Qasem'e Sorular..?

Konu sahibi son olarak 3796 gün önce görüldü

27/NEML-1: . Bunlar Kur’an’ın, apaçık bir kitabın âyetleridir.

Sorularıma Geçelim;

1-Allah geleceği biliyormu ? Kur-an'da geleceği bilmesi ile ilgili ayetler yer alıyormu?Biliyor ise neden şerliği sonradan belli olan şeyleri yarattı ? Bilmiyor ise Allah mükemmel değilmi ?


Değerli kardeşim Gitanes...
Öncelikle Bilmen gereken Şudur ki ben Ne bir alim nede bir Müfessirim... Sade zihin Dünyamı sizlere açan bir Kardeşinizim...

Konu oldukça çetrefilli olup, belki burda kavgala neden olacaktır... Lakin ben zihin dünyamı vahyi merkez alarak açmaktan çekinmeyeceğim...

Elbet Allah en iyi bilendir, Yanılıyor isek Affola...

Değerli kardeşim Yaradılış sürecini beraber okuduk... Şimdi Yazacaklarım yada vahyi algılama sürecin boyunca Bu bilgilerin üzerinden bir algılamaya gitmeni istiyorum...

Şimdi Allah Geleceği Biliyormu ? Kur-an'da geleceği bilmesi ile ilgili ayetler yer alıyormu ? ;

"Gayb âleminin, bilgi alanı dışındaki güçlerin ve imkânların anahtarları, şifreleri Allah'ın elindedir. Anahtarları, şifreleri ondan başkası bilmez. Karada ve denizde ne varsa O bilir. O'nun bilgisi dışında bir yaprak bile düşmez. Yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru, canlı ve ölü ne varsa, hepsi, her şey doğruları, hakkı ortaya koyan, kâinatın kayıt sicilinde, kanunlar ve ilkeler kitabında, bilgi işlem merkezinde yazılıdır. "(Enam Suresi 59 )

"İnsan için Ancak kendi çalışması vardır " ( Necm Suresi 39)

"Sizden çaba gösterenleri ve Güçlüklere karşı direnenleri Biz BİLİNCEYE kadar sizi sınayacağız ve kalitenizi sınayacağız. " (Muhammed Suresi 31)

"Biz herşeyi bir ölçü ile yaratmışızdır "(Kamer 49 )

"Senden önce görevlendirdiğimiz peygamberlerede uygulanan kanun budur. Bizim kanunumuzda bir değişiklik bulamazsın" (İsra 77)

Değerli Gitanes Ayetler oldukça açık ve net...
Allah imtihanın gereği olarak bizleri hür bırakmış ve ancak Yaptığımızın karşılığını göreceğimizi söylemekte ve bunun gereği olarak da Ne yapacağımızı belirlememiştir. Belirlenmemiş birşeyi de bilmediğini de zaten kendisi Muhammed 31. Ayette söylemektedir.

Mükemmeliyet bilinmeyen şeylerle değil ortaya konan şeylerle ölçülür. Ortaya koyduğu Muazzam sistem kusursuz işlemektedir. Onu kusurlu hale getiren Yaratmış oldukları nüvelerdir. Kusursuzluğu isbat için eşsiz sistemi konuşmaya gerek yok yada örnekler vererek konuyu uzatmanın anlamı yok bence... Ama istersen konuyu derinlemesine analiz edebiliriz.

Gelelim Kitabullah ta Geleceği bildiğine dair ayet var mı ?... Yok...
Hepsi Gayb üerine getirilen tevillerdir... Oysa Gayb bizim bilmediklerimizdir. Gayb gelecek değildir, Eğer öyle bir durum olsaydı Allah gelecekteki durumuzdan da haber eder ve bildiğini apaçık ortaya koyardı.

Geleceği , Hal hareket ve durumumuzu , yapacaklarımızı bilmesi sence bizi Tiyatro sahnesinde biçilmiş rolü oynayan kuklalar kılmaz mı ? Buda Adalet ve İmtihan , Sınama Ve Ödüllendirme ile ne kadar bağdaşır... Yaradanın eseri zatan ortada ve her an yaratma hali devam etmekteyken , Öyle süsleyip püsleyip kelimeleri dolandırmanın anlamı yok diye düşünüyorum...

Şimdi Geleceği bildiği iddia edilen ayetleride aşağıda vereyim. Böyle bir durumun olmadığını kendinde gör inşallah kardeşim.

“…Bu, muhakkak ki Allah’ın, göklerde ne var, yerde ne varsa bildiğini ve şüphesiz Allah’ın, her şeyi hakkıyla bilici olduğunu (sizin de) bilmeniz içindir.” (Maide 97)

“Allah, her dişinin neye gebe kalacağını ve rahimlerin neyi eksiltip, neyi ziyâde edeceğini bilir. Çünkü O’nun katında her şey (kader olarak yazılı) bir ölçü iledir.” (Rad 8)

“Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar: “Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun?” dediler. Allah da onlara: “Sizin bilemeyeceğinizi herhalükarda ben bilirim” dedi.” (Bakara 30)

“…Allah'tan korkun. Bilesiniz ki Allah, her şeyi bilir.” (Bakara 231)

“Kıyamet vakti hakkındaki bilgi, ancak Allah'ın katındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Yine hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.” (Lokman 34)

Zaman buldukça diğer sorularına da cevap yazarım inşallah...
 


Değerli kardeşim Gitanes...
Öncelikle Bilmen gereken Şudur ki ben Ne bir alim nede bir Müfessirim... Sade zihin Dünyamı sizlere açan bir Kardeşinizim...

Konu oldukça çetrefilli olup, belki burda kavgala neden olacaktır... Lakin ben zihin dünyamı vahyi merkez alarak açmaktan çekinmeyeceğim...

Elbet Allah en iyi bilendir, Yanılıyor isek Affola...

Değerli kardeşim Yaradılış sürecini beraber okuduk... Şimdi Yazacaklarım yada vahyi algılama sürecin boyunca Bu bilgilerin üzerinden bir algılamaya gitmeni istiyorum...

