Psikoloji ve Psikiyatri

Konu sahibi son olarak 1213 gün önce görüldü
Ruh eşiniz olduguna inanıyor musunuz?

10426075_10152996814200199_827130606048975751_n.jpg
 


hajı abla sen ben niye rencide ediyosun burası halka açık tamam mı istediğim paylaşıma bakarım :cici:

Bakmakta özgürsün evet ama şahsıma yönelik konusman benı rahatsız ettiği için bunu belirtmek istedim. Neyse uzatmayacgım. İyi Aksamlar.
 
Benliğin savunma mekanizması
10685377_10152994601890199_1074139358807406890_n.jpg


Benliğin çatışma ve bunaltı durumunda kullandığı çok değişik türde savunmalar vardır, bunlar bir çok karmaşık davranışın gerçek anlamını açıklamaya yarar.
Savunma mekanizmaları gerek kişinin ortama adaptasyonunda ve gerekse gelişiminde çok önemli bir rol oynar. Kişilik Gelişimi’nin en göze çarpan ve önemli gerçeklerinden biri, onun sürekli olarak değişimidir. Bu değişim hayat boyunca devam etmekle beraber, en belirgin olarak bebeklik, çocukluk ve ergenlik devrelerinde gözlemlenir. Gelişim süresince ego, yapısal olarak farklılaşır, dinamik olarak da enerjinin dürtüsel kaynakları üzerine olan kontrolünü arttırır.
Tüm kişilikte oluşa gelen değişiklikler, beş koşulun sonucu ortaya çıkar.
* Olgunlaşma
* Dış dünyadan kaynaklanan ve düş kırıklığı ile sonuçlanan üzüntü verici uyarılar
* Kişisel yetersizlikler
* Sıkıntı
Kişinin olgunlaşma süreci içinde karşılaştığı tüm engelleyiciler ve bunlarla savaşımı, bu engelleri yenme yolunda ortaya koyduğu uğraş, onun kişiliğini geliştirir. Bu gelişimde ego, ait olduğu organizmayı koruma gayretiyle bir takım Savunma Mekanizmaları yaratır. Normal veya nörotik her şahıs, hayata uyumda bu savunma mekanizmalarından birini veya birkaçını kullanır.
Özetle, Kişilik Davranışları = Gelişim + Savunma Mekanizmaları diyebiliriz.
Çatışma
Organizmanın birbirleriyle bağdaşmayan birden çok dürtü nesnesi ile karşılaşmasıdır. Çatışmayı şu üç grupta inceleyebiliriz:
Yanaşma-yanaşma: İki ya da daha çok olumlu değerli amaç nesnesi yan yana bulunduğunda ve kişi bunlardan birini seçmek zorunda kaldığında ortaya çıkar.
Uzaklaşma-uzaklaşma: İki ya da daha çok olumsuz durum ya da nesne karşısında kalmaktır (yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal,…).
Yanaşma-uzaklaşma: Bir amaç nesnesinin hem olumlu, hem olumsuz yanlarının bulunması durumunda ortaya çıkar (iki sevgilinin birlikteyken sürekli kavga etmeleri ama ayrı kaldıklarında birbirlerini özlemeleri).
Bunaltı: Psikanalitik anlamda bunaltı, idle ego ya da egoyla süperego arasındaki dengenin bozulması ve çatışma durumunun bir sonucudur.
Dış dünyadan gelen tehlikeli uyaranlara karşı her canlı varlığın ortak savunma düzenekleri vardır. Bunlar genelde kaçma ya da acı veren uyaranları ortadan kaldırma şeklindedir. Benliğin savunma düzenekleri deyince, bu yalnız dışarıdan gelen tehlikelere karşı oluşturulan tepki olarak düşünülmemelidir. Benliğin savunma düzenekleri çatışma ve bunaltıya karşı kullanılan benlik işlemleridir. Genellikle bilinçdışı süreçlerdir. Egonun bilinçdışı yönünde bulunurlar. Birey ne tehlikenin ne de kullandığı savunmanın bilincinde değildir.
Benliğin çatışma ve bunaltı durumunda kullandığı çok değişik türde savunmaları vardır ki asıl bunlar bir çok karmaşık davranışın gerçek anlamını açıklamaya yarar. Aşağıda en sık kullanılan savunma mekanizmalarına yer verilmiştir.
BASTIRMA (Repression)
Anı ve deneyimlerin bilinçdışına itilmesi ve orada tutulmasıdır. Diğer bütün savunma mekanizmalarına temel teşkil eder. Bilinçdışına itilen ve orada tutulan dürtüler, istekler, anılar ve duyguların bilinç düzeyine çıkması genellikle benlik tarafından kabul edilmez. Yani bunlar üstbenlikçe (süperego) yargılanarak yasaklanan ve benliğe acı, bunaltı veren öğelerdir. Bu nedenle bastırılırlar.
