No:13
 
Okumak diyorum T:

Okumak. Özünde çok derin bir kelime. Bir kitabı okumak, bir filmi okumak, bir melodiyi okumak, hayatı okumak, birini okumak, kendini okumak; anlamak, anlatmak, anlamaya çalışmak. Aynı zamanda binlerce duyguyu iki satıra sığdırmak. Gizlemek belki.. Keşfetmek. Keşfedilmeyi beklemek. Anlamlandırmak. Özümsemek.

Tüm bunlar tek bir sözcükle: "Okumak."
Peygamber Efendimize inen ilk vahyin "oku" olması tesadüf olmasa gerek. Kim bilir içinde hala keşfedilmemiş ne manalar var.
 
Bir seçim maratonu daha sona erdi.Yıllar sonra; münferit bir kaç ufak olay dışında kavgasız bir seçim yaşayabildiğimiz için mutluyum. Öncelikle Recep Tayyip Erdoğan ile partisinin oylarını bölünmeye rağmen koruyan Devlet Bahçeli'yi ve seçimin diğer kazananlarını tebrik ederim.

Bir tebrikte; kaybeden olmasına rağmen Muharrem İnce'ye. Kısa bir sürede inanılmaz bir efor gösterip, diğer muhalif adayların varlığına, iktidarın medyayı ve devletin bütün ayrıcalıklarını kendi lehine kullanmasına rağmen, büyük bir başarı ile %30'un üzerinde oy almıştır. Tebriğin bir diğer sebebi de seçim sonrası sonuçlara bakış açısı, olgun ve bütünleştirici söylemleridir. Uzun zamandır; kavgacı değil barışçı, çamur atan değil tebrik eden, ağlayan değil yarınlara umutla bakan muhalif bir siyasetçimiz, liderimiz olmamıştı. Muharrem İnce bu eksikliği giderdi. Elbette bu süreçte pek çok hata yapmıştır, özellikle seçim akşamı sağlıklı haberler bekleyen destekçilerini memnun edememiştir, üstelik seçimin gidişatına ilişkin haberleri CHP basın sözcülerinin tekeline bırakarak onların "seçimler ikinci tura kalmıştır" gibi Anadolu Ajansının CHP versiyonu olan söylemlerine engel olamamıştır. Ancak her şeye rağmen Muharrem İnce gelecek seçimler için büyük bir ışıktır.

Gelelim seçimin asıl kaybedenlerine; Kemal Kılıçdaroğlu parti başkanı olarak girdiği her seçimde hüsrana uğramıştı, bu seçimde de bizi yanıltmadı. Tabi ki yine koltuğunu bırakmayacaktır ama son günlerin popüler söylemi ile dip dalga gelmektedir ve karşı koyması mümkün olmayacaktır.

Meral Akşener; partisi kazanmasına rağmen kendisi partisinden de az oy alarak hayal kırıklığı yaşatmıştır. İyi bir siyasetçi olduğu aşikardır ancak belli ki liderlik konusunda ışık vermemektedir. Keza Temel Karamollaoğlu da Akşener gibi kendi partisinin oylarını bile alamamıştır hatta sandık haberlerine göre komşularından dahi oy çıkmamıştır.

Selahattin Demirtaş için bir şey söyleyemeyeceğim, her ne kadar partisinden az oy almış olsa da seçimlere yönelik bütün söylem ve propagandası sadece YSK'nın verdiği 20 dakikalık konuşma süresi ile sınırlandırılmış, tutuklu olarak katılabildiği ve ceza evinden takip edebildiği bu seçimler onun için bir kıstas olmayacaktır. Seçimlere katılmasına karar verilen hiçbir siyasetçinin ilgili seçim sürecinde tutuklu olmadığı medeni yarınlar dilerim.

Gelelim Seçimin gizli kaybedenine. Şaşırtıcı olsa da bu seçimin gizli kaybedeni Ak Parti olmuştur. Çok seçimde şu cümleyi duymuşumdur, duymuşsunuzdur "ben Ak Partiye değil Erdoğan'a oy veriyorum". Bu düşünce bu seçimde tescillendi. Ak Parti 7 Haziran seçimlerinden sonra ikinci kez mecliste çoğunluğu kaybetti. Meclisteki sandalye sayısına göre bırakın anayasa değişikliğini kanun değişikliği için dahi en azından meclisteki diğer bir partinin desteğine ihtiyaç duymaktadırlar. Şu an için MHP ile ortaklık halinde olduklarından belki de bu durumla ilgili başlangıçta sorun yaşamayacaklardır, ancak siyasette bir günün bile çok uzun olduğu düşünüldüğünde gelecekte büyük sıkıntı içerisinde olacakları ve pek çok kanun değişikli tartışmasında yabancı oldukları uzlaşma kültürü ile yüzleşmek zorunda kalacakları aşikardır. Üstelik Erdoğansız bir Ak Partinin geleceği karanlıktır. Bu seçimde dahi artık yorulduğu, yaşlandığı ve bazı söyledikleri konusunda kendi seçmeninin dahi inanamayarak şaşırdığı bir süreç yaşatmıştır.