Şimdi Allah Geleceği Biliyormu ? Kur-an'da geleceği bilmesi ile ilgili ayetler yer alıyormu ? ;

"Gayb âleminin, bilgi alanı dışındaki güçlerin ve imkânların anahtarları, şifreleri Allah'ın elindedir. Anahtarları, şifreleri ondan başkası bilmez. Karada ve denizde ne varsa O bilir. O'nun bilgisi dışında bir yaprak bile düşmez. Yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru, canlı ve ölü ne varsa, hepsi, her şey doğruları, hakkı ortaya koyan, kâinatın kayıt sicilinde, kanunlar ve ilkeler kitabında, bilgi işlem merkezinde yazılıdır. "(Enam Suresi 59 )

"İnsan için Ancak kendi çalışması vardır " ( Necm Suresi 39)

"Sizden çaba gösterenleri ve Güçlüklere karşı direnenleri Biz BİLİNCEYE kadar sizi sınayacağız ve kalitenizi sınayacağız. " (Muhammed Suresi 31)

"Biz herşeyi bir ölçü ile yaratmışızdır "(Kamer 49 )

"Senden önce görevlendirdiğimiz peygamberlerede uygulanan kanun budur. Bizim kanunumuzda bir değişiklik bulamazsın" (İsra 77)

Değerli Gitanes Ayetler oldukça açık ve net...
Allah imtihanın gereği olarak bizleri hür bırakmış ve ancak Yaptığımızın karşılığını göreceğimizi söylemekte ve bunun gereği olarak da Ne yapacağımızı belirlememiştir. Belirlenmemiş birşeyi de bilmediğini de zaten kendisi Muhammed 31. Ayette söylemektedir.

Mükemmeliyet bilinmeyen şeylerle değil ortaya konan şeylerle ölçülür. Ortaya koyduğu Muazzam sistem kusursuz işlemektedir. Onu kusurlu hale getiren Yaratmış oldukları nüvelerdir. Kusursuzluğu isbat için eşsiz sistemi konuşmaya gerek yok yada örnekler vererek konuyu uzatmanın anlamı yok bence... Ama istersen konuyu derinlemesine analiz edebiliriz.

Gelelim Kitabullah ta Geleceği bildiğine dair ayet var mı ?... Yok...
Hepsi Gayb üerine getirilen tevillerdir... Oysa Gayb bizim bilmediklerimizdir. Gayb gelecek değildir, Eğer öyle bir durum olsaydı Allah gelecekteki durumuzdan da haber eder ve bildiğini apaçık ortaya koyardı.

Geleceği , Hal hareket ve durumumuzu , yapacaklarımızı bilmesi sence bizi Tiyatro sahnesinde biçilmiş rolü oynayan kuklalar kılmaz mı ? Buda Adalet ve İmtihan , Sınama Ve Ödüllendirme ile ne kadar bağdaşır... Yaradanın eseri zatan ortada ve her an yaratma hali devam etmekteyken , Öyle süsleyip püsleyip kelimeleri dolandırmanın anlamı yok diye düşünüyorum...

Şimdi Geleceği bildiği iddia edilen ayetleride aşağıda vereyim. Böyle bir durumun olmadığını kendinde gör inşallah kardeşim.

“…Bu, muhakkak ki Allah’ın, göklerde ne var, yerde ne varsa bildiğini ve şüphesiz Allah’ın, her şeyi hakkıyla bilici olduğunu (sizin de) bilmeniz içindir.” (Maide 97)

“Allah, her dişinin neye gebe kalacağını ve rahimlerin neyi eksiltip, neyi ziyâde edeceğini bilir. Çünkü O’nun katında her şey (kader olarak yazılı) bir ölçü iledir.” (Rad 8)

“Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar: “Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun?” dediler. Allah da onlara: “Sizin bilemeyeceğinizi herhalükarda ben bilirim” dedi.” (Bakara 30)

“…Allah'tan korkun. Bilesiniz ki Allah, her şeyi bilir.” (Bakara 231)

“Kıyamet vakti hakkındaki bilgi, ancak Allah'ın katındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Yine hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.” (Lokman 34)

Zaman buldukça diğer sorularına da cevap yazarım inşallah...


Eyvallah abi yeteri kadar açıklayıcı olmuş.Teşekkür ederim.
 
4 numaranın açıklaması çok basit la, coğrafya derslerini hatırla.
Kuzey yarımkürede yaz iken güney yarım kürede kış oluyor, haliyle güneşin doğuş ve batış saatlerinde de farklılıklar var.
Kışın oruç tuttuysan 10 saat tuttuğun günleri hatırla ve rahatla bro
 
4 numaranın açıklaması çok basit la, coğrafya derslerini hatırla.
Kuzey yarımkürede yaz iken güney yarım kürede kış oluyor, haliyle güneşin doğuş ve batış saatlerinde de farklılıklar var.
Kışın oruç tuttuysan 10 saat tuttuğun günleri hatırla ve rahatla bro

Abi ne için böyle olduğunu sormadımki.Bunun adaletli olup olmadığını sordum.
 



2-Kaza ve kader kavramları Kur-an'da geçiyormu?İmanın şartları Kur-an'da geçiyormu?Geçiyorsa bunların tam açıklaması varmı.Allah bilmediğimiz şeylere iman etmemizi istemez sanırsam?

Değerli kardeşim Gitanes. 2. Soruna aslında birinci soruda cevap vediğimi.düşünüyorum. Çünkü Rabbin bilmemesi Kaza ve kader yalnış.sapması nı gündeme getirir ki aslında olay tamda öyle... Emevi zalim ve despot sultanları Müminlere hükmetmek için Saraylarında bir çok.teorik mesele ve uydurma hadis üreterek saltanatlarını Allaha ve resule dayandırma yolunu seçmiş ve Kader bahsinide bu bağlamda Rivayetlere sokmuşlardır. Yoksa.zaten Vahy de bahsedilen anlamda bir kader söz konusu değildir. Zaten yaradışış kıssası tüm bunları red eder. Hür irade Kader ile prangalara vurulmuş bir iradeden başka bişey olmaz. Şu dönemdede doğruluğunu ispat etmek için vahy de kendine uygun döküm bulamayanlarında yaptığı şey akıl ve düşünceyi.bir.yana iterek Rivayet yığınlarına tapmakta ve bunu kendilerine delil.getirmekte değillermidir...