Bilinçdışı duygu ve dürtüler, bastırma düzeneğinin zayıfladığı zamanlarda bilinç düzeyine çıkma ve kendilerini belli etme eğilimi gösterirler. O zaman benlik bir tehlike durumu algılar ve bunaltı belirtileri ortaya çıkabilir. Bastırılan bazı dürtüler ve çatışmalar yetişkin yaşamda çok değişik davranış örüntülerine ya da bozukluklarına yol açabilir. Örneğin, Oediepus (ödipus) karmaşasını çözümleyememiş bir kişide yetişkin yaşamda, cinsel güç sorunları, evlenememe durumu, karşı cinse yönelik aşırı çelişkili tutumlar, uygun olmayan özdeşim belirtileri görülebilir. Bunun yanı sıra bastırma günlük yaşamda dil ve hareket sürçmeleri olarak belirebilir.
YADSIMA (İnkar-Denial)
Benlik için tehlikeli olarak algılanan ve bunaltı doğurabilecek bir gerçeği yok saymak, görmemek değişik derecelerde oldukça yaygın olarak kullanılan bir ilkel savunma biçimidir. Birçok özürlerimizi, utanç ya da suçluluk doğuran eski deneyimlerimizi bilinç altına itmekle kalmayız, bunları hiç yaşanmamış gibi de algılayabiliriz. Öfke, kızma en çok yadsınan duygulardır. Öfkesi belli olduğu halde kişi bunun hiç farkında olmaksızın yadsıyabilir.
YANSITMA (Projection)
Bazı duygu, dürtü, gereksinim ya da yaşam olaylarının dışarıya aktarılıp, yansıtılıp, dışarıdaymış ya da dışarıdan kendisine yöneltiliyormuş gibi algılanmasıdır.
Yansıtma mekanizmasında kişi, kendi içinde yadsıdığı bir dürtüyü (ki bu toplumca onaylanmayan bir dürtüdür) başkalarında görür ya da başkalarının bu dürtüyü kendisinde gördüğünü sanır. İçinde öfke ve kin duyguları olan bir kişi, “bana kızıyorlar, benden nefret ediyorlar” diye düşünebilir. Burada hem yadsıma (bende kızma yok), hem de yansıtma (onlarda var) düzeneği işlemektedir.
ÖDÜNLEME (Compensation)
Ödünleyici tepkiler, kökenini insanın gerçek ya da imgesel eksiklerinden alan yetersizlik duygularına karşı geliştirilirler. Örneğin, bedensel bir sakatlığı olan birey, sürekli çabaları sonucu bu durumun olumsuz etkilerini ödünleyebilir. Nitekim, geçirdiği çocuk felci yüzünden sakat kalan bir kişi yoğun çalışmaları sonucu olimpiyat yüzme şampiyonu olarak hareket yetersizliğini ödünlemiştir.
YÜCELTME (Sublimation)
Yüceltme mekanizmasında, toplumca onaylanmayan ilkel nitelikteki dürtü, eğilim ve istekler doğal amaçlarından çevrilerek, toplumca beğenilen etkinliklere dönüştürülürler.
Çocuklukta en yalın biçimiyle gözlemlenebilen yıkıcı eğilimler yetişkinlik döneminde toplum tarafından onaylanmayacağından böyle bir insan örneğin iyi bir patlayıcı madde ya da silah uzmanı olarak bu eğilimini yüceltebilir.
YER DEĞİŞTİRME (Displacement)
Bir dürtünün ya da duygunun asıl nesnesinden başka bir nesneye yöneltilmesidir. Çatışmaya ve bunaltıya neden olabilecek ve benlikçe kabul edilmeyen bir dürtü asıl yöneleceği nesne yerine başka bir nesneye yönelerek çatışma ve bunaltı bir derece azaltılabilir ya da önlenebilir (Patrona kızıp acısını evdekilerden çıkarma).
KARŞIT TEPKİ KURMA (Reaction-Formation)
Kişi, kendi içindeki bilinçdışı dürtü ve eğilimlerin tam karşıtı tepkiler vererek de benliğini savunabilir. Örneğin, içindeki kin, nefret ve kabalık eğilimlerine karşı kişi, aşırı derecede kibar ve nazik; pislik ve kirlilik eğilimlerine karşı anormal derecede titiz ve temizlik düşkünü olabilir. Benlikçe kabul edilmeyen birçok dürtü ve gereksinimler aşırı baskıcı, bağnaz, ahlakçı bir tutumla bastırılmaya çalışılabilir.
