PRoFessor'ün Not Defteri

Konu sahibi son olarak 631 gün önce görüldü
Aşırı dekolte bir elbise bir fahişe için, bir sahne sanatçısı için iş elbisesidir. Ve böyle giyinmesi bir işçinin çalışırken iş tulumunu giymesi kadar doğaldır.
Fahişe olmayan, sahne sanatçısı olmayan bir kadınında günümüzün modern dünyasında aşırı dekolte giymek istemesi yanlış değildir. Ancak yanlış olan; Hem aşırı dekolte giyinip, hemde bir erkek tarafından gerçekten sevilebileceğini, onunla evlenip çoluk çocuk sahibi olup mutlu mesut ömrünün sonuna kadar yaşayabileceğini aklının köşesinden bile olsa geçirip hayal edebilmesidir.
En bahtsız erkek; Eşi aşırı dekolte giyinen erkektir. Çünkü eşi onu her gün, her saat, her dakika onlarca erkekle aldatmaktadır. Hemde gizli saklı değil, alenen, açık açık, göstere göstere.
 
"Temeli yalanla inşa edilen her şey, bir gün illa ifşa olur."

Eddi Anter
Kabile
 
Paraları çok pahalı olanlar: ruhları, bedenleri, hatta canları en ucuz olanlardır.
 
Neredeyse herkes; çocukların masum doğduğuna, melek doğduğuna inanır. Oysa onlar; açlık, cinsellik, saldırganlık vb. iç güdüleriyle diğer hayvan yavruları gibi sıfır ahlak ve sıfır vicdanla doğarlar. Ve doğdukları andan itibarende insan vasıfları kazansınlar diye ahlaklandırılmaya başlanırlar. Fakat malesef, insanları kolay yönetebilmek adına günümüzde hala uygulamaya devam edilen ilkel, yanlış ahlaklandırma yöntemleri bazılarımızı diğer hayvan türlerinden de beter hale koyar.
 
Bana suçluluk duyguları yaşatıp üzen geçmişteki yanlışlarıma baktığımda pek çoğunun; içinde yaşadığım toplum tarafından bana yanlış olarak algılatılmış doğrular olduğunu görüyorum.
 
Olana bitene değil, olumsuz halleri engelleyebilmek için elinizden geldiği halde yapmadığınız şeyler olmuşsa üzülün.
 
Doğası gereği kadın gücün, erkek güzelliğin peşindedir. Kadınsı erkeklerle erkeksi kadınlar istisna.:)
 
Bırak hakikat incitsin seni,
bir yalan avutacağına.
Bırak, kendin olduğun için sevmesinler,
başkası olduğun için alkışlayacaklarına.

Kemal Sayar
 
Deniz dalgalanmaktan durulmaktan, rüzgar esmek ten, yağmur yağmaktan kaçınamaz sa , insan da başına geleceklerden kaçınamaz. Kaçındım zannettiği; başına gelecek olandır.
 
Nasıl bir acıdır bu, yıllardır insanlar doğduğu, büyüdüğü topraklardan güya medeniyete göç ettirildiler,kırsalda köy okulları kapatıldı, iş imkanı kalmadı, ışıltılı büyük şehir hayalleri ile yola çıkan insanlar maalesef sözde büyük şehrin büyük çöplüklerinde harcandı... Bir baba bir eş için yapılası bir iş, yaşanası bir hayat mıdır? Nasıl bir çaresizsizlik?
 
Afrika’da çalışan bir Antropolog bir kabilenin çocuklarına bir oyun oynamayı önermiş.
Ağacın altına koyduğu meyvelere ilk ulaşanın ödülü o meyveleri yemek olacakmış. Onlara; “Hadi, şimdi başlayın birinci olan ödülü alacak” demiş.
Antropologun sözü biter bitmez bütün çocuklar el ele tutuşup, koşup ağacın altına beraber varmışlar ve hep beraber meyveleri yemeye başlamışlar. Çok şaşıran antropolog, çocuklara neden böyle yaptıklarını sorduğunda ise çocuklar şu yanıtı vermişler;
“Bu Ubuntu’ dur. Nasıl olur da diğerleri mutsuz iken birimiz o ödülü yiyebilir ki?”
Daha sonra “Ubuntu”nun anlamını açıklamış çocuklar;
Bizim dilimizde Ubuntu “Ben; biz olduğumuz için “Ben’im” demektir!
1920360_616004921782829_105172973_n.jpg
 
''İnsan, insanlık kötüye gidiyor.'' Yok böyle bir şey, kötülük hep vardı sadece bir zamandır görmezden geliniyordu, yok sayılıyordu. Sadece, başta internet ve medya aracılığı ile İçimizdeki kötüyle, kötülükle yüzleştiriliyoruz. Unutmayalım ki, bir sorunla baş edebilmenin en etkin yöntemi; o sorunu asla halının altına süpürmek değil, tamda o sorunla yüzleşebilmektir. İnsanlık tarihinin başlangıcından bu güne (dört milyon yıldır) insan hem ruhen iyileşmiş hemde fiziksel olarak güzelleşmiştir. Dönemsel olarak bu yüzleşmeler kötüleşme gibi algılansa da insanın ana gelişim yönü her zaman iyiye, her zaman güzele doğrudur.
 
Ağrıları dindiren şey, acı bir ot gibidir.
Hem can yakar. Hem de tedavi eder...
Mevlânâ
 
Bildiklerinin ne kadarını kendine saklaman gerektiğini bilmiyorsan, paylaşacaklarını da nerede, ne zaman ve kimlerle paylaşacağını bilmiyorsan, hiç bilme daha iyi.
 
İçinde yaşadığınız kültür; sizi her saniye, her dakika, her saat, her gün, her zaman aşağılar, suçlar, cezalandırır, kendinizi kendinize aciz hissettirmeye çalışır. Bu nedenle yaşama süreciniz içinde sizinde kendinizi suçlamanız cezalandırmanız doğal yatkınlığınız haline gelir, farkına bile varamazsınız ve kolaycadır. Zor olan ve başarılması gereken kendinizi affedebilmenizdir, ödüllendirebilmenizdir. Her zaman ve her fırsatta, büyük bir yüreklilikle.
 
Para insanın mutluluk sürecini hızlandırır, güzellik ve yakışıklılık ta öyle. Ama intihar eden, depresyona giren dünya çapında pek çok zengin, iş adamı, film artisti ve aktristi biliyorum. Mutluluk sürecimizi hızlandıran en önemli şey; başta sağlık olmak üzere, mutlu olabilmek yeteneğimiz ve çabamızdır
 
150284_1663585593905597_2268768816051973361_n.jpg


Kutup ayısı belgesellerinde bu durumu gözlemleyebiliyoruz. Yavru ayı en çok annesini seviyor ama onu en çok annesi yoruyor. yavru ayı, annemin peşinden gidecem diye kendini paralıyor perişan oluyor. Ama yine de en çok annesiyle huzur buluyor. Ayı yavrusu kendisi için en hayırlısı olan bu davranışı öğrenmiş olarak doğuyor. İnsan yavrusu da öğrenmiş olarak doğuyor ama sonradan kafası karıştırıldığı için, bu zaten doğal olarak yaşanması gereken hali, Şems-i Tebrizi gibi biri bile tuhaf olarak niteliyor.
 
Geri