Aşağıda Emevi sahtekar zalim ve despot krallarından olan Mervan bin hakeme, Hasan basrinin yazdığı. Bİr mektubu yayınlayacağım. Mervan Hasan basrinin sarayın istediği şekilin zıttı düşünmesi üzerine ondan açıklama için mektup ister.... Bu işte o meşhur risale ve mektuptur...

Bu aynı zamanda benim Haksözde 2012 deki ilk haberimdir. Haberciliğe attığım ilk adımda bana bu seminerin notlarını tutup haber yapmamı istediler. Bu aynı zamanda benim ilk haber metnimdi. :)

Fazla uzatmadan inşallah ben bu sorunada ışık açacağı düşüncesi ile bunu paylaşayım. Kafana takılan bişey olursa inşallah tekrardan sor... Kısacada bildireyim. Kader yazılmış değildir. Bizlerde oyuncu değiliz. Yazılmış olsaydı Allah neden tekrar yazma gereği duysun. Vs vs vs...

Buyrun Haberim ;

İMAMETİN SALTANATA DÖNÜŞMESİ

İmam Hasan el Basri’nin Dönemi sadece İslam Düşüncesinin Teşekkülü Dönemi olarak değil nebevi imamet üzerinde kurulan İslam siyasetinin yatak değiştirerek, yerini saltanata bıraktığı bir dönem olarak görmekteyiz.

Emevi saltanat ideolojisinin arkasında yatan tasavvuru çözmek için Muaviye’nin servet tasavvuruna bakmamız lazım. Muaviye daha Hz Osman zamanın da Şam valisi iken “Müslümanların malı” na* “Allahın malı” demeye başladı. Ebu Zer olacakları kestirmişti ki buna karşı çıktı.

Servet tasavvurundaki sapmayı, kader tasavvurunda sapma izledi.

Muaviye Emevi saltanatının Allahın kaza ve kaderi olduğunu, buna karşı çıkmanın da Allahın kaza ve kaderine karşı çıkmak olduğunu söylüyordu.

Sünne’nin sahibi İmam NESAİ hadis kitabında Muaviye’nin doğruluğu ve fazileti hakkındaki rivayetlere (hadislere) yer vermediği için baskıya uğradı ve İmam Nasai “ben peygamberin “ Allah, Muaviye’nin gözünü toprakla doldursun” hadisinden başka hadis bilmiyorum” dediği için camiden çıkarılıp ayakları taşla ezdirilerek öldürülmüştür.

Muaviye kendisine sahabi dedirterek, sahabi kavramınıda kullanmıştır.

Muaviye kendisine karşı çıkanları ve Ali’ye lanet getirmeyenleri canice öldürüyor ya da öldürtüyordu.

Muaviye “Ben bu makamı kılıcımın zoruyla elde ettim” diyordu. Sadece elde edilmesinde değil sürdürülmesinde de kılıcı kullandı.

Muaviye den sonra yerine geçen oğlu babasını aratmayan vahşetlere imza attı. Hz. Hüseyin’i Şehit etmesi ve bu katliamı kadere bağlaması onun nasıl biri olduğunu gösteriyor zaten.

Yezitten sonra yerine geçen oğlu II. Muaviye, muttaki hocası Amr el-Maksus’un telkinleriyle, zora dayalı saltanatın yerine, adalete dayalı nebevi siyaseti koymak için çırpındı. Fakat hilafete geldikten altı ay sonra şaibeli bir şekilde vefat etti. Amr el-Maksus ise Ümeyyeoğulları tarafından diri diri toprağa gömülerek şehit edildi. Belki bu hür irade okulunun ilk şehididir.

Emeviler, imamete karşı saltanatı, özgür iradeye karşı kaderciliği ve takvaya dayalı üstünlüğe karşılık Arap milliyetçiliğini yüceltmiştir.

EMEVİ KADERCİLİĞİNİN OLUŞUMU

Kuran, cahiliye kaderciliğini yıkarak ona karşı insanın ahlaki sorumluluğunu savundu. Onların bu tavrını “sen beni saptırdın” diyen şeytanın tavrıyla özdeşleştirdi. Fakat kuranın üstünü çizdiği ve mahkum ettiği cahiliye kaderciliği Emeviler eliyle yeniden üretildi.

Kuranda cahiliye insanının “Eğer Allah dileseydi ne biz nede atalarımız şirk koşmazdık” dediklerini bize bildiriyor.

ABDULMELİK B. MERVANIN İKTİDARI

Babasının ölümünden sonra işgal ettiği koltukta 20 yıldan fazla kalmıştır.

Babası Mervan, Hz. Osman’nın başdanışmanı ve Katibi idi. Bu göreve getirilmesinden önce Mervan babası Hakem ile birlikte Taif’te sürgündeydi. Hakemi Taife Peygamber sürgün etmişti. Kerhen iman etmiş ve Peygamberin ailesini (hanesini) gözetlediği için sürgün edilmişti.

Abdülmelik b. Mervan’ın en büyük buluşu, ölüm makinesi olan Haccacdır.

ABDÜLMELİK B. MERVAN’IN HASAN EL BASRİ’YE MEKTUBU

Müminlerin Emiri Abdülmelik b. Mervan’dan Hasan Ebi’l Hasan el Hasan Basri’ye…

Sana selam olsun! Elbet ben sana olan lutfundan dolayı,* zatından başka ilah olmayan Allah’a hamd ederim. Bu girişten sonra:

Doğrusu Müminlerin Emirine, senden, kaderin niteliğine dair öyle şeyler ulaştı ki, bunun (gibisi), selefe mensup hiç kimseden ulaşmamıştı. Müminlerin Emiri, karşılaştığı hiçbir sahabeden bu konuda, müminlerin Emirine senden ulaşan türden bir kelam sadır olduğunu bilmiyorum. Oysa ki o, senin hal ve gidişat olarak iyi biri olduğunu, dininden erdemli olduğunu , ilmi anlayış açısından dirayetli talepkar ve iştiyaklı olduğunu da biliyor.