DUYGUSAL SOYUTLANMA (Emotional Insulation)
Duygusal soyutlanma mekanizması çeşitli biçimlerde işleyebilir. Bunlardan biri, kişinin diğer insanlardan bağımsızlık kazanarak duygusal ihtiyaçlarının onlar tarafından etkilenmesine karşı önlem almasıdır. Böyle bir insan, ilişkilerinde duygusallığa yer vermeyerek düş kırıklığına ve zedelenmeye karşı korunmaya çalışır. Bu insanlar duygusal ihtiyaçlarının üzerini adeta bir kapakla örterler.
Uzun süre ceza evinde kalan kişiler, engellenmiş olmanın acısından korunabilmek için giderek duygusal bir soyutlanma içine girer ve ertesi günü düşünmeksizin her günü geldiğince yaşarlar. Normal sayılan insanlar da bazı incinmelere ve düş kırıklıklarına karşı soyutlanma mekanizmasını kullansalar da etkin katılım gerektiren yaşam durumlarında bazı riskleri göze alırlar. Ancak bazı insanlar bu mekanizmayı kendilerini her türlü acıdan koruyacak bir kabuk gibi kullandıklarından, yaşama etkin ve sağlıklı katılımlarını da azaltmış olurlar. Bu insanlar duygusal olmamayı güçlülük olarak yorumlama eğilimindedirler.
YAPMA-BOZMA (Undoing)
Ana-babanın ve daha sonraları toplumun içleştirilen değerleri kişiye uygunsuz davranışlarında ötürü kendini suçlama, yargılama ve cezalandırma sorumluluğunu yükler. Yapma-bozma mekanizması, kişinin kendisi ve çevresi tarafından onaylanmayacak düşünce ya da davranıştan vazgeçmesi ve eğer böyle bir söz ya da eylem dışa vurulmuşsa, ortaya çıkan durumu onarmasıyla belirlenir. Bir başka anlatımla, bu mekanizma suçluluk duygularına karşı geliştirilir ve adeta bir sözcüğü yanlış yazan birinin kağıdı silgiyle temizleyerek o sözcüğü yeniden yazmasına benzer. Yapılan yanlışı düzeltmenin ya da ondan ötürü özür dilemenin ceza tehdidini bağışlanmaya dönüştürebildiği çocukluk yıllarında öğrenilir.
Yapma-bozma mekanizması günlük yaşamda çok sık kullanılır. Kusurlu davranışlarımız için dilediğimiz özürler, günahlarımıza karşılık verdiğimiz sadakalar ve arada bir duyduğumuz pişmanlık duyguları bu mekanizmanın ürünüdür. Bazı dinlerdeki günah çıkarma ya da kusurların bağışlanacağı güvencesi, insanın yaptığı yanlışların bağışlanmasına ve her şeye yeniden başlayabilmeye karşı duyduğu yoğun ihtiyacı yansıtır.
DÖNÜŞTÜRME (Conversion)
Dönüştürme, anksiyete yaratabilecek bilinçdışı duyguların bilinç düzeyine erişmesini engelleyebilmek ya da zorlama yaratan çevresel durumlardan kaçabilmek amacıyla ve gerçek bir organik nedeni olmayan bedensel hastalık belirtileri biçiminde ortaya çıkan, nevrotik düzeyde bir savunma mekanizmasıdır.
ASETİZM (Çilecilik-Zahitlik)
Bu, özellikle ergenlerde görülen bir savunmadır. Bu evrede, kişisel veya sosyal baskı ve inhibisyonlardan gerçekten etkilenen bir gençte, cinsel dürtüler dayanılmaz bir kerteye gelince, cinsiyet başta olmak üzere tüm haz verici faaliyetlerden bir el çekme gözlenir. Mid-adolesans’tan sonra kendiliğinden kaybolur. Bu gibi kimseler kolaylıkla tarikat ve mezhep avcılarının kurbanı olurlar.
FANTEZİ
Fanteziler insan zihni tarafından çatışmaları çözmek, daha doğrusu onlardan kaçmak için yaratılmış ‘yedek’lerdir. Bunlardan bilinçli olanlara basitçe gündüz düşleri denir. Bizim burada konu ettiklerimiz, ‘bilinç ötesi’ oluşanlardır. Erken çocukluk yıllarında fantaziler zihinsel fonksiyonların pek çok yüzdesini kaplarlar ve hemen hemen bilinç ötesinde eşdeğerdirler. Bunların “ilkel bastırmaların” büyük bir kısmını oluşturdukları düşünülür.
Rüyalar da fantezi grubuna girebilirler. Fakat onlar çok daha sembolik ve çok daha az gerçekçidirler. Rüyalar da fanteziler gibi arzu doyurucu nitelikleri taşırlar.
 