Ak Parti henüz Erdoğan sonrasına ilişkin kendisi için bir lider bulabilmiş değildir, bulacak gibi de gözükmemektedir. Partinin gücü elinde bulunduran kesiminde böyle bir alternatifte yoktur. O yüzden Ak Parti iktidarı için gerileme döneminin başlangıcı olmuştur bu seçim. Her seçim değişik bir süreç yaşatmakta bu ülkede, gelecek seçimlerde neler olacak hep birlikte göreceğiz.

Aydınlık, barış, medeniyet, özgürlük, zenginlik ve sağlık dolu yarınlar dilerim.
 
İnsan, arzuladığı yaşama elbet bir gün ulaşıyor idi T.

- İnce bir çizgi ile.

Hakimiyet, sabır ve mücadele arzusunda.
 
Gelip size zamandan söz ederler
Yaraları nasıl sardığından ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden.
Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden.
Hepsini bilirsiniz zaten, bir işe yaramadığını bildiğiniz gibi.
Dahası onlar da bilirler. Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler,
öyle düşünürler.
Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak,
sırtınızdaki hançeri çıkartmak, yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle
yeniden kucaklaşmak kolay değildir elbet. Kolay değildir bunlarla
başetmek, uğruna içinizi öldürmek. Zaman alır.

Zaman
Alır sizden bunların yükünü
O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, acılar
dibe çöker. Hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir. Bir
yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir.
O boşluk doldu sanırsınız.
Oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir.

Gün gelir bir gün
başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide
o eski ağrı
ansızın geri teper.
Dilerim geri teper. Yoksa gerçekten
Bitmişsinizdir.

Zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır
anlamları, önemi kavranır. Bir zamanlar anlamadan yaşadığın
şey, çok sonra değerini kazanır. Yokluğu derin ve sürekli bir sızı
halini alır.
Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık
Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan
Her şeye iyi gelen zaman sizi kanatır.

Murathan Mungan
 
Iste ben boyle bildigin gibi;
Kaderi opup, basima komusum.
Gulusum, oturusum, konususum,
Belli efendim, besbelli.
Ben hayattan sogumusum.

Turgut Uyar
 
Findikzadenin dar sokaklarinda yurudum gectigimiz gunlerde T. Havuz tasina benzer fayanslarla dosenmis apartmanlarin onunden gectim. Onlara her dokundugum da cocukluguma dokundum. Insanin dogdugu ve cocuklugunun kisa bir evresini gecirdigi o sokaklarin, aradan yillar gecmesine ragmen degismedigini gormek; cocuklugunu bulmasini daha da kolaylastiriyor. Birbirine benzeyen sokaklar, apartmanlar.. Gecmise dogru cikilan bir yolculuktan baska bir sey degildi. Evet evet T. Oturdugumuz o evi de buldum. Merdivenlerine oturup bir sigara da yaktim hatta. Filmi en basina sarmaya calistim ama bir seyler ters gitti, tam olarak saramadim. Yine de oldugu kadari yetti bana. Sokagin basindaki anaokulu, pastane olmustu mesela. Cukurbostan parki bambaska bir yer haline gelmisti. Uzulmedim yine de T. Yeryuzunde degisen onca duruma, olaya ve konuya ragmen; bir takim var olanin hala ayni kalmasina sevindim. Yillar sonra gidip bulabildigim o apartmana sevindim. Burak vardi, karsi komsumuzun oglu. Akran sayilirdik onunla. Sabahin ilk isiklarinda o balkonun demirinden kacardi sokaga, ben ise Saliha Teyzenin demirlerine basarak atlardim sokaga. El ele verir, yururduk cadde boyu. Parka kosar sallanirdik. Saliha teyze oleli cok olmustu, haberini almistik. Deli Saliha derlerdi ona. Her seye ofkeyle yaklasirdi. Gecindigi bir allahin kulu da yoktu apartmanda. Bahsettigim ceyrek asirdan fazla bir donem T. Guzelliklerle dolu yillardan geriye kalan; o aparmandaki komsulardan bazilari ile hala gorusuyor olmamiz. Ovunmek gibi olmasin ama eski hakemlerden Muhittin Bosat bile o komsular arasindadir. Esi Naciye Teyze, topragi bol, ruhu sad olsun.

- Uykusuzluk iyi bir sey degil T. Insan uyuyamayinca; dusunceleri karsisinda esir dusuyor. Ozlemler kulagina fisildadikca, delirmeye bir adim daha yaklasiyor.
 
[YOUTUBE]9dacrpU9NUQ[/YOUTUBE]


Şimdi kendimi seni kaybetmeye hazırlıyorum,
Kolay olur inan bana.
Kendimden bile kaçtığım yerlerde arıyorum seni.
Bu yüzden adımlarım, hep ölüme ekleniyor.
Haritada kendine bir yer bulamıyorsun,
Çünkü senin sığabileceğni tek yer benim kalbim:
Çünkü bu ağırlığı, benden başka kimse taşıyamaz.
Kurşun kalemle karaladığım yüzünü görünce,kafayı yiyorum.
Yetim kalıyor aşkım.
Elveda diyorsun,
Eyvallah diyorum!

-Celil Nalçakan-
 
[YOUTUBE]LKdnxBH031I[/YOUTUBE]​

Ve bir kez olsun bana kendimden kurtulup derin bir nefes alma zevkini tattır.
 
Geri