Sözün özü: Müminlerin Emiri senden gelen bu görüşü reddetti bu söze inanmadı. Derhal bu konudaki görüşünü ve bu işte neye dayandığını yaz. Bu görüşü Allah Resulünün ashabından gelen bir rivayetten mi aldın,* yoksa kendi (reyince) mi bu görüşe vardın, ya yoksa Kuranın tasdik ettiği bilinen bir hükme mi ulaştın? iyi bil ki biz senden önce bu konuda tartışmış ve bunları konuşmuş birini duymadık. Neticei kelam Müminlerin Emirine bu konudaki görüşünü açık ve net olarak özetle!

Sana selam olsun, Allahın rahmeti bereketi üzerine olsun.

HASAN EL BASRİ’NİN ABDULMELİK’E YAZDIĞI RİSALE

1-

Hasan el Basri’den Allah’ın kulu Abdulmelik’e…

Ey Müminlerin Emiri! Selam ve Allah’ın rahmeti senin üzerine olsun!******

Elbet bende, sana olan lutfundan dolayı, zatından başka ilah olmayan Allah’a

hamd ederim. Bu girişten sonra:

Allah Müminlerin Emirini ıslah etsin! Onu, zatına itaatla amel eden,

rızasının peşine düşen, emrettiği hususlara uymada yarışan dostlarından kılsın!

Allah seni ıslah etsin ey Müminlerin Emiri! Doğrusu biz, Allahın emrini tutan,

Hikmetini gözeten, Resulullah’ın sünnetini tatbik eden selefe yetiştik.

Onlar hakkı inkar etmiyorlar, batılı da haklı çıkarmıyorlardı.

Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Ben görünmeyen ve görünen tüm iradeli varlıkları

sadece bana kulluk etsinler diye yarattım. Ben onlardan bir rızık istemiyorum,

beni doyurmalarını da istemiyorum.” (Zariyat/56-57)

SONUÇ: Allah, kendi bilgisine mecbur ve mahkum değildir.

Cahiliye kaderciliği, Kuranın nüzulünden sonrada cahil yığınlarının bilinçaltında devam etmiştir. Yeri geldiğinde tekrar hortlayıp kendini göstermiştir.

2-

Şimdi biz kalkıp da bu görüşü ortaya atmışsak, bu ancak, insanların Allah’ın insanı, zatına kulluğa asla mani olmayacağı gerçeğini inkar etmeye başlamaları, saptırıcı hezeyanlara ve büyük günahlara yönelip, Allah’ın kitabını tahrif etmeleri yüzündendir.

………………….

Allahın Kitabından bir delile dayanmayan her görüş bir sapmadır.

…………………

Artık ey Müminlerin Emiri, Allahın kaza ve hükmünü bilmeyenlerin hevai düşüncelerini bırak da, sana okunan Kitabı anlamaya çalış: Allah buyurdu ki: “İşte yasalar budur: Allah bir topluma bahşettiği nimeti, o toplum kendilerinde olanı değiştirmedikçe asla değiştirmez.* (Enfal/53)

SONUÇ:

Allahın Kitabına dayanmayan her görüş ve düşünce sapmadır.
Haksızlık ve zulüm Allah’ın kaza ve kaderi değildir.
Kuranda ki 5 iman esasına ilave edilen 6. başlık.
“Kadere İman” maddesi rivayetlere nasıl sokuldu.
Kuran da “Kader” Kavramı Hangi Anlamda Kullanılmaktadır?

Hüküm ve yaratma anlamında hiç kullanılmaz.

“Ölçü, kıymet, değer, miktar, süre” anlamlarının tüm türevleriyle birlikte kullanılır.

Bunlardan 41 adeti fiil olarak, 90 adeti de isim ve mastar olarak gelir. Her türlü zamirle bitişir. Allah’a, insana ve eşyaya nisbet edilir. Hepside insanın iradesi dışında kalan olaylar, olgular ve durumlar için kullanılır.

LAFZİ OLARAK “KADER” KURAN’DA 11 YERDE GELİR. Bunlarda nüzul sırasına göre şöyledir.

1- Murselat/22 de: Süre anlamında kullanılmaktadır.

2- Taha/40 da: (ala kaderin) olarak geçer ve Hz. Musa’nın peygamber seçilmesine delalet eder. “Allahın tercihi, seçimi” anlamında kullanılır.

3- Kamer/49 da: Allah’ın herşeyi bir ölçü ve yasayla (bil kaderin) yaratmasına delalet eder.

4- Rad/17 de: Gökten inen suyun vadileri doldurma miktarına delalet eder. Kader “kadar, miktar, ölçü” anlamlarında kullanılır.

5- Hicr/21 de: Rızkın belli bir ölçü/yasaya göre indirilmesini ifade eder.

6- Mu’minun/18 de: Allah’ın suyu gökte belli bir ölçüye göre indirmesini ifade eder.

7- Şura/27 de: Allah’ın kullarına rızkı bir ölçüye göre/yasaya göre vermesini ifade eder. Bu ayet rızkın “kazanılan” boyutu ile değil* “verilen” boyutuyla ilgilidir.

Ayet “Allah kullarına (tümüne birden) rızkı bol bol verseydi, yeryüzünde mutlaka azgınlık ederlerdi. Fakat O, rızkı dilediği ölçüde indirir. Şüphesiz O, kullarından hakkıyla haberdardır ve onları hakkıyla görendir. “(Şura/27)

Ayet “Eğer bütün insanlar (kafirlere verdiğimiz nimetlere bakıp küfürde birleşen) bir tek ümmet olacak olmasalardı, Rahmân'ı inkar edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerine çıkacakları merdivenler yapardık. (Zuhruf/33)

8- Zuhruf/11 de: Allah’ın suyu gökten belli bir ölçüye/yasaya göre indirmesini ifade eder.

9 ve 10- Bakara/236: Boşanılacak kadını aç ve biçare sokağa bırakmamak için, erkeğin belli bir bedel takdir edip ödeme sadedinde gelir. “Kader” gücünün yettiği bir meblağ, kararlaştırılmış bir miktar anlamında kullanılmıştır.

11- Ahzab/38 de: Allah’ın emrinin ilahi bir ölçü ve takdir dahilinde gerçekleşmesi sadedinde gelir. Kader “ilahi ölçü, takdir” anlamında kullanılmıştır.

“KADERE İMAN” MADDESİ RİVAYETLERE NASIL SOKULDU?