%C3%96fkelendi%C4%9Finizde-bir-badak-su-i%C3%A7in.jpg


İnsan öfkelendiğinde kanın beyne akmasının, beyin damarlarındaki basıncı arttırıyor. Bu durumda kandaki zehir oranı en üst seviyeye ulaşıyor. İşte öfkeye vücudun tepkisi…
Öfkemiz hiç farkında olmadan bizleri nasıl zehirliyor? İnsan öfkelendiğinde kanın beyne akmasının, beyin damarlarındaki basıncı arttırıyor. Bu durumda kandaki zehir oranı en üst seviyeye ulaşıyor. İşte öfkeye vücudun tepkisi…
Uzmanlar, insanın öfkelendiğinde kanın beyne akmasının, beyin damarlarındaki basıncı arttırdığını, bu durumda kandaki zehir oranının en üst seviyeye ulaşırken kandaki oksijen oranının da düşerek beyin hücrelerinin yaşlanmasına yol açtığını belirtti.
BİR BARDAK SU İÇİN
Öfkenin vücuttaki katekolamin adlı maddenin salgılanmasına neden olduğuna işaret eden uzmanlar, “Bu madde merkezi sinir sistemini olumsuz etkiler ve kandaki şeker oranının artmasıyla yağ asidinin ayrıştırmasını hızlandırır. Bu durumda kan ve karaciğerdeki zehirli maddeler artar. Öfkelendiğinizde bir bardak su için. Su vücut içindeki yağ asidinin vücut dışına atılmasını hızlandırır ve zehri azaltır” dedi. Öfkelenmenin iç salgı sistemini de altüst ettiğini ve tiroid bezinin salgıladığı hormon miktarını arttırdığını belirten uzmanlar, bunun da tiroid bezinin aşırı çalışmasına neden olduğunu kaydetti.
 
Erkekler mi daha zeki, kadınlar mı?