Cibril Hadisi: Hadis edebiyatının en sahihi kabul edilen Buharide “kader” ile “imanı” yan yana anan “kadere imanı” bir iman esası olarak vazeden bir tek hadis bile yer almaz. Buhari Cibril hadisine sorunluda olsa yer verir. Orada 5 iman esası sayılır ama “ kadere iman” esası yer almaz. Bu beş esasın içinde “O’ nunla karşılaşacağına” ve “öldükten sonra dirilmeye” iman. Oysa bu ikisi de aynı şeydir. Ravileri özensiz olarak sıralanmıştır. Beş rakamı tutturulsa da muhtevası tutmamış.

Müslim’de ise bu hadisi nakleder hem de üç farklı isim zinciri ile. İlk zincir de dört ravi Müslim’le aynıdır. Metinde de “kadere iman” ilavesi yoktur. Kurana en mutabık “Cibril hadisi” de budur. Rivayet Kuranda sayılan 5 iman umdesini tastamam sayar.

Fakat 2. zincirde Buhari ile aynı olan ravi sayısı üçe, 3. zincirde aynı olan ravi sayısı ikiye düşer. Tam da burada iş karışır. Kuran da olmayan “kadere iman” ilavesi burada eklenivermiştir.

Kurana aykırı olan bu rivayet* hem metin yönünden hem senedi yönünden problemlidir.

SONUÇ: Biz imanımızı kime göre tanzim edelim. Buhariye göre mi? Müslime göre mi?

Müminlerin imanını Allah tanzim eder.

3-

Ey Müminlerin Emiri! Sözüm ve yazım sana asla uzun gelmesin. Çünkü bu yazıda, zulmü Allah’a isnat edip kendilerine toz kondurmayan kimselere açık ve net deliller vardır. İşte, kendisine uyulacak kimselerin başında gelen atamız Adem’in (yoluna uy); o Rabbine isyan ettiği zaman, “Biz kendimize zulmettik; eğer bizi bağışlamaz ve rahmet etmezsen; elbet biz hüsrana uğrayanlardan oluruz” (Araf/23) demişti. O, “Allah'ım, bu senin kaza ve kaderindir” dememişti. Yine Musa bir cana kıydığında şöyle demişti: “Bu Şeytanın amelidir; şüphe yok ki o kişiyi yoldan çıkaran açık bir düşmandır” Ve dedi ki : “Rabbim! Ben kendime zulmettim! Benim günahımı bağışla! Sonunda Allah onu bağışladı.” (Kasas/15-16) Musa “Bu Şeytandandır” diyor, cahil ise kalkmış “Bu fiil Rahman’dandır” diyor.

……………..

SONUÇ:

Adem “Bu bana yazdığın kaderdir” demedi. “Ben kendime zulmettim” dedi.
4-

Yüce Allah buyuruyor ki: “ Allah’ın emri takdir edilmiş bir kaderdir.”(Ahzap/38)* Zira O’nun emri kaderidir, kaderi emridir. Zira O, hayâsızlığı ve kötülüğü emretmez. Allah, böyle diyen topluluğu, şu sözü ile ayıplamıştır: “Bir hayasızlık işlediklerinde derler ki: “Biz babalarımızı bu hal üzre bulduk; demek ki bize bunu Allah emretmiş.” De ki: Allah asla hayasızlığı emretmez: Ne yani, şimdi siz Allah’a bilmediğiniz bir konuda iftira mı atıyorsunuz?” (Araf/28)

Allah’ın kitabı karanlığa nazaran nur, ölüme nazaran hayattır. Allah kulları için Kitap ve Peygamberlerden başka delil bırakmamıştır. Ta ki: “ Helak olacak olan bir delil ile helak olsun, yaşayacak olan da bir delil ile yaşasın.” (Enfal/42)

SONUÇ:

Allahın takdiri kaderi, kaderi takdiridir.
El Kadir olan, gücünü keyfi kullanmayandır. “Allah dileseydi” gibi kavramlar Allah’ın dilemiş olduğunu göstermez. Dileyebilirdi ama dilemedi.
5-

Onlar Allahın şu sözünü de münakaşa konusu ediyorlar: “(Allah’ın) izni olmasaydı, hiçbir insan imana eremezdi.” (Yunus/100)* Ayetteki izin, “ Özgür bırakma” dır; kişiyi imanda özgür bırakan, o insana, imana girme gücünü vermiş olur. O şöyle buyurdu: “Zira biz, her peygamberi, Allahın izni dahilinde sadece kendilerine itaat olsunlar diye gönderdik.” (Nisa/64)* Kendilerine itaat edilsin diye, önce elçiler gönderip sonra kullarını itaatten engellemek Allaha yakışmaz. Bu anlayış, “Allah” olma hususiyetinden, Onun adalet, hüküm ve hikmetinden ne kadar da uzaktır! Allahın şu sözü de, münakaşa konusu ettikleri ayetlerdendir: “İçinizden ileri gitmeyi veya geri kalmayı dileyen kimseler için.” (Müddesir/37)* (Yine şu sözünü de): “Sonuçta içinizden doğru yolda yürümeyi dileyenler (öğüt alır). Alemlerin Rabbi Allah (Size İrade Vermeyi) dilemese, siz hiç bir şey dileyemezsiniz.” (Tekvir/28-29)

………….

SONUÇ:

“Allahın izni”, iradeyi özgür bırakması demektir. “Allah’ın izni olmazsa hiçbir insan iman edemez” (Yunus/100) Burada Allah’ın izni ne demektir? Sorusu önemli. Daha da önemlisi ayetin devamı “ Ve Allah aklını kullanmayanlar üzerine pisliği boca eder” Eğer bir ayetin başında İmanı Allah’ın iznine bağlıyor, sonunda aklını kullanmayan üzerinde* pislik boca edeceğini söylüyorsa, orada Kuran okuyanlara emredilen “tedebbür” (derin okuma) şartı olur. İŞTE ALLAHIN İZNİ ONU İRADE SAHİBİ KILMASIDIR. BU İZİN VERİLMEMİŞ OLSAYDI ELBETTE İMAN EDEMEZLERDİ.

Tevhid - Adalet - Özgürlük
 


3-Kur-an'da cariyelerin bir sınırı olmadığına dair ayetler gördüm.Cariyeler ile ilişkiye nikahsız girilebilinirmi?Kadına mirasta erkeğe verilenin yarısımı verilir?Erkekle Kadın eşitmidir?