Daha önce zekanın ırkla ilgili olduğunu söyleyerek tepki çeken bilim adamı, erkeklerin mi yoksa kadınların mı daha zeki olduğunu araştırdı. Sonuç bakın ne çıktı?
Londra’daki University College’ta görevli Professor Adrian Furnham tarafından yapılan araştırmada erkeklerin kadınlardan daha zeki olduğu kanıtlandı. Yetenek testlerinde erkeklerin kadınlardan az da olsa daha başarılı olduğu, aynı zamanda erkeklerin kendilerinin daha zeki olduklarını düşündükleri için kadınlara karşı bir psikolojik avantajları da bulunduğu ortaya çıktı.
İngiliz bilimadamı Rushton da aynı görüşte
İngiliz bilim adamı John Philippe Rushton’dan tartışma yaratacak bir araştırma daha: “Erkekler kadınlardan daha zeki.” Daha önce zekanın ırkla ilgili olduğunu söyleyerek tepki çeken bilim adamı bu kez de erkeklerin IQ’sunun kadınlara göre 4 puan daha yüksek olduğunu söyledi. Kanada’daki Western Ontario Üniversitesi’nde psikoloji profesörü olan Rushton, yaşları 17-18 arasında değişen 100 bin kadın ve erkek gönüllüye zeka testleri uyguladı. Rushton, sözlü ve yazılı ifade, yaratıcılık, problem çözme gibi bölümlerden oluşan testlerin sonuçlarında erkeklerin kadınlara göre ortalama 3,63 puan daha yüksek not aldığını tespit etti. Bilim adamı kadınların iş hayatında yükselememesinin nedenini de buna bağlayarak “Bunun nedeni sosyal adaletsizlik değil. Kadınların erkeklerden daha az akıllı olmasıdır. Satranç şampiyonlarının da erkeklerden çıkması bunu gösteriyor” demesi tartışmaları alevlendirdi.
‘DOĞAL SELEKSİYON’
Erkeklerin daha zeki olmasının sebeplerinin taş devrine kadar geriye gittiğini söyleyen Rushton, “Kadınlar eş seçerken kendilerinden daha zeki erkekleri tercih ediyor. Bu nedenle de nesiller ilerledikçe erkekler daha zeki oluyor” dedi. Ayrıca erkek beyninin kadınınkinden daha ağır olduğunu belirten Rushton, “Bu da erkek beyninde daha fazla nöron var demektir. Nöronlar da bilgi akışını hızlandırarak daha zeki olmayı sağlar” diye konuştu. Bilim adamı, okullarda kız çocuklarının erkeklerden daha başarılı olduğu yönündeki eleştirilere de cevap vererek “Bu kızların daha erken gelişmesiyle ilgili. Ergenlik tamamlanıp durumlar eşitlendiğinde erkekler daha zeki oluyor” dedi. Profesör Rushton bundan 4 yıl önce de siyahilerin suça daha yatkın olduğunu ve Asyalıların da daha zeki olduğunu söyleyerek tartışma yaratmıştı.
 
İnsanlar ikisinin ayrımını bilmeli.
Ruh sağlığı sahasında bir sağlık probleminiz olduğunda gideceğiniz ilk merci bir ''Psikiyatrist/Psikiyatri hekimi'' olsun.