Değerli Kardeşim Gitanes...

Herşeyden önce Türkçe konuştuğumuz için önce kavramı türkçeleştirelim...

Kur'an’ın indiği dönemde “kölelik kurumu” yaygın olarak biliniyor ve hukuku da uygulanıyordu. Çapulculuk, adam kaçırma ve borcunu ödeyemeyen kişinin özgürlüğünü sona erdirme gibi yollarla köleleştirmeler olmuşsa da İslam bunu savaş ile sınırladı. Günümüzdeki esir kamplarının karşılığı İslam’daki köleliktir.

Demek ki Cariye dediğimiz kişiler savaş sonrası esir edilen bayan kölelerdir. Malesef Müslümanlar tarihi seyr içerisinde Vahy yerine nefislerine uymuş vahyi ya çarpıtmış yada uydurma rivayetlerin arkasına saklanarak vahy in anlaşılmasına mani olmuşlardır. Kendi saltanatları ve egoları için İnsan fıtrana aykırı hareket etmişlerdir.

Bu iki linkte kadın ile alakalı iki konuyu ele aldık...
İçerisinde cariyelerle alaklı hükümlerde geçmektedir.

http://www.forumsal.net/forumsal-be...nular-uzerine-1-vahy-ekseninde-basortusu.html

http://www.forumsal.net/forumsal-be...ahy-ekseninde-kadinin-dovulmesi-meselesi.html

Şimdi ilk soruna Cevaben Allah Cariyeliği tamamen ortadan kaldırmış lakin Müslümanlar nefislerine yenik düşerek o iğrenç müesseseyi ayakta tutmuşlardır. Oysa Allah köleliği tamamen yasaklamıştır , Muhammed 4. ayet savaş esirlerinin köleleştirilmesini dışlamaktadır. Sıcak savaş dışında da esir almak yasaklanmıştır.” demektedir.

Ayet şu:

Savaşta, inkârda ısrar edenlerle, kâfirlerle karşılaştığınız zaman, onları zayıf düşürüp mağlup edinceye kadar, boyunlarını vurun. Yakaladığınız esirleri sıkı tedbirler alıp bağlayarak elinizde tutun. Savaş bitince de, onları, ya karşılıksız olarak, ya da fidye karşılığı serbest bırakın. Savaşın doğurduğu sıkıntı ve tahribat böylece hafifler, barış böylece sağlanır. Allah’ın emri budur. Eğer Allah’ın sünnetinin, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olsaydı, onlara başka türlü de lâyık oldukları cezayı verirdi. Fakat böyle yapması sizi, birbirinizle denemek içindir. Allah yolunda öldürülen yiğitlerin, bilinçli amellerini, Allah asla zayi etmez. (Muhammed suresi 4. Ayet )

Kaldıki 2. sorunda Cariye ile nikah...
İslam Cariyelik kurumunu tamamen kaldırmayı hedeflemiş ve Onlara Müminler demektedir , Ahzap 59 ve Nur 31. ayetlerde... Kuran asla ayrım etmez. Ayrımı yapan insanlardır. Kuran onların terimi ile onlara seslenir...

Bak ayette Allah açık ve net Cariyenin Hürlüğü için emir veriyor ve Kessinlikle Nikah şart diyor. Cariye cahiliye adediydi, İslam da öyle bir müessese yok...

“Sizden her kimin hür mümin kadınları nikâh edecek bir zenginliğe gücü yetmiyorsa, ona da sağ ellerinizin sahip oldukları mümin cariyelerinizden efendilerinin rızası ile nikâhlamak var.” (Nisa, 4: 25)

Allah ne güzel Mevcut cariyelerin özgürlüğüne kavuşması için Cariyelerle evlenip onları hürleştirmeye teşvik etmektedir. Kölelliği aşama aşama kaldırmak şartlar gereğidir. Çünkü bir anda tüm köleleri özgür bıraktığında sence ne yapacaklar ? Verdiğim linklerde de bu konuyu uzun uzun yazmıştım. oradan bakabilirsin. Zaten kadın konusunda buraları daha çok konuşacağız.

Miras konusunada İnşallah yarın değineyim... Şuan eve geçmek durumundayım. Yada akşam telden yazabilirsem yazarım...

Dediğim gibi kusursuz olan vahy, Kusur sözde ona tabi olan müslümanların uygulamalarıdır...

Selametle kal kardeşim...
 


3-........Kadına mirasta erkeğe verilenin yarısımı verilir?Erkekle Kadın eşitmidir?



Değerli Kardeşim Gitanes...

Öncelikle Adil durmak için Dönemin şartlarına bakmak ve bunun üzerinden okumalar yapmak gerekir...
Kuranın indiği döneme baktığımızda / İslam öncesi Arap toplumunda kadının mirastan pay alması söz konusu değildi. Hatta bazen kendisi mirasa dahil ediliyordu. İslam öncelikle bu zulmü kaldırmış ve mirasla ilgili hükümlere "Ana babanın (geriye) bıraktıklarından erkeklere de kadınlara da bir pay vardır." şeklinde başlayarak kadının mirastan pay alma hakkını teminat altına almıştır.

"Ana babanın ve akrabanın ( geriye ) bıraktıklarından erkeklere pay vardır; ana babanın ve akrabanın bıraktıklarından kadınlara da pay vardır. Gerek azından, gerek çoğundan (hem erkeğe, hem de kadına) bir hisse ayrılmıştır." ( Nisa Suresi 7. Ayet )

Burada açık ve net bir şekilde ifade edilmiştir... Şimdi gelelim diğer ayete, yani tartışma için herkesin bahane ettiği ayete gelelim...

"Allah size, çocuklarınız(ın alacağı miras) hakkında, erkeğe kadının payının iki mislini tavsiye eder. (Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, (ölenin geriye) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer (çocuk) yalnız bir kadınsa (mirasın) yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, ana babasından her birinin altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da ana babası ona varis oluyorsa, anasına üçte bir hisse düşer. Eğer kardeşleri varsa, anasının payı altıda birdir. (Bu hükümler, ölenin) yapacağı vasiyetten ya da borcundan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan, hangisinin fayda bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. Bunlar, Allah'ın koyduğu farzlardır. Şüphesiz Allah bilendir, hikmet sahibidir." ( Nisa Suresi 11. Ayet )

"Eğer çocukları yoksa, eşlerinizin yapacakları vasiyetten ve borçtan sonra geriye bıraktıkları mirasın yansı sizindir. Çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Sizin de çocuğunuz yoksa yapacağınız vasiyyet ve borçtan sonra bıraktığınızın dörtte biri onlarındır; çocuğunuz varsa bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. Eğer (ölen) erkek veya kadının mirasçısı, evladı ve ana babası olmayıp (başka yakınları ise o zaman) bir erkek veya bir kız kardeşi varsa, her birine altıda bir düşer. Bundan fazla iseler, üçte bire ortaktırlar. (Bu taksim) zarar verici olmayan vasiyyet ve borçtan sonra (uygulanır). Bunla, Allah'tan (size) vasiyyettir. Allah bilendir, halimdir." ( Nisa Suresi 12. Ayet )

İkinci ayeti derinlemesine bir analiz edelim, Ve analizde yine konuda otorite olan Hülya Şekerci Ablamdanda istifade edelim; Evet, 2 kadın ancak 1 erkeğin aldığını alabiliyor. Ama şu bir gerçek ki, insan dar bir pencereden bakar. Erkek, çocuklarının ve hanımının nafakasından, geçiminden sorumludur. Bu sorumluluklar kadına yüklenmemiştir. Bu durumda bir pay alıp kimseden mes’ul olmayan kadın mı kazançlı çıkıyor, yoksa 2 pay almasına rağmen bütün aile bireylerinden sorumlu olan erkek mi daha kazançlı? Bu durumda miras hukukunda eşitlik yapmak insana zulüm etmektir. Bu adalet değildir. Bu durumu tahayyül ettiğimizde hikmeti görebiliyoruz...

Genelde baktığımızda İslam miras hukukunda kadının konumu çoğunlukla anlaşılamamış, yanlış değerlendirilmiş ve tartışma konusu edilmiştir.Oysa uygulamalar çok değişiktir...

Nisa Suresi 11. ayette zikredilen bu düzenleme, kadının miras konusunda tabi tutulduğu tek uygulamaymış gibi algılanmış ve eleştirilmiştir. Halbuki kadının yarım hisse alması, miras konusundaki tüm uygulamalar için genelleştirilecek bir durum değildir. Bu düzenleme kadının erkek kardeşleriyle birlikte ana-babasının mirasına ortak olması durumunda söz konusudur. Ancak diğer uygulamalardaki kadının konumu gözardı edilmiş ve ilk düzenleme tüm durumlar için genelleştirilmiştir. Farklı uygulamalara örnek olarak; anne-babanın çocuğu ölürse, ölenin çocukları varsa anne ve baba, mirasın altıda birine sahiptirler. Böyle durumlarda kadın ve erkeğin payı eşittir.

Yine bir erkek veya kadının anne babası ve çocukları yoksa mirasçısı bir erkek ve bir kız kardeşi ise her biri altıda bir hisse alırlar. Bu durumda da kadın ve erkek mirastan eşit pay almış olurlar.

Daha önce de üzerinde durulduğu gibi, İslam aile düzeninde maddi külfetler erkeğe yüklenmiştir. Ailenin maddi gelirini sağlamak, aileyi temsil etmek, çocukların geçiminden bilfiil sorumlu olmak, ayrıca evlenirken kadına mehir ödemek, boşanmadan sonra kadının iddet süresince maddi ihtiyaçlarını karşılamak gibi sorumluluklar erkeğe aittir. Erkek aldığı mirastan, bu sorumluluklarını yerine getirmek için harcama yapmak zorundadır. Kadın ise bu sorumlulukların hiçbirisini yerine getirmek zorunda değildir. Ve kendi mal varlığına kocası, babası, kardeşleri dahil hiç kimsenin müdahale ve tasarruf hakkı yoktur. Bu bağlamda kadın aldığı mirastan harcama yapmak zorunda değildir. Ayrıca maddi açıdan gözetilme ve korunması devlet tarafından da üstlenilmiştir.

Bence Bu durumda Karlı olan taraf kadındır, Ama nedense Saptırma hep ayeti uygulamadan bağımsız olarak ele aldığı için ayet bağlamından kopartılmış ve durum tam aksiymiş gibi yansıtılmaya çalışılmıştır...

Külfete göre nimet, sorumluluklara göre yetki esasını her zaman uygulayan İslam'ın, erkeğe sorumlu olduğu alanın genişliğinden dolayı daha fazla hisse vermesi adaletin ikamesi açısından zorunludur. Erkeğe göre hiç bir maddi yükümlülüğü olmayan kadının daha az hisse alması ise haksızlık değil, erkeğin haksızlığa uğratılmamasıdır.

Toplumda en yaygın olan miras uygulamasında, bu etkenlerin göz önünde bulundurularak düzenleme yapılması insanların bu hükümlere riayet ettiği ölçüde sorunları çözecektir.

Bu konuda tekraren sorun olursa inşallah sorabilirsin...



3-........? Erkekle Kadın eşitmidir ?



Bu konuyu daha önce burada yazdığımı hatırlıyorum ama bulamadım...
İnşallah vAHY EKSENİNDE KONUŞMALARIMIZ KISMINDA BU KONUYU ENİNE BOYUNA KONUŞACAĞIM, İnşallah ozaman bu soruna izninle orada cevap vermek istiyorum...

Amma illa dersen ki ben burada cevap almak istiyorum. İnşallah kaleme almaya hazırım...
 
Yeterince anlaşılır olmuş Murat abi eyvallah :)
 
İnşallah diğer sorunada Müsait olduğumda cevap vereceğim...
Aklında ne soru varsa yaz inşallah... Aklına geldikçe ekle inşallah...
 


4-Oruç bazı yerlerde 18 saat tutulurken bazı yerlerde 8 saat tutuluyor.Bu haksızlık değilmidir?


Sevgili kardeşim Gitanes...