Psikiyatri hekimi
Ruhsal rahatsızlıkların önlenmesi, tanınması, tedavi edilmesinde ve rehabilitasyonunda çalışan tıp fakültesi mezunu psikiyatri uzmanlık eğitimini tamamlamış hekimdir. Psikiyatri hekimi, 6 yıllık tıp fakültesinden mezun olmuş ve ondan sonra 4-5 yıl psikiyatri ihtisası yapmış hekimlere denir. Böylece aldığı eğitimle insanın hem genel tıbbi hastalıklar hakkında bilgi sahibi olan hem de ruhsal yapısını değerlendirme tanı koyma, ayırıcı tanı yapma ve tedavi etme bilgisi ve yetkisine sahip olan kişidir.
Psikiyatri hekimi klinik karar verici olarak ruh sağlığı ekibi içinde koordinasyonu sağlamaktadır. Psikiyatrik hizmetin kaliteli olarak verilebilmesi için başvuru, değerlendirme, tedavi, diğer birimlere yönlendirme ve tedaviyi sonlandırma, izlem ve rehabilitasyon aşamaları tanımlanmıştır. Tıbbi süreçleri değerlendirerek psikiyatrik tablolara ilişkin ayırıcı tanı yapmak, tanı koymak, tedaviyi planlamak, ilaç ve diğer tedavi yöntemlerinin yanı sıra, uygun görülen psikoterapiyi uygulamak ve/veya yönlendirmek psikiyatri uzmanlarının sorumluluğu ve yetkisi içindedir.
Psikolog/Klinik Psikolog
Psikolog: Fen-Edebiyat fakültelerinin 4 yıllık psikoloji bölümünden mezun olmuş kişilere psikolog denilmektedir. Psikoloji lisans eğitimi sırasında hasta görüşmesine dayalı uygulamalı klinik eğitim, süpervizyon veya yapılandırılmış standardize psikoterapi eğitimi almamaktadırlar. Sosyal bilimler alanında, teoriye dayalı olarak bu eğitimi alan psikologların sağlık alanında tanı veya tedaviye dayalı bağımsız ve bireysel uygulama yapmaları beklenemez. Temel tıbbi bilgileri olmadığından ayırıcı tanı yapmaları ve tedaviyi planlamaları ve sağlıklı olarak yürütmeleri beklenmemelidir. Klinik ortamlarda psikiyatri hekimi ile birlikte ruhsal hastalıklara tanı koyulması ve ve tedavi hizmetleri sırasında tıbbi ekibin bir parçası olarak çalışırlar. Aynı şekilde koruyucu ruh sağlığı ve rehabilitasyon hizmetlerinde ruh sağlığı ekibi içerisinde yer alırlar.
Klinik psikolog: Şu anki tanımlamada, lisans eğitimleri üzerine, sosyal bilimler alanında klinik psikoloji üzerine yüksek lisans/doktora yapmış psikologlara denilmektedir. Türkiye’de yüksek lisans eğitimlerinde psikiyatri klinikleri nadiren kullanılmaktadır. Oysa Avrupa Psikolog Dernekleri Federasyonu (EFPA) psikoloji lisans eğitiminde dahi klinik eğitimin esas olduğunu ve bu eğitimlerin de “sağlık kurumlarında” yapılması gerektiğini belirtmektedir. Diğer bir deyişle hasta ile karşılaşmadan, klinik uygulama olmaksızın yapılacak teoriye dayalı doktora programları ile klinik psikolojide yeterlik kazanılamaz.
Sosyal bilimler alanında psikolojinin çeşitli yan dallarında yüksek lisans veya doktora programlarını tamamlamış olan psikologlara verilen bilim uzmanı ya da bilim doktoru ünvanları, işletme, hukuk vb. gibi diğer bilim dallarında verilen akademik ünvanlara karşılık gelmektedir. Bu kişiler akademik ortam dışında sağlık kuruluşlarında çalışmak istediklerinde lisans eğitimi almış psikologların görev pozisyonunda çalışabilirler.
Klinik psikologlar bilimsel geçerliliği kabul edilmiş uluslararası tanınırlılığı olan standardize eğitimlerden geçerek belgelendirilirlerse psikiyatri hekiminin yasal sorumluluğunda ve koordinasyonunda psikoterapi yapabilirler. Aynı şekilde koruyucu ruh sağlığı ve rehabilitasyon hizmetlerinde ruh sağlığı ekibi içerisinde yer alırlar. Klinik psikologlar da psikologlar gibi bağımsız ve bireysel olarak tanı koyamaz ve tedavi yapamazlar.
Psikiyatri hemşiresi
Standart hemşirelik eğitiminin üzerine psikiyatri hemşireliği yüksek lisansı yaparak uzmanlaşmış hemşirelerdir. Birinci basamak sağlık kuruluşlarında ve psikiyatri birimlerinde çalışırlar. Danışmanlık verme, tavsiyelerde bulunma, ruh sağlığının uzun dönemli korunmasında destek verme ve hekimin önerdiği medikal tedavileri uygulama görevlerini yerine getirirler. Psikiyatri hemşiresi bilimsel geçerliliği kabul edilmiş uluslarası tanınırlılığı olan standardize eğitim aldıklarını belgelendirdikleri takdirde bazı psikoterapi yaklaşımlarını psikiyatri hekimi sorumluluğunda uygulayabilirler.
 
Geri