Bilindiği üzere islamın oruçla alakalı emri Ay yılını baz alan takvime göre düzenler. Yani ayın hareketini esas alarak bir emir söz konusu olmaktadır. Buda Orucun heryerde stabil olarak hersene aynı sürede tutulmamasını hersene 10 gün geriye gitmek kaydıyla bölgeden bölgeye farklılık arz eden bir uygulamaya yani farklı zaman dilimine göre tutmayı gerekli kılar. Eğer güneş yılına göre tutulmuş olsa idi evet bir adaletsizlikten bahsedilebilirdi, lakinnyazınnen uzun tutan bölgelerin kışında en kısa orucu tuttuklarını görüyoruz. Adalet eşitlik değildir... Adalet hakların korunması ve iadesini sağlamaktır. Oysa müslümanların bu konuda bir şikayetleri bulunmamaktadır. Şikayet daha çok oruçla alakası olmayan ve Allahı inkar edenlerden gelmiştir. Dolayısı ile buda gerçeği çarptırarark gündeme almayı brraberinde getiriyor...

Sevgili Kardeşim...
İslam Nekadar çok emek okadar çok ücret esasını korur. Yazın uzun süre tutanlara Rableri katında daha büyük mükafat vardır. Nedense neden kışın bunlar daha kısa bir zaman diliminde oruç tutuyorlar konusu hiç gündeme taşınmamktadır... Buda ayrı bir tezat. Allah her ülkeye Ayrı bir Kaide koymaz. Temel ilke koyar ve bu ilkeler üzerinden bizden hareket etmemizi ister... Ayın döngüsüne göre konulan temel ilke Adaletin tesisi için en uygun olan yöntemdir. Bu şekilde yazın en uzun süre orucu tutan bölgeler İzlanda, Fransa gibi kışımda en kısa orucu tutmaktadırlar...
Birde bilinmesi gereken Orucun başlangıçı günün ağarması değil, Fecrin başlamgıcıdır... Yani güneşin doğuda doğuşuna haberci kılan geceyi yaran beyaz çizgisidir...

İnşallah bu bilgi yeterli olmuştur...

Bir Konu daha var. Yukardaki Sorunun bir tanesinde Kuranda imanın şartları geçermi diye... Elif Ba ların arkasında Hayatı parçacı kılan 32 farzdan bahseder... Kuran böyle bir kategoriliknayrışmaya gitmez... Mesela İslamın Şartı 5 ise bu şartların dışında kalanlara uymasakta olur gibi bir sonuç çıkmaz mı ortaya?

Mesela vahyden örnek verelim...

Mesela / Şura Suresi 36’dan 43’e kadar olan ayetler gereğince; büyük günahlardan ve her türlü cinsel suçtan kaçınmak, kızdıkları zaman kızgınlıklarını yutup insanlara kızgınlıkla sözlü yada fiili saldırıda bulunmamak, Allah yolunda yaptıkları tüm ortak faaliyetlerini aralarında karşılıklı danışarak alınan kararlara uyarak yapmak; kimseye haksızlık etmediği gibi, müslümanlara yapılan haksız saldırıları yardımlaşmak suretiyle engellemek ve gerekirse kısas yoluyla intikam almasına yardımcı olmak, haksızlığa uğrayanınsa kısasen hakkı kadar karşılık verip karşılıkta aşırı gitmemesi yada bağışlamasıda islamın şartlarındandır.


Örneğin / Mearic Suresi 19’dan 35’e ve Mü’minun Suresi 1’den 11’e kadar olan ayetler gereğince; açık haram olmasa bile boş ve yararsız işlerden yüz çevirmek ve islamı güzel yaşayarak insanlara islamı yaşamayı özendirecek şahitlikte bulunmakta islamın şartlarındandır.

Örneğin / Hucurat Suresi 6’dan 13’e kadar olan ayetler gereğince; güvenilir olmayan insanların getirdikleri haberlere güvenmeyip araştırma yapmak, iki müslüman grup kavga eder yada savaşırsa adaletle aralarını düzeltmeye çalışmak, başka müslüman kişi yada grupları küçümsememek, haklarında kötü zanda bulunmamak, özel hayatlarını araştırmamak, arkalarından hoşlanmayacakları şeyler söylememek (ğıybet etmemek); insanları cinsiyeti, ırkı, memleketi gibi şeylerle küçümsememek yada büyük görmemekte islamın şartlarındandır.

Örneğin / Furkan Suresi 63’ten 76’ya kadar olan ayetler gereğince; tevazulu olmak ve cahilce söz ve hareketlere karşılık vermeden uzaklaşmak, harcamalarında israf ve cimrilikten kaçınıp, dengeli olmakta islamın şartlarındandır.

Örneğin / Lokman Suresi 12’den 19’a kadar olan ayetler gereğince; ana babaya öf bile demeyecek derecede iyi davranmak, lakin onların Allah’ın dinine aykırı emirlerini yerine getirmemek, ihtiyarlayıp muhtaç olunca bakımlarını üstlenmek; büyüklenmemek ve kimseyi küçümsememek, konuşmalarında, yürümesinde, hal ve hareketlerinde tevazulu olmakta islamın şartlarındandır.

Örneğin / Bakara Suresi 275’ten 283’e kadar olan ayetler gereğince, *faiz almamak ve vermemek, borçlanmalarda ve peşin olmayan alışverişlerde şahit bulundurmak ve yazmakta islamın şartlarındandır.

Gibi İdeal insan ve İdeal toplumu hedefleyen kurandanndaha bunun gibi 100 lerce şart çıkarabiliriz... Telefonumun Şarjın biteceğinden inşallah daha uzatmadan Son sözlerle konuyu bitirelim...

İslamın Tek bir şartı vardır... ; KURANI (VAHY) ANLAMAK VE ONU YAŞAMAK...

Anlaşılmayan bişeynvarsa inşallah sorularını bekliyorum...

Bu arada soru benim nezdimde hepinize sorulmaktadır. Benden daha bilgi ve birikimi olan arkadaşlarda inşallah cevaplara müdahil olur ve yardım ederlerse, yanıldığımız yerde bizi uyarırlarsa inşallah memnun olurum...

Rab bizi Bilgi - İnanç ve Eylem bütünlüğü içerisinde yaşayan Hakkın ve Adaletin Şahitliğini yapan Kullarından eylesin...

Tevhid - Adalet - Özgürlük
 
Geri